şükela:  tümü | bugün
  • köy enstitülerinin kapatılmasına öncülük ederek köylüyü cehalete mahkum bırakmıştır. o yüzden toprak ağaları bu adamı çok sever, köylü de cehaletinden sever...

    şehirli de ''ben hangi devirdeysek o kafada numarası yaparım, nasıl olsa para sendeyse nasıl yaşadığına kimse karışamaz.'' der destekler. e haklıdır da: menderes ''siz isterseniz şeriatı getirirsiniz, halkım!'' deyip alkışları kaptığı gün metresinin koynundan çıkıp gelmiştir. bir nevi egemen bağış vak'ası.

    tayyip çok sever, çünkü ''halkı cahil bırakıp, halkın kendi parasıyla yapılan yola dua etmesini sağlama'' politikasının muhteşem mucididir.

    geriye kim kaldı? ahlaklı insanlar. onlar tarafından sevilmez menderes. bu da yeter de artar.
  • anadolu çomarının ilk göz ağrısı adnan menderes neden asılmıştı?

    erdoğan, davutoğlu ve akp ince saz heyeti, her sıkıştıklarında ağızlarından adnan menderes’i düşürmüyorlar. peki menderes neden asılmıştı? işte bu sorunun yanıtı:
    adnan menderes yassıada’da 17 eylül 1961’de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13:21’de idam edildi.

    adnan menderes neyle suçlanmıştı?

    1- örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
    2- 6-7 eylül olayları’na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek, ((as: olaylar dp kurgusu – kışkırtması idi; istanbul’da çok sayıda rum kökenli yurttaşın ev ve işyerleri yağmalandı; 1955)
    3- yasaya aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
    4- bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
    5- devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
    6- halkı demokrat izmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
    7- kırşehir’in haksız olarak ilçe yapılması, (as: seçimi ckmp kazandığı için..)
    8- yargı bağımsızlığının ihlali,
    9- tahkikat komisyonu kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
    10- chp’nin mallarına “haksız” yere el konulduğu iddiaları, gibi nedenlerle.

    peki bunlar idam cezası için yeterli mi?

    içinizde kimileri idam cezasına karşı olabilir. fakat menderes de idama karşı mıydı?
    elbette değildi.. 1951-1960 arasında menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. idamların en dramatik olanı ise, 14 nisan 1955’te casusluk suçundan idam edilen hayati karaşahin idi. infazı, ankara samanpazarı’nda halka açık olarak yapıldı. suçu neydi? rusya için casusluk yapmak.

    menderes’in başka suçları yok muydu? aslında menderes’in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi. abd’nin tepkisinden çekinen cemal gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.

    1- 1951’de menderes’in dp hükümeti kore savaşı’nda amerika için asker gönderdi. amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı kore’de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.
    2- 1952’de nato’nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak seferberlik tetkik kurulu, daha sonraki adıyla özel harp dairesi kurdu.
    3- 1954’te yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. (as: max bell yasası)
    4- tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları (!) için kapatıldı.
    nuri demirağ tarafından kurulduktan sonra ismet inönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, eskişehir tank fabrikası ve kırıkkale silah fabrikası menderes döneminde nato standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar
    5- cezayir kurtuluş savaşı sırasında fransa’yı destekledi. (as: bm’de oylamada çekimser kalındı)
    6- 1954-1958 arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm oldu.
    7- “tahkikat komisyonu”nu kurdu. 15 dp milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. komisyon, 5 kişiden çok yan yana yürümeyi bile yasakladı.
    8- ismet inönü’ye 12 oturum meclisten men cezası verildi
    9- turan emeksiz hükümete karşı istanbul üniversitesi’nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. hüseyin onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.
    10- hukuk’un üstünlüğünü savunan yargıtay başkanı bedri köker, yargıtay başsavcısı rifat alabay, yargıtay 2. başkanlarından haydar yücekök, yargıtay üyeleri melahat ruacan, kamil çoşkunoğlu, faik uras ve ilhan dizdaroğlu ‘görülen lüzum üzerine’ re’sen bir günde emekliye sevkedildiler.

    gerçekte menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 haziran 1950’de (as: seçim 14 mayıs 1950’de, 3 hafta önce yapılmıştı), genelkurmay başkanı nafiz gürman başta olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re’sen emekliye sevk etti. 1950-1960 dp hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım.

    dostlar,

    demokrat parti ve başbakan menderes’in bağışlanmaz sabıkaları

    liste rahatlıkla uzatılabilir…..

    – iktidar karşıtı 147 üniversite hocasının işten atılması
    istanbul üniversitesi rektörü, saygın hukuk bilimcisi ord. prof. dr. sıddık sami onar’ın, izinsiz / hukuk dışı girilen istanbul üniversitesi bahçesinde polis tarafından darp edilmesi ve yerlerde sürüklenmesi..
    – karşıt (muhalif) tan gazetesi baskını ve yağmalanması, matbasının tahrip edilmesi
    – “vatan cephesi” adıyla halkı bölmek için radyodan her gün bu cephe’ye katılanların ilan edilmesi..
    – iktidara geleli (14 mayıs 1950) 1,5 ay olmadan, haziran 1950’de, büyük atatürk‘ün türkçe okunmasını sağladığı ezan’ın yeniden arapça okutulmaya başlanması..
    – inönü’nün yurt gezilerinde engellenmesi, başından taşla yaralanması ve istanbul topkapı’da linçten kurtarılması (bir generalin havaya ateş açması ile..)
    – “odunu aday göstersem seçtiririm” diyerek böbürlenmesi ve ulusa ağır saygısızlığı..
    – “siz isterseniz şeriatı bile geri getirebilirsiniz” diyerek laik cumhuriyet düşmanlarına açık çağrı yapması..
    – veeeeeeeeeeeeee, 1954’te, dünyaya örnek ve cumhuriyetin sigortalarından, gözbebeği kurumlarımız, atatürk‘ün düşünsel öncülüğünü yaptığı, hasan ali yücel ve ismail hakkı tonguç‘un evlatları gibi kolladığı köy enstitülerini, dp başbakanı adnan menderes kapattı.. dp van milletvekili aşiret ağası kinyas kartal tbmm’de,

    “o ağa, bu ağa, benim ineği kim sağa; hani benim marabam??” diyerek feodaliteyi savundu!

