aynı isimde "ahlat ağacı" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
961 entry daha
  • çoğu kültür sanat platformunda yapılan uzun uzadıya eleştirilerde dahi 'taşra anlatısı' 'taşranın çıkışsızlığı' gibi kavramlarla ilişkilendirilmesi üzerine belirtmeliyim ki, filmde yer verilen 'hatice' karakteri dışında taşra ile ilintilendirilecek dikkate değer başka bir anlatı içermiyor film. 'kumar tutkusu' film ilişkisi ise bu değinmeden dahi çok daha az.
  • filmi izleyeli 2 hafta kadar bir zaman oldu. hemen ertesinde yine bu başlığa yazmıştım. nuri bilge efsane bir film yapmış. 2 haftadır aklımdan çıkmıyor bu filmin diyalogları. ılk fırsatta yeniden izlemek için can atıyorum. sonra bir daha izlemek için can atacağım.
  • komünist parti üyesi olmaktan 8 yıl ceza evinde yatan halam ve eniştem geçen gün kardeşim ve beni aradılar. ince'nin mitingine gitmişler yaş 65 civarı ve muhteşem enerjik ses tonlarıyla beni mitinglere gitmediğim için kınadılar. olmaz öyle şey dedi halam. gitmelisin.
    ahlat ağaçları tüm ömürlerini kendi kuyusu için harcar ve yakınlarını kuyularının varlığı kemirebilir belki, filmdeki gibi ganyan vs. zaaflarının varlığı değil.
    bahsettiğim ahlat ağaçları artık komünist değiller. hatta zengin oldular çıkınca ama bir çocuk travmalar, cezaevleri, olmayan anne baba varlığı ile büyüdü. ismi eylem özlem. eylem'i kullanmıyor özlem. ahlat ağaçları halen meydanlarda...
  • tadı damağımda kalan nuri bilge ceylan filmi. karakterler, hikayeler o kadar bizden, o kadar olağan ki; nasıl bu kadar içeriden gözlemleyip yazabilmiş demekten kendini alamıyor insan. belki de nuri' yi fildişi kulesinden çıkmayan bir sanatçı olarak görmek hatadır. karakter incelemeleri enfesti. gelelim hikaye ve karakterlere;

    --- spoiler ---

    gelelim sinan karakterine; sinan sensin, benim, hepimiziz. hepimiz biraz sinan' ız. o babasına kızıp susmaları annesine söylenmeleri, dişlerini daha güçlü gördüğü için annesine geçirmeleri. iki satır kitap yazınca, tüm kitaplarını okuduğu yazara artizlenip ukala ukala sataşmaları, kitap için para bulmaya çalışırken destek alamadığı insanlara bi hınçla çirkefleşerek çatır çatır gerçekleri yüzlerine vurup, sonra işinin böyle görülmeyeceğini anlayıp anında geri vites yapmaları vesaire vesaire. sinan korkak ama kinci ve sinsi de bir karakter öyle büyük bir kini var ki taşraya, ailesine, toprağına... babasına bir şey diyemeyip, güçlü görünücem diye beli bükülmüş olan annesini üzüyor. çevresini kırıp döküyor. yetmiyor günahsız köpeği satıyor intikam için. sevgisizlikten, o beğenmediği taşradan daha yoz bir ruhu vardı. herkesten ve her şeyden nefret etti; parasızlıktan nefret etti ama asla çalışmadı, bunun yerine taşrayı, ailesini suçladı. hep başkalarını yerdi o hep en akıllıydı, diğerleri 'anlamaz' dı.
    cemcir de filmde resmen döktürmüş, o kaypak gülüşü bile karakterle özdeşleşmiş. canlandırdığı baba figürü zaten bambaşka bir hikaye, bu hayatta istediğini bulamamış. bi umut şansımla belki o kapıyı açarım hevesine kapılıp her şeyimi kaybetmiş, çakal ve kurnaz, içeriden bakıldığındaysa saygınlığını çook önce kaybettiğinin farkında, en azından evlatlarından bi parça olsun sevgi ve saygı isteyen bir herif. evet herif çünkü oğlunun parasını çaldı, karısını ağlattı. kendini yalnızlığa mahkum etti.
    ayrıca film boyunca herkesin aklında ve fazlasıyla olağan olan intihar olasılığını da şöyle bir gözümüze değdirip kaçırması ilginç bir nüans olmuş. herkesin hayatı berbat, herkes bu b*k çukurunda yaşıyor ama, kazmaya devam su bir gün çıkacak diyerek yapıyor finali nuri bilge ceylan. umut etmeye devam.

