şükela:  tümü | bugün
  • 19. yy alman romantiklerinden (coşumcu) bir amca. nazarımda, kendisi de araf'ta kalanlardandır.
    (bkz: peter schlemihl)
  • fransız yazar. alman coşumcuları arasında önemli bir yeri olan, şiirleri ve alman halk masallarından alınmış şiir biçiminde öyküleri bugün bile tazeliğini koruyan ve yaşayan, bir öyküsüyle kendini bütün dünyaya tanıtan adelbert von chamisso, 30 ocak 1781'de fransa'da, fransız anne ve babadan dünyaya gelmiştir. ailesinin mülkü olan ve devrim sırasında yerle bir edilen boncourt şatosu üzerine yazdığı bir şiirle, burada geçen çocukluğunu anan şair, fransızlığını hiçbir zaman unutamamış, bununla birlikte alman ruhunu bütün öteki coşumculardan daha çok benimsemiş, alman halk yazınına girmiş ve bu pınardan aldığı esinle yapıtlar yaratmıştır.
    devrim yüzünden yurdunu bırakıp almanya'ya kaçan ailesi, adamakıllı yoksullaşmış ve kentten kente dolaştıktan sonra berlin'e yerleşmişti. 1797 yılında oğulları adelbert'i prusya kraliçesi luise'in yanına verdiler. adelbert fransız lisesini bitirdi, prusya ordusuna girdi ve yirmi yaşında teğmen oldu. her zaman üzüntüyle anımsadığı beş yıllık bir kışla yaşamı başladı. ancak ruhu askerliğe alışamıyordu. kâh geçit törenine giderken kılıcını unutuyor, kâh bölüğünü bulamıyor ve alay komutanından azar işitiyordu. sonra çevresindekilerin ona yabancı gibi davranmaları, ne fransa'ya ne almanya'ya bağlanamama duygusu da onu üzüyordu. buna karşın bu teğmenlik yıllarını boş da geçirmemiş, odasında homeros'u derinlemesine incelemiş, çevresine topladığı edebiyatçı arkadaşlarıyla sanatsal konular üzerine konuşmuş, ilk zamanlarda fransızca, sonraları almanca olarak yazdığı şiirlerini okumuştur. e. t. a. hoffmann ile, fouqué ile, hitzig ve varnhagen ile tanışmış, onlarla birlikte "kutup yıldızı" adında bir şairler birliği kurmuştu.

    bu sırada kıtasıyla birlikte cepheye gitti, fransızlara tutsak düştü, sonra salıverildi, paris'e giderek, oraya dönmüş olan annesiyle babasını aradı. ancak her ikisinin de ölmüş olduğunu öğrendi. zavallılar yıllardır oğullarını çağırmışlar, ancak o, alman ordusundan ayrılamamıştı. bu kez yurdunda, fransa'da kendisini yabancı duyumsadı. "nerede olursam olayım, yurdumu arıyorum" diyor, böylece, almanya'da da, fransa'da da gönlünde bir boşluk duyduğunu anlatıyordu. berlin'e döndü, işsiz güçsüz, başı yerde, karanlık günler geçirdi. kendisini fransa'da bir lise öğretmenliğine çağırdılar. ancak bu iş daha olmadan bozuldu. chamisso paris'te kaldı, burada bulunan alman şairlerinden a. w. schlegel ve uhland'la arkadaşlık etti. schlegel ve uhland onu madam de staël ile tanıştırdılar. bir süre bu kadınla birlikte dolaştı. sonunda protestan almanya'dan başka bir yerde rahat gönülle yaşayamayacağı kanısına vardı. kendisine uğraş olarak doğa bilimlerini seçti. 1812'de, otuz iki yaşında, berlin üniversitesi'nde tıp öğrenimine başladı. bu sırada napolyon'a karşı ayaklanan almanya'da, durumu daha da güçleşti. hem yabancı istilasına uğrayan almanya'yı yurt biliyor, bu korsikalıya karşı gönüllü yazılmak istiyor, hem de almanlar'ın fransızlar hakkında söyledikleri aşağılama, alay dolu sözlerden yüreğinin parçalandığını duyumsuyordu. işte bu günlerde (1813), peter schlemihl'in acayip maceraları adlı öyküsünü yazdı. gölgesini yitiren bir adamın macerasında kendi ruhunun dertlerini yansıttı. gerçi chamisso bu yapıtında böyle bir amaç güttüğünü yadsımışsa da, öyküde kendi üzüntülerinin izi bulunduğu açıkça görülmektedir.
