şükela:  tümü | bugün
  • bazen çok istemek ama yine de yapamamak...
  • affedememek.

    affetmemekten nüanslı bir oluşum. affetmek isteyip de kendine yenilmek. insan kendi kendisini yendiğince büyümüyor mu? şah!
  • affedememek içinizdeki adalete inancınız, affedememek size çektirilen acıya saygınızdır.
    affedilmemesi gerekeni affediyorsanız ağlatılan çocuğun -kendinizin- gözyaşlarında pay sahibi oluyorsunuz demektir.
    herkes cezasını çekmelidir ve affedilmemesi gereken affedilmemelidir sevginize ve affedemeyişinizin ona değil size ceza olmasına rağmen.
    affetmemek kararlılığını göstermeseniz ve sevginize yenik düşseniz de bazen bilinçaltınızda duran yumru yardım eder ve bazen affedemezsiniz. çünkü inancınız vardır içinizde bir yerlerde.. adalete... çünkü gerçekten ama gerçekten birileri ağlayan küçük bir kıza gözlerinin içine bakarak ateş etmiştir. ölmese de, geride bırakmak isteseniz de geçmişi, affedemezsiniz o tetiği çekeni.
    affetmemelisiniz ki affedemiyorsunuz.
  • çok uzatılmaması gereken durum, uğraşıp da affedemiyorsan bırakacaksın peşini.
  • "ben unutsam kalp unutmaz" demektir.
  • affetmekten daha zor olan eylemdir.
  • üniversite yılları, sınfıtan birisiyle can ciğer kuzu sarma olmuşsunuzudur. hemen her konuda çok iyi anlaşabiliyor, birlikte çok keyifli zamanlar geçiriyorsunuzdur. bu durum "oğlum biz niye aynı eve çıkmıyoruz" u getirir ve hali hazırda sorunlu olduğunuz evden ayrılıp, bu arkadaş ve onunla aynı yurtta kalan 2 kişiyle bir eve çıkarsınız. herşey olabildiğince iyi gitmektedir. bir koca yılı birlikte geçirir, hatta yaz stajı için bile bu adamın ailesinin evinde kalır, 20 yıl sonra çocuklarınıza anlatacağınız "okuldan en iyi arkadaşım" hikayelerine baş rolün sahibini bulduğunuzdan emin olarak sonraki yıla başlarsınız.

    bu yıla başlarken babanızın yakalandığı kanserin ölümcül olduğu, aslında ameliyatların hiçbirinin iyi geçmemesine rağmen sırf moral olsun diye bu şekilde söylendiğini öğrenirsiniz. çoğu günlerinizi kendinizi hiç alışamayacağınız bu gerçeğe adapte etmekle uğraşırken, artık eski keyifli halinizden eser kalmamıştır. bunun sonucu olarak arkadaşlık çekirdeğinin değiştiğini artık dışarda kalanın siz olduğunu anlayamazsanız. anladığınız zamansa bu kırgınlıkla iyice salakça şeyler yapar aradaki mesafeyi hepten açarsınız. aynı ev içinde çok sağlam iki dost değil iki yabancı gibi davranmaya başlarsınız. ama 3 yılı bulan dostluğunuzun bir şekilde meseleyi çözeceğine olan inancınız tamdır.

    diğer taraftan babanın sağlığı her geçen gün kötüleşir, aile ekonomisi hepten düşüşe geçer ve artık kıt kanat geçinir duruma gelirsiniz. tüm bu zamanlarda bir arkadaş desteği bekler durursunuz. o destek çok geçmeden gelir. canınız bildiğiniz adam 1 hafta içinde diğer 3 kişiyle birlikte başka bir eve çıkacağını söyler hiç umursamadan ve bir kez bile sormadan. neye uğradığınız şaşırırsınız, ihanetin nasıl bir duygu olduğunu her hücrenizde hissedersiniz. ve o zaman anlarsınız aradan 1000 yıl geçse de affetmenin mümkün olmayacağını.

    çünkü affetmek büyüklüğünü son gecenizi yalnız 3 parça eşyayla ağlayarak geçirdiğiniz bir odada beş parasız ve sonraki gün evsiz, sonraki yazsa babasız olarak devam edeceğini bilinciyle düşünürken kaybetmişsinizdir. aradan yıllar geçipte ölüme alıştığınız, parasız günlerinizi geride bıraktığınız, başınızı sokacak bir eviniz olduğu zamanda bile belki bir özür için aranılmış olmanıza rağmen telefondaki ses size o berbat anı hatırlatıyorsa affetmek için de uğraşmanızın nafile olduğunu anlarsınız.
  • unutulamayan bir hatanın sonucudur affedememek.

    o'nun yüzüne her baktığınızda hissettiğiniz acının katlandığını bilmek, bunu tüm hücrelerinizde hissederken ''affettim'' demenin
    iki tarafı da kandırmaktan başka bir şey olmadığının farkına varmaktır.
  • asıl sebep çoğunlukla af dileyen kişinin yaptığı hatanın kabullenilememesinden olur...
    ki şahsi fikrim; en kötüsü kabullenememektir...