şükela:  tümü | bugün
  • buyuk bas hayvan barinagi...
  • kapalı, basık, kokulu... aslında hayvanlar için yapılmış, ama genlerinde hayvanlık barındıran bi çok insanın bulundukları normal ortamları çok kısa bi zamanda bu kıvama soktukları görülmüştür...mesela kutsal hocalarımız "ahır mı lan burası?" gibi sözler sarfedip "ahır" sözcüğünü mecazlı kullanmış, güzel türkçemizden en iyi şekilde faydalanarak zamanında bizleri çok uyarmışlardır. bi çok insanın ahırı bulunur. bunlar daha sonra kendilerine isim de yapmışlardır. bunlardan en yüksek mertebeye erişeni dingo'dur. kendisinin kişiliği hakkında günümüze pek bişi ulaşmamış olsa da, ahırının ünü bir efsane gibi kuşaktan kuşağa geçmiştir.
  • londranın kuzeyinde yer alan bu restaurant ahır gibi bir yer olmasına rağmen hergece tıklım tıklım dolmakta ,hatta çalınan müziklerin büyük birkısmı türkçe olduğu halde insanlar deli gibi eğlenmektedirler..restaurantın bulunduğu çevrede bu yer beyaz (kokain,uyuşturucu vb.) ticareti,kadın ticareti,silah kaçakçılığı gibi bütün pisliklerin yuvası olarak da biliniyor..
    o zaman buraya kim mi gidiyor karı kız peşinde koşan türkler, kendilerine yolunucak kaz kıvamında bay arayan çek,slovak,macar vb.. kızlar...tabii ki turkiyede çeşitli aile baskılarına maruz kalmış ve yurtdışına çıkınca kabak çiçeği gibi açılıp saçılmış türk kızlarını da unutmamak gerekir...
  • ab standartlarında olanları 5 yıldızlı otel gibidir. sağım, yemleme sistemleri tam otomotik olup, yatak-durak ve gezinti alanları hayvan refahına uygun dizayn edilmektedir, hayvanların strese girip süt verimi düşmesin diye ziyaretçiler işletmeye alınmaz.
  • bir arkadaş dublajda "ahır" kelimesini, kelime iyelik eki alınca galiba diğer ses düşmesi olan kelimelerle kaşıtırıp "ahrını" şeklinde telaffuz etmiş. "ahır" kelimesi, aslen farsça'dır ve divan-ı lügat-it türk'te de geçmiştir. 'büyükbaş hayvan barınağı' demektir.

    köken olarak kelimenin "hor"dan türediği rivayet olunur. "hor görmek"teki "hor"la doğrudan irtibatı var mıdır, bilemiyorum. farsça'da "aher", "ahar" kullanımları görülmüştür. "imrahor" kelimesi de aynı köke mensuptur; "mîr" ile "ahar" terkip olmuş (mîr-i ahar) ve "imrahor" türemiştir.

    imrahor, kısaca 'ahır emiri' ya da "at bakıcısı" demektir; ama ıstılahen "padişah ahırlarına ve onlarla ilgili gereçlere bakmakla görevli kimse" anlamı kazanmıştır.

    şimdi "ahır" kelimesinin, iyelik eki aldığında "ahrın" sesine ve şekline tahvil olması için kelimenin kökünün "ahr" olması gerekir. sabır(sabr-ın) gibi, fetih(feth-in) gibi, metin (metn-in) gibi. bu arada "alın", "burun" gibi türkçe bildiğimiz kelimeler iyelik eki aldığında neden harf düşmesi olur, merak konusudur.

    "burun" ve "alın" kelimelerinde kural dışı bir kabul sözkonusudur. kaideye göre lafız ve telaffuz, "alının", "burunun" şeklinde olmalıdır, çünkü burada ses düşmesi için bir gerekçe yoktur. ayrıca esas türkçe'de "n" sesi genizden gelir, yani nazaldır. (şu "öztürkçeci" arkadaşlar biraz okusalar, dillerine bakışları epey bir değişecek ama nerdeee! dogma ve taassup dizboyu! anlatamıyoruz da! allah hidayat versin!) biraz düşününce sizler de benzer türkçe kelimeleri rahatça tespit edebilirsiniz!

    "ahır" kelimesi, nasıl bir ek alırsa alısın, "ahır" olarak kalır, ne ses düşmesine uğrar, ne ses türemesine.
  • aynı zamanda edirne'nin ipsala ilçesine bağlı bir köy.
  • sovyetler'in dağılması henüz 10. yılını doldurmamış, bizim gürcistan'a gitmemiz gerekiyor. karayolu ile bunu gerçekleştireceğiz. ırak'dan giriş yaptık ve diyarbakır, elazığ, erzurum, artvin, hopa istikametinde seyrediyoruz. bingöl ve erzurum arasında karlıova mevkiinde kardan dolayı yolda kalmış bir otobüsün arkasında bizde kaldık. bir süre aracın içinde ısıtıcıları açarak bekledik, sonra yakınlarda bir köy vardır düşüncesiyel çevreye bakınmak için yola çıktık. iki otobüs dolu insan ve birkaç araçlık konvoyun içinden inenler kervan misali karlı yolda vadiye doğru yol almaya başladık. hava kararmış ve herkes bir birinin elinden tutarak yürüyordu. akarsuyu takip ederek, yukarı doğru çıkarken net olmayan ışıklar gördük ve köye vardık. hane sayısı az olmasına rağmen sağolsun insanlar bizimle çok ilgilendi. herkes bir şekilde bir yerlere yerleştiriliyor, küçük bir camisi var o doldu, evler doldu. önceliği kadınlara ve çocuklara verdiğimiz için bize evlerin avluları kaldı. hava oldukça soğuk ve ısıtıcı temin etme imkanımız yok. gece yarısını geçtikten sonra "ahırlara bakabilir miyiz?" dedim. "bu saatte karanlık olur, hayvanları sabah görebilirsiniz" dediler. sonra ısrarımıza dayanamayıp götürdüler. otobüs şoförleri, birkaç kamyon şoförü, biz oldukça şamata bir grup oluşturduk. sonra ahırın içinde, bir bölgeyi temizleyerek, mevcut otları o bölgeye yayarak uyuduk. o yorgunluk sonrası nasıl uykuya daldığımı anımsamıyorum ama sabah çok dinç kalkmıştım. sağolsun ev sahiplerimiz de çok "me"lemeden veya "mö"lemeden bizi arkadaşça ağırlamışlardı. güzel bir dostluk gecesiydi. 2 gün o köyde yaşadık, 2 gün o ahırda uyudum. insan huzuru nerede bulacağını bilmiyor, bir gece bir ahırda da olabiliyor.
  • (bkz: ağıl)
  • kokusuna ambiyansına doyamadığım, içindeki hayvanlarıyla birlikte her gün gelip gittiğim dört tekerli geniş bölgenin adıdır.

    (bkz: metrobüs)