şükela:  tümü | bugün
  • dogadaki hersey birbirleriyle iletişim halindedir. örneğin nasıl bir yerde su varsa arılar 8 seklinde adeta dans ederek diğer arılara da burda su ya da vs var diye sinyal göndererek onların da haberdar olarak gelmelerini sağlar. ağaçlar da böyledir.
  • kuşlar gibi ağaçlarında yalancısı var..
  • bende gizli gizli ağaçlarla konuşuyorum ne var bunda hahah
  • sanirim dünyanin en iletisim özürlü canlisi biziz.
  • ceviz ağaçları da belli zamanlarda etrafındakinin fotoğrafını çekip budaklara basıyormuş. ben öyle duydum.
  • kanıtlanmış şaşırtıcı bir doğa gerçeğidir.

    ben konuyla ilgili ilk aydınlanmamı şurdaki ted konuşmasında yaşamıştım.

    biz göremesek de toprağın altında ağaç kökleri birbirlerini besliyor. bu köklerde bulunan mantarlar aracılığıyla birbirleriyle iletişime geçiyor ve bazen kendileri için tehlike sayılabilecek durumlardan(kuraklık, böcekler) birbirlerini haberdar ediyor, bazen birbirlerine kendi besinlerini yolluyor bazense birbirlerinden besin çalıyor.

    mesela diyelim bir tane koca çınar etrafında küçük, yardıma muhtaç bir çınar gördü, hemen ihtiyaç duyabileceği şekeri gönderiyor ve bu minik fidanı hayata bağlıyor. bazen de çok yaşlı ağaçlar artık kendileri için pek de önemi kalmayan besinleri diğer ağaçlar faydalansın diye gönderiyor. tabii her şey böyle hep güllük gülistanlık değil. başta da ifade ettiğim gibi bazen ciddi bir rekabet hali de söz konusu olabiliyormuş. bazen herhangi bir paylaşım hali olmasa da bazı türler başka ağaçların besinlerini çalabiliyormuş. veya bir başka durum olaraksa zehirli kimyasallar salgılayıp diğer ağaçlara zarar verebiliyormuş.

    ayrıca ağaçlar arasındaki bu iletişimi sağladıkları yol sadece mantarlarla sınırlı değilmiş. aynı zamanda feromonlar ve hava yolu iletişimi ile de birbirleriyle 'konuşabiliyorlar'.

    daha kapsamlı bilgiler içinse şu veya şu faydalı okumalar olabilir.

    demek ki neymiş, ağaçlar öyle çok da yabana atılacak canlılar değilmiş.
  • (bkz: entler)
  • botanik ve zooloji algımız insanmerkezli bakmayla çok kirlenmiş durumda. hem akademide böyle bir gelenek var hem de ortalama insanın algısı bu şekilde.

    botanik biliminin kurulduğu günden beri buna benzer tartışmalar vardır aslında. kurucu babası sayılan theophrastus bitkileri her yönüyle çalışmıştır mesela belki de ilk kez. daha öncesindeki dönemde bitkileri çalışmak insana olan faydası cinsinden olurdu. theophrastus ise ilk kez bitkileri bitkiler için çalışmaya başladı. sürgün verme şekillerini inceledi, yapraklarını sınıflandırdı, kökleri araştırdı, fizyolojik karşılaştırmalar yaptı. aynı dönemde aristoteles de benzer şeyleri hayvanlar için yapmaya başlamıştı. o da bir anlamda insana faydası olmasa da hayvan çalışan zoolojinin kurucusu sayılabilir. ikisi arkadaştı zaten. daha doğrusu theo öğrencisiydi aristo'nun. sonra lyceum'u olduğu gibi üstüne yaptı aristo.