    --- spoiler ---
  • kış uykusunun zıt kutbu. 'aydın' sınıf ve üst tabaka eleştirisine karşılık halkın, alt tabakanın eleştirisi.

    insan sinemaya neden gider? çoğu zaman gerçek dünyadan kopmak için. evet orda hayattan bir şeyler bulmak istediğimiz doğrudur ama asıl amacımız gerçeklikten biraz olsun kopmaktır, nefes almaktır. nuri bilge ceylan ise her başarılı yönetmen gibi nefes aldırmaz seyirciye. işte onun bu yönü bu filmi ile zirve yapmıştır bana göre.

    türk insanın portresini daha iyi çizen bir film yapılmış mıdır acaba? seyirciyi tiksindirmek, rahatsız etmek için ter döken efsane yönetmenler halt etmiş bizim ceylan'ın yanında. çünkü hiçbir filmde böyle tiksindiğimi hatırlamıyorum! abartmıyorum filmdeki diyalogların hemen hemen hepsinden tiksindim. az çok farkındalık kazanmış, bu anlamda hep kendimden daha üstte gördüğüm insanlardan oluşan izole bir çevre yaratmaya çalışırken ben, o kaçmaya çalıştığım ama bir adım kadar uzağımdaki cehennem kocaman bir ekranda karşımdaydı. burda kasabalılıktan bahsetmiyorum. hayatım hep büyük şehirlerde geçti. ordaki insanların da istanbul'un, ankara'nın, izmir'in göbeğinde yaşayanlardan pek farkı yoktu bana göre. halkın portresiydi filmdeki her şey.

    tüm o köylü kurnazlıkları, en ufak maddi çıkar için yapılan gurursuzluklar, küfürsüz cümle kuramama sendromları, bilgi sahibiymiş gibi davranıp komik duruma düşmeler, ufacık bilgi edinimiyle aydınlandığını zannedip insanları küçümsemeler... bu sonuncusunu sakın es geçmeyin ha! üniversitelilerin çok büyük kısmı aynı bu kafadadır, orda özel bir karakter izlemiyorsunuz bizzat ülkenin üniversite gençliğini izliyorsunuz. bir de yaşadığı tek aydınlanma cinsellik üzerine olup (o da durumu içselleştirebildiği için değil, işine öyle geldiği için) kendini entelektüel sayan büyük bir grup var ki filmdeki arkadaşla aynı kişi olurlar bunlar genelde. nefis bir kara mizah malzemesi olurdu bundan da bak! keşke filmde bir örneğini görebilseydik.

    filmin profesyonel analizini de eleştirmenlerden ziyade sosyologlar daha iyi yapar diye düşünüyorum :) öyle bir film çünkü bu. hele ki yabancıların sırf nuri bilge ceylan filmi diye methiyeler düzmeleri ne samimi ne de inandırıcı... bu kez karşımızda öyle bir film var ki elin hans'ı gelip bunu anlayabildiğini iddia etmesin, türkolog falan değilse tabii... aslında söylemek istediğim çok şey vardı da nerden başlayacağımı bilemedim. karakterlerin insani yönleri o kadar zayıf ki hangi birini tutsan elinde kalıyor. ben böyle başarılı bir gerçek hayat tasviri izlemedim! bir ara süleyman isimli yazar düşüncelerime tercüman oldu diyordum ki posterdeki 'bilmemnenin kayıp çocukları'' yazısı sonunda ona da 'allah belanı versin' dedirtti.

    bu arada midemi en çok bulandıran sahneyi de söyleyeyim. babasına köfte almayıp sırf bir köfte ekmek parası fazladan vermemek için babasının gözü önünde otobüse binmesi, gittiğinden emin olunca gözetleye gözetleye köfte almaya çalışması... orda kusmadıysam daha da hayatım boyunca kusmam herhalde. hani babasının gurursuz gurursuz pişkin pişkin oğlundan para istemesi zaten tiksinti verici bir de yönetmen 'sen daha dur, ne gördün ki?' diye ikinci silleyi indiriyor. he 'kış uykusu'sunda elit kesimin tutumu da tiksindirmedi mi? hem de nasıl?! ama o hiçbirşeymiş bunu anladım. zaten şu kış uykusu ve ahlat ağacı filmlerindeki iki insan tipi dışında normal insanlara pek rastlayamadım ben bu ülkede. illa ya burnu havada entelektüel olacaklar ya da köylü kurnazları! hayır bir de bu kurnaz takımının okumuşlarında kibir de ayriyeten geliyor. ulan hem cahilsin hem kibirlisin hem de ahlaksızsın! yemin ediyorum tiksindim ya... hiç olmazsa kış uykusu'ndaki aydın karakteri gerçekten bilgiliydi ve kibrine de bir yere kadar anlam verilebiliyordu.

