şükela:  tümü | bugün
  • insani komsusu ile kanli bicakli yapabilecek bir kustur. anlatayim…

    sabah saatlerinde, iste 6 gibi falan ust kattan tik, tak, tuk ve benzeri sesler gelmektedir. boyle sanki bir seyler cakiliyormus gibi. ama oyle boyle degil adamin kafasina kafasina geliyor bu ses. hem de saniyede 1-2 vurus falan. klasik turk insani olarak duvar yumruklama eylemi tarafimdan yapilir. gerci komsunun kapisina giderim gitmesine ama sabahin 6'si. olmaz ayip. sadece duvari yumruklamakla yetindim. ama ses ne azaldi ne kesildi. aynen devam. aklimdan gecenler "ulan tamam turk kulturu icinde yetismemissin ama (komsuya diyorum) o kadar yumrukladik duvari sussana be adam. ayrica ne terbiyesiz adammissin sen oyle sabahin 6'sinda tamirat mi yapilir?"

    yatakta done done bu sinir ses esliginde sabahi zor ettim. neyse kalkip okula gittim. bizim komsu da ogrenci benim gibi. karsilasinca sordum:

    - hey jeff, senin o beyaz kicini tekmelerim tamam mi dostum? ne yaptin oyle sabahin 6'sinda? (amerikadayiz ya, "lan onun bunun cocugu" falan diye kavga baslatmak olmaz. racona ters.)
    - asil sen ne yaptin dostum? hatta bir de duvarlari yumrukladin falan.

    suna bak hem suclu hem guclu. bana asil sen yaptin diyor utanmadan. ama gene de efendiligi elden birakmayalim.

    - tamam duvar yumruklama kismi dogru ama sen bir seyleri cakiyordun ve sus ulan diye yumrukladim ben. duvara vurulan yumruklar veya tavana vurulan supurge saplari turkcede (komsu icin) "sus ulan" anlamina gelmektedir.

    tabii cocuk turkce bilmedigi icin anlamamistir diyorum icimden. ama ortada ilginc bir durum da var. hayir biraz sinirli bir yapimiz olsa girisecegiz birbirimize hem suclusun hem de guclusun diye. gerci doverdim ama... neyse konu orada kaldi.

    ama bir gun sonra gene ayni dunku gibi sabahin 6'sinda tik, tak, tuk baslar. ulan kafayi yememek elde degil. bu sefer "ulan jeff simdi anani laciverte boyadim*!" diye yataktan firladim. ancak koridora ciktigim anda sanki ses evin disindan geliyormus gibi bir hisse kapildim. evin onune ciktigimda ise sesin sebebi ortaya cikar.

    el kadar bir agackakan, evin ahsap dis cephesini buyuk bir sevk ile kakmaktadir. ama oyle boyle degil. dakikada 60 vurus en az. tik tik tik! kafasini bir gorseniz. aslinda komik bir goruntu ama. ulan manyak ne isin var orada git agaclari kak degil mi? zaten ev ormanin ortasinda gibi. her turlu mahlukati gormusuz geyiginden sincabina kadar. bir agackakan eksikti. hah o da geldi tam oldu. geldigi yetmiyormus gibi birde o kadar agac varken gel bizim evin duvarini kak. olacak sey degil. millet horoz ile uyanir bize agackakan cikti piyangodan anasini satayim.

    neyse kovaladim bu salak kusu ve yatagima geri dondum. 5 dakika sonra gene mesaisine kaldigi yerden devam etti serefsiz kus. inacti bir de ha. sonuc: yatakta done done sabahi zor ettim.

    aslinda agackakanlar genel olarak yemeklerini depolamak icin agac vs gibi yerlere delik acalar. yoksa zevkten kafayi cekic gibi kullanmaya merakli olduklarini sanmiyorum. gerci hem gagalarinda hem de kafatasi etrafinda darbe emici, sumuksu olusumlar vardir. yani o kus beyinleri bu cakma isinden zarar gormez. ama gene de isteyerek yapilacak is degil. neyse... yaklasik bir bas parmagi buyuklugunde olan bu deliklere mese palamudu gibi cesitli bitkilerin tohumlarini yerlestiriler. ayrica agackakanlar cok caliskan hayvanlardir. (sabah 6 dedin mi mesai basliyor) hem kafalari da cok iyi calisir. (gercek anlamda da) kisa bir surede bu sekilde yuzlerce delik acip icini doldurabilirler. (bizim evin duvarindan biliyorum) ancak bu tohumlarin cogu genellikle sincap gibi hayvanlar tarafindan falan calinir (pis belesciler). iste saniyorum buna bir onlem olarak agac yerine, sincaplarin daha zor ulasabilecegi bir yeri, yani bizim evin duvarini depo olarak secti kendine. eee ne yapsin yasamaya calisiyor hayvan. ama biz de uyumak istiyoruz be guzel kus. ne yapsam? sincaplari mi yakalasam acaba?

