şükela:  tümü | bugün
  • özdemir nutku'nun tiyatro sözlüğü'ne göre:
    1. yarışma:
    antik tiyatroda, tragedya ozanları, oyuncular ve dithyrambas koroları ya da sanatçılar, ezgiciler, yazarlar ve oyuncular arasında yapılan ve değerlendirme ile sonuçlanan yarışmalar...
    2. çatışma: antik yunan komedyasında düşünceleri birbirine karşıt olan iki oyun kişisinin tartışmaya girdiği bölüm. yunan tragedyasında, savsöz ve karşı savsözün öneri ve karşı önerinin, yanıt ve karşı yanıtın, atışma biçimi içinde yer olduğu söz kapışması sahnesi...
  • (bkz: dörtleme)
  • (bkz: agony)
  • eski yunan toplumunda erginleme törenlerinin üç aşamasından biri. sırasıyla: pompe, agon, komos.
  • lat., yarışma.
  • belirli zamanlarda, dini törenlerle spor ve edebiyat müsabakalarına verilen ad ve bu oyunları koruyan ruh. bu oyunların en meşhurları olympio, pythia, nemeia agonları idi.
  • eski komedya'da, daha çok aristophanes komedyalarında yer alan ve oyun kahramanlarının tasarılarını tartışma konusu yapan yapısal öğe
  • agon bir tiyatro dergisi.
    vaktiyle tiyatro ile ilgili yaptığım bir araştırmada; zamanının agon tiyatro dergisinde yayınlanmış olan, tiyatroya, sanata ve agon kavramlarına muhteşem bir bakış açısıyla kavgaya çağırdığı derginin önyazısı:

    "insan"ın insan üzerindeki tepinmesi tüm şiddetiyle devam etmektedir...
    insan da üzerindeki "insan'a karşı savaşımının-cılız da olsa- sürdürmektedir...
    görülüyor. tarihsel/toplumsal alanda bir savaş... bir çatışma yaşanmakta...
    dünyaya egemen olan "karanlık", sanat alanında da egemen olmaya çalışmakta; bu karanlığa karşı, insan'ları güneşe doğru çağıran ışığın yerini gösteren, önderlik yapan; yol açan sanatçılar, bilim adamları, yazarlar engellenme... sorgulanma... işkence... tutuklama ve cinayetlerle karşı karşıya..."yangınlar"la içiçe!...
    ortada: bilincin gölgelenmesi süreci yaşanmaktadır.
    tüm bu gerçekliklerin karşısında, sanat alanında yaşanan ise; vurdumduymazlıklar... susuşlar... uzaklaşmalar... suçlamalar...spekülasyonlar... kaprisler...bencillikller...star'lıklar...
    toplumun yanında bir gölgeler topluluğu...
    sanatsal olan, toplumsal olandan, tarihsel olandan, kopmak üzeredir. sanat giderek "pazar"ın emrine girmekte, metalaştırılmakta, içi boşaltılmaktadır. sanatçıların çoğu kendilerini "pazara"satışa sunmaktadırlar.
    bunları görmemek, bilmemek ya da avunmak isteği ne zamana dek gerçekleri örtecek? örtebilir mi?
    çelişkili sınıflardan oluşan kapitalist toplumun sanatın, bu savaşımın, çatışmanın dışında olması beklenebilir mi?
    oysa günümüzde sanatçı tarihsel/toplumsal savaşımın neresindedir? hiç zorlanmadan bugünün sanatçılarını (çoğunun) halkına karşı ihanet içinde oldukları söylenemez mi?
    ve söylüyoruz: sanatçılar ihanet içindedirler...
