şükela:  tümü | bugün
  • bir muzu yanlamasina yiyebilecek agiz buyuklugune sahip bir vokale sahip grup.
  • yarak yarak gruplar senelerdir ülkemize gelirken bir kere gelmemiş olması kimin suçuysa allah belasını versin o kişinin.

    edit: lan tanıdık, yazar falandır şimdi, geri alıyorum lafımı. öpüyorum yanaklarından. ehe ehe, getirsene be abicim şu adamları ? <3
  • - gitar ve vokal tekniğinizi nasıl geliştirdiniz ?
    + küçükken odamda asılı duran aerosmith posteri önünde ruhumu şeytana satarak

    (bkz: james hetfield)
  • biri zamanında bana unutup gideceksin, geçmişinde sevdiğin bir grup olarak kalacak demişti hakkında...

    bilinçli bir şekilde, isteyerek ve severek dinlemeye başladığımda 15 yaşında olmalıyım. nasıl da hasta olmuştum hemen. sonra sıcak bir günde okulda boş işler peşindeyken, boş bir sınıfta bir arkadaşımı film izlerken buldum. film be cool'du, uma thurman'ın belinde mini minnacık bir aerosmith dövmesi vardı. vuruldum resmen. benim de olmalıydı.

    işte sonra oturup aerosmith şarkıları bulmak ve indirmekle geçti birkaç haftam. oturup internetten deli gibi araştırıyordum. limewire vardı sanırım o zamanlar, oradan indirmiş olmalıyım. sonrasında ise bu çok sevdiğim grubun yeni çıkmış olan albümünü aramakla geçti zamanımın bir kısmı, hele ki bulduğum günü hiç unutmuyorum. babamla d&r'daydık, yabancı albümlerin arasında bulmuştum, o siyah kapağın üstüne beyaz kocaman logolarını bastıkları cd'yi. hiç düşünmeden aldım ki o zamanın parasıyla pahalıydı bile.

    sonraki hedefim ise bu aşık olduğum stevie ve grubunun benim bir parçam olmasını sağlamalıydım! ve tabii ki bir de bir şekilde konserlerine gitmeliydim. gnr bile türkiye'ye gelmiş; fakat bunlar hiç gelmemişti. o zaman ben onlara gitmeliydim.

    bu arada şu parçam olma kısmını anneme açtım. cevap açık ve netti, asla olmaz. bir ergen için oldukça kolay pes etmiştim, daha doğrusu öyle gözükmüştüm. neden sonra annem dayanamadı bir süre sonra yanıma gelip bir daha "15 yaşında olmayacaksın, hadi gel yaptıralım" dedi.

    dünyalar benim olmuştu, kendimi ifade ettiğini düşündüğüm ve hayran olduğum grup tenimi, vücudumu süsleyecekti. daha güzel ne olabilirdi ki?

    o dövme için önce onlarca dövmeci gezdik, temiz bir yer bulana kadar ki; bilen bilir bir annenin hijyenik bulacağı ve yeterince iyi olduğunu düşüneceği bir dövmeci bulmak kolay değildir. sonra dövmeciyle geçen ilk görüşme: neden istiyorum, emin miyim, nereye istiyorum, nasıl olsun, bu yanımdakinin annem olduğuna emin miyiz vs. sonunda ikna olup üzerinde çalışacağını söyledi. böylece bir sonraki haftaya bir randevum oldu ve o siyah cd kapağını arkamda bıraktım.

    ve bir sonraki hafta anneannem, annem ve ben heyecanlı bir şekilde dövme yaptırmaya gittik. nasıl da mutlu ve heyecanlıydım. bütün gün nasıl güldüğümü ve herkese anlattığımı hatırlıyorum. bunun için okuldan bile erken çıkmıştım. o izin kağıdını kocaman bir sırıtışla teslim ettim kapıdan çıkarken. dövmeyi yapan çocuk da iyi karşıladı bizi. biraz daha konuştuk ve logoda aerosmith yazan yere adımı yazacağını; çünkü şimdi aerosmith'i çok sevdiğimi fakat ileride aynı şeyleri hissetmeye devam etmeyebileceğimi, söyledi. logo güzeldi ve her zaman estetik olarak hoş dururdu, fakat isim benim ismim olmalıymış... suratımı astım; ama annemlerin de ısrarıyla kabul ettim, varsın olsundu. bir aerosmith dövmem olması yeterliydi.

