şükela:  tümü | bugün
  • aralararinda para toplayip aracilardan kendilerine bi sandal getirmelerini istemisler. hepsi afrika'nin degisik yerlerinden geliyolar; fas, cezayir, tunus... hayalleri avrupa'ya kacmak. sonra? sonrasina sonra bakicaklar. sandal bi jeepin üzerinde geliyor ve sahile birakiliyor. resmen marangozda yaptirilmis, tahtalari üstüste cakilip verilmis bi oyuncaga benziyor. bi de kiytirik motor takmislar hepsi o. icinde 20 küsür insan ispanya'ya kacicak onunla. küvete koysalar binmem o alete, onlarinsa baska secenegi yok. "neden kaciyosunuz burdan" diye soruyor muhabir iclerinden birine "ne yapicaksiniz avrupa'da". ve duyup duyabilecegim en carpici cevap geliyor: "afrika'da özgür olmaktansa avrupa'da mahpus olmak yegdir" diyor adam "hic olmazsa orda yiyicek bi sey verirler."

    aralarini iplerle dolduruyolar sandalin tahtalarinin, üstüne de ziftle bi cila cekiyolar saglam olsun diye. aciktikca yemek diye kuru ekmek yiyolar, o kadar kuru ki suyun icine koyup yumusatmak zorunda kaliyolar. sandal nihayet hazir hale getiriliyor. muhabir de kamerasiyla birlikte biniyor sandala, gece vakti aciliyolar denize cünkü sahil güvenlige yakalanmak istemiyorlar. daha 300 metre gitmeden büyük bi dalga alabora ediyor umut teknesini. 3 kisi boguluyor. muhabir soruyor "ne oldu daha yolun basinda battik?". herkes tir tir titriyor, aralarindan biri konusuyor muhabirle "büyük bi dalgaydi devirdi bizi" diyor "kardesim boguldu". bir baskasi en yakini arkadasini kaybediyor. aralarindan bazilari korkup vazgeciyor. geri kalanlar bi kere daha denemeyi göze aliyolar.

    sandal tekrar gözden geciriliyor. islanmasin diye biri naylona sariyor paralarini. 3 tane 5 euro, bütün sermayesi bu. ispanya'ya cikinca bununla idare edicek bi süre. 3 tane whopper menü alabilir o paraya, haberi yok. tekrar aciliyolar denize. kücücük sandal daha suya iner inmez doluyor deniz suyuyla. ama care yok, acilacaklar. hicbi sey daha kötü olamaz cünkü onlarin hayatlarindan. herbirinin elinde bi kücük sise ya da kap, sulari ortada bi boya kutusunda birikitiriyolar, sonra disari döküyolar. suyun icinde oturuyolar bütün yol boyunca. 18 saat böyle sürüyor yolculuk. bi yandan kusanlar, bi yandan günes altinda kavrulanlar, aclik, bitkinlik. derken motor duruyor. yolun daha ortasindalar, ne geri dönülür ordan ne ileriye gidis var. hele sahil güvenlik görürse rüya sona ericek. neyse ki aralarindan biri calistiriyor tekrar. ilerlemeye basliyolar yeniden. sonra kanarya adalari görünüyor. artik nerdeyse yüzecek mesafedeler. derken bi tekne beliriyor yakinlarinda. ve yolculuk sona eriyor. sahil güvenlik hepsini tek tek aliyor.

    pasaportu olanlar birer birer ülkelerine geri yollaniyor. alismislar artik, her gün birkac sandal geliyor böyle, kimileri bos. pasaportu olmayanlar geri gönderilemiyor, önce bi süre alikonulup sonra serbest birakiliyor. o tayfadan birinin de daha sonra bi manavda is buldugunu söylüyor muhabir.

    kanarya adalarinin altin rengi sahillerini cekiyor kamera. yüzlerce üstüste yigilmis sandallar, kayiklar. her allah'in günü kiyida bulunuyor birkac tane. cogu gelemeden boguluyor kacaklarin, cesetleri vuruyor kiyiya. bu cesetler hemen pilajin yakinina kurulmus bi mezarliga gömülüyor. isimleri bile yok, her birine bi numara veriliyor.

