şükela:  tümü | bugün
  • 'bazen bir yağmur damlası dost olur sana, dokunur yüreğine.
    her şeyi boşverip yürümeye başlarsın upuzun bir cadde boyunca.' dedi kız.

    boyu kadar yeşil bir şemsiyesi vardı ama karar veremiyordu , yağmura şemsiye açmak mı ihanetti yoksa şemsiyeyi yağmurda kapatmak mı?
    sonra yeni bir kararsızlık oturdu aklına. yağmuru dinlemek mi ihanetti sevdiği şarkılara, sevdiği şarkıları dinlemek mi ihanetti yağmura....
    bir süre şemsiyesiz , müziksiz yürümeye başladı. zamanın önemi yoktu. şehrin, insanların, arabaların varlığını bile fark etmiyordu... istedi ki ; bu da hayata ihanet olsun
    kafasında kurduğu cümlelerine karşı.

    korkusuzdu, tir tir titreyen bir korkusuz.
    yorgundu, yolun ne zaman biteceğini umursamayan bir yorgun.
    sessizdi.ağzından çıkacak her cümleyi kalbinde ezen bir sessiz.

    ah güzelim ! bitmek bilmiyordu cümlelerin. ah!

    nasıl sarmıştı tüm benliğini bu yağmur ? nasıl durduramıyordun o güçlü yüreğinin sıkışmalarını?nasıl sakin kalabiliyordun bu kadar?
    ah be güzelim ! nasıl şairane anlatıyorsun çaresizliğini, çaresiz kalası geliyordu insanın!

    ah be adam! nasıl dokunmuştun bu duvar örülmüş yüreğe böyle? nasıl şarkılar mırıldanmıştın kulağına ki ezgilerde arıyordu adını? nasıl bakmıştın gözlerine ki hala bu kadar parlaktı bakışları! ah be adam! öyle şiir gibi anlatıyordu ki , seni tüm dünyası merak ediyordu!

    ah be!

    telaşlı bir sessizlik sarmıştı yine kızın etrafını...
  • kaygılarım var. ülkemle ilgili, sevdiklerimle, geleceğimle ilgili. hüzünlü, endişeli kaygılar. bir de sızım var. hiç dinmeyen.seninle ilgili.

    sussam suç işleyeceğim, konuşsam günaha gireceğim!

    yazıp yazıp siliyorum. susup susup taşıyorum. ama sözümde duruyorum. kısa kesiyorum. çünkü kesmezsem sustuklarım can bulacak satırlarımda. kanlanacak her okuyuşunda.
    oysa ben kendimden başkasının hayatını tahrip etmeyeceğim.

    keşke bu kadar pürüzsüz olmasa ruhun !
  • sözlük günlük,

    bugün 4 gündür haber alamadığım bir sevdiğimden pek iyi olmayan haberler aldım. haberler kötü de olsa yüreğim ferahladı... hastane işleri için iyi dileklerde bulunabildim içimden yalnızca.

    iş çıkışı da yıllardır görmediğim bir arkadaşımla görüştüm. 'seni ilk tanıdığımda bahar gibi kızdın!' cümlesinin hüznüne takılmadan gerçeklerden kaçabildiğim cuma akşamı tadını çıkardım.

    11 gibi eve geldim. yarım saat içinde yattım. yattığım gibi de uyudum hayret.

    02.36 da sıçrayarak uyandım. twitter'a girdim başarısız. son dakika haberlerini kontrol ettim. yine twitter'a girmeyi denedim. ekşiye göz attım.

    sonra kalkıp tarçınlı süt yaptım kendime.

    kitaplığımda 'denizin günlüğü' adında mesut yar tarafından yazılmış denizbank sponsorluğunda bir kitap geçti elime. kitabın ikinci cümlesinde diyor ki;

    '...bırakabildiğin iz kadar hacmin var bu dünyada..'

    mesut yar ve bu gece şahittir ki bendeki iz hayatımın bir parçası olmuştur.

    sonra bi şarkı dikkatimi çekti radyoda. şarkıda ne demek istediğini anlamak için internetten tekrar açtım.
    diyor ki ; sen bana yangın ol efendim.

    hayatıma hoş geldin! iyi ki geldin . ışık oldun ama gitmem gerek gitmen gerek. sen bana ancak yangın olursun zira geç kaldım, erken geldin. zamanlama yanlış. onun dışında her şey doğru.

    yine bir duygu başkası tarafından önceden hissedilmiş ve kaleme alınmış bile.

    ve bir dilek tuttum. duygularımı kaleme alabilme fırsatım olmasını.