    – son olarak; aşırı borçlanma ve israf ile ülkemizi resmen ekonomik – mali bakımdan iflas ettirerek moratoryum ilan etti çok yüksek enflasyon sonucunda temmuz 1958’de muazzam bir devalüasyon ile tl %320 oranında değersizleştirilerek (devalüe edilerek), 1 $ = 2.80 tl iken 1 $ = 9.20 tl yapıldı!

    unutmayalım :

    1952’de türkiye’yi nato‘ya yalvar – yakar sokarak (güney kore’de 700’ü aşkın şehit ve 2 bini aşkın gazi vererek) kontr-gerillayı içimize sokan, yurtsever aydın cinayetleri ile, çorummaraşsivas / madımak… gibi iç isyan amaçlı kırımların ardındaki yasa dışı (illegal) yapıları meşrulaştıran. nato’ya / abd’ye ülke topraklarında çok sayıda askeri üs kurma ve nükleer silah depolama olanağı veren de demokrat parti hükümeti ve başbakanı adnan menderes idi..
    celal bayar cumhurbaşkanı idi. fatin rüştü zorlu ve hasan polatkan da, menderes ile birlikte idam edilen, hükümetin meşruluğunu yitirmesinde başlıca sorumlu dışişleri ve maliye bakanları idi.

    kaynak:
    http://ahmetsaltik.net/…ki-sadece-bir-kez-asabildik
  • turkiye'nin şu an içinde bulunduğu duruma gelmesinin en büyük sorumlularından biri.

    turkiye cumhuriyeti tarihinin en buyuk hatalarindan biri, bu adama idam cezasi vererek yok yere kahraman haline getirmesi ve ayni ekolu surduren partilere tutunacak dal yaratmasidir.
  • aslında 83 doğumlu olduğum için hakkında yorum yazmanın yanlış olacağını bildiğim insan.
    ama o da ne lan benim okumam yazmam vardı di mi? valla yazılanlarda kendisinin gazetelerin matbaalarını kapatma yetkisini meclisten geçiren, (buraya dikkat gazete de değil matbaa yani bi daha başka adla çıkarılması da engellenmiş oluyo) gençleri yok yere kore'de telef ettiren, vatan cephesi (bkz: cephe) diye bişiy kurup halkı bölen, rakip partinin mallarına zorla el koyan, kendine oy vermeyen ili ilçe yapan biri olduğundan bahsediliyodu. ama ben bunların hiçbirine yorum yapamam çünkü 50'li yılları görmek nasip olmadı. walla cengiz han, fatih sultan mehmet, winston churchill gibi tarihi şahsiyetlere entry girenlerin hepsini kınıyorum. orda mıydın da konuşuyon len!!!
  • menderes'in hayatının en ilgi çekici noktalarından biri de 1959 yılında, içinde bulunduğu ve kıbrıs konferansı için londra'ya giden uçağın yaptığı kazadan sağ salim kurtulmasıydı. türk heyetini taşıyan bu uçak yoğun sis nedeniyle bir ormana mecburi iniş yapmak durumunda kalmış, ve aydınlatma da yetersiz olduğundan şiddetle ağaçlara çarpmıştı. menderes hafif yaralarla dışarı çıkmış, maamafih bundan birkaç dakika sonra uçak infilak etmiş ve iki bakan, onun dışında çeşitli bürokrat ve gazetecilerden oluşan on altı kişi hayatını kaybetmişti.
    anlatıyorlar ki, bu kaza o dönemlerde iyiden iyiye gözden düşmüş olan menderes'in çevresinde bir sevgi seli, bir popülarite yarattı. londra dönüşü havaalanında kendisini korkulu rüyası, ezeli muhalifi ismet inönü karşıladı, hararetle geçmiş olsun dileklerini belirtti hatta. sevgi selinin de ötesinde, suistimal edildi bu yarı mucizevi kurtuluş: menderes'in tanrı'nın elçisi, insanüstü, mistik bir varlık olduğu gibi sözler aldı yürüdü.
    sözler yürüdü, menderes kurtuldu, kurtuldu da ne oldu? yaklaşık iki buçuk yıl fazladan yaşadı, o kadar. şimdi sorulsa o kazada ölmüş olmayı tercih eder miydi, bunu merak ediyorum çok.
  • iktidara geldiği günden itibaren vuku bulan bazı "şeyler" aşağıdadır. parantez içindeki yorumlar bana ait değil ama hepsine katılıyorum o ayrı mesele. aşağıda uzayıp giden şeylerin sorumlusunun kim olduğunu lütfen kendinize bir sorun ve "ne ekersen onu biçersin" cümlesini bir hatırlayın. ve bir şeyi daha hatırlayın: bazen öyle şeyler ekersiniz ki, siz öldükten sonra sevdiklerinize biçtirirler. sevdiklerinizin masum ya da namuslu olmasının bir önemi yoktur. zira onlar sizin hatalarınızın cezasını gani gani çekmekten başka bir şey yapamayacaktırlar.

    buyrun:

    29 mayıs 1950 : başbakan menderes “sadece millete malolmuş inkilâpları saklı tutacağız” dedi. (irticaya ilk yeşil ışık yakılmış oldu).

    7 temmuz 1950 : dünya bankası türkiye'ye 16 milyon 400 bin dolar kredi açtı.

    temmuz 1950 : kuzey-güney kore savaşı’nda birleşmiş milletler bütün ulusları, komünist kuzey kore’ye karşı abd’nin geniş katılımıyla oluşturulacak askeri güce katılmaya çağırdı.

    28 temmuz 1950 : türk barışseverler cemiyeti'nin türkiye'nin kore'ye asker göndermesini protesto amacıyla bildiri dağıtmasına izin verilmedi, cemiyet başkanı behice boran ve genel sekreter adnan cemgil tutuklandı.

    25 eylül 1950 : general tahsin yazıcı komutasındaki 4500 kişilik bir tabur, tüm masraflar bize ait olmak üzere ve tbmm kararı olmaksızın kore savaşı’na gönderildi. (bu, başta abd olmak üzere batı’nın gözünde makbul olabilmek için onlar tarafından en geçerli ihraç malımız kabul edilen mehmetçik’in uluslar arası düzeyde ilk pazarlanışıdır).

    3 aralık 1950: arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 eylül 1931 gün ve 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırıldı ve böylece kuran kurslarına yeşil ışık yakıldı.

    12 aralık 1950 : hükümet, chp genel merkez binası’na el koyarak hazine’ye
    maletti.

    20 şubat 1951 : rus yazarların kitaplarının okul kütüphanelerinden çıkarılmasına karar verildi.

    13 mart 1951 : demokrat parti izmir belediye başkanı rauf onursal, chp genel başkanı ismet inönü'nün halife abdülmecit gibi sınır dışı edilmesini istedi.

    12 mart 1951 : demokrat parti konya il kongresi'nde fes, çarşaf ve arap harflerinin serbest bırakılması istendi.

    25 mart 1951 : milli eğitim bakanı tevfik ileri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.

    3 mayıs 1951 : demokrat parti meclis grubu'nda din eğitiminin genişletilmesi istendi.

