1. ilk haftalarda alışmanın çok zor geldiği* aydın merkezde mevzilenmiş* harika tıp fakültesi.

    -oğlum rahat ol sen, yatay geçiş garanti burdan istediğin yere

    +biz nerdeyiz?
    -burası üniversite sanırım?

    +abi bi amfimiz bile yok ya, ühühüh
    -olsun oğlum merkez kampüse yeni yer yapıyolarmış, sene sonunda ordayız mis gibi
    +iyi de abi il özel idare binasının* dümdüz konferans salonunda 107 kişi, dandik bi projektör ve bilgisayar dışında neyimiz var! labaratuarlar bile ebelerle hemşirelerin binasında, onların bile binası var.

    bu ve buna benzer pek çok konuşmayla yavaş yavaş alışmaya başlarsınız aslında. dersler başlar, hocaları görür, gözlemlersiniz. dersler daha da ilerler ve siz şunun farkına varırsınız: çok kaliteli, kendini iyi yetiştirmiş, öğretmek için elinden gelen herşeyi yapan hocalar vardır, hatta bazısı sizi o kadar zorlar ki, zorlamada da haklıdır çünkü doktor olmak hiç de kolay değildir, bazı değerleri ve şimdiye kadar öğrenemediğiniz çoğu şeyleri size öyle kavratır ki, aslında size ne kadar değer verdiğini anlarsınız. tüm öğrencilerine genelde çok disiplinli görünür, ama bunu eğitmek için yapar ve onları gerçekten olgunluğa ulaştırır. anlattıklarım sadece tek bir hoca* içindi, daha ne babacan hocalar, anne şefkati taşıyan bölüm başkanları vardır adütf'de.

    doktor olmayı seçmenize çok sevinirsiniz. puan meselesi yüzünden isteksizce doktor olmayı istemiş, ama aslında doktorlukla uzaktan yakından ilgisi olmayan kimselerin aksine hayattan zevk alırsınız, öğrendiğiniz şeyler çok hoş gelir, hocaların ve ortamın çok büyük etkisi vardır bunda. bir izmir yada istanbuldaki tıp fakültelerindeki kadar olmasada, çeşitlilik, farklılık o kadar fazladır ki. konuşmaya ve tartışmaya dayalı derslerde; bazen hiç konuşmazsınız bile, hayran hayran konuşanları dinlersiniz, düşüncelerin çok ilginç ve çok çeşitli olması bile sizi çok mutlu eder.

    güzel arkadaşlarda bulursunuz tabiiki. güzel anılarınız olur. eğitimi sadece biyokimya, anatomi yada fizyolojiden ibaret olmamakla birlikte tıp kültür sanat, entegre hekimlik uygulamaları, iletişim becerileri gibi belki de en az diğerleri kadar gerekli olan dersler de vardır. neredeyse 2 haftada bir farklı üniversitelerden hocalar konferansa gelir.

    bunun gibi pek çok şey vardır daha saymakla bitmeyecek. sonuçta halinize şükredersiniz, iyi bir hekim olacağınıza dair kendinize güveniniz tam olur.

    (bkz: yanlış önyargılar)

    yalnız ufak birşey var; insanı bazen çileden çıkaran.
    (bkz: üniversitede sandalye kapmaca oynamak)
  2. misak-ı milli sınırları içerisinde kendine ait bir eğitim binası olmayan tek tıp fakültesidir bu. ama buradan mezun olana da diploma veriyorlar falan ilginç tabi. bize verilen söz seneye kesin olarak aytepe deki merkez kampüse taşınılacağı yönündedir. bunların dışında hocalarla diyalog soğuk üniversite ortamı tarzı değildir burada. mekanın küçük olmasının da etkisiyle özellikle temel tıp bilimlerindeki hocalarla öğrenciler aile gibidirler.
  3. cerrahi branşlardaki üstün başarısı ! dilden dile dolaşan tıp kurumu.
  4. (bkz: yeni tesislerimizle hizmetinizdeyiz)

    merkez kampüsteki tıp fakültesi binası, üniversite hastanesinin yeni binasından önce tamamlandı da rahatladık çok şükür. artık kampüsteyiz.
    her şeye rağmen seviyorum ben bu okulu.

    hocalar iyi, cidden aile gibiyiz; öğrencilerle hocaların arası çok sıcak. yeni binamızın arka cephesinden petrol boru hattı(!) geçse de (bu otantik bir görüntü oluşturuyor, kabul) gayet memnunuz, nihayet amfilerimiz var, kendimize ait amfimiz. güzel laboratuvarlarımız, geniş ve ferah koridorlar, ve en güzeli de kuzeye -harika dağlara, zeytinliklere- bakmamız. efkarlandığınızda ya da aşırı mutlu olduğunuzda kendinizi doğadaki harika nimetlerin arasına sürükleyebiliyorsunuz. minik bir hayvanat bahçesi var dibimizde ya da ben öyle zannediyorum; 3 tavus kuşu, 2 ceylan, bi' dünya paçalı tavuk ve bunların horozları, koyun, koç, kırlangıç-kırılangıçlar.

    bir de yeni bir inşaat var dibimizde kapalı yüzme havuzu yapıyorlarmış. biz de şaşırdık, evet.

