şükela:  tümü | bugün
  • insanın bir hedefe doğru bütün duygu ve düşünceleri ile yoğunlaşması ve o hedefi yaşamanın tek anlamı olarak görmesidir. birey hedefe kilitlendiği için gözü bir şeyi görmez, hedefe ulaşmak için her şeyi mübah görür. bu adanmışlık psikolojisi ile her engeli yıkmaktan, kırıp dökmekten çekinmez. birey bu adanmışlık psikolojisi ile tutkuyla, heyecanla, coşkuyla, işine ve yaşamına olan saygı ile doludur. dünyaya yön vermiş, davası uğruna her şeyi göze almış önemli şahsiyetler, düşünce adamları ve pek çok sanatçı bu adanmışlık duygusu ile büyük başarılara imza atmıştır.

    (bkz: mustafa kemal atatürk)
    (bkz: mevlana)
    (bkz: mohandas karamçand gandi)
  • adanmışlığın temelinde sevgi yatar. size uygulandığında kimi zaman mutlu bırakır, kimi zaman çok sıkar. siz sevdiğinize uyguladığınızda karşılığını aynı şekilde alıyorsanız sizi eşit kılar, huzuru sağlar yok eğer karşılıksızsa adanmaşlık saflığa dönüşür, aptal sıfatı yersiniz. adanmışlığı adamak birine verebilecek ya da size sunulan en güzel hediyedir. kimi zaman bir hayat olur o ömür olur, kimi zaman soluk, sadece bir nefes.
  • "1998 yazıydı. 20 yaşındaydım ve fransa, yeni inşa edilen stade de france'da, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir futbol ateşiyle dünya kupasını kaldırırken, akranım thierry henry'nin sevincini seyrettim. henry şimdi bir futbol yıldızıydı ve uluslararası şöhret garantilenmişti. bu sırada ben de bacağımda alçıyla koltukta oturmuş pizza yiyordum. o anda aramızdaki başarı uçurumunu göz önünde bulundurarak neler düşündüğümü merak edebilirsiniz. bazılarınızın hayal edebileceğinin aksine, aklımdan geçen şey, "seni aşağılık herif!" değildi. hayır, aklımdan geçen, "orada olmak istiyorum!" oldu. ve, "bir gün orada olacağım." kendime olan o sarsılmaz inancı asla kaybetmedim."

    didier drogbanın biyografisini anlatan kitaptan bir alıntı. tüm gelirler, didier drogba vakfına bağışlanacak olup, okuması eğlenceli ve sürükleyici bir kitap.
  • "eczacı, olağanüstü etkili sonuçlar elde etmek için yılanlar besleyen adamdır." claudius aelianus, de natura animalium
  • patti smith’in son kitabıdır ve adını bir genç kızın mezarında yazan devouement kelimesinden almıştır.

    kitabı okurken üzerine yüzlerce sayfa analiz yapabileceğimi düşünüyordum. paris yolculuğu, tren, albert camus’nün varoluşsal silahı ve gamsız balon...
    ama tüm bunlar üzerine düşünerek okuduğum kitabın son cümlesi her şeyi tek başına açıklıyor.

    neden yazıyoruz? hep bir ağızdan haykırıyor koro.
    çünkü öylece yaşayıp gidemeyiz.
  • makyavelizm ile koşutluk göstermesi ya harikulade ya yıkıcı sonuçlar meydana getirir.
  • tek solukta okuduğum bir patti smith kitabı daha. diğeri için (bkz: çoluk çocuk)

    kitap ve içindeki bir bölümdeki harika hikaye, adını fransızca bir mezar yazısından alıyor. patti'nin her yazdığını onun genç sesiyle okuyorum içimden ve bundan aldığım keyif tarif edilemez.

    abd'de bir evsiz gibi günlerini geçiren patti, kızı tarafından camus'nün evine davet edilip onun el yazmalarına dokunan patti. her yaşının, her yaptığının hayranıyım. sen nasıl bir hayat yaşadın! daha da yaşa. yaz. ilham ol.
  • belki patti smith’in diğer kitapları sanatçıyı tanımayanlar için pek bir şey ifade etmez. ama bu kitap bir yazarın yaratım sürecine dahil olabilmek açısından muazzam bir eser. eminim ki okuyanlar smith’in hayatını merak edip, yazarın diğer kitaplarına geri dönüş yapacaklar.

    kitabı merak edenler için;

    https://www.instagram.com/bookogina/
  • bir şeye ait olma arayışı ile ilintili bir duygu.
    bir savaş askerinde, bir canlı bombada veya tutkuyla yüksek bir duyguya kendini bağlayan birinde olan türde çoğaltılabilir.

    örneğin bir asker gönülsüz gittiği savaştan bile, tarifsiz cehennemi yaşamışsa bir de, büyük zafer öyküleriyle savaşa adanmış bir kimlikle dönebilir. savaşı hayatının en mutlu dönemi olarak tarif edebilir.
    tutkunun dozuna bağlı olarak insanlar sınırlarını zorladıklarında, hayatlarını tehlikeye attıklarında değişirler ve hayat onlara bir nevi değer biçmiş, bir madalya takmıştır onlar da kendilerini böylelikle değerli bulurlar. burada kendini değerli hissetme dolayısıyla bir değer bulma anahtar olabilir. sıradan bir varoluşun monotonluğu içinden sıyrılır bu insanlar. etraflarına yığışan tüm beyhude şeylerden kurtularak çok daha değerli bir şeye, ulvi mertebelere ulaşmış sayarlar kendilerini. bir düşmanla burun buruna gelince ancak dostluğu keşfetmişlerdir belki, diğerkam biri olup çıkmışlardır. ya da birinin hayatını kurtarmış ona can verme fırsatı bulmuşlardır. uğrunda ölünecek bir anlam bulup istedikleri şekilde ölmüşlerdir belki de. ya da hiç kendinde olmayan bir güzelliğin, duygunun parçası olmak için yapışırlar ve adarlar kendilerini o birine, ilaha..

    hep bu adanmış kişi, niyeyse, sokakta elleri cepte boş tenekeye tekme sallayan bir kişiyken ellerini cebinden çıkarmış yukarı kaldırarak herkese müteşekkir onurlu bir kişinin kitsch tablosuna dönüşmüş hayalini getirir gözümün önüne.

    bir şekilde değer bulmak ile adanmışlık kollarını birbirine dolamış, gündelik hayatın kabına sığmayan bu adamı çeşitli kulvarlarda kürsüye çıkarıp bize alkışlatır diye düşünürüm.
    bir şeye adanarak kendine değer biçme gerçekten övülmesi gereken bir durum mudur?
  • güzel türkçemizin derin sözcüklerinden biridir. o kadar derindir ki gündelik yazışma dilinde kullandığınız zaman, ağırlığı, metnin kalanını ezebilir.

    bizim it şirketindeki elemanlar da böyle düşünmüş olacak ki geçenlerde şöyle bir e-posta aldık: "salı gününü bu ekranın testine dedike ettik sizden de full dedikasyon bekliyoruz."

    tabii tabii... kesin sözcüğün derinliğinden bu. yoksa plaza dili ve edebiyatıyla hiç ilgisi yok.

    neyse ki biz de aynı derinlikte bir yanıt yollayabildik kendilerine: "dedik demedik anlamayız, salı günü sizdeyiz."