    4 mayıs 1951 : menderes meclis'te yaptığı konuşmada "halkevleri, halkodaları faşist anlayış ve düşüncelerin ürünüdür. bunlar sosyal yapımız içindeki tümüyle gereksiz, boş, geri ve yabancı unsurlardır" dedi.

    28 mayıs 1951 : menderes hükümeti, işçi sendikalarının faşist ve komünist sistemlerin bir öğesi olarak kurulduklarını ileri sürdü. yeni bir sendika yasası hazırlama kararı aldı.

    22 haziran 1950 : istanbul inönü stadı'nın adı mithatpaşa stadı olarak değiştirildi.

    1 ağustos 1951 : yabancı sermaye yatırımlarını teşvik kanunu çıktı.

    8 ağustos 1951 : hükümet, halkevleri’ne el koydu.

    9 ekim 1951 : devlet iç borçları 2 milyar 565 milyon liraya yükseldi.

    4 kasım 1951 : ilkokulların ders programlarına din derdi konuldu.

    12 ocak 1952 : abd yönetimi, marshall planı çerçevesinde türkiye'ye 58 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasını onayladı.

    21 ocak 1952 : milli savunma bakanlığı, kore'de 34 subay, 46 astsubay ve 1252 erin şehit olduğunu açıkladı.

    5 haziran 1952 : lozan antlaşmasına göre fener rum patrikhanesi’nin başındaki kişinin tc vatandaşı olması gerekir. bu ilke ilk kez abd’den uçakla gönderilen athenagoras’ın türkiye’ye sokulması ile ihlal edildi. başbakan menderes athenagoras’ı ziyaret etti ve elini öptü.

    18 şubat 1952 : nato’ya katılma protokolünü 1951 yılında londra’da imzalayan türkiye, 18 şubat’ta örgüte resmen üye oldu. bunun neticesi olarak topraklarımıza abd askeri üsleri kurulmaya başlandı.

    24 aralık 1952 : “anayasayı yaşayan dile çevirmek” şeklinde adlandırılan yasa önerisi ile 1945 yılında türkçeleştirilmiş olan anayasa metni, yürürlükten kaldırıldı. 24 nisan 1924’te kabul edilmiş olan teşkilat-ı esasiye kanunu yeniden uygulamaya kondu, anayasadaki öztürkçe kelimeler ayıklandı. ( örneğin; “bakanlıklar”, “vekalet” oldu, genelkurmay başkanlığı’nın adı “erkan-ı harbiye-yi umumi reisliği” şeklinde değiştirildi ).

    21 ocak 1953 : petrollerimizin işletilmesiyle ilgili ilk anlaşma bir abd şirketiyle yapıldı.

    9 nisan 1953 : maliye bakanı hasan polatkan, döviz açığının 553 milyon dolar olduğunu açıkladı.

    17 nisan 1953 : ev kiralarına yüzde 100, dükkan kiralarına yüzde 150 zam yapıldı.

    18 ocak 1954 : yabancı sermayeyi teşvik kanunu kabul edildi.

    27 ocak 1954 : 6234 sayılı yasayla köy enstitüleri kapatıldı.

    7 mart 1954 : petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan ve max ball adlı bir yabancının hazırladığı petrol yasası meclis'te kabul edildi.

    8 mart 1954 : basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten basın kanunu kabul edildi. hakaretle suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.

    18 nisan 1954 : mersin'de seçim konuşması yapan ana muhalefet lideri inönü dp'lilerin saldırısı ile engellendi, inönü alandan zorlukla kaçırılıp kurtarılabildi.

    14 mayıs 1954 : tbmm ilk toplantısını yaptı.celal bayar yeniden cumhurbaşkanı seçildi. adnan menderes, kabineyi kurmakla görevlendirildi. seçimlerden hemen sonra celal bayar “ince demokrasiye paydos” söylemiyle, antidemokratik yasalarla tedbirlerin sürdürüleceğinin altını çiziyordu.

    30 mayıs 1954 : muhalefet lideri osman bölükbaşı’yı seçen kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı. bununla da yetinilmedi ve bölünerek eski ilçelerinden bir kısmı ile nevşehir ili kuruldu.

    14 haziran 1954 : seçimlerde chp’ye oy veren malatya ceza amacıyla bölünerek adıyaman ili kuruldu.

    21 ağustos 1954 : liseler 11 sınıfa indirildi.

    8 nisan 1955 : istanbul'da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.

    9 haziran 1955 : türk bayrağını yırtmaktan sanık 4 amerikalı beraat etti.

    ağustos 1955 : karadeniz gezisine çıkmış olan chp genel sekreteri kasım gülek, sinop'ta tutuklanarak istanbul'a getirildi ve bir gün hapiste kaldı. (ertesi yıl benzer bir geziye kalkışması ve rize'de dükkân sahiplerinin elini sıkması, gösteri yürüyüşü sayılarak 6 ay hapse mahkûm olacaktır).

    5 eylül 1955 : (daha sonraki yıllarda demokrat parti’nin bir tertibi olduğu ortaya çıkacak olduğu üzere) istanbul ekspress gazetesi’nde atatürk’ün selanik’deki evine bomba atıldığı haberi yayınlandı.

    6 eylül 1955 : atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, “kıbrıs türktür” cemiyetinin istanbul taksim meydanı’nda düzenlediği açık hava toplantısı, 6-7 eylül olaylarını başlattı. çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü. istanbul, ankara, izmir’de sıkıyönetim ilan edildi.

    7 eylül 1955 : olaylar diğer kentlere de sıçradı tbmm olağanüstü toplandı.
    hükümet kendi tertibi olan olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, bir taşta iki kuş vurarak onlardan da kurtulmak amacıyla yeni bir planı uygulamaya koydu. emniyet amirlikleri’nce komünist olarak bilinen 48 kişi, tahrik ve tahrip suçlamasıyla tutuklanıp harbiye’ye getirildi. idam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında aziz nesin, kemal tahir, dr. can boratav, asım besirci, hasan izzettin dinamo da bulunuyordu.

    15 ekim 1955 : demokrat parti’de muhalefet yaptığı gerekçesiyle 9 milletvekili partiden ihrac edildi. onları destekleyen 10 milletvekili de kendi isteği ile partiden ayrıldı. “onbirler hareketi” diye anılan bu milletvekilleri, bakanlar hakkındaki iddialarda, “ispat hakkını yasaklayan kanunun” kaldırılmasını sağlayacak bir fıkranın anayasaya eklenmesini istiyorlardı.

    24 ekim 1955 : (nazlı ilıcak ile ömer çavuşoğlu’nun babası olan) bayındırlık bakanı muammer çavuşoğlu, 6/7 eylül olaylarında uğradıkları kayıplar dolayısıyla, izmir'deki yunan konsolosluğu'na, (suçluluk psikozu içerisindeki hükümet adına resmi özür yerine geçmek üzere) yunan bayrağı çekti ve uluslarası düzeyde özel bir yalakalık örneği verdi..

