şükela:  tümü | bugün
  • "ben bir ateist değilim. kendime bir panteist diyebileceğimi de düşünmüyorum. ilgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. nasıl yazıldıklarını bilmez. yazıldıkları dilleri anlamaz. çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. bu durum, bana göre, en zeki insanın bile tanrıya göstereceği yaklaşımdır. biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz."

    albert einstein
  • yanlış öğretilen yaratıcı ve tanrı kuramları sebebiyle yanlış anlaşılmış bir felsefi akımdır.

    tanrı'nın olmadığına dair değil, bir yaratıcının olup olmadığına dair kesin bir yargısı yoktur. şu anki bilimsel öğretilerimiz de bir yaratıcının varlığını veya yokluğunu zaten kanıtlamış değil. bu sebeple kesin bir yargıda bulunmak biraz iddialı oluyor.

    einsteinin de içinde bulunduğu felsefi fikire; ergen turnusolu demek gibi bir şey yaratıcı kesin yok demek.

    edit: efe aydal, tanrı ve yaratıcı farkını çok güzel anlatıyor burada: http://youtu.be/n45x65uh6z8
  • bir çok kişinin farkında olmadan içinde bulunduğu akımdır.

    ya varsa sağlamcılığı agnostiklerden ziyade deistlerde görülür. agnostikler daha mantığa dayalı düşünür.

    ateist der ki, tanrı yoktur. bunu diyebilmesi için olmadığını kanıtlaması gerekir ki günümüz teknolojisi ve bilgisiyle bu imkansızdır. deist der ki dinlere inanmıyorum ama bir güç var. inanan der ki senin ananı bacını sikerim allaha peygambere küfür etme.

    agnostik de kanıtın var mı yarraam? der ve sıyrılır. var veya yok, onu ırgalamaz.

    kendini ateist sanan çoğu insan da agnostiktir, haberleri yoktur.

    edit: neredeyse her agnostik tanrının var olmadığını düşünür. lakin kanıtlanabilir bir durum olmadığı için yoktur demez.
  • matematiksel olarak din denkleminin tek doğru yanıtıdır.

    cevap lakin bilinemezdir.

    44 bin din, din branşı ve inanış türevleri var. bunların herbiri tanrının kim olduğundan, niye varolduğumuzdan zarttan zurttan deli gibi emin. kendinden başka herkesin de yanlış olduğunu düşünüyor. tanrının tanımı, neler yapıp, neler yapamayacağı, neye benzediği, nerden geldiği, her bir şeyden emin olan 44 bin inanç türü var.

    bunların hepsi bir seçenekse, doğru yanıt hiçbiridir. çünkü tek doğru, bir boku bildiğini iddia eden herkesin ama herkesin götünden salladığı gerçeğidir.

    oldu amına koyim, gitti avustralya'dan kanguruları, kutuplardan kutup ayılarını, amerika'dan bizonları topladı, sonra dünyayı sular seller götürdü. bu arada götüne sokmuştu dinazorları, onları da yerin altına gömdü. çok büyük tesadüf apollo'nun yaşadıklarını birebir yaşadı başkası. diğeri ra'nın, al ilah'ın, zerdüşt'ün hikayelerini harmanladın yeni edisyon olarak soktun ve biliyorum diyorsun değil mi ?

    sallama ulan sallama. yalan söylemekten vazgeç.

    bilmiyorsun.

    basit kabul et. bilmiyorsun.

    yaratan diye gördüğün kişi sana konuşmadı. öbür dünyaya gidip bir boklar yaşayıp geri dönmedin. doğmadan önce nerede olduğunu bilmiyorsun, öldükten sonra da nerede olduğunu bilmeyeceksin.

    ne ara öğreneceksin biliyor musun öldükten sonra ne olduğunu ? doğmadan önce nerede olduğunu öğrendiğinde.