    2 haftadır günde 2 sigara içiyorum. bunun üzerine kalkıp 3.yü yaktım. yeni günden sayarsak ilk sigaramı yaktım.
    dışarısı çok soğuktu. çok karanlık. çok sessiz.

    sonra içeri girip sıcak su torbasını hazırladım. yalnızlığıma en iyi gelen şey bu sanki.
    sıcak su torbam ve tarçınlı sütüm.

    sevilmek ne güzel şey. seni seven bir kalbin varlığını bilmek ne güzel !
    sıradan iyi bir insan olarak, güzel bir şarkı dinler gibi, defalarca izlenmiş bir film, ömründe ilk kez gördüğün bir ağaç gibi, arada yiyebildiğin kıymetli bir yemek gibi
    sevilmek. nasıl olduğu , niye olduğunu önemsemeden. tertemiz bir yere koyduğun bir kalp tarafından temiz bir yerlere konmak.

    sonra bu saat oldu işte. yazmak istediğim daha bir çok şey var. hepsi birbirinden bağımsız cümleler. bir araya gelmek istemiyorlar. kafamı toparlayıp onları aynı metne sığdıramıyorum.

    neyse zaten her şey sözcüklere sığmıyor. bir cümleyle kilit vurmaya gerek yok bazı hisleri .

    yarın dedeme krep yaparım. nutella sürer muz dilimlerim. biraz fırında patates ve sebzeli omlet yaparsam mutlu olur. bu da benim mutluluğum olur. sonra da yılbaşı için küçük bir alış veriş yapıp arkadaşlarımla vakit geçiririm. belki biraz da yüzerim.

    bu arada aldığım 4 kiloyu hala dert etmiyor olmamda bu gece ayrıca yüreğime dert olmuştur.

    şimdi ben de zerdaliler eşliğinde gözlerimi kapatacağım geceye. belki bir yerlerde buluşur, sessizce zencefilli çay içeriz. ve konuştuğumuz an uyanırız.

    iyi geceler günlük.
    sözlük iyi geceler.

    günaydın istanbul.
    fikrimin ince gülü günaydın!

    edit: imla

    edit2: üstünden gitmeden yazdım . sabah uyandığımda okuyup düzeltmeler yapacağım.
  • hiç bir alakası olmadığı halde kestaneyle ilgili bir anınız varmış gibi hissettiğiniz oldu mu?
    ya da aslında çokta sevmediğiniz bir rengi sevmeye başladığınız? saçlarınızı kısacık kestirmeye karar verip ağladığınız ?
    kendi kendine trip atıp sonra kendinizi ikna ettiğiniz?
    ikna olduğunuz yoldan kendinizi çevirmek için çabaladığınız? 24 saati yetiremeyip 36 saat için koca bir dünya kurdunuz mu???
    çelişkiler içinde var oldunuz mu siz hiç???
    ben oluyordum.
    susmak ve çığlık atmak istiyordum.
    kalmak istiyordum ama kaçma planları yapıyordum. aslında üşüyordum ama sıkı giyinmeyi sevmiyordum. delik deşik etmek isterken bir yüreği dokunmak için can atıyordum. uyuşmak için uyanık kalıyor, görmek için gözlerimi kapatıyor, yavaşladıkça hızlanıyor, yalnız kalmak için kalabalıklar içinde yürüyordum.
    çelişkiler içinde var oluyordum.
    var oldukça hatırlıyor, hatırladıkça soruyordum.
    zincirleme sorular ama hep aynı cevap.
    kayboldukça buluyordum kendimi.
    var oldukça yitiyordum.
    baştan sona çelişen bir yazı yazdınız mı siz hiç???
    ben yazıyordum.
    sonra sevmeyip siliyordum.

    yazmak, yükünü hafifletmiş gibi ağırlaştırıyordu beklentileri.

    sonuç olarak kestaneyi seviyorum sıcak şarabın yanında daha çok.
  • bu bir veda mektubudur.

