şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ay fond kiss)
  • ken loach'in sanatini konusturdugu bir film. müthis bir açilisi var.
    kapali çevrelerin baskisindan feragat edemeyen bireylerin aski. gegen die wand'i tematik açisindan andirsada tarz olarak alakasiz.
    film için seçilen pakistanli ailenin fertlerini ayri takdir ettim. profesyonel aktör olmamalarina ragmen kendilerini oynamakta haliyle çok basarililar...
  • ken loach'un ustaligini bir kere daha kanitladigi yeni filmi.film ilk sahnesinden baslamak uzere insanlara onyargilari icin resmen ders veriyor.
  • glasgow'da yaşayan irlandalı bir müzik öğretmeni ve 2. kuşak pakistanlı bir gencin,
    bir yanda gelenekçi aile baskısı diğer yanda da katolik kilisesi baskısı arasında kalmış ilişkisini anlatan,
    harikulade ken loach filmi.
  • farklı dinlerde ve kültürlerde olan iki sevgilinin yaşadığı yasak aşkı konu alan vasat düzeyde olan film.
  • 22 eylül 2006 tarihinde "sonunda" duygudan da öte adıyla vizyona girecek ken loach filmi...
  • beklentilerimi karşılayamayan film..

    büyük umutlarla gittim filme,lakin ken loach in muazzam marifetleri de maalesef senaryonun zayıflığına kurban gitmiş gibi geldi bana..evet senaryoyu zayıf buldum..çok daha iyi bir film çıkabilirdi kanımca ortaya,güçlü bir senaryo ile..hele ki ken loach da yönetmen koltugundayken..

    öte yandan son zamanlarda gördüğüm en başarılı sevişme sahneleri bu filmdedir..bu ken loach ın mı oyuncuların mı başarısıdır bilmem ama bu kadar gerçekçi ve hakkı verilmiş sevişme sahnesi görmek çok zor gerçekten..

    oyuncular için ise roisin hanlon karakterini canlandıran eva birthistle oldukça başarılı, genç pakistanlı rolundeki atta yaqub vasatın üzerine çıkamıyor maalesef..

    din,dil ve kültür farklarından yola çıkan aşk dolu bir hikaye..kavgalar,umutlar,umutsuzluklar hepsi mevcut gibi..ama eksik bir şey var filmde kanımın kaynamadıgı..bunu senaryonun zayıflıgı olarak adlandırıyorum..konuşmalar,karakterlerin alternatif davranışları sağlam bir temel üzerine oturtulmamış gibi geldi bana senaryoda..

    neise..güzel bir film,senaryosu az daha iyi olsaymış festivallerden ödülle dönebilecek kapasitede olabilirmiş..tabi içinde ken loach ismi geçmesi de izlemek için yeterli sebep olabilir orası ayrı..
  • bana "kultur catismasi / gelenekci aile baskisi / ask nelerin ustesinden gelir / din baskisi" gibi deginmeye calistigi konulardan cok, "bi erkek ne kadar pasif, zavalli, mizmiz ve cekilmez olabilir" anafikirli gibi gelen film...
  • ae fond kiss dengi dengine vurmayan davullu filmlerin arketipi all that heaven allows'un geleneğinden bir film. bu "janr"da ırkı, rengi, dili, dini, zürriyeti, cinsi cibilliyeti birbirini tutmayan, anayasanın 10. maddesine bel verip aşk her şeyden üstündür şiarıyla hareket eden çiftlerin eşlerinden dostlarından gördüğü psikolojik zulme tanık oluyoruz. bu gelenek içinde bizatihi birer all that heaven allows remake'i olan fassbinder'in overrating manyağı filmi angst essen seele auf'u ve todd haynes'in far from heaven'ı var. korku ruhu kemiriyor, cennet çok uzaklarda görünüyor bu filmlerde. misal fassbinder all that heaven allows'u o alman ambiyans yetmezmiş gibi bir de kendi garip ve tatsız sinema anlayışı içine sokarken gudubetleştiriyor, sirk'e selam çakayım derdindeki haynes de yine estetik derdinde. bu ikisinde hayatı çekilmez kılan konu komşu ufaraktan kafkaesk bir ambiyans oluşturuyor, seyirci biraz diş bilemekle kalıyor bunlara, daha çok filmin kahramanlarının dünyalarıyla hemhal oluyoruz.

    oysa ken loach hem sirk geleneğinin, hem de standart geleneğin amına amına koyan bir film çekmiş, afişinin ve isminin uyandırdığı romanstan uzaktan yakından alakasız şekilde thomas bernhardesk bir kurumlar-karşıtı saldırısı var filmin. evet aşkla ve çiftin dünyasıyla burda da hemhal oluyoruz, illa ki. ama hangi uzam ve zamanda olursa olsun artık değerlerinizin bir anlamı ve fonksiyonu yok ve biz bunlarla alakadar ve bağlı değiliz mesajlı öğretmen kızın papazla kavgası ya da pakistanlı çocuğun ailesine resti çok doğrudan ama bir o kadar da arındırıcı sahneler. farzımuhal, biz çiftin gelenekle bağlarını koparışını daha sembolist şekilde görsek herhalde daha "sanatsal" olurdu ama bu kadar açık bir kopuş olmazdı, ne karakterler ne de filmin kendisi için.

    diyeceğim ne fassbinder ne haynes kalmış, hatta ken loach'ın da izlediğim en iyi filmi, şahane film, hayatımın filmi.
  • oğlan arkadaşlarıyla birlikte piyanoyu kızın evine çıkarırken (adamların götünden ter akarken birinin kıza keşke düdük filan çalsaydın demesi ayrıca komikti) bu eşşek kadar müzik aleti merdivenlerden aşağı düşmeye başlar. kız müzik öğretmeni, piyano onun için bir hayli değerli, ama yine de bu anda ilk lafı ''tutun piyanoyu, tüm ingiltere'ye vurdursanız parasını çıkaramazsınız'' değil de ''iyi misiniz, kenara çekilin'' olur. iki gün üst üste, motosikletliye çarpan otomobil sürücülerinin, motosikleti kullanan adam yerde kıvranırken, araçlarından fırlayıp tampondaki hasarı tespit etme telaşlarına tanık olunca, içimden ken loach sizi böyle görse sikertirdi diye geçirdim. yani ''önce insan'' edebiyatı yapma niyetim yok ama, herhalde yaralanan yabancıya yardım etmek yerine ''malını'' koruma refleksi gösteren adamın değil, ken loach'ın tarafında olmak gerek. çünkü önce insan. önce.