şükela:  tümü | bugün
  • işin stres/sıkıntı/gerginlik/çocukluk boyutu olabildiği gibi ders çalışmak zorunda olunan dönemde kişinin başına kötü/tatsız bir olayın gelmesi sebebiyle tezahür edebilecek olay.

    ''çok mutsuzum, çok kötüyüm, kendimi çok kötü hissediyorum'' diyip dersi bırakacak lükse sahip değildir kişi. tabii bir yandan dersin kafa dağıtma ihtimali de saklı tutulmaktadır. söz konusu çalışmadan ne kadar verim elde edileceği de henüz bilinmemektedir.

    görüşememekten kaynaklı, bütün gün feysbukta tartışıp tartışmalardan bir sonuç elde edemeyip sonunda ayrılmaya karar vermek tuhaf oluyor be sözlük... yazılarla ayrılmak, ne bilim... sesini duymadan, ne hissettiğini görmeden, anlamadan... buz gibi puntolarla...
    çok kritik bir zamandayım. eğer ortalamayı tutturabilirsem 2.dönem 3.sınıfa geçebileceğim. ortalamanın 2 olmasına çok az kaldı. son iki sınavım var. birinden b+ diğerinden d ile geçersem 2'yi tamamlıyorum. ancak o d ile geçebilme ihtimalimin olduğu dersten kalma ihtimalim pek fazla. 1.98 gibi bi ortalamayla kalabilirim. alttan hiçbir dersim kalmadığı halde haybeye bir dönem daha kaybedebilirim. aileme ise tek kelime edemem. bir dönem kalmış olmama gösterilen tepkiler yeni yeni durulurken böyle bir durumla bir dönem daha kalmam demek çok büyük çıkışlara sebep olacak. olay sadece ailemin vereceği tepki de değil, tüm uğraşlarıma rağmen komik bir şekilde sınıfta kalmam olacak.
    sınırda olunca insan, umut etmeye devam ediyorsun ama yenilmiş hissediyorsun. dünyan kararıyor.

    böyle bi durumda ders çalışmaya ara veremeyeceğim gibi, ''giden gitmiştir. gittiği gün bitmiştir'' ya da ''dur oğlum üzüleceksen de sonra üzül'' diyemiyorum.
    ''yok lan bitmemiştir bence. bence barışırız ki. yok yok devam ederiz'' diyen bi tip var mesela kafamın bi köşesinde sınavlar bitene kadar ''konuş ibne!'' diyebilirim. sınavlardan sonra da ağzını burnunu kırarım. şuan ancak bu şekilde durabiliyorum. yoksa gözyaşının yaptığı görüntü kayması sebebiyle ekrandaki slaytları okuyamıyorum.

    bi kere de, ortaokuldaydım galiba, tam hatırlayamadım küçüğüm. başarılı olmak çok büyük kaygı benim için. çok başarılı bi çocuğum çünkü, hep bunu korumam gerek. beklentiler de büyük. sürekli kendimi zorunlu hissediyorum. fizik mi çalışıyordum neydi. allah'ım anlamıyorum. kafamı kıracağım o kadar çaresizim ki. o an abim de yok evde, üniversite dönemi onun. hani sorup anlattıracağım kimse yok. ertesi gün de deneme sınavı var. o kadar ağladım o kadar ağladım ki. nasıl anlamıyorum lan ben diye. bi yandan da örnek soruları çözüyorum, formülleri kontrol ediyorum falan. ertesi gün japon balığı gibi gözlerle gezdim. deneme sınavı da bok gibi geçti.
    daha sonra o konuyu öğrendim mi acaba hatırlamıyorum ama o sikko konunun kariyerim için herhangi bir değerinin olmadığını biliyorum. lgs'de bi soru fazladan da çözseydim yine aynı anadolu lisesine gidecektim.

