şükela:  tümü | bugün
  • misak-ı milli sınırları içerisinde kendine ait bir eğitim binası olmayan tek tıp fakültesidir bu. ama buradan mezun olana da diploma veriyorlar falan ilginç tabi. bize verilen söz seneye kesin olarak aytepe deki merkez kampüse taşınılacağı yönündedir. bunların dışında hocalarla diyalog soğuk üniversite ortamı tarzı değildir burada. mekanın küçük olmasının da etkisiyle özellikle temel tıp bilimlerindeki hocalarla öğrenciler aile gibidirler.
  • cerrahi branşlardaki üstün başarısı ! dilden dile dolaşan tıp kurumu.
  • senelerdir internlerine yemek veremeyen bir hastanesi vardır.
    kaç defa dilekçe yazıldı, kaç defa ilgili hocalarla görülüşüldü, başka hocalardan telefonlar edildi, tüm yollar denendi, gene yok, gene yok.

    anlamıyorum altı üstü bir tabilot yemek.

    eski hastane binasında iken "siz de görüyorsunuz işte, imkanlarımız kısıtlı, yeni binamıza taşındığızda böyle sorunlar olamayacak arkadaşlar" sözleriyle oyaladırlar, hiç bir gelişme olmadı. onca şikayetten sonra dün tekrar başhekim yardımcısı hocayla görüşüldü, "ben bir kaç yeri arayayım yarın gelin" cevabı alındı. bugün gidildiğinde ise hastane yönetiminin yemek ihalesi alırken interm hekimleri hesaba katmadığı (!), şu anda ise ilgili firmanın daha fazla kişiye yemek sağlamasının ihaleye giripte kazanamayan diğer firmalara (daha fazla satış yapılacağı için) haksızlık olacağı, bu nedenle yemek verilemeyeceği cevabı alındı.

    stajey hakimler maaş alır, stajyer polisler maaş alır, stajyer askerler maaş alır, teorik eğitimini tamamlayan bu meslek adayları tüm sosyal haklara sahipken biz tıp öğrencileri değil staj yaparken, tüm günümüzü yardımcı hekim olarak, yani çalışarak geçirdiğimiz internlik döneminde bile para almayı bırakın, altı üstü bir tabilot yemeğe bile ulaşamıyoruz.

    nöbete kalırsınız, tüm geceyi hastanede geçirirsiniz, acildesinizdir, bulunduğunuz yeri terk edemezsiniz ve hastane yönetimi sizden kantinden aldığınız tostla tüm gece çalışmanızı ister. aç karnına daha mı iyi çalışacağımızı düşünüyorlar?

    hayır geçrekten inanmak istiyorum, gerçekten isteyip de ayarlamayadıklarını düşünmek istiyorum, ancak hocaların çoğunun türkiye koşullarına göre üst düzey gelire sahip olduğu, hazırlanmasında trilyonların harcandığı bir hastanede maliyeti adam başı 4 lirayı geçmeyecek bir yemeği çalışan intern hekimlere sadece nöbet tuttukları gece vermek bir kaç yıldır yapılamayacak zorlukta olmamalı.

    uzun çabalar sonra gelen edit: geçen gün nöbetteyken yemek yedim!
    buradan sabri hoca, eray hoca ve m. altınışık hocaya teşekkür ederim.
  • ekonomiden, para idaresinden anlamayan yöneticilerin olduğu yer. her odaya lcd televizyon takalım, 8 tane asansörümüz olsun, çalışanların hakları zaten önemli değil anlayışını benimsemiş adamlarca yönetilen yer. haziran 2010 itibariyle iflas bayrağını çekmiş ve ikinci bir karara kadar çalışanlarına nöbet ve döner sermaye ücretlerini dağıtmayacağını duyurmuştur yönetim.
    bir doktorun 1400, bir hemşirenin 1200 tl ile, belirsiz bir süre boyunca geçinmesini salık vermişlerdir.

    (bkz: aferin)
    (bkz: harikasın)
    (bkz: öpüyorum)
  • seneye kadavrası olmayacak korkusuyla bu seneyi bitiren öğrencilere sahip fakülte.
  • şimdiiiii herkesin kendi üniversitesini ve bölümünü yerin dibine sokma aşamasını atlayaraktan, kampüsün hastaneye uzaklığı, öğrenci yaşamı gibi detaylar için bir kaç dakikanızı yeşil edebilir miyim?

    egenin serin sularına uzak denen okul.
  • saçma sapan bir okuldur.

