şükela:  tümü | bugün
  • şimdi anlatacaklarıma pek çoğunuzun inanmayacağını biliyorum. kimileriniz beni troll olmakla itham edecek, kimileriniz ise iflah olmaz bir deli. gerçek şu ki; 1500 lira maaşla çalışan bir fabrika işçisi olarak, gezegendeki pek çok erkeğin rüyalarını süsleyen saatler yaşadım bu akşamüstü.

    izin verin de anlatayım;

    6 ekim 2016, kadıköy dolaylarında bir kafe..

    her zaman ki köşeme kurulmuş, gabriel garcía márquez'in, benim hüzünlü orospularım kitabını okuyordum. kapı aralığından esen rüzgar, tiz bir uğultu ile camları zorluyor, kuru yaprak hışırtısı ruhumu okşuyordu.

    latte dolu bardağımın yanında duran samsung s iii minim, fukara-elit bir sözlük yazarı olduğumun itirafıydı. kulaklarımda survivor'dan aşina olduğum buika'nın hoş tınısı.

    56. sayfanın 5. cümlesine henüz yeni gelmiştim ki..

    kapı usulca açıldı.

    türk kızı olamayacak kadar melez, yuvarlak popolu, esmer tenli, gülmeyi ve dans etmeyi sevdiği her halinden belli olan bir bayan içeri girdi. sarhoş edici cazibesiyle saniyeler içinde tüm mekanı etkisi altına aldı. böğürtlenli tofita gibi kokan bu esrarengiz kadından gözlerimi kaçıramadım. daha yakından görebilmek için sandalyemden doğruldum.

    * * *
    mekan kalabalıklaşmıştı. insanların yüzünde nedenini çözemediğim bir yaşama sevinci vardı. sanki dünyada hiç kötülük yokmuşçasına herkes gülümsüyor, şakalaşıyordu. biliyor musunuz, bazen böyle anlar olabiliyor. herkesin güzel çıktığı fotoğraf karesi misali, herkesin mutlu olduğu zaman ve mekanlar da mümkün. sanırım bu da o anlardan biriydi.

    gözlerimi ondan alamıyordum. bugüne değin karşılaştığım en düzgün, en doğurgan kalçalara sahipti bu kadın. kıvrımlı poposunun kokusunu, pürüzsüz teninin kekremsi tadını hayâl edebiliyordum. böylesi bir canlıya sahip olmak için bir erkek ne yapmalı?

    bedük'ten bi dans etsek çalıyordu.

    havada uçuşan notaları görebiliyordum. hızla ağaçların arasından geçen kuşların havada bıraktığı izi, yerdeki karıncanın ayak seslerini duyabiliyordum. varoluş bir metin belgesine dökülmüş, her bir şeyi tek tek okuyordum. tüm dünyayı soluyordum..

    işte tam o an kendi kendime bir söz verdim. bedeli ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, bu kafeden onsuz ayrılmayacağım.

    * * *

    tüm cesaretimi toplayıp masadan kalktım. ayaklarım beni istemsizce ona götürüyordu. yaklaştığımı fark edince mavi gözlerini üzerime dikti. bakışlarının vücudumu delip geçtiğini hissediyordum. bir salise olsun gözlerimi kaçırmadan kararlı adımlarla yanına sokuldum.

    - merhaba. sizi nereden tanıyorum?

    + ben lima, adriana lima. manken olan.

    - tahmin etmiştim. (gülümseme)

    + bana eşlik etmek ister misiniz? menajerim tarafından ekildim de.

    - elbette, büyük bir keyifle.

    5 dakika sonra..

    - demek adana limanı başlığını açan sendin?

    + insanlar seni merak ediyor biliyorsun.

    - iyi de ben koyu bir katoliğim. sansürsüz pozlar vermem ki.

    + biliyorum adriana, sadece küçük bir şakaydı.

    - peki sence kate upton mı daha güzel? ben mi?

    + sana yalan söylemeyeceğim. icloud ifşasına dek kate upton benim için sıfır noktasıydı. güzelliğin tanımıydı adeta. fakat o talihsiz olaydan sonra tüm cazibesini yitirdi.

    - demek istediğini anlıyorum. kuliste hepimizin gördüğü gerçekleri tüm dünya gibi sen de öğrenmiş oldun.

    + inan bana tanıdığım en güzel kadın sensin adriana.

    - samimiyetine inanıyorum.