    8 nisan 1956 : başbakan adnan menderes , muhalefeti, "siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik"le suçladı.

    31 mayıs 1956 : chp genel başkanı ismet inönü, "adım adım mutlakıyete gidiyoruz " dedi.

    7 haziran 1956 : demokrat parti hükümetinin hazırladığı yeni basın kanunu mecliste kabul edildi. hürriyet partisi adına konuşan turan güneş, "bu kanunla, değil basın özgürlüğü, basın bile kalmayacak" dedi.

    13 ağustos 1956 : bakanlar kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.

    17 nisan 1957 : atatürk orman çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi. (atatürk’ün elleriyle oluşturduğu ve türk halkına armağan olarak bıraktığı bu çiftliğin bugün yarıyarıya yağmalanmış olmasına yol açan süreç de böylece başlamış oldu).

    6 mayis 1957 : istanbul, ankara, eskisehir, adana ve bursa'da işçi sendikalari kapatildi.

    31 mayıs 1957 : bakırköy derbi lastik fabrikası hammadde yokluğundan kapandı, 720 işçi işsiz kaldı.

    6 temmuz 1957 : hükümet, istanbul gazeteciler sendikası'nı bir süre için kapattı.

    20 ekim 1957 : dp’nin din istismarı hızlanıyor. menderes adana’da yaptığı seçim konuşmasında “ istanbul’u ikinci bir mekke, eyüp sultan camiini de ikinci bir kâbe yapacağız” dedi.

    27 ekim 1957 : ’57 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin en şaibeli seçimleridir. iktidarın tertip, baskı ve sandık hileleri tepkilere, kan akmasına neden olmuştur. en vahim olaylar gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce chp’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra chp’lilerin cumhuriyet bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. olayları yatıştırmak amacıyla askerî uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dahil her yöntemi kullanmak gerekmiştir. aralarında ali ihsan göğüş ve cemil sait barlas gibi önde gelenlerin de bulunduğu chp’liler tutuklandılar ve 5,5 ay hapiste kaldılar.

    29 ekim 1957 : gaziantep olayları ile seçim günü mersin’de bir chp’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.

    1 kasım 1957 : yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.

    mart 1958 : demokrat parti örgütlerinin ramazan ayı boyunca camilerde düzenlediği mevlitlerin propaganda amacıyla devlet radyosundan naklen yayını uygulaması başlatıldı.

    30 nisan 1958 : et sıkıntısını gidermek için yeni zelanda'dan koyun eti dışalımı yapıldı.

    16 temmuz 1958 : ortadoğu'daki muhtemel karışıklıklara müdahale etmek amacıyla 11 bin abd askerinin incirlik üssüne indirilmesine başlandı.

    19 temmuz 1958 : nükleer silah taşıyan abd uçakları incirlik üssüne indi.

    2 agustos 1958: uluslararası para fonu (imf) baskısıyla, cumhuriyet tarihinin en yuksek orandaki devaluasyonu yapilarak 1 dolar 2,80 tl’den 9 tl’ye çıkarıldı. devalüasyon orani yüzde 221 oldu.

    4 ağustos 1958 : imf turkiye'ye 250 milyon dolar kredi verdi.
    6 eylül 1958 : başbakan adnan menderes, "idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…" diyerek muhalefeti tehdit etti.

    21 eylül 1958 : başbakan menderes, chp'nin parti olmadığını, ismet inönü'nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi

    18 ekim 1958 : zile’yi ziyaret eden inönü’nün karşılanmaması için ev ve işyerlerinden çıkmaları kaymakam tarafından yasaklanmaya çalışılan halkla güvenlik güçleri arasında uzun süren çatışmalar yaşandı. halka karşı tazyikli su, cop/dipçik, göz yaşartıcı bomba kullanıldı, havaya ateş açıldı.

    19 ekim 1958: başbakan menderes, said-i nursî’nin yaşadığı emirdağ’da nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı. menderes’in emirdağ’ı bu ziyaretini özel bir destek işareti olarak değerlendiren said-i nursî, bu olaydan sonra ülke içinde gezilere başladı. ( menderes risale-i nurların ilk kez serbestçe basılması için 1956’da talimat vermiş ve kağıt tahsisi yapmıştı).

    2 mart 1959: menderes’in müsteşarı (mason) ahmet salih korur, eyüp sultan cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi. korur’un imzasıyla davetlilere gönderilen iftar çağrıları, 2 mart 1959 değil, 2 ramazan 1378 tarihini taşıyordu.

    5 mart 1959 : türkiye ile abd arasında ikili bir askeri bir antlaşma imzalandı. abd'nin diğer bağdat paktı ülkeleriyle de imzaladığı bu ikili antlaşmaya göre, bu ülkelere doğrudan ya da dolaylı bir saldırı söz konusu olduğunda, abd ülkenin isteği üzerine gerektiğinde silahlı kuvvetlere de başvurarak yardımda bulunacaktı. bu maddede yer alan “dolaylı saldırı” kavramının, irak’ta yaşanmış olan darbe benzeri bir tehditle karşılaşıldığında abd’nin mevcut iktidarın yardımına koşacağı anlamına geldiği yorumu yapıldı. çünkü nato antlaşması çerçevesinde, abd’nin bir “dış saldırı” konusunda zaten yardım taahhütü bulunmaktaydı.

    15 nisan 1959 : başbakan menderes bindiği giresun ve refakatindeki gelibolu muhripleri ile ispanya’ya gitti. bu, bir örneği daha önce ve daha sonra hiç görülmemiş pahalı bir görgüsüzlük örneği olarak tarihe geçti.

    4 mayıs 1959 : chp genel başkanı ismet inönü’nün arabası istanbul topkapı'da trafik müdürü tarafından durduruldu. çevrede organize olarak toplanmış ve içirilmiş zorbalar tarafından araba sarıldı. bir binbaşının olaya müdahale edip askerlere emir vermesi sonucu inönü son dakikada linç edilmekten kurtuldu. olaya yayım yasağı kondu. aynı gün cumhuriyet halk partisi milletvekilleri protesto amacıyla meclis oturumuna katılmadılar.

    13 temmuz 1959 : trabzon'da bir amerikan üssü kuruldu.

    1 ocak 1960 : lüks otomobiliyle bir süredir yurt gezilerini sürdürmekte olan said-i nursi istanbul'a geldi.