    öncelikle birinci sınıfların koordinatörü olarak prof. dr.mehmet dinçer bilgini atamıştır. kendi alanındaki başarıları vs umrumda değil, birinci sınıflara 3 kurulda 30'ar saat biyofizikgibi bir ders koymak nasıl bir kafayla yapılmış bilmiyorum. öğrencinin iyiliğini düşündüğünü söyleyerek adam akıllı genetik, biyoloji, fizyoloji veya anatomi öğrenebilecekleri zamanları biyofizik gibi bir dersle ellerinden almıştır. bu adamın yaptıklarını daha sonra okumak isterseniz işte link.

    ikincisi tıp fakültesinin kalitesi olması gerekir, kusura bakmayın özellikle adü gibi bir okulda tıp öğrencisi ile bir mühendislik öğrencisi bir tutulmamalı. bakın ezdiğimden, küçük gördüğümden vs değil, sadece ihtiyaçlardan bahsediyorum. durumu söyle özetleyeyim, bir üniversite düşünün ki kütüphanesi günde sadece 12 saat çalışsın, önünde şenlikler, konserler, müzik yarışmaları için seçmeler yapılsın. bunu dile getirerek tıp fakültesi binasındaki işlevsiz bir odayı çalışma odası olarak kullanmak istediğimizi söyledik ve bizi kırmadılar. buraya kadar çok güzel ancak bir tıp fakültesine yakışacak şekilde 7/24 açık ve kullanılabilir olarak kalmalıyken, önünde gece kalan öğrenciler için yiyecek içecek otomatları olmalıyken, saat 17.15'te dersi biten öğrencileri için yapılan çalışma salonu saat 20.00'dan sonra güvenlik tarafından boşaltılıyor. gerekçe ise ısınmanın maliyetli olması ve öğrencilerin güvenliği. her ikisi için getirilen çözümler kulak arkası edildikten sonra ise bir çalışan ağzından kızlı erkekli (!) kalındığı için geceleri açık bırakılmadığına dair bir şeyler kaçırdı.

    üçüncü olarak bir sınav sistemi hayal edin, bu sınav sisteminde 3 puanlık soru yüzünden 30 puanlık soruyu çözemiyorsunuz. açıklamak gerekirse 3 dersiniz olsun. x y z diyelim. x ve y dersinin 30 puanlık teorik, 4 puanlık uygulama sorusu olsun, z dersi de yine 30'a 2 olsun diyelim. kurul sınavından önce tüm uygulama sınavları yapılsın ve 30 puanlık sorunun uygulama puanlarının yarısını alamazsan sınavda o soruyu çözeme. yani x sınavının uygulama sınavından 1.9 alırsan sınava 66 puan üzerinden giriyorsun. uygulamalar bu kadar önemliyse yapılması gereken uygulama sınavının puanını yükseltmekken saçma sapan bir baraj sistemi uygulanması anlamsız. tüm barajlar yıkılmalı.

    sadece klinik öncesi içi konuşacak olursak derslerin anlatılışı çok kötü. mustafa hoca gibi taş bir biyokimyacıyı, alpàrslan gökçimengibi bir histocuyu ve bunun gibi çok sınırlı bir iki hocayı saymazsak derslere gelip dinlemekle dinlememek arasında pek de bir fark yok. bazı hocaların slaytlarının yanlış bilgilerle dolu olduğunu kendi gözlerimle gördüm. özellikle devam zorunluluğu denilen bir şey yüzünden sınıfta aslında olmak istemeyen yüzden fazla öğrenci yüzünden oraya bir şeyler öğrenmek için gelen 50 tane öğrencinin başı yanıyor. yani demem o ki öğrenciyi derse çekip şevkle dinlemeleri için bir sebep yaratmak yerine devam zorunluluğuyla herkesin işini zorlaştırıyorlar.

    kadavra yok demiş miydim? en son 23 tane bağış vardı, ölmelerini falan bekliyorduk.

    sonra sınav yapılıyor bu okulda. eğitimde amaç ne olmalı? öğrenciye bilgi vermek, onun o bilgiyi kullanmasını sağlamak. sonuçta kimse hocalara bu yıl en az 100 büt, 60 tekrar istiyorum demiyor. (diyor mu lan yoksa?!?) bu ortamda yapılan sınavların bilgiyi ölçmek yerine öğrenciyi elemek üzerine kurulu sınavlarla yapılmasını kafam hala almıyor. mesela guyton üzerinden örnek vermek gerekirse bilenler bilir bölüm 9-23 arası olaşım sistemi olmalı. bu aralıkta tansiyonu etkileyen faktörler, uzun süreli, kısa süreli kontrol mekanizmaları üzerine soru sorulması gerekirken kalpte sinyal iletisi en hızlı nerededir, en yavaş nerededir gibi bir sorunun sorulmasını hala aklım almıyor. aynı şey hocanın bu soruyu kimse yapamayacak diyip telefon şebekesi ve telefon görüşmelerinin nasıl sağlandığı hakkında sorması için de geçerli.

    bu arada eğer okulun o ince, çelimsiz pencerelerinden ovanın sonralarına doğru bakacak olursanız belki uzakla, çook uzaklarda denizi görebilirsiniz.

    edit: imla düzeltmeleri yaptım. ayrıca eklemek istediğim bir iki şey var. okulumun hakkını da az biraz yemişim sanki. tamam, mükemmel değiliz, hatta mükemmel olmaya yakın bile değiliz ancak ülkedeki bir kaç tıp fakültesini hariç tutarsak (bunu aralarda iyi olanların olma ihtimalini düşünürek yazıyorum) o kadar da kötü değil. yani ulan çocuğa bak neler yazmış, bu okula gidilmez demeyin. gidilir, ben şahsen tekrar bir tercih yapacak olsam yine tercihlerimin arasında olurdu. daha ayrıntılı soru sormak isteyen olursa da çekinmesin, yazsın, yardımcı olmaya çalışırım. `