    yuh diyorum sadece, ayni gezegende mi yasiyoruz biz bu insanlarla? sonra rahat batiyor oturdugum kanepede kalkip yatagima geciyorum. vuruyorum kafami yastiga ve hepsini unutuyorum. afrika, her gece unuttugum kita. bu da tanimi olsun
  • bizimkilerin yeni yeni keşfettiği 1.5 trilyon doları aşan ticaret hacmiyle muazzam bir pazar haline dönüşen yoksun kıta. sömürgecilik iç savaşlar hastalıklar eğitimsizlik derken sahra altı dediğimiz bugün kara kıtayı oluşturan esas ülkelerin hali içler acısı.

    başkentleri iki hükümet binası ve toprak yoldan ibaret, hastane, okul nüfusa eş değer değil uzman bir hekim genelde bm, who ya da türkiye'den giden heyet oluyor.

    insanlar aç, işsiz. halk kaçak avcılık ya da balıkçılık ile geçimini sağlamaya çalışıyor, tabi insan ticareti, kaçak işçilerden bahsetmiyorum bile.

    tüm bunların yanında yatırıma son derece açık tekstilden inşaat sektörüne gıdadan mobilya sektörüne varana değin her kalemde ürünün gireceği bir pazara dönüşmüş durumda.

    çin halk cumhuriyeti erken keşfetmiş bu pazarı binlerce çinli şirket ve çalışan var. her yatırım karşılığında doğalgaz ve petrol ithal ediyor petrole sahip ülkeler de ülkesinin kalkınması adına bu duruma göz yumuyor altın tepsiyle kaynaklarını yabancı şirketlere açıyor.

    hangi ülkeydi tam hatırlamıyorum bizimkiler gitmişler deri ithal edecekler bir firma ile anlaşmışlar karşı taraf malları gönderiyor bizimkiler de parayı. sonra karşı taraf bizimkileri arayıp çok para gönderdiniz şu kadar tuttu şu kadara anlaşmıştık diye sormuş bizim firmada nasıl olur siz bize fazla mal gönderdiniz aradaki farkı ödedik deyince bizimkiler afrikadaki firmayı ziyaret ediyorlar meğer adamların ellerine tutuşturulan ölçü ve ağırlık birimlerinin hesaplaması 4-5 birim fazla oynuyor üstelik bu cetveli oluşturup ellerine tutuşturan da italyan bir firma. bizimkiler doğru bir çizelge hazırlayıp sunuyorlar. ardından sarsılmaz bir güven ve itibar da cabası. tabi bu küçük bir örnek.

    kalitesiz ve ucuz çin mallarının pazarı sarması sonucu türk mallarının kalitesiyle tanışan yerli firmalar da bizim elemanları bağırlarına basmışlar. arçelik güney afrika cumhuriyetindeki yerli beyaz eşya firmasını satın alarak istihdamı 2 katı çıkarıp fabrikayı büyütmüş hedefi tüm güneyden içe doğru yayılmak ve pazara hakim olmak. afrika türk firmalarının avrupa'dan umudu kesip gözünü çevirdiği yeni büyük bir pazar artık. hastane okul otel havaalanı banka altyapı toplu konut sanayi ve imalat sanayi hamlelerini gerçekleştirecek girişimcileri arıyor. bakalım gelecek yıllar neler getirecek. uzun vadede yapılacak olan yatırımların karla sonuçlanması kaçınılmaz.

    edit: eklemeyi unuttum afrika kalkınma programına tabi olduğundan burada üretilen mallar avrupa ve abd'ye kotasız sıfır vergi ile gidiyor. türkiye'ye kota uygulayan avrupa ise afrika'da yatırım yapan sanayicilerimizin mallarını çoğ afedersiniz sike sike gümrük vergisiz üstelik kotasız almak zorunda kalıyor. ha bir de oteller çok pahalı diye duydum koca ülkede 2 otel ya da bir otel olunca gecelik fiyatlar 350-400 dolardan başlıyormuş üstelik klima elektrik falan da yok. otelci arkadaşlara selam.
  • bir national geographic stüdyosu.
  • tek bir karikatürle ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

    http://i.imgur.com/3wgrg.jpg
  • "beyaz adam geldiğinde bizim elimizde topraklarımız, onların elinde de incil vardı. bizden gözlerimizi kapatıp dua etmemizi istediler. gözlerimizi açtığımızda elimizde incil, onların elinde de topraklarımız vardı"