    her zamanki gibi iğne derimden içeri girdiği anda rengim attı, başım dönmeye ve kulaklarım uğuldamaya başladı. 10 saniye sonra gözlerim kararmıştı. ayıldığımda o dövme koltuğuna boylu boyunca uzanmıştım. dövmecim endişeli gözlerle bana bakıyordu ve elinde bir bardak suyla bekliyordu. anneannem bileklerimi ovuyordu, annem ise alnıma ıslak bir şeyler dokunduruyordu. utandım... ama şimdi bakıyorum da dövmecinizle aranızda her zaman bir bağ oluşur, çok özel ve mahrem bir şeyi paylaşırsınız, bu bayılma işiyle çok daha fazla şey paylaştık.

    tekrar oturdum koltuğa, camdan dışarıyı seyrederek dövmemin yapılmasını hissettim. 7 saat sürdü. bu süreçte havanın yavaş yavaş kararmasını, güneş ışınlarının solmasını izledim. rexx sinemasının önünden geçen insanları ve saatler geçtikçe kalabalığın nasıl değiştiğini gördüm. bu sırada aerosmith şarkılarını dinlemeye devam ettik. sohbet ettik üzerine, o kadar büyülü bir gündü ki. bittiğinde iki kanatlarının arası 16 cm olan bir dövmem vardı.

    o kadar heyecanlı ve mutluydum ki; aerosmith artık benim bir parçamdı sanki... herkese gösteriyordum. bunu gururla yapıyordum. o kadar ki birkaç gün sonra çok sevdiğim din kültürü hocama bile gösterdim. adam beni her zaman severdi, inanmadığımı bildiği halde severdi. bir kere en iyi öğrencilerinden biriydim. onun dışında saygılıydım ki o zamanlar hala saygı duyduğum şeyler varmış... gerçi içinde bulunduğum ortam tam bir hoşgürü ortamıydı belki de havasından suyundan etkileniyordum. üstüne anlıyordum anlattığı şeyleri ve mantığını. o gün gidip dövmemi gösterdiğinde yavrum allah aşkına kapat, bana göstermen uygun değil, dediğini hiç unutmuyorum. insan sınırlarını bilmeli tabii... ben hiç bilen biri olmadım. yine de güzel olmuş değil mi, diye sorduğumda mutluluğumu bozmayıp güle güle kullan, demişti.

    yüzlerce kişiye gösterdim dövmemi hem de hiç utanıp sıkılmadan, insanların hoşuna gidiyordu. tam bir rockerdım işte. erkekler özellikle görmek için can atıyordu... ben hiç anlamadım, aslında ne düşündüklerini ve hayal ettiklerini. aynı din kültürü hocamın uygun değil dediği anda bana attığı mahcup bakışları anlamadığım gibi. o benim için bir aerosmith dövmesiydi ve ben bunu sadece böyle görecek kadar saftım.

    bundan 5-6 ay sonra hayallerimi gerçekleştirdim ve londra hyde park'da aerosmith konserine gittim. dövmem gözüksün diye giydiğim büstiyarı hatırlıyorum, hava o kadar pisti ki... üstüme kazak giymek zorunda kalmıştım, saçlarım yağmur ve nemden kabarmıştı, makyajım bile konser saatine kalmadan akmıştı. haziranın sonunda 14 derece yağmurlu ve puslu bir ingiltere havası işte.

    ama o iğrenç hava bile o mucizevi deneyimi mahvedemedi. hayatımın en güzel günlerinden biriydi. o kadar büyülüydü ki... neredeyse nefes bile almıyordum, gerçekten sahneye çıkarlarken 2-3 dakika nefes almayı bıraktığım için boğuluyormuş gibi olduğum zaman kendime geldim.

    o kadar kalabalıktı ki o gün yanlış hatırlamıyorsam 100.000 kişi vardı, o çamur deryasında. döpyesli teyzelerden tutun 2-3 yaşındaki çocuklara kadar geniş bir izleyici kitlesi vardı. toplamda 1 saat 20 dakika süren o şölen, muhteşem bir rüyaydı benim için. o gün yanımdaki birinin de dediği gibi o anda dünya batsa umrumda olmazdı. mutluluktan ağladığımı hatırlıyorum; ama pek fark edilmiyordu yağmur yağdığı için. şarkı söylemeyen ve kimselerin şarkı söylediğini görmeyen ben o gün söyledim. bütün ruhumla o şarkıları yaşadım ve en sevdiğim şarkıların hepsini söyledikleri için kendimi dünyanın en şanslı insanı saydım.

