şükela:  tümü | bugün
  • gestapoda yahudi departmaninin basinda uzun sure final solution ile ugrasmis ve en sonunda kudusteki mahkemesinde hakime "neden ben, o zamanlar herkes yahudileri olduruyordu" seklinde savunma yapmis kisi..
  • mossad ajanı rafi eitan'ın başını cektiği ekibin,arjantiden müthiş bir operasyonla israel'e kaçırdığı nazi subayı.
  • israilde yargılanan ve idam edilen, mahkeme kayıtlarına internetten ulasılabilen alman nazi subayı.
  • (bkz: adolf hitler)
  • hannah arendt eichmann için şöyle demiştir: "fazlasıyla nomal, ortalama, hatta basmakalıptı: sıradan bir devlet memuruydu. dünyanın en sıradışı cinayetlerinden sorumlu bu adam, bunları olabilecek en sıradan güdülerle, iyi bir vatandaş olma isteği, terfi etme gayreti, görev duygusu ve nezih toplum inancıyla işlemişti. eichmann da kötülük bir ihlal, bir yasatanımazlık ya da bir kuraldışılık değil, tersine daha baştan yasaya boyun eğmekti. herkesi şaşırtan da buydu: şeytani bir zekayla falan değil, inanılmaz bir bayağılıkla konuşuyordu eichmann;idam edilmeden önceki son söleri bile, yasaya uymanın verdiği kıvancı yansıtan klişelerle doluydu."
    arendt'e göre kudüsteki davanın öğrettiği buydu:
    eichmann tüm dünyaya kötülüğün ürkütücü, akıl almaz, dile getirmesi zor bayağılığını göstermişti ve kriminal ilkelere göre örgütlenmiş bir toplumda bu bayağılık dünyaya, insanın doğasında var olan tüm kötücül güdülerin toplamından daha büyük bir felaket getirmişti.***
    "eichmann kudüs'te: kötülüğün bayağılığı üzerine rapor" 1963 (eichmann in jerusalem: a report on the banality of evil)
  • israil hukuk tarihinde yargilanip idam cezasi infaz edilen ilk ve tek kisidir.
  • yanılmıyorsam arjantin'de yakalandığında tavşan yetiştiriciliği yapıyormuş. mossad ajanları bir süre izlemişler kendisini ve gerçekten kendisinin kendisi olduğuna karar verince bir çırpıda yakalamışlar.
  • 1960 yılında israil istihbarat teşkilatı tarafından arjantin'de yakalanarak israil'e kaçırılan ve kudüs'te yargılanan otto adolf eichmann, hannah arendt 'e "kötülüğün sıradanlığı" (banality of evil) kavramını icad ettirten adamdır. soykırım sırasında gestapo yahudi ofisi yöneticisi olarak avrupa'nın her tarafından getirilen yahudileri toplama ve imha kamplarıa nakletmekle görevli olan eichmann, mahkemede, kendisinin sadece yasalara uygun davranan, devletin verdiği görevleri yerine getiren bir yurttaş olduğunu söyler. eichmann'ın savunması sırasında kullandığı jargon, dili sığ ve sıradandır. sürekli basmakalıp cümleler, bürokratik bir dil kullanır. arendt onun "klişe olmayan tek bir cümle bile kurmaktan aciz" olduğunu söyler. arendt'in eichmann'da gözlemlediği tek şey "kör bir itaat" duygusudur. onun davranışlarını yönlendiren şey aptallık değil, düşüncesizliktir" (thoughtlessness). bu düşünce yoksunluğuna arendt şu örneği verir:
    "(eichmann) asla ne yaptığının farkında değildi. polis soruşturmasını yürüten bir alman yahudisinin karşısında aylarca oturup içini dökmesi, tekrar tekrar ss'de niçin sadece teğmen rütbesine kadar yükselebildiğini, terfi edememesinin kendi suçu olmadığını açıklaması tam da bu hayal gücü yoksunluğunun sonucuydu... onu dönemin en büyük suçlularından biri haline getiren -asla aptallıkla aynı şey olmayan- saf bir düşüncesizlikti." (eichmann in jerusalem: a report on the banality of evil", 287-288)
    arendt, bunun üzerine, eichmann'da gözlemlediği bu sıradanlık, ne yaptığını bilmeme, düşünememe ve yargılayamama halini "kötülüğün sıradanlığî" olarak adlandırır. eichmann davası, ahlaki ve politik yargının insan yaşamındaki merkezi önemini düşünmesine vesile olarak, arendt'in hayatında önemli bir dönüm noktası yaratacaktır.
  • rivayete göre idama götürülürken yahudileri kastederek, etrafında ki askerlere umarım en kısa zamanda arkamdan gelirsiniz demiştir. himmler in kankası.
  • sanıldığı kadar cesur bir adam değildir kendisi.

    şöyle ki; arno gruen'in bir kitabında anlatıldığına göre, ''...milyonlarca kişinin ölüm emrini vermiş bir adam olarak eichmann, tarihte kendi görüntüsünün ayrıntılarına dair aldatmacalı bir pazarlığa girebiliyordu. ama arjantin'de kendisini tutuklayanların karşısında bağırsaklarını boşaltmak zorunda kaldığı vakit, tuvalete oturduğunda başındaki muhafıza dalkavukça 'şimdi yapabilir miyim?' diye sormuştu. en özel bedensel ihtiyaçlardan birinin giderilmesi sırasında, iradesini bir başkasına devretmiş, ama aynı zamanda da dış kimliğinin görüntüsü üzerinde pazarlık etmişti.''