    şimdi git sallamaya devam et, şu şöyle bu böyle diye.

    küçük bir çocuğa git sor uçaklar nasıl uçuyor diye, kıçından sallar bir hikaye uydurur, aynen öyle bir hikaye uyduruldu ve onu yaşıyorsun.

    herşeyi yaratan kutsal dediğin varlığı kimin yarattığını sorgulamıyorsun bile kendi kendine.

    ben sana söyliyeyim en başından beri tüm tanrıları kimin yarattığını : insanlar yarattı.

    a'dan z'ye; geçmişten bugüne binlerce ismi olan zeus'du, ra'ydı, gılgamış'ın hikayesindekilerdi, totemlerdi, vs. idi hepsini insanlar yarattı.

    sebebi de şuydu : avlanma gücü olmayan insanlar, hayatta kalabilmek için hikayeler uydurdular. bu hikayeleri söylemek de meslekleriydi. bu hikayeleri uydurarak hayatlarını ferah içinde yaşadılar, kimisi de günümüzde uyuşturucu olarak kabul ettiğin opium ile zartla zurtla zaten kafayı yemişti. o uyuşturucuları şu an sana versem en bomba tanrıları tersten görürsün o triple.

    gel doğru yolu bul, ve kendine gerçeği söyle.

    bilmiyorum de.

    yalan söylemekten vazgeç.

    belki o gün içindeki şeytanı yenmiş olursun.

    bir ihtimal, küçük bir ihtimal; ama belki de içimizdeki şeytan dinleri yaratmış olamaz mı ?

    al sana bu da ihtimal.

    bil-mi-yor-sun.

    ya-lan söy-le-me.
  • olumden sonra yasami veya baska bir rahatlatici senaryoyu umut etmek ile felsefi olarak bilinemezci olmak, kacinilmaz bicimde bir celiskiye isaret etmeyebilir.

    tanrinin varligina bilimsel ve felsefi yonden yaklasan birinin kacinilmaz olarak varacagi sonuc bilinemezciliktir. belki ilerde final fantasy misali, dunyanin derinlerinde bir yerlerde yesil yesil akan gaia enerjisi kesfedilir, yahut mars roverlari gelisi surekli ertelenen foton kusagina girip bozulurlar (yok ya, foton kusagi iyi birseydi, dna'yi bile 12 sarmalli yapiyordu. oyleyse o roverlar sibernetik organizmaya donusurler, el ele tutusup age of aquarius sarkisi soylerler), o zaman isler degisir. ama simdilik, degil huxleyden taa immanuel kanttan (algi kaliplari, vs) bu yana gelen mevcut argumanlar isiginda, tanrinin varligi ve yapisiyla ilgili tek akilci yaklasim budur.

    dolayisiyla bilinemezcilik kanimca bir inanctan ziyade bir cikarimdir. hatta guclu ve zayif bilinemezci olmak dahi (hicbir zaman bilinemez, simdilik bilinemez) loto oynar gibi degil, yapay zeka uzmanlarinin,norologlarin bulgularina gore belirlenir kisi tarafindan. bunun bir nedeni, genelde agnostiklerin illa bilim adami olmasalar dahi bilimsel metodu benimsemis insanlar olmalaridir; her turlu probleme bu kafa yapisiyla yaklasmalaridir.

    tabii bu yaklasimi benimsememis olan mistikler, sufiler, new age meraklilari, bilinemezciligin genel gecer yargilarindan alinabilirler ve "sen bilemiyorsun diye benim kisisel tecrubelerimi hice sayamazsin" diyebilirler. ama bu mantikla kendilerini napolyon sananlara, tecavuz travmasini atlatmak icin uzaylilar tarafindan kacirilip kicina metal sokuldugunu iddia edenlere, lsdli kafayla algisi degisince kozmosla baglanti kuran hippilere, bu hippilerden binlerce yil once yine mantarlarla kafayi bulup evrenin sirrini sayilarda arayan pisagorlara yahut ramthaya da inanmamiz gerekirdi. hem de bu tip iddialara sahip insanlarin bir tanesinin dahi anektodal orneklerden ve itiraflardan oteye gecemediklerini, kontrol grubu bulunan double-blind peer-reviewed hicbir deneyde bunlari dogrulayacak bir kanit bulunmadigini, tam da aksine, yiginla psikolojik ve fizyolojik aciklamalarin getirilebildigini bile bile inanmamiz gerekirdi.