    hele bir de stevie'yi o 20 küsür metrelik sahnede koştururken görmek, hem de o yaşına rağmen... bir de en sevdiğim şarkılarından birinde toxic twins'i yanyana bir pufta oturup biri gitar çalarken diğeri ona yaslanmış ıslak gözlerle şarkısını söylerken görmek... şimdi bile gözlerim doluyor.

    döndüm ve her şeyimden çok sevdiğim ipod'umla her an her koşulda dinlemeye devam ettim. okulda sıkıldığımda şarkı sözlerini defterlerime, converse'imin kenarlarına, duvarlarıma ve bilumum yerlere yazdım. kafamdan mırıldandım.

    mutlu günümde, neşeli olmak istediğimde şarkılarını dinledim.
    üzüldüğüm ve acı çektiğimde dinledim.
    hayal kırıklığına uğrayıp, umutsuzluğa kapıldığımda dinledim.
    yoldayken veya odamdayken dinledim.
    kutlama yaparken ve yas tutarken dinledim.
    unutmak için, hatırlamak için dinledim.

    kendimi anlatmak için kullandım sözlerini; duygularımı anlamlandırmak için, bir şeyler hissetmek için dinledim. başkalarını gördüm bazen de...

    bir gün dinlemeyi bıraktım ta ki yeni albümlerini çıkarana kadar... tam bir fiyaskoydu. dedim ki haklılarmış, artık sevmiyorum.

    bugün ise o kadar çok istedim ki dinlemeyi ve eski sevdiğim şarkılarını açtım. hala seviyormuşum, hala beni mutlu ediyormuş. bir şey değişmemiş ki; bu grup hala benim en sevdiğim grup, o karadelik ağızlı stevie hala en sevdiğim frontman, o şarkılar hala bana bir şeyler hissettiriyor.
  • bugün ofiste bu adamların 1974 yılında verdikleri bir konseri izledim 10 dakikalık bir videoydu ve inanılmaz gaza getirdi beni. daha sonra 2011 yılına ait videoları izledim ve arada bir fark göremedim. o zamanlar ki konserlerinin kalitesi ile şimdi ki konserleri arasında fark yok. aynı kalite, aynı gaz ve aynı mükemmel müzik.

    1974 yılında babam 31 çekmeye yeni yeni başlamıştır
    2011 yılında babamın bir oğlu daha olsaydı benden sonra o da yeni yeni 31 çekmeye başlamıştı

    42 senelik lan bu grup ! aerosmith ilk albümünü çıkardığında doğanlar emeklilik için gün sayıyorlar bu adamlar hala 50.000 kişiye konser verip groupie'lerden seçmece yapıyorlar.

    o değil de, 42 senede bu grubu bir kez bile istanbul'a getirmeyenlerin allah belasını versin. yatacak yeriniz yok olm !
  • bize guns n roses'ı bahşeden yüce insanlar.
  • şarkıları bi şekilde beni kendilerine çekmeyi sağlamış grup, odamdaki eski çekyatın üzerine sahne gibi çıkıp televizyon da klipleri başladığında steven tyler 'la beraber düet çalışmalarımız oldu zamanında...:)
  • üzerinde bir cenabetlik olduğunu düşündüğüm grup. 1999 yılında seattle yakınlarındaki the gorge'da konserlerine gitmek için bilet almıştık. yola çıkmamıza saatler kala steven tyler'ın rahatsızlığı yüzünden konserin iptal olduğunu duyunca yıkılmıştık. burada yaşadığım hayal kırıklığından olsa gerek son dakikaya kadar bilet almadım istanbul'daki konserine. bu sabah evden çıkarken keyfim olursa giderim dedim. kısmette yine iptal olması varmış demek ki. iptal olmasına üzülmedim ama bu sefer. o kadar can gitmiş, biz de eğlenmeyiverelim...
  • güzel yurdumuza uğramayan nadide gruplardandır. gerçekten dünya gözüyle bir aerosmith dinlemek istiyorum. iyi kötü bütün gruplar geliyorlar memleketimize. grup sahifesine mail mi atsak ne yapsak. akıllarına düşsün en azından. gerçi bunları da purple concerts getirecek olursa bu sefer balçova gençlik parkında yapmaya kalkabilirler konseri. neyse bi gelsinler de nerede olacağını sonra düşünürüz. hakkaten tüm efsaneler geliyor ve aerosmith'i de görsek hiç fena olmaz.
  • waffle gibi grup. yokluğunu çok aramam, ama oldu mu tadından yenmez.