    botanik, şifali bitkiler, tarım ve toplayıcılık şeklinde 4 çalışma alanı vardı anlayacağınız ve bu gerilim hep sürdü. 15-16. yy civarına kadar bitki çalışmaları genellikle insana olan faydasına odaklanmıştı. ancak tam o dönemde, rönesans'ın ve coğrafi keşiflerin de etkisiyle "bitki için bitki" yani doğrudan botanik çalışmalar da başladı. egzotik bitkileri sınıflandırmak, benzerliklerini tespit etmek, morfolojik çıkarımlar yapmak... da vinci'nin mesela ağaç dallanmasına dair bir teorisi vardır. çizerken o teorisinden faydalanmıştır. çizerken bulmuştur daha doğrusu. veya çizebilmek için.

    bu dönemde avrupa'da bitki kitapları çıkmaya başlamıştır cilt cilt. bilinen bitkilerin tanımlanması, çizimleri falan gibi şeyler içeren düzinelerce kitap. 1700'ler civarı olması lazım, avrupa'da toplam 60 bin bitki belgelenmiş, resimlenmiş şekilde mevcuttu. bu çok büyük bir çaba. anlatılan odur ki o dönemdeki gibi bitki ressamları bir daha çıkmamıştır.

    tam bu dönemde, "baş ağrısına mı iyi gelir" gibi pratik dertlerle uğraşmayan bir grup insan ortaya çıktığında, fark ettiler ki daha bitkilerin nasıl hayatta kaldıklarını, yaşadıklarını bile bilmiyoruz insanlık olarak.

    sonrası çok hızlı gelişti. önce birileri bitkilerin sadece topraktan değil sudan da besin aldığını gösterdi. sonra fotosentez ve havadan karbon gelmesi fikri yavaş yavaş oturdu. fotosentezin mekanizması ayrıntılı şekilde verildi. 2 milyon civarı tür isimlendirildi, filogenetik ağaçta bir yerlere kondu. ufak coğrafi bitki birlikteliklerinin sosyolojisi diyebileceğimiz araştırmalar yapıldı. köklenmeler için modeller üretildi. tohumlanmanın aşamaları için modeller var. bir sürü şey yapıldı özetle.

    bugün geldiğimiz noktada biliyoruz ki bitkiler öğreniyor. mesela burada mimozaların nasıl öğrendiğiyle ilgili bir sürü şey var. bu da associative öğrenme denen şeyin örneği var. bu kadın hala bu alanda çalışıyor ve sürekli yeni şeyler çıkıyor. (monica gagliano)

    öğrenebildiklerine göre algılayabiliyorlar ve hafızaları da var demektir en azından bir tür. haberleşiyorlar, yani sosyal canlılar. zaten ormana gitmiş ve biraz incelemiş herkes bilir ki orman sürekli haberleşir. her ölçekte her konuda sürekli bir iletişim vardır ormanda.

    ağaç kabuklarına sırtını sürerek koku bırakan ayılar, leş bulduğunu birbirine haber veren karıncalar, böcek istilasına uğrayınca stres hormonu salgılayan ağaçlar, yeni bir fide dikildiğinde alanına girilmiş gibi saldıran ulu ağaçlar... çiftleşmek için böcekleri kullanan kadim bir sistemden bahsediyoruz burada. evet anlamamız çok zor çünkü tamamen insan gibi bakıyoruz. bir ormanın sürdürülebilmesinin aslında ne kadar hassas bir iş olduğunun farkında değiliz. günde 200 litre su tüketen onlarca ağaç yanyana, ışık için savaşıyorlar, kuraklıkla savaşıyorlar, kışın donla savaşıyorlar, daha derindeki kaynaklara ulaşabilmek için toprakla savaşıyorlar.

    doğaya kelimeler cinsinden değil mekanizmalar cinsinden bakmalıyız. bir sistem gördüğümüzde "orman" diyip geçmek içimize sinmemeli. oradaki nizamı, hassas dengeleri anlamadan en azından takdir etmeden geçiştirmemeliyiz. dev bir çınarın yaptığı işin aslında ne kadar meşakkatli olduğunu fark ederek başlayabiliriz.
hesabın var mı? giriş yap