aynı isimde "ahlat ağacı" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
1000 entry daha
  • nuri bilge ceylan'ın her zaman icra ettiği üzere ilmek ilmek işlediği başyapıt. ben bu adam imzalı bir filme girip o koltuğa oturduğum an sanki görsel bir roman okuyormuscasina kendimi o sahnelerin bir köşesinde duran, yaşayan ama hiç konuşmayan bir karakter gibi buluyorum. o evde mesela ben de vardım, o kuyudan ben de taş çektim, ganyan bayiinde arkada oturuyordum, yazar ile sohbet ederken köşede dinliyordum, imamlarla beraber elma yedim köy yollarını ben de tozuttum, sarkastik muhabbetlere, nedensellik-varolusculuk ve inanclar üzerine tartıştım ama hiç de konuşmadım sanki. yaşatıyor adam, rüzgarda hisirdayan yapraklari tüm salon hissediyor, yağan karı, elektrik kesintisini 5 duyuyla yaşatıyor. bu harikulade bir his. ve ınanılmaz bir bilgi birikimi var bir kere nuri bilge'de, saygı duyuyorum. her sahnesinde, rüyalarda psikanalizler dolu. harbiden ilmek ilmek işlenmiş. bir türk'ten şu köylerden, su topraklardan böylesine derin bir yönetmen çıktığı için gururum tavan yapıyor dostlar.

    muhteşem bir baba oğul ilişkisi yansıtmış sonuçta: yalnız, garip ve sahipsiz.
  • içerisindeki imamlar arasında geçen islami reform tartışmasını ilginç bulduğum film.
  • yağ gibi akıyor mübarek. 24 saat devam etseydi usanmadan bıkmadan izlerdim. sanırsın oynayanların kameralardan hiç haberi yokmuş. her şey doğaçlama gibi. diyaloglar, sahneler, karakterler o kadar doğal ki izlerken harika bir seyir keyfi veriyor. nuri bilge ceylan inanılmaz bir sinema dehası. enfes...
  • teknik anlamda kış uykusu ve bir zamanlar anadolunun gerisinde kalan nuri bilge ceylan filmi. konu olarak müthiş! diyaloglar gayet doğal, adeta gerçek hayattan fırlamış gibi. üç saat gibi uzun bir süre olmasına rağmen, her saniyesinin hakkını vermiş. şiddetle tavsiye olunur.
  • filmde bahsi geçen ve sempozyuma gelmeyerek mektup gönderen taşralı yazar: polat onat

    mektubun orjinali

    telif hakkı ödenmemiş olması üzerine polat onat'ın açıklaması
  • izlerken filmden çok "memleketimden insan manzaraları" isimli bir belgesel izliyormuş hissine kapıldığım film. yalnızca metin, tespitler ve yönelttiği eleştiriler nezdinde değerlendirirsek muazzam bir film.
  • haftalardir vakit bulup gidememistim. oyle yogun zamanimda vizyona girdi ki kacirirsam deli gibi uzulurdum. keske genis bi zamanima denk gelseydi de bir daha izleyebilseydim sinemada ama reklamlar, ara derken 4 saat zaman gerekiyor. arkadaslarim gitti, sakin yanimda anlatmayin, spoiler vermeyin diye uyardim, hicbir yorumu okumadim filmle ilgili. hala da okumadim ya.

    nbc’yi severim zaten. mayis sikintisi, uzak ve kis uykusu'nu bana izlettigi icin sanirim. bu filmi de bu listeye ekleyebilirim. zaman zaman filmin diyaloglar bazinda cok didaktik oldugunu, fazlaca mesaj kaygisi tasidigini dusunsem de guzel konulara degindiginden harcayamayacagim. bir de cok acik acikti tum mesajlar, resmen hepiniz benim bilal’lerimsiniz, anlamayan kalmasin demis.
    bundan sonrasi spoiler

    --- spoiler ---

    ben mi yanlis algiladim bilmiyorum ama zamanla ilgili sorun vardi sanki. sinan universiteyi bitiriyor, kpss sinavina giriyor ama filmin gectigi zaman en sevdigim mevsim sari sonbahar. evet, kesinlikle bu filmin mevsimi sonbahardi ama az biraz bahar, biraz yaz, sonrasinda sonbahar gormeliydik sanki. cok muhim mi o goruntulerden sonra degil ama dikkatimi cekti. hatice’yle karsilastigi sahnede ozellikle kizil, sari cinar yapraklari inanilmazdi. bilmiyorum yorede kavak agaclari var miydi yetisiyor muydu ama gozlerim kavak agaci, kulaklarim o yapraklarin ruzgarda cikardigi hisirtiyi da aramadi degil. sanirim bir zamanlar anadolu’da filmindeki gibi kendi yoremden, topragimdan izler gormek istedim.

