şükela:  tümü | bugün
  • kacirilan firsatlar ardindan refleks olarak soylenen unlemlerden birisi.
  • söylenişi esnasında sağ elin dışı ve sol elin içi* birbirine sertçe vurulur.
  • erzurumlular ilice der ılıca'ya. tuhaftır kalın seslileri inceltişleri, normalde şiveleri kabadır oysa. ılıca semti gibidir erzurum'un, yakındır. merkeze 20 kilometre. otogardan kalkan dolmuşla yarım saat bilemedin 40 dakika. dümdüz bir yol. stadın, dadaşkent'in önünden, veteriner fakültesi'nin sağından hiç kıvrılmadan giden yol. beride aziziye tabyası, hamidiye tabyası. delice yüksek rakımın ortasında bir düzlük. alttan sıcak su yatakları geçermiş bolca. ondan ılıcaymış ilçenin adı. ondanmış bir de soğuğun kırılması erzurum'dan batıya gittikçe. soğuk kırılıyor dediysem de, burnunun içi yine donuyor insanın. yerdeki buz ılıca'da da kirden kararana kadar kalkmıyor yerden. ılıca da görüyor her sene -40'ın altını.

    ılıca ilçe. bildiğin ilçe. türkiye'deki hiçbir şeyi meşhur olmayan birkaçyüz ilçeden birisi. bir askeriye, bir lise. sağlı sollu iki sıra dükkan. ha, bir de şeker fabrikası. şu coğrafya derslerinde anlatılan, cumhuriyet'in ilk şeker fabrikalarından birisi. ılıca tek soğuk kokuyor. kar, kömür ve egzos kokusuyla karışınca soğuk kokusu geliyor insanın burnuna. bir de pancar kokuyor ılıca. fabrika bacasından tüten duman, her gün fabrikadan çıkan kamyon kamyon yıkanmış pancar toprağı, çarşıdaki at arabaları, kahvedeki insanlar. her yer buram buram pancar kokuyor. pekmez pancardan çıkıyor. acı zift gibi pekmez. donmaya birebir. ağda gibi yapış yapış.

    çayhanedeki şekerler fabrikadan değil. doğu işi. ufak atölye imalatı. şekilsiz. her biri farklı boyda. sert, diş geçmez. çaylar da demli, yarısına kadar çöpü var. bardağı 75 bin lira. 3 milyon atarsan çaycıya sabah 10 gibi, akşama kadar soba başında televizyon izlersin. çayın hep tazelenir. bir tek ezan okunurken kapanır televizyon.

    askeriye sapada. dağların bitip düzlüğün başladığı yere daha yakın. ulaştırma taburu. ruslar, zamanında taş depolar yapmış. dışarıdan soğuk neresi var demeyesin aman, taş soğuğu öyle bir çekiyor ki. soğuk kusuyor kendi içine doğru. ağzından çıkan buhar havada kristalleşip deponun zeminine yağıyor kırağı kırağı. taa cumhuriyet'in ilk devrinde at harası imiş o depolar. mimarisi rus işi. çok yüksek tavanlı depolar.

    gerisi bildiğin askeriye. tanrımıza hamdolsun milletimiz varolsun. hepsi birbirinin aynı, yüzleri kardan esmerleşmiş, soğuktan eciş bücüş olmuş üç-beşyüz asker. şafak 189. bu aydan sonra üç ay bitsin plakaya düşerim. bir ihtimal telboyu nöbetini gündüz yazarlarsa, köyden gelen kızlar görünür patika yolun başında. ellerinde pazar çantaları, plastik gibi bir bezden mamül. dikine çizgili. haki dışındaki tek renk kızların mora çalan türbanlarıyla, yanındaki analarının kara çarşafı. yerdeki pis buz tabakasının grisi bir de.

    kısa dönemlerin işi belli ılıca'da. revirci, yemekhaneci, yazıcı bilemedin silahlıkçı olursun. iki ay nöbet tutarsın en fazla. nöbetler zaten yarım saate düşüyor -25 derecenin altında. düşmez ola. iki saatlik nöbeti dörde bölüyorlar. gece dört kere uyan. 7'de, 12'de, 4'de, 7'de. dört kere çık en sıcak yataktan. dört kere topla açılmış belini, in ranzadan. dört kere bağla postalını, giy kar maskesini. dört kere al buz gibi tüfeği omzuna. dört kere adamı yeti'ye çeviren kar botunu giy. dört kere zulala sigarayı nöbetçi subaydan. dört kere, her defası elli cm'den çarpı 500 metre boyunca gömül kara. tonlarca kar. her yer kar.

