şükela:  tümü | bugün soru sor
486 entry daha
  • hayatta şimdiye kadar doğru bildiğim şeylerin elimde yavaş yavaş patlamaya başladığı yaştayım tam olarak ve affetmek de bu şeyler arasında.

    çok da babalık görevini yapmamış bir babayı aslında daha yaşarken affetmeyi seçtim ben. sonuçta ne ben onu anlayabiliyordum, ne ona kendimi anlatabiliyordum ve aynı şekilde de ne o beni anlayabiliyordu ne de o bana kendini anlatabiliyordu. ha anlatsa anlamaya çalışırdım ama şu an mevzumuz bu değil. dedim ki ben bu ilişkiyi beklentilerle kendime yük etmeyeyim, geçmiş için affedeyim, gelecek için de beklentim olmasın; böyle işte bir arada olunca da havadan sudan konuşarak yaşayalım gidelim. bir süre gerçekten çok huzurlu gitti. zaten evden uzakta olmam sebebiyle iletişime girmemiz, bir araya gelmemiz gerektiği kadar geliyorduk ve bir arada olunca da havadan sudan konuşuyorduk.

    sonra bir gün baban yoğun bakımda diye beni aradılar ve iki gün sonra bu baba tümden gitti. artık havadan sudan konu bulmak için kendimi paralayacağım kimse yoktu. ama içimde bize yaşattıkları için öfke duyduğum ya da kırgın olduğum biri de yoktu. zaten ölenin arkasından kötü söz de söylenmez derler. bütün yaşanmamışlıkları da onla beraber toprağın altına bıraktım. affetmiştim. zaten çok öncesinde. hayat hep içinde biriyle kavga ederek geçmezdi sonuçta. affetme işi yüce gönüllülüğümden falan değil yani. affederek ben sadece kendi içimi huzura erdirmek istedim. böylece daha çabuk iyileşecek ve belki bu süreci daha kolay atlatacaktım.

    mükemmel planım kaybımın ardından üçüncü ayda beni yarı yolda bıraktı. şimdi 1 yılı geçti. affetmenin inkarla beraber geldiğini şimdi okuduğum kitaplardan ve psikologumdan öğreniyorum yeni yeni. afla birlikte bir sorun olmadığına kendimi inandırma yolunu seçmiş ve inkar ede ede her şeyin her zaman yolunda olduğuna inanan bir polyanna olmuştum. tabii sonra ağlak polyanna oldum. bütün öfkemi inkar ettiğim için neye üzüldüğünü bilmeyen ama ağlak bir polyanna.

    neyse azizim işte keder yaşanması gerekiyorsa bundan kaçılmıyormuş. ben affedeyim de olsun bitsin. o huzurlu uyusun ben de huzurlu yaşayayım olmuyormuş. zamanında sağlıklı bir biçimde yaşanmamış öfke illa bir yerde patlak veriyormuş. ha illa öfke olarak patlak vermiyor. kendimi daha iyi hissettirecekse diye affımı bir süreliğine geri aldım ama hala tam olarak öfkelenip kızmayı başarabilmiş değilim.

    o kadar derinlere bastırmışım ki bazen "ya bu adam ne yapmıştı bu kadar" falan diyorum. ne güzel bastırmışım, inkar etmişim iyi kötü unutmuşum işte şimdi neden tekrar su yüzüne çıkarıp beni üzüyoruz demek istiyorum ama acı iyileşme sürecinin başladığını işaret ediyormuş bir yerde. yine yasını tutabilmek de iyileşme öncesi zorunlu ders.

    affetmekle kederden muaf olunmuyormuş sevgili aziz dostlarım. payınıza düşen bir keder varsa o gelip illa sizi buluyormuş. ve özellikle affetme eyleminden önce sağlıklı bir öfke dönemi yaşanmadıysa. bütün bu hikayeden benim anladığım affetmek için aceleci davranmak ne beni iyileştirmiş, ne de durumu. alemin tek akıllısı da ben değilim demek ki. tüh. asıl hayal kırıklığım budur belki de.*

    o değil de asıl garip gelen şeylerden biri insanlar bizi bırakıp gidiyorlar, sonra oturup kendimizi iyileştireceğiz diye yine biz kendimiz uğraşıyoruz. bir duvar yazısı vardı: lütfen birbirimizi bulmak istediğimiz gibi bırakalım diye. ben üstüme ondan yazacağım galiba. üzmesenize beni ya!

    neyse işte size gelip affetmenin erdemlerinden bahsedenler falan olacak ya siz yine de affetmek konusunda aceleci davranmayın. affetmeyin demiyorum, aceleci davranmayın sadece. öncelikle yaşamanız gereken duyguları yaşamanıza izin verin.