    5 ocak 1960 : mersin’e gitmekte olan menderes’in önüne tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan ali bayat adlı bir şahıs çıktı ve bacaklarının arasına sıkıştırmış olduğu beş yaşındaki çocuğu göstererek “uçak kazasından kurtulduğunuz için oğlumu size kurban edeceğim” dedi, son anda engellendi.

    ocak 1960 : said-i nursî’nin doğu illeri valilerine yazdığı bir mektup chp’liler tarafından ele geçirilince basında yer aldı. said-i kürdî mektupta şunları söylemekteydi : “ şark bölgesinde komünistliği 60 bin nursî sayesinde önlemekteyim. bu 60 bin talebenin içinde bir iki ahlaksız da çıkabilir. bunları kitlemize mal etmek doğru değildir. bu yüzden bölgenizde risale-i nurlar toplattırılmamalıdır. nasıl ki arapça ezan okutturduk ve bu sayede müslümanları demokrat parti cephesinde topladığımız malumunuzdur. şimdi de dağıttığımız bu risale-i nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız. müslüman demokratların göstereceği yardıma güveniyorum. bundan ötürü birkaç defa ankara’ya gittim,müslüman vekillerle görüştüm.. bilhassa başvekil sayın adnan bey ve (milli eğitim vekili)tevfik ileri ve sayın (içişleri vekili) namık gedik’ten bu neticeyi tayin ettim…. saidi nursî “

    27 nisan 1960 : meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli tahkikat komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi. 12 chp milletvekili 3-6 , inönü ise 12 oturum meclis’ten çıkarılma cezası aldı. inönü’nün konuşmasının tutanaklardan silinmesi kararı alındı. oturumdan çıkarılma cezası alan chp milletvekilleri direnince genel kurul salonundan polis zoruyla çıkarıldılar. komisyonun ilk icraatı, ülkedeki tüm siyasal etkinliklerin ve meclis görüşmelerinin yayınlanmasını yasaklamak oldu.
    kurulan komisyon; sivil ve askerî savcılarla yargıçların tüm yetkilerine sahip olacak, istediği ev ve kuruluşu basabilecek, öngördüğü evrak, belge ve eşyalara el koyabilecek, gazeteleri toplatabilecek ve matbaalarıyla birlikte kapatabilecekti. komisyon kararlarına karşı gelmenin veya savsaklamanın cezası üç yıla kadar hapis olacaktı.
    dp’nin yargı yetkisini özel bir heyete veren bu kararı açık bir anayasa ihlaliydi ve iktidardan düşüp yargılandıklarında sorumlu tutuldukları en ağır suçu oluşturdu.
    28 nisan 1960 : tbmm görüşmelerini haber yapmaya kalkışan tüm gazeteler toplatıldı.
    28 nisan 1960 : istanbul üniversitesi öğrencileri, üniversite merkez binasında hükümet aleyhine gösteri yaptı. güvenlik güçleri, gösterilere müdahale etti. güvenlik güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör sıddık sami onar , tartaklanarak emniyet müdürlüğü'ne götürüldü. polis çaresiz kaldı, ordu birlikleri çağrıldı. gösterilerde, orman fakültesi öğrencisi turan emeksiz polis ateşi sonucu vurularak öldü, 40 kişi yaralandı. üniversiteden çıkıp sirkeci’ye kadar ilerleyen gençlerin karşı tarafa geçmemesi için köprüler açılarak geçiş kesildi. ankara ve istanbul'da sıkıyönetim ilan edildi.

    hala anlamayan varsa da genel bir özet de geçilmiş tüm bu mevzular ile ilgili:

    dp'nin belleklerde kalmış olan güçlü ve başarılı yönü ekonomik kalkınmada büyük bir canlılık ve heyecan yaratabilmesiydi. bu yönden kusuru ise, kalkınmayı plansız yapması ve maliye’yi iflasa sürüklemesi oldu. 27 mayıs darbesine yol açan etkenlerden biri de herhalde budur. dp'nin öbür olumsuzluklarından bazılarını da şöyle belirtmek gerekir :
    -çoğulculuğu, yani azınlığın / muhalefetin haklarını kabul etmeyen, muhalefeti vatan hainliği ile eşdeğer gören, sonuçta da zulme varan baskılara dayalı ilkel bir demokrasi anlayışı,
    -anadolu aydınlanmasında büyük önemi olan halkevleri ve halkodaları ile köy enstitülerinin kapatılmasında göze çarpan bir kültür yıkıcılığı
    -chp’nin din konusunda vermeye başlamış olduğu ödünlerin ivme kazandırılarak çok ileriye götürülmesi, din istismarının önemli bir politik silah haline getirilmesi, günümüzde sıkıntısı çok çekilen sapık tarikat örgütlenmelerinin önünün açılıp güçlendirilmesi,
    -atatürkçü dış politikanın tümüyle terk edilmesi, özellikle abd’nin telkin ve kotarması sonucu bazı paktlara girilmesi, ulusal kurtuluş savaşı veren kuzey afrika ülkeleri (tunus, fas, cezayir) ne karşı sömürgeci devletlerin desteklenmesi, süveyş kanalı'nı millileştiren nasır'a karşı ingiltere'nin yanında yer alınması, özetle batı’nın dümen suyuna girilmesi.
    -yabancı sermaye'nin özendirilmesi için, kapitülasyon koşullarına benzeyen, "yabancı sermayeyi teşvik kanunu" ve "petrol kanunu" çıkarılması,
    -(cumhuriyetin ilk 27 yılının iki katından daha fazlasını on yıla sığdıracak şekilde) yoğun bir biçimde dış borç alınması, popülist politikalar sonucunda ekonominin sarsılması, 50’li yılların ortasından itibaren piyasada mal ve hammadde sıkıntısı çekilmesi, karaborsa yaşanması, sonuçta maliyenin iflası ve nihayet 1958 yılında dış borçlar ödenemez duruma geldiği için cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlı devalüasyonunun yapılması,
    -anayasa dilini değiştirme girişiminde olduğu gibi dil devrimi düşmanlığı, “tevhid-i tedrisat” ilkesinden uzaklaşılması,
    -inönü'nün canına kastetmek, 6/7 eylül olaylarını düzenlemek gibi olaylarda somutlaşan hukuk dışı bir anlayış;
    -abd ile yapılan çok sayıda -kimisi sözlü olan- ikili anlaşma ile abd'ye çok geniş bir hareket alanı sağlanması, bağımsızlık konusunda hiç de titiz bir tavır sergilenmemesi.

    kaynak: http://www.celaltoroglu.com/tr/article.asp?id=55
  • adnan menderes üzerine yapılan tartışmalarda ufak bir kafa karışıklığı var. netleştirmek için belirtelim.

    bir olayı, bir dönemi değerlendirirken en dikkat edilmesi gereken nokta kronolojidir. dini bir yorum yapacaksanız dinde, politik bir yorum yapacaksanız siyasette kronolojiye hakim olmalısınız.