    "soytarıların mihnetçiliğine eremeyen bu matrabazlar, şarlatanlar egemen güçlere hizmet ettikleri, 'tapındıkları' için sanatçı kimliğini fark etmemektedirler"
    egemenler bugün, toplumun uyumlandırılması ve toplumsal bilncin gölgelendirilmesinde dünün sanatçıları bugünün "mahlukat"larını kullanmaktadır.
    söylemek bile fazla: kuşkusuz bu çürümüşlüğe, insansızlığa, onursuzluğa direnen, yılmayan, savaşan sanatçılar var. ne yazık ki bir avuç... ama karanlığa ışığı taşıyan, ışığı söndürülmek istenen onlar, onlar: sanatçılar
    sanatın genelinde yaşanan bu çözülme, sürekli bir "eylem" ve "devinme" durumunda bulunması gereken tiyatro sanatında da uzun zamandır sürmektedir...
    tiyatronun ancak hareket halindeyken tanımlanabileceği ve ancak hareket halindeki tiyatronunu tarihinde kültüründen söz edilebileceği açıktır.
    günümüzde tiyatro hareketsizdir...tanımsızdır...
    tiyatro sanatı kaynağındaki agon 'dan; çatışmadan; ışığın-karanlıkta, yeninin-eskiyle çatışmasından yoksundur(uzaklaşmıştır).
    tiyatro perdeleri tarihsel/toplumsal alanda yaşanan"çatışma"ya kapalıdır.kendisini var edenlere uzaktır. bağlanmamıştır onlara, sahtedir onlara karşı. onların gerçekliğinde yoktur; savaşımında yoktur.
    türkiye'de tiyatro, istisna saydığımız bir kaç topluluk dışında, bugün, insan onuruna düşünen, onu geliştiren, içinde bulunduğu toplumu çekinmeden eleştiren bir düzeye varamamıştır. "bu tiyatrolar, insanların boş zamanlarını boş geçirmeye hizmet eden ve bundan kazanç sağlayan bir çeşit gazinocu tutumuyla yürümektedir." suya sabuna dokunmayan ucuz bildirilerle perdelerini açıp kapayan tiyatroların sayısı, gerçek tiyatro eylemiyole ilgilenen toplulukların sayısı yanında bir hayli kabarmıştır. tiyatronun insan yaşamıyla olan sıkı bağını" ve kaynağındaki "çatışma"yı hiçe sayan "tiyatro sahtecileri" sarmıştır ortalığı. öyleyse bir tiyatro sorunu ortadadır.
    günümüzde tiyatroda görülen bunalım, tiyatronun içinde bulunduğu "koşulların" bir sonucudur (ürünüdür). onun için de şaşırtıcı değildir. gelinen noktada köhnemiş kurumlar, yöntemleri eskimiş eğitim alanları, çağın gerisinde kalmış ama yinede köşebaşlarını tutmuş kişiler değiştirlemiyorsa, bu çevrenin ve atmosferin tiyatrosu elbette büyük bir sarsıntının içine girecektir.
    bugün sanatı bozan ve yozlaştıran-yüzeyselleştiren egemen "bireyciliğin" tersine, sanatın görevini gerçekliğin, toplumsalın yeniden yaratılmasında görülür.
    tiyatro, gerçeği gizleyen örtülerin kaldırılması sorumluluğu bulunduğunu hatırlamalıdır. tiyatronun toplumsal işlevi eleştirilmediği sürece, hiç bir tiyatro eleştiris, tiyatronun toplumsal tarafını yakalamasında bir katkıda bulunamayacaktır.
    oysa sanatın eleştirisinin reklam şirketlerine terkedildiği; reklamın eleştiriyi yuttuğu bir dönemle içiçeyiz.
    çürümüşlüğün, tükenişin, "satış"ın bu yükselişi elbette önlenemez değil. son çözümlemede agon, bu karşı konulabilir "yükselişle" çatışmayı amaçlamaktadır...
    agon, çağdaş tiyatro eyleminin devrimci niteliği olması gerektiği; toplum ve genel olarak çağın sorunlarına ışık tutması, bir "çatışma" ortamı yaratması gerektiği; seyircisinde bir bilincin oluşmasında etkin olması gerektiği düşüncelerini benimsemektedir.
    tarihsel ile toplumsal gelişmenin altına düşen tiyatro ile ilgili tarışmaları somuta getirmek ve tıkanıklığa yol açan nedenlerel çatışmaya başlatmak istemekteyiz.tiyatro üzerinde başlattığımız bu "çatışma"yı bir "dava" sorunsalı olarak görüyor; davamızın ancak tiyatro insanlarının birlikli ilgileri ve konuyu inanmışlıkları...kollektivist ruhun ve dayanışmanın gerçekleştiği... "öğretenle-öğrenenin birbirine karıştığı" ... eleştiri ve araştırmaya birlikte doğrunun arandığı, yaşamın bütün alanlarıyla sorgulandığı bir zeminin yaratılmasıyla başarıya ulaşabileceğini düşünüyoruz.