    imza: mükemmel planı elinde patlamış biri.
  • yalnızca affetmek kendinizi özgür kılmak değildir, kendinizi özgür kılan şey durumu kabullenerek affetmek, sıradanlaştırır hale getirmenizdir. o büyük sözlerdeki gibi nefret içinizi çürütmez, hatta aksine birçok durumda sizi uçurumdan yuvarlanmaktan korur. çünkü siz bunu bilemezsiniz. birçok durumun haricinde de o uçurumun ağzına sizi elleriyle koyar ve ince bir rüzgar dokunuşuyla aşağı iter. ama bu bizim elimizde değildir biliyor musunuz? duygularımızı kontrol etmek, duygularımıza yenilmemek bizim elimizde değildir. yani uçurumdan ne zaman düşeceğimizi, sırtımızı öperek bizi aşağı itecek olan rüzgarın gelişini asla bilemeyiz eğer kabullenmezsek. öyle gibi zannederiz, tamam deriz, yapıyorum işte, güç bende. affettim ya, daha ne yapayım. kapat üzerini kapat, affettim diyerek kapat! kapat artık! ama yanılıyoruzdur. kalbimize, beynimize söz geçiremediğimiz zamanlar vardır. bilirsiniz, yaralanmış olmanın, yıkılmış olmanın, düşmenin, başarısızlığın hazmı görünürde çoğu zaman pürüzsüzce kaybolur. affettim dersiniz, tamam, o öyle yapmış olabilir. ama affediyorum. ben de hata yapmış olabilirim, kendimi de affediyorum. konuyu kapatalım artık, geçsin, gücüm kalmadığından, artık kendime bunun yaşatmaya devam edemeyeceğimden ötürü affediyorum. yaptığından tiksiniyorum, ama affediyorum.
    affetme ile kabullenme arasında çok ince bir çizgi vardır. kabullenmeden affederseniz, bu sizi er ya da geç, hayatınızın ondan sonraki bölümünde muhakkak yaralayacaktır. affetmekten önce kabullenmek ise, o yanlışı anlamaya çalışmak değil, ki çoğu zaman anlayabileceğiniz bir yanlış değildir zira siz kalbinizle hissedersiniz, ne güzel, ama kabul etmek anlamaktan da çok başka bir şeydir. hani birini nedensizce, en berbat özelliklerini de severek kabul etmekten bahsediyorum. ama hatayı sevmenize gerek yok elbette. sadece onu anlamıyor olsanız bile böyle bir şeyin gerçekleştiğini, sizi deştiğini, size en büyük yıkımı yaşattığını kabul etmeniz, sebebi her ne olursa olsun siz bundan ayrı bir noktada var olurken onun da gelip o rüzgar gibi sizi aşağı ittiğini düşünebilirsiniz.

    yalnızca affederseniz, iyileşmezsiniz.
    kabul etmeden affederseniz, hatayı, insan olduğunuzu, sizin de aslımda evren’de kaynolmuş küçücük ellerinizin olduğunu ve kalbinizin bu üzgünlüğe daha fazla dayanamayacağını kabul etmezseniz, iyileşemezsiniz.

    sonra bırakın. deniz olan bir yere gidin, en yakın deniz neredeyse oraya gidin ve ellerinizi açıp bırakın..

    -
    ama şöyle de bir şey vardır, kendiniz için affetmenin, bunun artık üzerinden zamanla birlikte akıp gitmeniz için kabullenmeniz gereken bir şey daha vardır... kendinizi daha fazla kaybetmeden, işleri yoluna koyabilmek, yaşamaya devam edebilmek için hem onu, hem kendinizi affetmeniz gerekir. daha önce de paylaşmıştım. yaşamaya devam etmek için bunu yapmak, bunu yapmak zorunda olduğumuzu kabullenmemiz gereklidir... anlamıyorsunuz beni, anlayın ama lütfen. kabullenmenin ne kadar zor bir şey olduğunu benden iyi kimse bilemez, bilir de bilemez, şimdi mutluyken ama bunları yazarken bile gözlerimin dolmasına sebep olan kabullenme mecburiyetini...

    -
    “affetmek için iki kişilik erdem gereklidir… hem onu affetmek, hem onu affettiğin için kendini affetmek.”