    (sessizlik)

    - beni evine götürür müsün?

    * * *

    üşütüp hasta olmaması için lcw'dan aldığım yeleğimi ona verdim. kahve kupasını iki eliyle tutarak boğaziçi'ni seyre daldı. günbatımı şehr-i istanbul ile vedalaşırken hızlı adımlarla banyoya kaçıp ayaklarımı yıkadım, çoraplarımı değiştirdim ve iyi donumu giydim.

    - terasın bir harika. bu ev senin mi?

    + hayır, iki arkadaş kalıyoruz. bu semt de kiralar çok yüksek.

    - arkadaş?

    + o anlamda değil. ayrıca o tatilde, memleketine gitti.

    - anladım, çok sıkıcı bir hayatın var yaa. (gülüyor)

    + biliyorum.

    - kızmıyorsun değil mi? hadi bir şeyler hazırlayalım, nasılsa birazdan acıkırız.

    + yaprak sarması vardı dünden, sever miydin?

    - sevmek ne kelime? hastasıyım!

    mutfağa geçtik. gipsy kings'den djobi djoba çalıyordu.

    adriana, salata için gerekli tüm malzemeleri ince ince doğradı. boynu bükük yoğurttan 2 dakikada cacık yaptı. sarmaları kısık ateşte ısıttı. tereyağlı mercimek çorbası kaynattı. gülerek "ben yemek yapmayı bilmem ki" diyen türk kezbanlarının aksine bu kız bildiğin hamarat türk annesiydi. güzelliğinden ziyade mütevazi kişiliğinden, marifetlerinden daha çok etkilenmiştim.

    - biliyor musun, bazı insanlar benim o kadar da güzel olmadığımı düşünüyor. kadınlar kulübünde makyajsız resimlerimi paylaşıp dedikodumu yapıyorlar.

    + bana en son çekindiğin makyajsız fotoğrafını gösterir misin?

    - en sonuncusu bu. http://i.hizliresim.com/pqnj0q.jpg

    + şu halinle bile versen tüm tartışmaları bitirirsin.

    - nasıl anlamadım?

    + yani versen nefessiz duvara asarım resmini.

    - iltifat ediyorsun.

    - iltifat değil adriana, hakikat.

    + biliyor musun bana çok iyi geliyorsun.

    - bilmiyorum adriana. şu an hiçbir şey bilmiyorum senden başka.

    + (utangaç nefesli tebessüm) benimle dans eder misin?

    * * *

    salona geçtik.

    bihter ve behlül'ün tango şarkısı çalıyordu.

    adriana ellerini omzuma atınca ben de mecburen belini sarmak durumunda kaldım. ağır ve ritmik adımlarla dans etmeye başladık. başını usulca omzuma yasladı. yüzüme vuran nefesinde vanilya, saçlarında fındıklı kahve, gıdısında közlenmiş patlıcan kokusu vardı. gözlerimi kapayıp tüm bu egzotik kokuları bronşlarıma çekmeye koyuldum. dolgun dudaklarıyla dudağımın kenarına minik bir buse kondurdu. tarifi mümkün olmayan hisler besliyordum bu kadına artık. onun seksi vücudundan bir yerlere dokunmak güzel olacaktı fakat yanlış bir şey yapmaktan ölesiye korkuyordum.

    sırtını dönerek elleriyle belime tutundu ve beni kendine yasladı. nazikçe göğüs hizasından boynuna sarıldım ve sol elimle narin sırtında gezintiye çıktım. teni yumuşacıktı. sonsuza dek öylece kalabilirdim. neden sonra ani bir hareketle yüzünü tekrar bana döndü. işte tam o an rubicon ırmağını geçen jül sezar'ın sözlerini fısıldadım;

    "alea iacta est."

    * * *

    dudaklarımız mıknatıs varmışçasına birbirine kenetlendi. ateşli bir şekilde öpüşürken kalan son düğmelerimiz de çözülmüştü. haşlanmış mısır kokan yıkanası balkonları ve dudaklarım arasında hiçbir engel yoktu artık. çiçeği ekşimsi arzu sıvılarıyla sulanmıştı ve hazırdı. kulağıma doğru eğilip "dayanamıyorum yap" dedi.

    diz çöktürüp arkasına geçtim. o muhteşem manzarayı görmek istiyorum. ancak mermer bir heykel bu kadar güzel olabilirdi. saçlarını tutup derin bir nefes aldım ve çay kaşığımı kutsal kâsesine daldırdım. nefes alıp verişlerimiz düzensizleşti. ritmik hareketlerle dalgalanan latin kıvrımları o çok sevdiğim gooch kokusunu yaymaya başlamıştı bile. ardına dönerek dudaklarını büzdü ve gözlerime bakmaya başladı. ki en dayanamadığım sahnedir. kokulu öpücüklerle ritmi daha da hızlandırdım.