    evet is aciga cikmistir ama iskence bitmemistir. kurulmus saat gibi her gun saat tam 6'da mesaisine baslar adi kus. "ulan buna bir care bulmak lazim. uyutmuyor pis hayvan."

    ev sahibine gidilir. denir "boyle boyle senin evi bir kus cok sevdi. surekli kakiyor." ev sahibi de "ne yani sapanla kus mu avlayacagim ahahah" gibi bir cevap verir. dalga gecer bizimle. gerci bana birisi gelip ayni seyi soylese ben tefe koyar calarim ya... neyse. usulu dairesinde "ulan dumbuk kus bu hizla devam ederse yakinda salona ulasacak, kocaman delik yapti 4 gunde, delikleri doldurun veya kimyasal bir seyler surun duvara" diye cevap verilir. "hadi canim hadi aslanlarim" diye bizi def eder bu sahis. o anda "eh ama turkuz biz. yapacagimizi biliriz" diye gecirdim icimden. aklimdan gecen sey ise duvara gec kuruyan bir yapistirici surup adi hayvani duvara yapistirmak.

    galiba bu fikrimizden icgudusel olarak haberdar olmus agackakan hazretleri. sustu. aylarca cit cikmadi. taa ki dune kadar. ama bu sefer kararliyim. duvara yapistiracagim serefsizi.
  • m4nm ekibinin en önemli ve rolü gereğince en ön planda olan elemanı. türkiye'de karaçalı'nın başarılı bir şekilde fitilini ateşlediği spoken word tarzını şu anda kendisinden daha iyi icra eden bir isim mevcut değildir. çok üretir, çok kafa yorar, çok kahve tüketir, çok derin yazar. kendisiyle ilk tanışmam ilk no call 'recently' albümüyle oldu. hemen arkasından gelen ok cobra elemanı fritz ile düet yaptığı parçası ile de beni kendine sıkıca bağladı.

    şu anda duende ile bana 12 eylül darbesinin slayt şovunu yapıyor zihnimde adeta. var olsun.

    http://www.youtube.com/watch?v=eo5kvggjh4k

    aha bu da vanbilderass:

    http://www.youtube.com/…vdh1pdihk04&feature=related
  • netgeo'ya göre uzun bir dili olan kuş türü ki; ağaç oyarken dili kafa tasını sarıyormuş, böylelikle beyin sarsıntısı önleniyormuş.
  • fenerbahçe maçından önce moda sahilinde turlarken varlığını keşfettiğim kişi.

    on sekiz yaşlarında iki genç ellerinde smirnoff red şişesi ve meyve suyu eşliğinde yürümekteydiler. bir anda birisi kıyamet koparırcasına sevindi. büyük hayranınım diyerek bu elemanla fotoğraf çektirdi ve elemana; "kuzen yeni albüm ne zaman" falan dedi. hayır ben de merak ettim kimmiş bu yahu bir şeye de benzetemedim diye, sordum elemana. abi dedi bu müzik yapıyor. alternatif mi kardeş dedim, evet abi dedi.
  • haritadaki her bir ülkeden biraz yaratıcılık almış adam. sağlam bir bilgi birikimine sahip.
  • ağaçkakan âşiretinin gagaları ve kafatası kemiklerinin çok sert darbelere karşı koyabilme kâbliyetine sâhip oldukları araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılmıştır. ağaçkakanların, insanoğlunun üretebildiği en ileri süspansiyon teknolojisinin fersah fersah ötesinde darbe emici bir mekanizmaya sâhip olarak yaratıldıkları hayretle müşâhade edilmiştir.

    ortalama bir boksörün bir yıl boyunca bütün müsâbakaları hepi topu 5 saat sürer.
    bu beş saat boyunca başlarından çok ciddi olarak nitelendirilebilecek ancak birkaç darbe almalarına rağmen, henüz 30'lu yaşlarının baharında rûh-u nâneyi yiyiverirler.
    oysa hayatı boyunca beyni binlerce darbeye maruz kalan ağaçlkakanlar öyle midir?