    -orson welles
  • kendine ihanet etmektir.
  • çok büyük bir negatif enerjiye neden oluyor ve bunu bilmeme rağmen, yine de bana yapılan bazı şeyleri unutamıyorum ve bunları yapanları da affedemiyorum. oysa affetsem, ruhumu özgür bırakmış olacağım, huzura kavuşacağım ama olmuyor, başaramıyorum.
    ve tıpkı bir kambur gibi, o negatif enerjiyi üstümde taşıyıp, kendime gereksiz yük ediyorum.
  • bağışlamak bağışlanmaktan daha zor. demiş sevgili harun kolçak
  • bazen değer vermemekten, umursamamaktan kaynaklanır.
  • yukarıdan aşağıya doğru işleyen hiyerarşik yapısının gözden kaçırılmaması gerekir.

    affetmenin temel motivasyonu afedenin mutlak tahakkümünün altının ne kadar kalın çizildiği ile doğrudan ilgilidir. tahakküm başlı başına hışıma dönüşebilen güç miktarının istenildiğinde harekete geçirilebilecek kısmına tekabül eder. güçlü iseniz tahakkümünüz altında tuttuklarınız nezdinde bir hükmünüz olur , hükmünüz olursa hükm edersiniz , hükm ederseniz biat ettirirsiniz. af güçlü olandan zayıfa doğru işleyen tek yönlü yoldur. gidişi vardır lakin dönüşü yoktur. güçsüzün güçlüyü affetmesi denen tamamen bir hurafedir. güçsüzün yaptığına uzlaşma denir. affetmek güçsüzün haddine değildir. güçsüzün kendi de bilir bunu.

    affetme olgusunun içersinde, niteliği ne olursa olsun bir tür ceza, ceza olduğu için haliyle ceza gerektiren bir suç ve cezanın infazından güçlü olmaktan mütevellit merhamet duygusuyla sarmalanmış karşınızdakinizin üzerindeki tahakkümünüzü pekiştiren bir vazgeçiş vardır. cezanın infazının ileriye ertelenmesi affetmek değildir. ''bu seferlik afediyorum'' diye bir şey olmaz. bu sadece güçsüzlüğünüze delalet ederek afediyorum dediğinize duyduğunuz ihtiyacın üstünün örtülmesine yardım eder. burada af değil sizin lehinize sandığınız bir antlaşmaya varmış olursunuz. malum antlaşmalar esasında güç biriktirmek için verilmiş savaş molalarıdır.

    özür dileyen en fazla mazur görülür, özür dilemenin karşılığı affedilmek değildir. bağışlamak ise affetmek gibi zorlayıcı saiklerle değil daha çok gönüllü bir edime karşılık gelir, haliyle bağışlama kavramı için de bu , bir tür affetme biçimidir diyemeyiz. gerçi bağışlamak bahş etmek kökünden gelir. ayrıca bahş etmenin de doğrudan güç kavramına ilişkin bir yanı vardır. lakin bağışlamak afetmek kadar zor değildir. affetmek afedeni yorar, bağışlamak ise rahatlatır daha çok.

    affetmenin evveliyatında öfke hınç ve kin vardır ve bazen de öc duygusu. bağışlamanın evveliyatında çoğu kez bunlar yer almaz. o yüzden bağış yapılır ama af yapılmaz. af edilir. bağışlamak ve affetmek kavramları arasındaki ilişki, önemsiz ve değersiz kavramları arasındaki ilişkiye benzer. ekseriyetle önemsiz olan değersiz olur, değersiz olan ise önemsiz. ama bazen bazı şeyler değersiz olsa bile önemsiz olarak adledilemez ya da önemsiz olsa bile bazı şeyler bazen değersiz olmayabilir, gibi.

    affetmenin sağlamasını bazıları unutmakla yapar bu satırların yazarına göre ise bunu yok saymak ile yapmak daha makbuldür. unutmak dediğimiz şey aslen mümkün değildir. zira hatırlamamanın adı, yüze vurmamanın adı unutmak olamaz. zihin her bilgiyi kaydeder. zihin resetlenemez. o bilgiler hep oradadır. bazen biz o bilgileri yüzeye çıkartamayız, bulamayız. bazen buluruz, çıkartırız ama dillendirmeyiz. ama bu, o bilgilerin orada olmadığı anlamına gelmez.

    affedin. bu kendinizi ne derece ıslah edebildiğiniz hakkında size fikir verir.üstelik af dileyeni, merhamet dileyeni küçültür, belki önemsizleştirmez ama değersizleştirir. affedin. ama sakın affetmeyi bağışlamakla ,mazur görmekle karıştırmayın. affedin.ama güven tedbire mani değildir bilin bunu da.

    ya da affetmeyin. cezasız kalmış suç sadece vicdan azabı üretir bazılarında çünkü. ve bazen affetmemek afdileyene yapacağınız en büyük iyilik olur. gerçi kötü birine yapılmış iyiliğin iyi birine yapılmış kötülükten bir farkı da yoktur ama...

    ne bileyim öyle işte.