    sonucta son paragrafi bilimsel bidi bidi olarak gorseniz dahi olayin ozu sudur: insanin elde edebilecegi tum bilgiler ve yasayacagi tum tecrubeler, algilariyla ve o algilara karsilik gelen kategorilerle (zaman, mekan, nicelik, nedensellik, vs) sinirlidir. eger meditasyonlariniz esnasinda tanriyla saf bir bag kurdugunuza gonulden inaniyorsaniz, muhtemelen benzerlerinizin "en az" yuzde 99.99unda oldugu gibi algilariniz fizyolojik ve/veya psikolojik (ki o da tamamen fizyolojiye indirgenebilir ileride) etkenlerle bozulmustur.

    ammaaaa diyelim ki sizde hicbir sey sorun yok, yine de bilinemezciligin son savunma hattini gecemezsiniz, o da meshur tupteki beyin argumaniyla ozetlenebilir. yani siz tecrubelerinizin gercek ve orjinal mi oldugunu, yoksa sadece 23.yyda bir bilimadaminin deneyinden veya 22.yydaki bir bilgisayar programindan mi ibaret oldugunuzu bilemezsiniz, 40 yillik budist rahibi de olsaniz, atlantis bilgesi de olsaniz bilemezsiniz. [descartesi meshur yapan sey de budur zaten, birakin bu tecrubelerin gercekligini, adam varligindan dahi suphe etmis, sonunda dusunuyor olmasinin en azindan var oldugunu kanitladigini ama bu kadarla kaldigini soylemistir]

    dolayisiyla bilinemezcilik, subjektif ataklarla ustesinden gelinemeyecek bir cikarimdir.

    ote yandan bilinemezcilik cikarimini yapmak icin illa butun inanclardan feragat edilmesi gerekmez. zira halihazirda bulunan inanclara egitim ve aile yoluyla maruz kalmamissak dahi, olum korkusu gibi varligi ve siddeti evrimsel nedenlere rahatca dayandirilabilecek psikolojik etmenler yuzunden kacinilmaz olarak inanclar gelistirebiliriz. gece yataga yatip olmus akrabalarimizi dusundugumuzde, ister istemez onlari cennetvari mekanlarda hayal edebiliriz ama bu, ne cennetin olduguna kanittir ne de bizim cennetin varligina daha cok ihtimal verdigimize. en iyi ihtimalle umuttur, inanc degil.

    ama inanc olsa dahi bu celiski yaratmaz. zira ben izafiyet teorisine de inanamiyorum mantigima aykiri oldugundan (daha dogrusu mantik degil de intuitiona karsi oldugundan) ama hem matematiksel hesaplarla hem de deneylerle dogru oldugunu biliyorum. edit: kaptanin seyir defteri kisisi uyardi, sezgi lafini kullanmak karisikliklara yolacabilir diye. muhtemelen demek istedigim common sense. yani isigin hizinin, gozlemcinin hareketine bagli olmadan hep ayni algilanmasina, gunluk hayatta karsilastigim ilgili her ornegin aksini onerdigi icin, benim kafam basmiyor ama dogru oldugunu kanitlayabiliyorum.

    kisisel yatkinliklarim ve onyargilarim beni bir tarafa cekerken, aklim, mantigim ve kontrollu gozlemlerim muthis bir kesinlikle baska bir seyi soyleyebilir pekala. insanin arkadas ortamlarinda bilinemezci olup, gece yattiginda baska seyler dusunmesi de samimiyetsizlikten ziyade, hayatimizin cogu alaninda oldugu gibi burada da bir cekismeden ibarettir. ama ben inanmasam da, kavrayamasam da, inkar etsem de izafiyet teorisi dogrudur, benim subjektif yargimdan ve kapasitemden bagimsiz olarak vardir. bilinmezcilige dogru yaptigim cikarimlar da ayni sekilde beni yokolus korkusunun kucagina atabilirler ama isabetlidirler ve bir bilinemezcinin bu mucadelenin farkina varmasi bile zaten dusuncesinde tutarsizlik olmadigina en guzel ornektir.
  • albert einstein, nikola tesla, immanuel kant, charles darwin gibi ergenleri barındıran düşünce.