    bir de dersane var. mehmetçik dersanesi. ılıca'da çarşının sonunda lise vardı ya. orası işte. ılıca çok programlı lisesi. milli eğitim'le kara kuvvetleri'nin ortak projesi. kısa dönem askerlik yapan öğretmenler, ilçe halkına ücretsiz üniversiteye hazırlık kursu veriyor. diğer türlü zaten gidemez ılıcalı'nın çocuğu dersaneye. faydası? var aslında, geçen sene bir kız tıp fakültesi'ni kazanmış. mehmetçik dersanesi'nden. toplamda 8-10 kişi girmiş üniversiteye.

    kamuflajın üstüne beyaz önlük giymiş kısa dönem asker öğretmenler. alan razı veren razı. haftasonu test çözmeyi görüyor dersane nedir bilmeyen esmer öğrenciler. öğretmenler, cumartesi pazar unutuyor şafak hesabını. kaptırıyor kendisini öğrencilerine. sanki kendi şehrindeymiş gibi. aynı yeşil tahta, aynı anlam bozukluğu sorusu. aynı moment problemi. tesadüfen ılıca'ya tüm branşlardan birer, ikişer öğretmen düşmüş. bir tek fizikçi yok. eh napalım,

    - sen elektronik mühendisi değil miydin?
    - elektronik-haberleşme komtanım.
    - anlar mısın fizikten?
    - evet komtanım.
    - anlatabilecek misin öğrencilere?
    - öğretmen çocuğuyum komtanım, genetik bir anlatım becerim vardır. övünmek gibi olmasın öys'de de full çektim fizikten.

    onbeş öğretmen. üç sınıf. sayısal, sözel, eşit ağırlık. bir de haftasonu asker öğretmenlere yardımcı olmaya, yol göstermeye lisenin kadrolu öğretmeni. felsefeci. genç, ilk görevi galiba. konyalı. yok memleketi başka da, selçuk üniversitesi mezunu. adı ulus. ilginç bir isim. güzel de. kısa boylu, açık renk tenli.

    asker öğretmenler memnun halinden de. ah bir cep telefonu olsa ders aralarında konuşmaya. sevgili 1000 kilometre geride.

    - hocam, cep telefonunuzdan bi çaldırsam da beni arasalar...yani uygunsa. biliyorsunuz bize izin vermiyorlar.
    - lafı mı olur hocam. buyrun. ban aşağıdayım, pinpon oynıcaz murat hoca'yla. getirirsin işin bitince.

    ulus hoca kısa boylu ama iyi pinponcu. kıvrak oynuyor. masadan açılarak oynayanlar vardır ya. hani geniş alan yaratırlar kendilerine. öyle işte. kollarını geniş geniş açarak vuruyor. bir pinpon masası, onbeş asker bir sivil öğretmen. üçü derste, ikisi raket tutuyor. onbiri pinpon kuyruğunda. pinpon oynamazsan üşürsün. ağızda sabah kahvaltısından kalma pancar pekmezinin acı tadı. ısıtmıyor işte.

    bir gazeteci var ılıca'da. kırtasiye aynı zamanda. sahibi hacı. haftasonları gazete cirosu iki katına çıkıyor. ben radikal ve penguen alıyorum. ayda bir galatasaray dergisi. muhafazakar bir matematikçi arkadaş var. o sızıntı ve zaman alıyor. diğerleri hürriyet, sabah, milliyet ve vatan'ı paylaşıyor.

    ulus hoca felsefeci. zaman'ı da radikal'i de okuyor. çoğu görüşü özgürlükçü ama solcu değil. yaşantısı muhafazakar ama islamcı değil. politika da konuşuyor, tarih de. felsefeyi biliyor. evli sanırım ama eşini getirmemiş görev yerine. tayin kolluyor. ılıca'dan kurtulmaya, sıcak bir yere gitmeye bakıyor. parada pulda değilim diyor. ama soğuk burası, yaşam da sıkıcı diyor. gitsem iyi olur aslında izmir'e falan. gel tabi hocam. dersane falan da olabilir, izmir'de çok dersane var. ara mutlaka geldiğinde. hep asker kalmayacağız ya. hatta bu yaz evlenebilirim de bak. yolun düşerse düğüne de bekleriz. ee, askerlik bitiyor. verir artık kayınpeder kızı.

    iki paket jelibon alıyorum her hafta. biri kolalı, öbürü ekşi şişe. ekşi şişe yeni çıkmış piyasaya. askersin işte. birşeyler özleniyor. ulus hoca da seviyor jelibonu. pinpon maçı dolu ağızla oynanıyor.