    büyüyünce insanın derdi tasası değişiyor tabii. aradan geçen yıllar boyunca değişmeyen tek şey hâlâ ders çalışıyor oluşum.

    not: nick-entry uyumu başlığına taşınırsam şu entry ile çok üzülürüm bakın. yapmayın nolur lan. dertler derya olmuş, yapmayın rica ediyorum bak. allah'ın adını veririm yapmayın bak!
  • (bkz: rusça)

    allahın belası bir dili öğrenmeye çalıştığınızda resmen karabasan gibi konuşmaya çalışıpta konuşamadığınızda sıkıntıdan sınavdan 1 gece önce düşülen durumdur.
  • defalarca yaptığım eylem. aslında bu tür şeyler yazmayı sevmem ama bu, ağlayarak ders çalışma olayına o kadar aşinayım ve burada da görünce o kadar şaşırdım ki, kendimi tutamadım. yalnız değilmişim. tabi hiç benden başka bu duruma düşen var mı diye düşünmedim ama şimdi bunu görünce hiçbir insanlık halinin tek bir insana has olmadığını bir kez daha anladım. yalnız olmamak güzel.

    ağlayarak ders çalışmak... o ders geçilir ama. sonra hatırlamazsın bile. işte ayda yılda bir, bi de sözlükte rastlarsan. sabretmek lazım.
  • son finale çalışırken, arkanda bırakmak istemediğini düşünerek, içinde bulunduğun dünyadan kopmamak için hiçbir şey yapamadığının fark edilmesiyle başa gelendir.
  • chopin çalmak durumunda olan bir konservatuvar piyano öğrencisi için mümkün olabilir.

    sınav stresi + fazla kasvetli ve hüzünlü müzik. evet mümkün.
  • bir yanlış anlamadan kaynaklanır.

    verimli olanı, anlayarak ders çalışmaktır. ağlayarak değil.

    dediğim gibi, sanırım bunu yapanlarda bir yanlış ağlama durumu var... aman işte, yanlış anlama.
  • doğrudan ders çalışmanın kendisi de iç burkan-ağlatan bir neden olabilecekken, genelde buna eşlik eden bir başka olumsuzluk vardır -ya da yaratılır. hasta hasta ders çalışmak mesela, yazın herkes parklarda bahçelerdeyken ders çalışmak, kışın ısınmayan odada ders çalışmak vs. ders çalışırken illa ki bir eşlikçi müsibet vardır, bulunur.

    ben üniversiteden mezun olduğum sene girdiğim finallerin belki de tamamına ağlayarak hazırlandım. deyim değil, birinci anlamıyla ağlamak. kimse bana acısın diye demiyorum, başlığı tanımlıyorum. acıyan varsa da buyursun, ama derdim o değil. yaşlar gözlerimden ders notlarına akıyor, kağıtları ıslatıyordu. o ders masasının dayalı olduğu duvarın dili olsa da konuşsa... (bayılıyorum bu tribe) tüm öğrencilik hayatım boyunca çalışmaktan sıkılıp da ee skerim finalini de hocasını da deyip ders bırakma şımarıklıkları kotasını ittire ittire doldurmuş olduğum için, fırlatamadım defteri kitabı bi yana. yoksa ben de isterdim ders masasında oturarak değil de her genç kızın hakkı olduğu üzere yatağa yüzü koyun uzanarak ağlamayı. olmadı, ben elde kalem, önümde kitaplar çektim ızdırabımı. ızdırabıma gelemedim trajedimi ballandırmaktan, vay anasını.

    yo yo onu sonra söylüycem. kalsın şimdi. çok ağladım ama ha.
  • bazen tekrardan gaza gelmek için yaptığım eylem. ağlarken daha iyi anlıyorum sanki. ıslanıp ıslanıp tekrar kurumaktan kabarmış bir sürü ders notum var.
  • eğer mimarsanız,gözyalarınızın düştüğü laptop unuzun hard diskini falan yakarsınız.