    bir dostuna yazdığı mektupta öykünün nasıl oluştuğunu şöyle anlatır: "bir yolculukta şapkamı, bavulumu, eldivenlerimi, kısacası yanımda neyim var neyim yoksa hepsini yitirdim. "fouqué, 'gölgeni yitirmedin mi?' diye sordu. böyle bir şey olacak olsa ne olurdu diye düşündük. sonra bir gün la fontaine'in bir kitabını okuyorduk, burada kibar bir adamın bir toplantıda cebinden, oradakilerin istediği bir sürü eşya çıkardığı yazılıyordu. ben de, 'tatlı dille istenecek olsa, bu adam herhalde cebinden atla araba bile çıkaracak' dedim. işte böylece schlemihl tastamam hazırdı. kırlık bir yerde, boş zamanım varken, yazmaya başlayıverdim.''
    ancak buna karşın, belki kendisi de ayrımına varmadan ve istemeden, çevresinin ona karşı yurtsuzluğundan dolayı aldığı tavırdan duyduğu derin üzüntüyü, burada şairane bir biçimde dile getirmiş oldu. insanların boş bir şeye, bir gölgeye ne kadar önem verdiklerini, bu yüzden insanı nasıl mutsuz ettiklerini gösterdi. kitap derhal ün kazandı, bütün avrupa dillerine, daha sonra çinceye bile çevrildi. chamisso da, schlemihl gibi, avuntuyu doğa bilimlerinde buldu. 1815 yılında, rus kontlarından romanzof'un araştırma kuruluna girerek dünyayı dolaşmaya çıktı. bütün pasifik adalarını gezdi, oraların bitkilerini inceledi. kalın bir cilt halindeki gezi notları bugün bile merakla okunacak bir yapıttır. sonunda almanya'ya ve oradaki yaşama ısındı, 1819 yılında berlin üniversitesi ona doktorluk sanı verdi. daha sonra bilim akademisi üyeliğine yükseldi, berlin botanik bahçesinde sürekli bir görev aldı. bu sırada alman yazınının en güzel lirik yapıtlarından olan şiirlerini yazdı. halk masallarından aldığı konuları şiir biçiminde öykülere dönüştürdü; hele dünya gezisinden edindiği izlenimlerle yarattığı ve ıssız bir adada yıllarca kalan bir adamın durumunu anlatan salas y gomez adlı uzun şiir, bütün dünya yazınının incilerinden biridir.
    1831'de toplu olarak yayınladığı şiirleri üst üste basıldı; ancak süreğen bir bronşit sağlığını adamakıllı sarsıyordu. yedi yıl bu dertle uğraştıktan sonra, pek sevdiği genç karısının ölümü onu büsbütün hırpaladı. dört gözle ölümü beklemeye başladı ve karısından bir yıl kadar sonra, 21 ağustos 1837'de öldü.
  • gölgeyi kaybetmek nedir?
    en önemsiz gördüğümüz detayların kişiliğimize benliğimize etkisi nedir?
    bir gölgeye ne kadar değer biçilebilir keza konu gölgesini kaybeden bir adamın derbeder hikayesi olunca aslında önemsiz gördüğümüz detayların bizi biz yapan şeyler oluşu ve vazgeçilmemesi gerektiği sonucu çıkarılabilir.beni mutlu eden şeyler nedir diye sorulduğunda beni mutlu eden yine benimdir.ne para,ne eş dost,ne de yanınızı dolduran bir başkasına ait gölge.gölgesini kaybetmiş insanların arasında ,doğru yolda olmasam bile gölgesi olan biri olmak beni mutlu eder.tabi bunu onu kaybetmeden önce anlarsam.anlatabilirsem...
    bkz:peter schlemihl'in garip hikayesi