    bir ağaçkakan, yuvasının deliğini kazabilmek için günde 5-6 saat bıkıp usanmadan gagasıyla oymacılık yapar durur. çiftleşme mevsimi boyunca bildiği tek şarkıyı söylemek için ağaç gövdelerinde 500'e yakın delik açmasını ve muntazam bir şekilde bunları yontarak kendine yuva yapışını hiç hayalinizden geçirdiniz mi? muhtemelen hayır.

    birkaç kuş türü, üreme mevsiminde tavlama şarkıları çığırmalarına rağmen, ağaçkakan, diğerlerinden değişik olarak ayrıca kuru ağaç dallarına ve gövdelerine gagasıyla vurarak, ormanda yankılanan bir tıkırtı sesiyle şarkılarına eşlik eder. ancak çiftleşme mevsiminde bir ağaçkakanı ağaç gövdelerine yuva oyarken seyretme imkânını elde edenler, onun fevkalâde darbe hızını farkedebilirler.

    avrupa ve asya'da yaşayan büyük benekli ağaçkakan, ağaçlarda oyma işini yaparken saniyede 8-10 darbe indirir. daha küçük ağaçkakan türleri ise, daha da süratli darbeler indirebilirler. bu kuşun bugüne kadar bilhassa beyni ciddi bir hasar görmeden nasıl olup da hayatını idâme ettirdiği "ornitholog" ların (kuş âlimleri) alâkasını cezbeden bir muammâdır.

    ağaçkakanlar umûmiyetle ağaç kabukları altındaki böcek ve larvaları yiyerek beslenirler. tabiat ananın bu bediî ustaları, ağaçların sert olan gövdelerini yontarak yuva olarak kullanılmak üzere aşağı yukarı 10 tane odacık oyarlar. ağaçkakanın bu mahâretinin sırlarını anlayabilmek için, gaga ve baş yapısındaki eşsiz sanat ve mühendislik hârikasına dikkat etmek gerekir.

    güzide memleketimizden hiç eksik olmayan yol inşaatlarında kullanılan ve esnafın ve eşrâfın sinirlerini bozan şu kırma makinaları, ki ekserîyeti hava basıncıyla işler, şimdi efendim bu aygıtlar büyük bir gürültüyle böyle tata tata tata çalışmaktayken, bu aygıtı kullanan kişi o elleriyle tuttuğu yerlere mesela bir çenesini dayayıp dursa ve öylece birkaç saniye durabilmeye devam edebilse, işte o vakit o kişiye tıp otoriteleri “ohadenilirus delikanlus” tanısı koyarlar. bu aygıtların kullanıcıları makina ile beyni arasında tampon olarak kollarını kullanır, kullanırlar ki bütün bedenleri böyle hidi hidi hidi titreşip kanser olmasın. aynen bir arabanın bozuk yollardaki sarsıntıları emerek yumuşatan uygun bir suspansiyon sistemi olmasa, o arabayla bozuk yollara girilmesin, ki kısa zamanda bütün aksâmı gevşeyerek parcalanmasın.

    ilim adamları ağaçkakanın başının ve gagasının anatomik yapısından birçok ilerlemelere yön verebilecek bilgiyi elde edebilmişler ama ibret almamışlardır. kuşların çoğunda kafatası kemikleri birleşmiş ve yekpâre olarak birbirine kaynaşmış iken, gagaları da alt çenenin hareketiyle açılıp kapanır iken, bu ağaçkakan denilen kuş türü, yaptıkları işe uygun olarak, gagaları ile kafatası arasında süngerimsi dokudan muteşekkil bir darbe emici mekanizmaya sahip olarak yaratılmışlardır. bu elastik doku arabalardaki suspansiyonlardan çok daha kusursuzdur. zira, bu sungerimsi doku, çok kısa bir zaman aralığında çok sayıdaki vuruşlara karşı koyabilecek yapıdadır.