    bilim beceriksiz değildir ancak bugün için evreni anlamakta yetersizdir. bak daha kendi güneş sisteminin ucundaki bir gezegeni uzay aracı ile görüntüleyebildiğin için seviniyorsun. gidemedin bile, sadece yıllar süren bir yolculuk sonunda görüntüleyebildin. nasıl çük kadar algı kapasitenle, hayal bile edemediğim bu evrenin bir yaratıcısı yoktur (ya da vardır) diye kesin bir kanaate varacaksın. bugün için geçerli olan akla en yatkın düşünce agnostisizm'dir.
  • diyelim ki ne bir nevi matrixte olabileceginiz , ne kendinizi sartlandiriyor olabileceginiz, ne de olasi fiziksel dengesizlikler sizi ikna etmedi, "yok kardesim, ben hakkaten de birseyler hissediyorum; yani bir guc var, bir baglanti var, kozmostur, allahtir, gaiadir, enerjidir, siriuslulardir, bir sey var sonucta" dediniz.

    olmadi, yine olmadi. dunyanin en kil adami olarak tarif edeceginiz her turlu tecrubenizi yalanlayabilirim ve sizin tanri tasvirinizden farkli ama herseye gucu yetebilen bir tanrinin, herkesle birlikte sizi de 5 saniye once yaratmis olabilecegini, tum anilarinizi, egilimlerinizi, onyargilarinizi ve bilgilerinizi de 5 saniye once kafanizin icine koydugunu iddia edebilirim. yani o cok emin oldugunuz tecrubenin hayal degil gercek * olup olmamasi bir yana, bunu hic yasamamis olmaniz fakat sadece onunla ilgili bir aniya sahip olmaniz -ki bu ani da disardan yapay olarak yerlestirilmis- da olasi. bu tanrinin gucu herseye yettigine gore, olan bitenden suphelenmeniz de imkansiz.

    simdi bu bize cok absurd bir alternatif olarak gelse de burada savunmada olan bilinemezcinin amaci, varliginiza herhangi bir mantikli aciklama getirmek degil. zira tanrinin bizi 5 saniye once yaratmis olmasi her ne kadar curutulemez bir ihtimalse de pek olasi degil. bunun yerine, tecrubelerinden ve bilgilerinden son derece emin olan insanlarin ayaklarinin yere basmasini saglamaktir. her turlu son derece olasi aciklamayi hice saysak bile [kimyasal dengesizlikler, travmalar, sartlandirilmalar, mantik hatalari, tesadufler, konformizm] bir sonraki adimda karsimiza daha az olasi ama yanlislanamayan aciklamalar cikacak [tupteki beyin, uzaylilarin deneyi, sanal gerceklik, ruya] ve en sonunda en asilmaz bariyere gelecegiz: descartesin bahsettigi, bizi surekli yaniltmak isteyen seytani varlik gibi bir gucun bizi bu sekilde dusunmeye -artik her neye inaniyor ve dusunuyorsak- zorlamasi, ikna etmesi, hatta bastan oyle yaratmasi.

    bilinemezciler manyak gibi bunlarin hepsine ayni olasiligi atayip gulunc duruma dusmezler yahut gunluk hayatlarini da surekli bir paranoyayla yasamazlar ama bilgilerinin kesin oldugunu iddia eden insanlarin da yukarda belirtilen engellerden muaf olmadiklarini bilirler. iste bu yuzden de guvenle, hicbir art niyet veya asagilama olmadan, suratiniza nanik yapma geregi duymadan "tanrinin var olup olmadigini, varsa da dogasini bilemezsiniz" diyebilirler. [artik burasi iyice suphecilik koktu]

    nitekim diyorum, bilemezsiniz iste bilemezsiniz, canima degsin *.
  • birçok yerde karşıma çıktığı için belirtme ihtiyacı hissediyorum: ateizmden önceki değil sonraki duraktır. zaten son duraktır.
  • ateizmin "ya varsa" versiyonu, "yok galiba ama ben yine kesin bisey soylemiyim" de denebilir.
  • agnostisizm ile en büyük yanlış anlaşılma meselenin dinin varlığı değilidir. agnostisizme göre din zaten yoktur. mesele, tanrı var mıdır yok mudur meselesidir. olmayan şeyliğin olmadığı kanıtlanamadığı için yokluğu kanıtlanamaz ve zaten varlığını kanıtlayamıyoruz. bu iş bitmiştir, mantıken en doğrusu da budur.