    ........

    kısa dönemlerin terhis vakti. mart. karlar yerde, kimi yer biraz sulanmış çamurlanmış. bir saniye daha durası yok kimsenin. ilk otobüs, ya da ilk uçak. mümkün olan ilk kaçış yolunu kolluyor herkes. izin kullanmışlar mahsun. on günleri daha var. arkadaşlar gidince daha bir fena sıkıştıracak şafak.

    - abi, geçen hafta göremedik ulus hoca'yı. bizim adımıza selam söylersiniz.
    - eyvallah. görürsek söyleriz.
    - söyle tabi askerliğin çok torun.
    - ulen...
    - eee, ben mi dedim izin kullan diye.
    - sktirlan. aldınız mı bizim öğrencilerin öss numaralarını. bakarız internet'ten. şu sayısal'daki kız kesin iyi bir yere girer.
    - valla, ben en az onbeş kişi kazanır derim bu sene, torun.
    - babandır torun pezevenk. izne giderken arkamdan bakıyodun kuzu gibi.
    - şafak doğan güneş derim.
    - ebeni sikeyim derim.
    .......

    her askerlik bitiyor. ne fena, ölü ya da diri. ama bitiyor. ılıca'da karlar erimden herkes hürgeneral. dersane'yi torunlar devralıyor. ulus hoca sabit. rehber öğretmen, yol gösterici, pinponcu, muhabbet ortağı. felsefeci. 26 yaşında.

    aramadı ulus hoca. gelmedi de izmir'e. üç yıl girdi araya. ılıca yine kar altındadır belki. ah be ulus hoca. ararsın sanırdım sıkışınca. ah be ulus hoca, felsefe yenemedi mi banknotu? ah be hocam, geçen hafta hasan'ı gördüm. hatırlarsın, tarihçi. ılıca günlerinden bahsettik. niye aramadın be hoca, illa vardır bizim tertiplerden köşeyi dönmüş birisi. olurdu be hocam. ah be ulus hocam, ah...

    http://www.hurriyet.com.tr/…ndem/3652663.asp?gid=48
  • onuncu nesil çaylak.
  • en asil duygunun insanlarının yaygın kullandığı mütevazi ünlem.
  • her sosyal ağda olan, olması da gereken yazar, severek takip etmekteyiz efenim.
  • ah be! bunu nasıl unuturum?

    tamam kabul ediyorum, beni çaylak yapacak kadar iğrenç bir espri. ama hani bazen muhabbete girersiniz de sonra işin içinden çıkamazsınız ya, o muhabbeti yaptığınız insanlar vardır hani. bu insan onlardan işte. sadece internet ortamında değil, yolda görsem de takipçisi olurum. o kadar samimi, o kadar içten...

    bir de, ne zaman artık karpuz görsem aklıma gelen biri oldu. öyle de garip mistik güçlere sahip. hem o karpuz yeme şekli yokmu onun çatalı batırırken falan... ah be!
  • inanılmaz entrylere sahip mükemmel bir ekşi sözlük yazarı. eski snowboard takım arkadaşım olabilir.
  • iç yanmasının* dumanını temsil eden kelimeler. çoğu zaman arkasından dumanın yükseldiği yerdeki yangını başlatan kişinin ismi de gelir. her "ah be" ile beraber içinizi saran kara dumanların bir kısmı da dışarı atılır. böyle böyle belki bir süre sonra derin bir nefes bile alabilirsiniz. ama önce yangını söndürmeniz gerekiyor.*
  • o ah, 'ahhhh' şeklinde söyleniyor ise, acı içerdiğini gösteren kelime bütünüdür.

    ah'larla geçmiyor, geri dönüşü olmuyor bazen hayatın.

    ağızdan söz çıkıyor, 'ah' diyorsun.

    ve orada bitiyor herşey.

    sonsuzluğa doğru adım başlıyor, geriye saramıyorsun...