    kısaca gerek bu iki filmden yaptığım çıkarım gerekse hayat tecrübem gösterdi ki entelektüel ukalayı köylü kurnazına tercih ederim.
  • uzun zamandır taşrada olmamdan mütevellit geç izleyebildiğim film. sinematografi konusunda söz söylemeye zaten hacet yok. filmin çekildiği şehirde (çanakkale) 10 yıl geçirmiş, neredeyse bütün ilçe ve köylerini karış karış gezmiş biri olarak söylemem gerekir ki bu film için daha iyi şehir seçimi olamazdı. bunun haricinde;

    --- spoiler ---

    ahlat ağacı = narcissus (sinan'ın kendisini ve çevresini fakir, çirkin ve köylü görmesi)

    su kuyusu = sisyphos (suyun ulaştıktan sonra, ölüm (intihar) ve nesilden nesile aktarılan beyhude çaba)

    karıncalı bebek = gregor samsa ("bu çocuğu küçükken karıncalar sardı, onun için mi böyle oldu" söylemi, intihar ipinin altında uyuyan adam ve karıncalar içinde bebek)

    metaforlar yerli yerinde, oldukça sağlam. hatice'nin dişlerinden idris'in gülüşüne kadar oyuncu seçimi ve oyunculuklar muazzam. ama kış uykusu 9 , bir zamanlar anadolu'da 8,5 ise bu film 8 !

    öncelikle diyaloglar gerçekçi değil ve tabir caiz ise karakterlere bol gelmiş. acemi bir yazarın romanında olduğu gibi "ich- erzählung" üslubu benimseniyor, karakterler ve olay örgüsü yok sayılıyor. kısacası karakterlerin hepsi yazarın/senaristin ağzından konuşuyor ve diyalogların verilebilmesi için olay örgüsü bükülüyor. bu yanıyla kış uykusundaki olay örgüsü ve diyalojizmden eser yok.

    basitçe örneklendirmem gerekirse; köyde doğup büyümüş bir kadından bahsediyoruz (hatice). kadın önce yoksunluktan bahsediyor. umutlarından bahsederken romanlardan alıntı cümleler kuruyor (ışıklı caddeler vb.) hemen ardından entelektüel arka planı olan müstehzi bir üslup. dudak ısırma sahnesi çok güzel ama eriyip gidiyor uyumsuz diyalogların altında. sonrasında bunu açıklayabilmek için hazırlanan olay örgüsünden tamamen kopuk "yanlayan doğan" sahnesi ve yine yazarın senarsitin diyaloglarını kurmak için oraya gelmiş sinan (sinan'la rıza nerde buluştu ? nasıl bir araya gelip "kız alma" törenine geldiler ? muamma... o kavga diyaloğuna girmek için gelindiği aşikar)

    biletçi amca sahnesi çok doğal ve güzel ama olay örgüsünden yine kopuk. ardından taşra entelektüeli ile kitapçıda karşılaşılıyor. yazarımız/senaristimiz taşra entelektüeli ile hesaplaşıyor burada. bunu yine sinan üzerinden yapıyor. yine arka planı olmayan bir diyalog. madem bu topa girdik, sempozyumu da merak ettik orası da çekilmeliydi. kahramanımız "çat diye" kitapçıya geldi, muhatabını buldu "çat çat çat" diyaloğuna girdi köyüne döndü. bu sahneler gerçek değil (tümü bir rüya olsa eyvallah).

    baba ile diyalogları kapı tamiri sahnesi dışında güzel. ama gelin görün ki kapı tamiri esnasında bizim sinan bu sefer freud olup çıkıyor karşımıza ! yine yazar devrede, sinan önündeki kağıdı okuyor.

    asuman-sinan diyalogları yine gerçekçi değil. anne-oğul ilşkisi üzerinden yılmaz güney'e de selam çakılmış eyvallah lakin yine akıştan kopuk (oraya sokuşturulmuş).

    benim en önemli eleştirime geliyoruz; insanların inancı üzerinden çıkar sağlayanlar. imamın yavşaklığı işlenecekken ki (sinan'ın para istemedeki ustalığı köylüce -hatice'den de bu üslubu beklerdik- yerli yerinde) coğrafyamızda bu konu kangrene dönmüşken bir de ne görelim ? bir tane de entelektüel imam ! "o da var ama bu da var" demek kimse kusura bakmasın ama kış uykusundaki aydın'ın yavşaklığıdır tam da. yine imam-sinan sahnelerinde nedense "bu film cannes'da da izlenecek" kaygısıyla hazırlandığı ve oryantalizmin değirmenine su taşıdığı kanaatindeyim.
    --- spoiler ---

    son söz olarak nuri bilge ceylan'nın bu coğrafyanın son yıllarda yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olduğunu düşünüyorum ve bir film sever olarak kendisinden daha fazlasını bekliyorum.