    menderes döneminde idam cezası uygulanmaktaydı. idam cezasını darbeyi yapan tayfa icat etmiş değildi. kendisi başbakanken astığı insanlar vardır. (bu dönemde asılma fiili en masum fiildir) menderes daha chp'nin yılmaz bir neferiyken, "yeterince cumhuriyetçi değil" diye asılmasını bizzat önerdiği insanlar olmuştur. kendisinin doğu illeri üzerine chp'deyken söylediklerini bugün "uluyan" vekillerden bile duyamazsınız.

    menderes 6 eylül 1958'de balıkesir mitinginde, o sırada türk tarihinin şanlı komutanları arasında çoktan yerini almış olan inönü'ye hitaben ''idam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya'' demiştir.

    menderes, karşısında seçime girecek insanları rutin olarak idamla tehdit eden bir insandı. idama hiçbir zaman karşı olmadı. yargılandığı mahkemede bile idam cezası üzerine bir tartışma olmamıştır. iktidarı kesintisiz devam etseydi, astığı insanlara istiklal savaşı komutanı inönü'yü ekler miydi bilemiyoruz. ama döneminde idam cezası favori cezalardan biriydi.
  • adnan menderes güzellemesi yapanlar eski kuşaksa, genelde asıl dertleri güç sahibi oldukları eski güzel günlerdir. cumhuriyet yoktur, asanlar kesenler bellidir, toplum nüfuz sahipleri ve diğerleri diye ayrılır. bu nüfuz ağalıktan mı, şeyhlikten mi, askerlikten mi, bürokrasiden mi gelir onlara fark etmez. gelsin yeter. adnan menderes'in toprak ağalığının mis gibi tezek kokusunu özlerler. bedeli varsın ülkenin sefalete düşmesi olsun, işgal edilmesi olsun, ekonomik sömürge haline getirilmesi olsun, onlar için fark etmez. kendi sefil çıkarlarından gayrısı önemsizdir ki zaten fırsat buldukça parayı verenin papağanlığını yapmaktan gocunmazlar. işte ben de sırf bu nedenle bu tiplerden haz etmem. gücü herkes isteyebilir, güce ulaşmak için çalışabilir, bu herkesin hakkıdır ama bunun için kendinden gayri her şeyi ateşe atmaya hazır olanların kabul edilecek bir yanı yok. bu tiplerin kullanmayı en sevdiği laflardan biri de müstemlekedir ve cumhuriyeti kuran liderleri ve onların çizgisinden gidenleri yermek için sık sık kullanırlar ve bu türün özelliği olan pişkinlik ve ikiyüzlülükle, kurtuluş savaşı ve sonrasında diplomasi sayesinde dönemine göre siyasi ve ekonomik olarak saygın, güçlü ve bağımsız bir ülke haline geldiğimizi yok sayarlar. fakirin fukaranın, kimsesizin de nüfuz sahipleri kadar hayatta eşit şansa sahip olacak olmasını anlayamazlar, sindiremezler. normal şartlarda toplumdan dışlanması ve bir köşede deli saçmalarını tekrar etmeye terk edilmesi gereken bu hazımsızların ülkede baştacı edilmesi aslında bir tür uyarı, bir hastalık belirtisidir.

    adnan menderes güzellemesi yapanlar yeni kuşaksa, bu çok büyük bir ihtimalle yukarıda saydığım, eşit şartlarda rekabete girmeden gücü elinde tutmak isteyenlerden ve onların çizgisinde giden tiplerden kulaktan dolma dinledikleri yalanlara inananlardır. biraz açıp ne nedir diye baksalar, içinde vicdan kırıntısı olanlar kendisini zaten hak ettiği yere yerleştirirler.

    bugün bazı çevrelerce anlatılan adnan menderes'le, icraatleriyle tarihte yerini almış adnan menderes aynı kişi değildir. bugün yaşatılmaya çalışan adnan menderes imgesi, kaynağını ve gücünü tarihe dayandırmak isteyenlerin yarattıkları bir personadır, bir tür ideolojik alettir. demokrat parti'nin ve adnan menderes'in yediği haltları allayıp pullayıp olumlu göstermeye çalışırlar. dikkat ederseniz, onun yaptığı hataların hepsinin bugün tekrar edildiğini görebilirsiniz. sebebi de aynıdır: kişisel istikbal ve güç zehirlenmesi. bırakın vatan millet sevgisini şunu bunu, adnan menderes'in vatanla da milletle de sevgiyle de işi yoktur. demokrat parti türk siyasi tarihinde partilerin isimlerini, yıkacakları ilk kavramdan alması geleneğinin nadide bir örneğidir. adnan menderes de çok partili hayata geçiş gibi çok önemli bir deneyimi, kendi istikbali ve güç hırsı için harcamış, bu deneyin demokrasiye geçilememesiyle sonuçlanmasına neden olmuştur. demokrasi diye yola çıkıp kendi tiranlığını kurmaya koyulmuştur.

    kendisi, sosyopat özellikler gösteren, rahatsız bir insandır. kendisi de evli ve çocuklu olan adnan menderes'in ikisi de evli olan ayhan aydan ve suzan sözen'le girdiği ilişkilerde takındığı tutuma bakarsanız anlarsınız. evli kadınla, kocası evdeyken ilişkiye girip karşılığında kocanın tayin işini gördürecek kadar midesiz bir insan. gücünü en son noktaya kadar diğer insanlar üzerinde uygulama hevesinin tezahürü.

    kendisi, demokrasi diye otokrasiyi savunan otoriter bir lider. sadece basınla ilgili yaptıkları bile yeter. bugüne çok benzeyen uygulamalar var. demokratlığının sınırlarını anlamak için tahkikat komisyonuna bakmak bile yeterli. 16 üyeli komisyonun 16 üyesi de demokrat partili ve bu komisyonun soruşturma ve yargı yetkisi var. üstelik verdiği kararların temyiz yolu da kapalı. yani bu parti üyeleri ne ceza verirse koşulsuz şartsız uygulanacak. komisyonun yetki alanı? basın ve muhalefetin eylemleri. çok demokrat bir parti. komisyonun derdi chp'yi kapatıp kaybedeceği belli olan seçimi kazanmak. seçimi göremeden darbe oldu. o günün öğrencileri ve üniversite hocaları kendisini protesto edince, dinlemek yerine yok etmek isteyen biri. chp döneminde işe başlayan sansaryan han işkencehanesi en görkemli günlerini demokrat parti döneminde yaşamış, sorgu sırasında görevlileri atlatıp (!) intihar etmek için pencereden atlayıp ölen siyasi tutuklularla meşhur olmuştur.