    - bana pis şeyler söyle hadi.

    + sen çok yaramaz bir kızsın.

    - ohh evet, daha kötü şeyler.

    + victoria'nın küçük fahişesi.

    - ohh evet, daha da kötü.

    + fethullahçı keveşa.

    - ahh evet işte bu.

    + fetöcü fetöcü fetöcü aahhhhh..

    - ahhhhh evet bebeğim üçüncüyü istiyorum.

    + üçüncü havalimanı, üçüncü köprü, üçüncü dünya savaşı.

    - aahh ahhhhh.

    + ohooooofooffooo.

    - ahhh ahhhhhhhhhh ahh.

    + goooaaağğğğğhhoooaauuuu.

    - hımfssss hımfssss.

    dırı dın dın, dırı dın dın, dırı dın dın dııığğn.

    + nokiamılanoahhhhahh.

    - açmam lazım bunu. erkek arkadaşım arıyor.

    + adriana sikerim bak düzgün dur.

    - alo diego hayatım, sonra arıcam ben seni şimdi ortalık karışık.

    + amın oğlu burda da buldu.

    - ahh evet devam et nolur.

    + ahh evet.

    - beyefendi.

    + efendim.

    - beyefendi.

    + aaahh evet.

    - beyefendi.

    + noluyor amına koyim?

    büyük bir gürültüyle sıçrayarak uyandım.

    - beyfendi iyi misiniz? terden sırılsıklam olmuşsunuz.

    + iyiyim iyiyim teşekkürler, sanırım uyuyakalmışım.

    - latteniz soğumuş efendim. yenisini ister misiniz?

    + hayır teşekkürler kalkacağım.

    "vay bee hepsi rüyaymış" demeye kalmadı gözüm bir detaya ilişti. kitabım açık bir vaziyette yerde yatıyordu. rüzgardan düşmüş olmalı diye düşünerek yavaşça yerden kaldırdım. ancak tuhaf giden bir şeyler vardı.

    56. sayfanın 5. cümlesi altı çizili vaziyette bana bakıyordu.

    "uyandığında ilk gördüğün şey olsun diye bunu buraya bırakıyorum."

    tekrar okudum.

    "uyandığında ilk gördüğün şey olsun diye bunu buraya bırakıyorum."

    panik halde masayı sandalyeyi devirerek ayağa kalktım.

    sayfaların arasında bir şey vardı.

    kalbim yeniden atmaya başladı.

    aman tanrım!

    kitabın içinde bir şey vardı.

    onu elime aldım.

    bu gerçek olamazdı.

    istemsizce çığlık attım.

    bu olanlara inanamıyordum.

    götten yeni çıkmış dantelli bir iç çamaşırı!

    külotu ellerimle suratıma bastırıp derin bir nefes aldım.

    insanlar şoke olmuş bir vaziyette ağzı açık beni izliyordu.

    hiçbir şey umrumda değildi artık.

    ağlıyordum.

    "adrianaaaaaaaa"

    hüngür hüngür.

    "adrianaaaaaaaaaaaaaa"

    salya sümük.

    "adrianaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa"

    köpekler gibi.

    "adrianaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa"

    * * *

    kapı aralığından esen rüzgar, tiz bir uğultu ile camları zorluyor, kuru yaprak hışırtısı ruhumu okşuyordu. latte dolu bardağımın yanında duran samsung s iii minim, fukara-elit bir sözlük yazarı olduğumun itirafıydı.

    kapı usulca kapandı.

    türk kızı olamayacak kadar melez, yuvarlak popolu, esmer tenli bir bayan kadıköy'den ayrıldı.

    -son-
  • (bkz: o zaman dans)
  • adana limanıdır o.
  • sayfayı aşağıya doğru indirirken şöyle bir ifade gördüm.
    "...menajerim tarafından ekildim de."
    kusura bakma kardeş, benim bu hikayedeki yıldızım menajer. adamdaki taşşak ne sende var ne bende. adam adriana lima'yı ekiyor ak. lükse bak.