    çok dağıldım! toparlayamıyorum!

    mesela kitap okuyamıyorum. her cümle sonunda bir düşünceye dalmaktan, kelimelerle savaşmaktan ne okuduğumu anlamıyorum.

    film izleyemiyorum, uyuyamıyorum, çalışmak istemiyorum. geleceğim için çabalamak, işimi kaybetmemek için uğraşmak , birilerini kırmamak için düşünmek istemiyorum! yeni bir insan tanımak, arkadaş toplantılarını organize etmek istemiyorum. konuşmak, tartışmak...

    müzik dinlemek,yüzmek,çikolata yemek ve twitter'a girmek istiyorum.

    mesela gel demek istiyorum n'olur gel artık. ne zaman geleceksin? geleceksin di mi? nasıl geleceksin? nezaman? bidaha bidaha aynı soruları sormak istiyorum. hayatım boyunca kimsenin hayatına yapışıp sorularımla boğmadım. oysa şimdi boğmak istiyorum. istedikçe de kendimi boğuyorum.

    boğuluyorum artık boğuştuğum her soruda biraz daha...

    biraz daha... ve biraz daha.

    sorsam sen de cevap veremeyeceksin biliyorum.
    yardım istesem elini bile uzatamayacak kadar uzaktasın. bu dünyadan bile uzakta! arasam 'alo' diyemeyecek kadar uzaktan yakıyorsun !

    hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim kendimi! hiç bu kadar kıvranmamıştım cevapsız sorular içinde. hiç bu kadar bozulmamıştı ezberim! doğru bildiklerim yalanlanmamıştı bu kadar! kanıma karışmamıştı yalnızlık hiç bu kadar! kendime öfke duymamıştım hiç bu kadar şiddetli!

    geçmeli dedikçe şiddetleniyor!

    endişe ediyorum.yok olamam! olmaz! olamaz! arınmak zorundayım senden üzgünüm. gitmek zorundayım affet! senden kurtarmam gerek aklımı, ruhumu anla lütfen!

    tüm ışıklar sönecek ve perde kapanacak diye hep kaçtım sorgulamaktan ! kaçtım durdum....
    sonra bir anda çığlık çığlığa etrafımı sardı tüm umarsızlığım!

    bir kurt düşüyor içime. sorgulamasam ölecekmişim gibi hissediyorum oysa fark ediyorum ki ben sorguladıkça ölüyorum!!!ama vazgeçmiyorum... çünkü

    yalanlar içinde var olmaktansa gerçekler için yok olmayı tercih ediyorum!

    bir kere sorgulamaya başladın mı art arda geliyor sorular. sonra bir bakıyorsun hiçbirinin cevabı yok. öyle net! apaçık! dimdik karşımda duruyorlar ! bu yüzden ,

    gidiyorum. gidiyorsun.

    anlatacaklarımı dinlemeden(!)
    anlatacaklarını duyamadan.

    gitmesen ne olacaktı zaten. gitmesem ne olacaktı. birgün gideceğimizi zaten biliyordum.biliyordun. hesaba katmadığım ise bu kadar zor kopacağıydı cümlelerin yüreğimden!!!
    bu sefer cümleyi beğenmedim diye silmiyorum. bu kez elim varmadığı için yutkunuyor cümleler.

    kalbime dokundun. ruhuma dokundun. gözyaşlarıma dokundun. 'ben'i gördün sen!tanıyorsun. saçmalama beni tanıdığına eminim! bu yüzden nedenini anlıyorsun. eksik cümleleri sen tamamlarsın biliyorum.
    şüphem yok satır aralarını gördüğüne, yazdığımdan daha fazlasını, unuttuklarımı da okuduğuna.

    şimdi bana müsade,

    gidiyorum!! gidiyorum çünkü varlığın bana iyi geliyor ve ben sana gelemiyorum! gelemiyorum sana.