    kendisi, 6-7 eylül olaylarında başbakan olarak kılı kıpırdamamış biridir. şehir dışından kamyonlarla eli bir örnek sopalı insanlar getirilmiş, bu insanlar önce rum vatandaşlarımızın, sonra denk getirdikleri diğer gayrimüslim vatandaşlarımızın evlerini, dükkanlarını, kiliselerini yakıp yıkıp yağmalarken, iki gün boyunca şehirde asayiş askıya alınmış, insanların kişisel çabaları dışında güvenlik için tek bir adım atılmamıştır. yağmalanan dükkanlar, evler, tecavüz edilen kadınlar, öldürülen insanlar. o dönem aniden zengin olanların izi sürülse çok ilginç isimlere rastlanabilir. bu olayın hesabı hiç sorulmamıştır. ayrıca sanırım tarihimizde, atatürk'ün adı kullanılarak yapılan ilk provokasyon bu olabilir. 1991 yılında bu olayların özel harp dairesinin planlamasıyla yapıldığı itiraf edildiyse de kimse arkasını soruşturmadı.

    kendisi, ülke evlatlarını harcanacak mal gibi görmüştür. bizi, nato üyeliğinin diyeti olsun diye ilgimizin alakamızın olmadığı kore savaşı'na sokmuştur. abd ve ingiltere'den sonra en çok kayıp veren ülke türkiye'dir. nasıl olabilir bu? şöyle: takviyeli birlik gönder, eksildikçe yeni askerle sayıyı tamamla. çok dahiyane değil mi? tabur zaiyat aldı, geri çekilelim düşüncesi yok. ölen ölür, bizde ölmeye adam mı yok? abd askeri rahatça geri çekilsin diye harcadılar yüzlerce genç çocuğu. bir de 23 sentlik asker hikayesi vardır. ona da bir bakmak lazım. bugüne çok benzer işler. o gün de siyasetçi eliyle basın-yayın kullanılıp deli gibi propaganda yapılıyordu ki insanlar evlatlarını göbek ata ata ölüme göndersin.

    daraldığım için kısa keseyim, 1957'de tarihimizin en büyük devalüasyonu yaşandı ve cukkalanan abd yardımlarıyla yaşanan saltanat paraların suyunu çekmesiyle sonuna yaklaşınca, köküne kibrit suyu dökülen ekonomi krize girdi. adnan menderes döneminde 1950'lerin başında ekonomik büyümeden bahsedilir ve doğrudur. aynı 2000'lerdeki gibi eloğlunun parasıyla, hibesiyle büyüme yaşanmıştır. ama ne pahasına? bir toprak ağası başa geçtiği için olsa gerek, tarımda makineleşme artarken işsizlik de artmıştır. makineler ırgatın yerini aldıkça ırgata yol görünmüştür. bu yolun sonu 2000'lere kadar devam eden büyük iç göçü tetiklemiştir. alınan tüm yardımların, paracıkların büyük şehirlere yatırım ve cukka için kullanılması nedeniyle osmanlı'dan kalan orta çağ anadolusuna geri dönülmüş ve sıkı durun 22 milyon insan 50 yıl içinde ülkenin çoğunlukla batısına göç etmiştir. tamam tarımsal işsizlik arttı ama 1950'lerde büyümüşüz işte daha ne, büyüyen ekonomide iş imkanları artar derseniz, o iş öyle değil derim. çünkü bu becerikli başbakan döneminde tarımsal büyümeye karşı sanayi küçülmüştür. tarımın ekonomideki payı 42'den 45,2'ye çıkarken, sanayinin payı 15,2'den 13,5'e düşmüştür. menderes kuzu kuzu abd'nin dikte ettirdiği tarım toplumu türkiye rolünü kabul etmiştir. "marshall planı türkiye özel misyonu başkanı russel dorr, 1951 yılında yaptığı bir açıklamada, '... hür dünyanın kuvvetlenmesi, türkiye’de istihsalin artmasıyla dostlarına hayati ihtiyaçları olan gıda maddeleri, kömür ve malzeme ihracatıyla elde edilebilir" diyor. gıdadan kasıt da buğday. sayfa 10 ve 14'e bakabilirsiniz. chp'nin denk bütçe ve kontrollü büyüme ile halka zenginlik getirmemesinin yarattığı tepkiyle esip gürleyen menderes, emekle yetenekle çalışmayla zenginleşmek yerine, sağ partilerin en bayıldığı propaganda yöntemine başvurup, milletin havadan ve hızla zenginleşeceğini müjdeleyen "her mahalleye bir milyoner" vaadiyle atıp tutarak bugüne kadar istikrarlı bir şekilde bozulmayan yegane siyasi geleneğimiz olan popülizmle 1957'de ülke ekonomisinin tabutuna çiviyi çakmıştır. daha iç göçle başlayan yağma kültürüne falan hiç girmiyorum.

    adnan menderes budur. chp yöneticileri ve haliyle ismet inönü eğer isteselerdi, demokrat parti'nin çıkışına izin vermez, ülkeyi paşa paşa tek partiyle gittiği yere kadar götürebilirdi. bence yanlış olurdu o ayrı. demeye çalıştığım şey, güç ellerindeyken bunu paylaşmak için önayak olmuş olmaları. 46 seçimlerinde şok yaşayıp hile yapmışlar ve demokrat parti iktidarını geciktirmişlerdir. bunun tartışılacak bir yanı yok. ama öyle ya da böyle çok partili hayata geçmiş, 1950 seçiminde de iktidarı kavgasız gürültüsüz adnan menderes'e teslim etmişlerdir. adnan menderes de o iktidarı alıp tarihimizin ilk gerçek demokrasi denemesinin içine etmiştir. 10 yıllık iktidarının özeti bir önceki cümlenin son iki kelimesidir. kendisinde tipik zayıf karakterli siyasetçi refleksi vardır. "iktidarımı kaybedeceğime ülkeyi ateşe atarım daha iyi” refleksi de diyebiliriz.