    agon bir ekol, yeni bir tiyatro anlayışı oluşturma amacı gütmüyor. bir "hareketlenme" eylemidir. agon sanatı/tiyatroyu bozan, yozlaştıran, gerçekliği "gölgeleyenlere karşı bir eylemdir.
    agon bir rahatsızlığın ürünüdür!
    okulundan, çevresinden, toplumun ve dünyanın gidişatından, özelde de verili tiyatro ortamından menun olmayanlar; uyuşamayan, uzlaşamayan tiyatro insanları, sesizniz, çığlığınızı yükseltin. yaşanan tüm kokuşmuşluğa karşı yükselteceğiniz seslerin ve çığlıkların çatışma alanıdır agon.
    bu anlamda tiyatronun, tarih alanındaki toplumsal kavgayı dışarıdan alkışlamayan, o kavgayı dışarıdan alkışlamayan, o kavganın içinde yer alan bir tavır alışı gerçekleştirmesine katkıda bulunmayı ilke sayar agon.
    kuşku duymayalım : (gerçekte) tiyatro bir seçim...
    seçimse: kavga!
    günümüz tiyatrocuları seçmek zorunda. yalancı bağımsızlık onlar için meslek olamaz.
    biz, bir avuç tiyaro insanları agon'u yaratmaya çalışıyoruz.
    çatışmayı "diriltmeye" kalkışıyoruz.
    yani birlikte kalkışalım diyoruz.
    agon: çatışma
    çatışma: tiyatronun zorunluluğu!
  • (omegayla) yun. (eski) lider, şef; yarışma, rekabet, çatışma, kavga.

    hesiodos iki tür rekabetten (çatışma, kavga, eris) bahseder,
    insana faydalı olan ve faydasız olan. faydalı olanı şöyle över,

    insanlara yararlıdır o kavga (19. satır, işler ve günler)
    o kavga ki eli tutmaz insanları bile işe sürükler
    başkası çift sürerken, ekin ekerken
    evini barkını düzenleyip zengin olurken
    işte bu kavgadır insanlariçin hayırlı kavga
    çanakçı çanakçıya özenir, dülger dülgere
    dilenci dilenciyi kıskanır, ozan ozanı (27. satır9
    . . .
    bilmezler o kafasızlar ki, ((39. satır)
    yarım daha büyük olabilir bütünden,
    bir tutam ebegümecinden, bir ot yapracığında
    bilmezler ne hazineler saklı.

    işte bu dizelerin anlattığı başlarına diktatör gelmesini engelleyen, doğru, işlevsel, mantıklı hareket etmeyi,
    seçim yapmayı, yönetmeyi ve yönetilmeyi sağlayan yunan düşünce yapısı. aristoteles'in devlet'inde inceleyip salık
    verdiği şeylerin bir özeti gibi.
  • nietzsche'nin eski yunan'dan esinlenerek felsefeye kazandırdığı bir terim.
    eski yunan'da rekabet/mücadele anlamına geldiği gibi olimpiyatlardaki dinsel etkinlikler yarışmalar için de kullanılmıştır.
    bu tanımdan hareketle insanın doğadaki mücadelesi, kendi kendisiyle savaşı da agon olarak adlandırılır.
    bu tanıma katkıda bulunanlardan heidegger, insanın yazgısını dünya içinde olmak olarak tasvir ederken bitmeyen bu mücadeleye işaret eder.
    lacan, insan benliğinin ben dışındaki etkilerle oluştuğunu iddia eder.
    ricoeur, insanın kişiliğini oluşturma sürecinin çaresizlik ve hüzünle dolu olduğunu ileri sürer. insan kendi olmak için gerekenleri yalnızca kendinde bulamaz. ve insan kendi olma yolunda verdiği savaşta kendinden uzaklaşabilir. bu bir seçim değil yazgıdır ve her özgürlüğün bedeli vardır.