şükela:  tümü | bugün
  • swami vivekanandanın yazdığı öykülerin ana teması olan ilüzyon veya mayayı anlatan eski bir hint felsefesi

    eğer gerçeği gözlerin açıkken yaşamıyorsan, kapalı iken de yaşayamazsın
  • varlığın birliği. ruhla madde ikiliğini kabul etmeyen görüş. bazı kaynaklarda jnana yoga olarak da geçiyor. bilgi ve bilgelik yoludur. en zor yoldur ve irade ve aklın muazzam kuvvetini ister. jnana yogi, vedanta felsefesini öğrenerek zihnini, kendi niteliğini inceleyip araştırmak üzere kullanır. tıpkı bir bardağın içindeki ve dışındaki alanları farklı algılamamız gibi, kendimizi de tanrı'dan ayrıymış gibi algılarız. jnana yoga, bu yolun takipçilerine, direkt olarak bardağın kırılması ve bilgisizlik örtüsünün kalkmasıyla, tanrı ile bütünlüğün deneyimlenmesi için yol gösterir. jnana yoga uygulanmasından önce, diğer yoga türlerinin öğrettiği bilgilerin kesinlikle tamamlanmış olması gerekir. bencillikten vazgeçme,tanrı sevgisi, bedenin ve zihnin gücü, insanın kendisini bilmesi olmaksızın, bu yolda başarıya ulaşılamaz.

    ‘ötelerin ötesidir, brahman, yücelerin yücesi. başlangıçta yalnız o vardı. adlar değişik, kalıplar ayrı, cevher tek; brahman. ama brahman dışında başka bir kainat da var, benliğimiz atman. vücut bir araba, sahibi : atman, akıl: arabacı, koşumlar: idrak, duyumlar: at. idrak duyumlardan, akıl idrakten, atman akıldan üstün. atman için ne doğum var, ne ölüm. hem uzak, hem yakın, hem herşeyin içinde, hem de herşeyin dışında. bütün varlıklarda o’nu, o’n da bütün varlıkları gören şüpheden azat olur. dış dünya, çöldeki serap gibi…’ gözle görürsün ama, gerçekte yok. susuzluğunu arttırır sadece, gidermez. karanlıkta yılan sandığın, aydınlıkta bir ip. korkun da, kaygın da bir vehim: maya.’

    dış dünya, iç dünya… bu ikilik bilgisizliğimizden doğan bir kuruntu. varlık tek: atman-brahman.

    kral janaka bir seferinde rüyasında bir dilenci olduğunu gördü. uyanınca gurusu vasishta’ya sordu: ‘ben rüyasında dilenci olduğunu gören bir kral mıyım, yoksa rüyasında kral olduğunu gören bir dilenci miyim?’ guru yanıtladı: ‘hiç biri değilsin ve her ikisisin. olduğunu zannettiğin şeysin ama değilsin. öylesin, çünkü ona göre (ona uygun olarak) davranıyorsun, öyle değilsin çünkü o devam etmez. sen sonsuza dek bir kral ya da bir dilenci olarak kalabilir misin? her şey değişmek zorundadır. sen ise değişmez olansın. sen nesin?’ janaka dedi ki: ‘evet, ben ne kral ne de dilenci, ben tarafsız, sakin bir tanığım. ’guru dedi ki: ‘bu senin son illüzyonun, bir gnani olduğun, yani sıradan insanlardan farklı ve üstün olduğun hayali. yine sen kendini zihin ile özdeştiriyorsun, bu durumda uslu, akıllı, her bakımdan örnek bir zihin. en ufak bir fark gördüğün müddetçe sen gerçeğe yabancısın demektir. sen zihin düzeyindesin. ‘ben kendimim’ gittiğinde, ‘ben her şeyim ‘ gelir. ‘ben her şeyim’ gittiğinde ise ‘ben’im ‘ gelir. ‘ben’im bile gittiğinde, sadece gerçek vardır ve gerçeğin içinde her bir ben’im korunur ve yüceltilir. ayrılıksız başkalık (çeşitlilik) zihinin ulaşabileceği nihai nokta, en son gerçektir. onun ötesinde tüm faaliyetler biter, çünkü onun içinde bütün hedeflere ulaşılır, bütün amaçlar gerçekleştirilir.’

    7. yüzyıl tefsircisi shankara ise söyle diyor:

    "mekana, zamana, objelere, şahıslara ve böyle şeylere ait rüyalar görebilirsin. fakat onlar gerçek değildirler. uyanık durumda, bu dünyayı tecrübe edersin, lakin bu tecrübe, cehaletinden doğar. o uzatılmış bir rüya görme durumudur, bundan dolayı gerçek değildir. bu beden, bu organlar, bu hayat soluğu, bu ego duygusu da gerçek değildir. bundan dolayı, ‘o sensin’ saf, mutluluk, ikincisi olmayan bir, ilahi brahman, sensin"
  • kaynağını upanişad lar bhagavad gita gibi metinlerden alan binlerce yıllık saf hint mistisizmi ya da felsefi okulu. ilk defa filozof shankara sistematize etmiştir. saf advaita teorisine göre, tek bir ruh vardır herkesin ayrı ayrı ruhları yoktur ve bu ruh, sıfatı olmayan nirguna brahman'dır. brahman, ilüzyon yani maya sayesinde evren ve bizler olarak tezahür etmiştir. atman/brahman denilen sonsuz gizem olan potansiyel, nesnesi olmayan sonsuz bilinçtir. bilincin kaynağı olmasına rağmen, kendisi paradoksal olarak bilinçsizdir. tıpkı ışığın potansiyel olarak "aydınlık" olmasına rağmen üzerinde yansıyacak hiçbir şey olmadığı zaman paradoksal olarak "karanlık" olması gibi. sonsuz potansiyel tezahür etmeden bilinç sahibi olamaz. atman yani evrensel ruh, ancak özne nesne algılayan ve algılanan olarak tezahür edince bilinç sahibi olur kendisini gerçekleştirir, kendisini bilir, içindeki potansiyel "olur" u "olan" a çevirir. atman, bütün canlılarda ve her şeyde lokalize olmuş bilinçtir. ve atman, evren ve canlılar aracılığıyla bilinç sahibi olur. yani herkeste ortak olan bu tanık, bardak ters çevrilip içindeki havanın orada kalması ve değişmesi gibi, bedenlerde kendine bir ego kurar daha doğrusu kendini bedenle özdeşleştirmeye başlar. benzer anlatımlar gnostisizm de ve neoplatonizm de, emanasyon öğretisinde, bulunur. dolayısıyla mutlak gerçeklikte düalizm yoktur ancak mutlak gerçekliğin, içindeki potansiyeli açığa çıkarması için evren olarak tezahür etmesi düalizmi doğurur, nihai gerçek olmayan düalizmi.

    bu öğreti, daha sonra sufizm i de etkilemiş, müslüman dünyasında vahdeti vücut gibi öğretilerin doğmasını sağlamıştır. ayrıca "gizli bir hazine idim, bilinmek istedim" türünde "kutsi" hadislerin yaratılmasında rol oynamıştır.

    (bkz: aştavakra gita)
    (bkz: brihadaranyaka upanişad)
    (bkz: hinduizm)
  • en önemli temsilcileri
    ramana maharshi ve sri nisargadatta maharaj ve papaji'dir.
    gümüzde ise... (bkz: mooji)