    askeri darbe sonrası asıldı ve hak etmediği bir paye elde etmiş oldu. menderes'e demokrasi şehidi demek acı bir şakadır. askerlerin yaptığı yanlıştı evet ama bu menderes'i temize çıkarmaz. menderes kötü bir insan ve kötü bir siyasetçidir. ülkeye iyiliği değil, çok temel konularda bolca kötülüğü olmuştur. ülke insanının refah ve mutluluğunu artırmak için çalışmak yerine kendi kişisel çıkarları için çalışan, ülkenin geleceğini düşünmek yerine şahsının ve partisinin geleceğini düşünen her siyasetçi gibi kötü anılmayı hak ediyor. kendisini kötü biliyorum.
  • döneminin en ünlü tsm sanatçılarından ayhan hanımla gayrimeşru ilişkisinden olan bebeğini doğumdan hemen sonra öldürtebilen, emniyet müdürünün eşiyle olan münasebetleri tüm istanbulda konuşulan, dahası ailesi toprak ağası olduğu için daha (bkz: demokrat parti) kurulmasından evvel toprakları derebeylerine dönmüş “ağalardan” alıp, topraksız köylülere dağıtılmasını öngören toprak reformuna şiddetle karşı çıkmıştır.
    türk toplumsal devrimi açısından hayati önemde olan (bkz: köy enstitüleri)‘ni ‘sosyalizmi çağrıştırıyor’ gerekçesi ile chp yıllarından beri şiddetle eleştirmiştir. temelde ise kızlarında okullara gitmesini engellemek ve dogmatik fikirlerin egemen olduğu türkiye kırsalının çağdaş fikirleri edinmesinden çekinmesi idi, zira bir beyanında bu eğitimli sorgulayan kitlenin kendilerine olan teveccühü (ne kadar tanıdık değil mi?) yıprattığını beyan etmişti.

    6/7 eylül 1955 olayları ise “atamızın selanik’teki evi kundaklandı” yalan haberi ile çıkan ekspres gazetesinin hükümet eliyle yayılması neticesinde atatürk gibi tüm ülkelerin saygı ile andığı ve onun eseri olan saygın türkiye devleti o iki gün boyunca ve sonrasında korkunç söylemlerle ve yağmacılıkla suçlanacağı “l’istanbul pogrom” yani 6/7 eylül olayları ile tarihe geçti. beyoğlu ve şişlide bulunan tüm gayrimüslimlere ait dükkanlar, kiliseler, evler ve mezarlar saldırıya uğramış bir çok gayrimüslim vatandaşımız öldürülmüş ve ya sakat bırakılmıştır. özellikle kız çocukları ve kadınlar hatta iki 13 ve 11 yaşlarında ki erkek çocuk toplu tecavüze maruz kalmış, çocuklardan biri öldürülmüştür. özellikle feriköy ermeni mezarlığında ki tüm mezarlar kırılmış bazı mezarlar açılmış ve çevreye atılmıştır.
    beyoğlu ve istiklal üzerinde ki tüm mağazalar yağmalanmıştır. st antuanda dahil olmak üzere aya triada, surp hovhan kilisesi dahil olmak tüm kiliselere saldırımış ve kundaklanmaya çalışınmıştır.
    türkiye ilk kez ve yüklü miktarda dış borç almak zorunda kalmıştı hatta alınan bu borç tutarının akıbeti konusuda oldukça gizemliydi ancak hala tutarlı bir cevap verilmiş de değildir.
    bu arada dönemlerinde türkiye nato’ya kabul edilmek adına kore’ye asker yollamış ve nato angajmanı söylemi ile pentagon’dan gelen istek ve öneriler ile kendi askeri ve stratejik kararlarında değişime gitmiştir. yine nato’ya dahil olmak adına amerikan askerlerinden sonra en çok asker kaybı veren türkiye’dir. bazı söylencelere göre ve dönüp şimdi o tarihler incelenince türk askerinin kore savaşına dahil olmasından hemen sonra parlak zaferler alınmaya başlanmış ve sonuç olarak kore savaşı amerika’nın bizzat dahil olup zaferle nihayetlendirdiği ilk ve tek gerçek savaştı.
    (ancak tekrar ediyorum türkiye dahlinden sonra gerçekleşen zaferler ve nihai sona hızla ilerme neticesinde olan bir kazanımdı amerika açısından)

    kısacası adnan menderes tüm kararlarında “yapılmaması lazım gelen” ne varsa inatla ve tüm kötülüğüyle onu yapmıştır.
    kapatılan uçak fabrikalarından tutun, çeşitlenmiş ve öz kaynak temelli türk tarımını bitirmiş, kasaba kurnazı / şark kurnazı kavramlı insanlar varetmiş dahası bunları da egemen kılmak adına elinden geleni yaparak önlerini hep açık olacak şekilde düzeni evriltmiştir.
    mekanı cennet olsun sayın başbuğ ve diğer vatansever subayların (belki de kontrollerinden çıkarak) haklı ihtilalleri canavarlaşarak aslında tüm hataların yegane sorumlusu olan menderes’i, hasan polatkan ve fatin rüştü zorlu’yu idam ederek hem haklı davalarını yıkmış hem de bu isimleri bir anda “suçlu” olmaktan alıp “demokrasi şehidi” kabullenişine sokmuştur.
    yıllar sonra o korkunç idamın olduğu ada ise beş yıldızlı otel resortu inşa etmiştir. (elbette menderes’in anıldığı program unutulmadı ve yaraşır bi şeyler yapıldı)

    o yüzden duyar kasmak, anlamaya çabalamak ve olumlamak değilde hainliklerine dair bi kaç yaşanmışın ifadelerimizde yer bulması önemli diye düşünüyorum zira zat-ı şahaneleri su katılmamış bir hain idi.
    ancak hayatı kendisi dışında tüm ülke ve ülkenin geleceği adına cehenneme çevirirken ulusal atasözümüzü unutmuştur*
    keser döner sap döner gün gelir hesap döner
    ateşin bol olsun
  • islamcılar bu adamı tek parti diktasına son verdi, ezanı asli haline döndürdü, müslümanlar üzerindeki baskıyı kaldırdı ayaklarına yere göğe sığdıramazlar. o zaman o kadar ileri gitmişler ki saidi nursi "islam mücahidi adnan menderes" gibi bi hitapla başlayan bi mektup bile yazmıştır.

    şimdi elemanın türkiyeye zararlarını, zatı alileri ile başlayan, 9. ile devam edip targıtla taçlanan elli yıllık yozlaşmayı filan açıklamayı bir tarafa bırakıp bir tezata dikkat çekmek yerinde olacaktır.

    bu islam mücahidi kişinin iktidarı döneminde lübnan'da müslümanlar ve hıristiyanlar çarpışmaktadır. türkiye de menfaatleri gereği hıristiyanları desteklemekte ve silah sevkiyatı yapmaktadır beyrut havaalanı'na. yine bir uçak lübnan semalarına doğru yol alırken müslümanlar havaalanını ele geçirir, uçak da inince müslümanların eline geçer. durum anlaşılır ve skandal.

    aslında burada şartları bilmeden eleştiri getirmek yersiz. uluslararası ilişkilerde duygusallık olmaz. yani niye hıristiyanlara yardım edildiğini yargılamak abesle iştigaldir. ama pek muhterem yurdum müminlerinin ifade ettiği gibi bu adam mücahitse din kardeşlerine karşı hıristiyanlara yardım etmesi bir paradokstur. öyle değil mi muhteremler?

hesabın var mı? giriş yap