    durumu böyle anlatır afrikalılar..
  • kuzey'in, (g-7 diyelim) ya da sadece kuzey'in de değil dünyanın çöpe attığı, siktir ettiği koca bir kıta. küreselleşme, teknoloji, insanlığın her geçen gün ilerlemesi gibi büyük iddiaların nasıl bir safsata olduğunun canlı kanıtı. koca bir kıtanın yükselirken atılan kum torbası misali atıldığı bir dünyada insanlıktan, modernleşmeden nasıl bahsedilebilir? fakat neo-liberalizmin kibiri öyle bir noktaya gelmiştir ki, aslında zengin kuzey, afrika'yı bence bir miktar da ibret-i alem için bu pozisyonda kasten tutmaktadır. çünkü aslında verilen mesaj açıktır: "bizimle entegre olmazsanız, talimatlarımız doğrultusunda yaşamazsanız benzeyeceğiniz yer orasıdır" deniliyor. neyse efendim, koca kıta gitti gider, şimdi sırada asya var. zaten çin'in, hindistan'ın çırpınmaları da afrika'ya benzememek, afrika gibi olmamak için gösterilen bir can havlidir. şöyle bir düşünürsek türkiye'nin ab ve abd ile ittifak çabası buna benzer bir çaba değil midir? "suyumuz var, 100 yıl sonra bu alemin kralı biziz" safsataları bir kenara bırakılıp düşünüldüğünde, türkiye'nin de afrikalaşan asya'da kalması ihtimali üst tabakayı ürpertmemiş midir sizce? bence öyledir. çünkü yöneticilerimiz de biliyorlar ki türkiye o dünyaya sıçramazsa geleceği çok karanlıktır. neyse efendim türkiye'yi şimdilik ayrı bir yere koyalım, sonuçta afrika, dünyanın bu gidişatla varacağı yerin bir göstergesi, timsalidir. yani bütün bir dünya için, bütün bir insanlık için pek de umut yok. afrika gibi olmamak için kuzey'e yalvaran ülkeler göreceğiz ilerde, türkiye'nin ab hevesi ne ki, solda sıfır kalır. rusya'nın, bölgedeki diğer ülkelerin düşeceği durumu göreceğiz, bu günler daha hiçbir şey. gidişat budur dostlar, kuzey'de müreffeh küçük bir ülkeler topluluğu ve dünyanın geride kalan sefil kısmı. 21. yüzyılda insanlığın geldiği nokta budur ve dramatiktir. çözümü yine insanlar bulabilecek, bir alternatif geliştirebilecek mi? şüpheliyim ve karamsarım.
  • insanoğlunun doğduğu, insanlığın öldüğü yerdir.
  • afrika'ya giden insan, inanç sistemini sorgulayacaktır. zira kuzenim afrika'ya gitmemiş olmasına rağmen, benim ona anlattıklarımdan sonra bana; 'boşuna dinden imandan vazgeçmedik' diyebiliyor.

    afrika'yı, national geographic'ten öğrenmek; gidip o kokuyu almak, insanların ne şartlarda yaşamaya çalıştıklarını görmek kadar etkili değil. amerika'yı, çin'i falan gördükten sonra acayip üzülüyor insan afrika'nın yalnızlığına. özellikle gecenin bir yarısı, kara yolcuğu yapmak zorunda kalınca; dünyada, intihar oranının en yüksek olduğu ülkelerin başında norveç ve japonya'nın gelmesini de bayağı büyük bi şımarıklık olarak addediyorum.

    orda bulunduğum her saniye, temizliğinden emin olduğum yastığıma kavuştuğum anı düşlemekle geçiyo yemin ederim; ve afrika'ya gidip de türkiye'ye döndüğüm her sefer, yere kapanıp taşı-toprağı öpmek istiyorum.
  • karincalar calisiyor ve agustos bocukleri sarki soyluyor ama kis hicbir zaman gelmiyor.
  • gürültülü. insanlar bir araya gelince çok ses çıkartıyorlar. yüksek sesle müzik dinlemeyi seviyorlar. başkalarına pek karışmıyorlar o yüzden sabahın beşinde gürültülü bir biçimde çim kesen komşu normal. araçlar, cihazlar eski, kalitesiz ve gürültülü çalışıyorlar. insana dair her şey gürültülü. insanların sessiz olduğu gece saatlerinde ise kuşlar, böcekler, kurbağalar susmuyorlar. bu sefer doğanın gürültüsü başlıyor. bir sürü yaşam var demişti laura roslin ölmeden hemen önce, orası afrika'ydı.