    kuş, kuru dal üzerinde şarkı söylerken, bu doku her vuruşun darbe gücünü emer. böylece darbeler zararsız hâle getirilerek, saniyede 10 veya daha fazla olan karşı darbelere, kafatasının eşine ender rastlanır bir düzen alması temin edilir. kuş yuvasını yapmak için ağaçları oymaya başladığı andan itibaren, beynin gagadan geriye doğru hareketi sağlanır. böylece beyine gelen çok kuvvetli şok dalgaları bir saniye içinde emilerek tesirsiz hale getirilir. vay anasini.
    ağaçlık arazilere ve bahçelere tahtadan, hususi yapılmış kuş yuvalarının kurulması dünyanın birçok yerlerinde yuva sıkıntısı çeken kuşların mesken eksikligini hafifletmiştir. fakat büyük benekli ağaçkakanlar da, bu kutuları hemen kolaylıkla kendi tarzlarında oyarlar ve yuva içindeki bedava yumurtaları ve diğer küçük kuşları yemekten kaçınmazlar. ağaçkakanların bu tahribatını önlemek ve sunî yuvalardaki küçük kuşları korumak için, tabiatı koruma vakıfları betondan yuva yapmayı tecrübe ettiler. ancak, bu konuları beton kutular dahi bu inatçı kuşlari yıldıramadı. kendisine mahsus gizli darbe yutucu silahla mucehhez ağaçkakanlar "ağaçkakana dirençli" kutular denilen bu yuvalarında giriş kısmını yontarak içeri girmeyi başarmışlardır. sonunda "ornitholog" lar bu probleme tek çare olarak yuvanın giriş kısmının etrafına kaucuk parçası koymak olduğunu buldular. bu kauçuk, ağaçkakanın beynini muhafaza için darbeleri emen süngerimsi kıkırdakla aynı tarzda. kuşun gagasının darbelerini emer ve beton yuvalarin ağzını parçalanmaktan korur.

    maalesef, geniş ormanlık arazilerin yokedilmesi, ayrıca kuru odunların da orman idaresi tarafından ortadan kaldırılması, ağaçkakan yuvaları için uygun yumuşak odunların veya yaşlı ölü ağaçların yok olmasına sebeb oldu. bunun cezasını da yine ormanlar çekti. ağaçkakanların besinini umumiyetle ağaç kabukları altındaki böcek ve larvalar teşkil ettiği için, bu kuşlar, küçük böcek ve hayvan nüfûsunun denetiminde çok önemli rol oynar. amerika birleşik devletleri'nde ohio üniversitesi’nin zoologlardan oluşan bir araştırma ekibi inanmamış ve ağaçkakanlar'ın yuva bulamadıkları için ormanları terk ettiklerini ve bunun neticesi olarak da bütün ormanların zararlı böceklerle sarıldığını, küçük böcek tahribatının önüne geçilemediğini fark etmişler. bu kuşları ormana geri getirebilmek için plastik ağaçlarla kandırmayı denemişler. yumuşak süngerimsi plastikten yapılan bu sahte ağaçlarla hazırlanan sahte orman tabii ki başarısızlıkla neticelenmiş.

    ağaçkakanlar bu sahte ağaçlarda bazı geniş oyuklar açmalarına rağmen yuva yapmamışlar ve yumurta bırakmamışlar. muhtemelen bu kuşlar, sûni ağaçlar üzerinde üreme mevsimine has şarkılarını söylemeye gayret ettiklerinde, bu plastikler kuru odun gibi sesi çınlattıramadığından o mevsim işler kesat gitmiş olsa gerek diye kendi kendime fikir yürütüyorum. ohio'lu câhil bilimadamları, akıllanmamışlar, şimdi de, bu plastik ağaçların üzerini kontrplak gibi yankı yapan bir malzeme ile kaplayarak ağaçkakanları ormana geri döndürmek ve bu sâyede börtü böcek tahribatını önleyebilmek ümidiyle çalışmaktalarmış.

    ağaçkakanlar, biyomekanik, teknik ve hikmet açısından da, ekolojik ve tıbbî yönüyle de insanı düşündürmesi, tefekkûre sevk etmesi gereken ve kâinat kitabının sayfaları arasındaki mânânın alâka ve tenâsubu açısından çok derin ilâhi kanıtlara ulaştıracak bir vesile olarak değerlendirilebilir.
  • nuhun gemisinden kovulan ama uçabildiği için günümüze kadar gelmiş olan bahtsız bir kuş türü
  • rapping tekniği harika, müthiş kelime oyunları ve anlatım gücü başlı başına efsane (şimdiki yüzeysel sığır kitle anlamaz ama açıp bakın foko sarkacından newton serbest düşüş göndermelerine kadar korkunç alegoriler mevcut), altyapıları kalbur üstü olan bu arkadaş piyasadaki karbon kağıdı kopyası çakma swaglerden ya da kenar mahalle çocuğuyum sistemin amına koyayım diyen post arabesk tiplerin alayını donunda sallar. böyle bir adamın pespaye, rezil ortamda böylesin sıradışı ve muazzam işler yapması hayretlere gark ettirmişti beni. türk rap denilen türün bence nadir başarılı isimlerinden ve son dönemdeki yüz akı. roadside on picnic projesi de ayrıca müthiştir, lezizdir.
  • şöyle bir mükemmeliyete imza atmış: https://soundcloud.com/agackakan/pulsar