    şimdi sana müsade,

    git!!! git çünkü varlığın bana iyi geliyor ve ben varlığına dokunamıyorum. ben varlığına dokunamıyorum git!

    hüsnü ağbi en başında söylemişti; 'unut, çaresi bu... '

    hep hoş kal... n'olur.

    bugün kapanışı bir kaç damla gözyaşıyla yapıyorum.

    http://m.youtube.com/watch?v=ysphki4ld68
  • sevgili tarçın,

    gittiğin günü hatırlıyor musun? yağmuru dinmiş bir sonbahar salısıydı. şehir hala gri ve kararsızdı. oysa sen gitmek için çok kararlıydın.

    önce bana veda ettin. gözlerime dosdoğru bakarak ; yalın, dolaysız, samimi cümleler kurdun. sevgiye aşina olduğunu ve bildiğinden çok daha fazlasını hissettiğini görüyordum gözlerinde.bitirdiğin her cümlenin ardından daha güçlü bir cümleyle baktın gözlerime!

    sonra arkanı döndün. ardında kaldım.

    sen giderken arkandan baktım. ayak seslerini duyup beynime kazımak istedim, pür dikkat dinledim gidişini. teselli arayarak izledim.

    siyah bir mont vardı üzerinde. bir beden küçük olsa tam üstüne göre olacaktı ve kalın kazaklarla giyemeyecektin. karelere bölünmüştü... kareleri kesen dikişleri de siyahtı. sen giderken sos oynadım sırtında.
    kaybettim.
    ellerin iki yanında yürüyordun, bir ara sağ elini yüzüne götürdün, sanıyorum yanağına dokundun. ne kadar basit bir hareketle yapmıştın bunu. yanağına dokunmak ne kadar basitti senin için!!!
    sonra montunu düzeltip iki kolunu yeniden serbest bıraktın. gidişinle senkronizeydi kolların da aklın gibi. kapıdan çıkışını izledim. yere baktın sonra karşına sonra yine yere. biraz sağa doğru çevirdin bakışlarını sanki...

    baksan arkana mutlaka hatırlardım.

    pencere kenarında bir koltuğa oturdum.arabaya gidişini izledim. ağır adımlarla gidiyordun ama koşuyordun aslında. duyamıyordum ayak seslerini. bir espiriye güldün.ne olduğunu hiç bilemeyeceğim bir espiriye... sonra hızlı bir hamleyle arabaya bindin, kemerini taktın, 5-6 saniye kadar bekledin. heyecanlandım! 5-6 dev saniye bekledin!!!! kontağı çevirdin. kontağı çevirişini izledim!

    ve saniyeler içinde aktın gittin gözlerimden!

    saplandım oturduğum koltuğa, sanki geri dönüp unuttuğun bir şeyi alacakmışsın gibi dakikalarca bekledim. bu sırada 4 araba sağ şeritten, 3 araba sol şeritten geçti. 1 otobüs durakta durdu. yanımdaki koltuğa yaşlı bir adam oturdu ve ben yola bakarken uzunca bir süre beni izledi. göz göze geldik. selam verdi. teselli etmek istedi bir çare. olmuşum gibi davranıp kalktım, asansöre bindiğimde ayakta duracak halim yoktu. 27 adım atmak zorunda kaldım yatağıma ulaşmak için.
    perdeleri çektim. ne zaman uyudum nasıl uyudum hatırlamıyorum. uyandığımda saat öğleni geçmiş ve yastığım ıslanmıştı.
    kahvaltı yaptım. bir vitamin aldım. kahve içtim. biraz dolaştım, temiz hava aldım. hepsi üst üste gelince iyi geldi.
    akşam 9 gibi mavi olan koltuğa oturdum. çok konuştuğumu hatırlamıyorum. yaklaşık 3 saat oturdum orada öylece. daha çok yığılmak gibi bir histi...ağzımı açamayan bıçak kalbimi deşiyordu.

    kalmak böyle bir histi demek. o gün karar verdim. gitmek değil, kalmak zordu!

    sevgiler.