    .

    seviyoruz, o da bizi seviyor.
  5. senelerdir internlerine yemek veremeyen bir hastanesi vardır.
    kaç defa dilekçe yazıldı, kaç defa ilgili hocalarla görülüşüldü, başka hocalardan telefonlar edildi, tüm yollar denendi, gene yok, gene yok.

    anlamıyorum altı üstü bir tabilot yemek.

    eski hastane binasında iken "siz de görüyorsunuz işte, imkanlarımız kısıtlı, yeni binamıza taşındığızda böyle sorunlar olamayacak arkadaşlar" sözleriyle oyaladırlar, hiç bir gelişme olmadı. onca şikayetten sonra dün tekrar başhekim yardımcısı hocayla görüşüldü, "ben bir kaç yeri arayayım yarın gelin" cevabı alındı. bugün gidildiğinde ise hastane yönetiminin yemek ihalesi alırken interm hekimleri hesaba katmadığı (!), şu anda ise ilgili firmanın daha fazla kişiye yemek sağlamasının ihaleye giripte kazanamayan diğer firmalara (daha fazla satış yapılacağı için) haksızlık olacağı, bu nedenle yemek verilemeyeceği cevabı alındı.

    stajey hakimler maaş alır, stajyer polisler maaş alır, stajyer askerler maaş alır, teorik eğitimini tamamlayan bu meslek adayları tüm sosyal haklara sahipken biz tıp öğrencileri değil staj yaparken, tüm günümüzü yardımcı hekim olarak, yani çalışarak geçirdiğimiz internlik döneminde bile para almayı bırakın, altı üstü bir tabilot yemeğe bile ulaşamıyoruz.

    nöbete kalırsınız, tüm geceyi hastanede geçirirsiniz, acildesinizdir, bulunduğunuz yeri terk edemezsiniz ve hastane yönetimi sizden kantinden aldığınız tostla tüm gece çalışmanızı ister. aç karnına daha mı iyi çalışacağımızı düşünüyorlar?

    hayır geçrekten inanmak istiyorum, gerçekten isteyip de ayarlamayadıklarını düşünmek istiyorum, ancak hocaların çoğunun türkiye koşullarına göre üst düzey gelire sahip olduğu, hazırlanmasında trilyonların harcandığı bir hastanede maliyeti adam başı 4 lirayı geçmeyecek bir yemeği çalışan intern hekimlere sadece nöbet tuttukları gece vermek bir kaç yıldır yapılamayacak zorlukta olmamalı.

    uzun çabalar sonra gelen edit: geçen gün nöbetteyken yemek yedim!
    buradan sabri hoca, eray hoca ve m. altınışık hocaya teşekkür ederim.
  6. ekonomiden, para idaresinden anlamayan yöneticilerin olduğu yer. her odaya lcd televizyon takalım, 8 tane asansörümüz olsun, çalışanların hakları zaten önemli değil anlayışını benimsemiş adamlarca yönetilen yer. haziran 2010 itibariyle iflas bayrağını çekmiş ve ikinci bir karara kadar çalışanlarına nöbet ve döner sermaye ücretlerini dağıtmayacağını duyurmuştur yönetim.
    bir doktorun 1400, bir hemşirenin 1200 tl ile, belirsiz bir süre boyunca geçinmesini salık vermişlerdir.

    (bkz: aferin)
    (bkz: harikasın)
    (bkz: öpüyorum)
  7. bugun neredeyse butun gun boyunca telefonlarina ulasamadigim daha dogrusu telefonlari surekli mesgul calan fakultedir. telefonlari acik birakip bir yere mi gittiler nedir? internetten de baska bir iletisim numarasina ulasamadigimdan telefon sarjimi bitirmeye dogru gidiyorum. oysa ki soracagim 5 dakikalik bir soruydu...
  8. 1. dünya savaşı yıllarının sahra hastanelerini andıran eski binasından taşınmasıyla gerçek bir tıp fakültesi olabilmiş tıp fakültesi. ki bu da 2009-2010 akademik yılının ortalarına raslar. ondan önceki dönemi biz, öğrenciler olarak hatırlamak istemiyoruz.
  9. seneye kadavrası olmayacak korkusuyla bu seneyi bitiren öğrencilere sahip fakülte.

adnan menderes üniversitesi tıp fakültesi hakkında bilgi verin