    film boyunca surekli bir sarilsaniz iyi gelecek, kimyaniz degisecek diye dusundum durdum. ama tek bir sahne yoktu temas iceren. sinan okulu bitirip geldi, kimse sarilmadi, sanirsin bakkaldan uc ekmek alip geldi. askerden geldi yine yok. ailede hicbir anda kimse kimseye dokunmadi, kasitli miydi bilmiyorum ama beni geren ayrintilardan biriydi. cocuk koye dedesini, nenesini gormeye gidiyor yine kimse sarilmiyor. ben gerildim onlarin bu temassizligindan ki hic de dokunsal bir insan degilimdir. bir de film boyunca acaba aile oyle karamsar oldugu icin mi ev karamsar ve karanlikti yoksa evin icindeki o karamsar atmosfer mi aileyi zaman icinde oylesi karamsar ve karanlik hale getirdi diye dusundum durdum. esyalarin secimi bile muthisti. evler insanlari yansitir ya o ev de tam karasu ailesine goreydi. baska bir evde barinamazdi onlar. hele sinan’in o kalabalik odasi. insanin uzerine uzerine gelen, ah bi duzenleseniz, azicik aydinlik girse, gunes isigi suzulse odaniza, icinize diye dusundurttu.

    oyuncu secimlerine soyleyebilecegim tek birsey yok. egri bugru ahlat meyvesi gibi egri bugru, bozuk disli kisileri secmesi de tam olmus. ki esas vurgu kisilerin icindeki cikintiliklardi. pek bir severim cikinti insanlari, etrafimda da bol miktarda olunca cok tanidik geldi bana o haller. bilhassa murat cemcir muthisti. disinda gulen adama karsi icindeki yalnizlik ve sonunda kabullenis, ayni surec oglu icin de gecerli. ben onu kardes payi’ndaki babasinin olumunun ardindan eski esinin dizinde agladigi sahneden beri boylesi bir filmde gorme hayali kuruyordum. ahmet kural gereksizinin yaninda harcandigini dusunuyordum. cidden oyleymis. neyse gercek potansiyelini boylece gormus olduk. aydın doğu demirkol’un normalde gozluk kullanmasi buradaki karakter acisindan avantaj olmus sanki. uzagi goremeyip gozu kisarak derinlere bakan haller karaktere cuk oturmus. bir de goz renginden midir nedir surekli icinden bir sayko cikacakmis da kendini zor tutuyormus gibiydi. tum diyaloglarda gayet sakin gibi konusan ama bir sekilde esasinda icindeki gerginligi, hircinligi, ofkeyi hissettiren; o cikinti dusunce sistemini yansitan bir karakter. tam bir nbc’nin sinan’i halleri vardi kendisinde.

    ve film boyunca ibn-i haldun’un coğrafya kaderdir sozune ek olarak; nbc avaz avaz aile kaderdir dedi. ki siddetle boyle oldugunu dusunurum. bizler tam olarak ailemizin kucuk uzantilariyiz, bir nevi dallari. bazen onlara benzemek istemesek de cogunlukla onlar gibiyiz, ailemizin aynasiyiz. bu cografyada icice gecmis, tam olarak baglarini koparmak istese de koparamayan o ilintili, bagimli yapiyi oyle guzel anlatti ki uc saatte. nbc o ikisini birlestirmis ve ‘kucuk karamsar kasaba ile cekirdek karamsar ailen senin kaderin ve oradan cikis yok!’ demis. bazen kabullenip kirip dizini oturuyor insan. filmde de babaya benzemek istemeyen bir oglan cocugu ve onun en sonunda babanin yolundan gittigini, kuyuya girdigini goruyoruz. hasan ali toptaş’in kuşlar yasına gider kitabini animsatti, e biraz da albert camus’un cikintisi yabancı olmus sanki. tipki nbc gibi hasan ali toptas’in da bu topraklari cok gercek cok dogalligi icinde anlattigini dusunurum, pek bi severim kendisini. nbc etrafimizda bol miktarda gorebilecegimiz bir aileyi sunuyor bize. o kadar dogal ve olagan mutsuzluklariyla birlikte. bu noktada tolstoy’un anna karenina’sindaki ‘her mutlu aile birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine ozgu bir mutsuzlugu vardir’ sozu o kadar guzel anlatiyordu ki karasu ailesinin durumunu. ee bir benzetme daha gelsin madem. ailenin erkeklerinin yasadigi dongu ve en sonunda ellerindeki kosullari kabullenme durumu bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom filmine goturdu beni. orada da bireyin gelisme ve kendinden sonraki bireye rehberlik etme surecini iceren ve erkek cocugun canlilara zarar vererek baslayan ve mevsimle birlikte degisen halleri, en sonunda baska bir cocuga rehberlik ettigi dongusel surece benziyordu. burada da dede, baba, ogul benzer sureclerden gecip en sonunda o kasabadan ve kuyudan cikamayarak o donguyu tamamladilar.

    sinan’in babayla olan halleri, calinan 300 lirasinin pesine dusmemesi icimi burktu. resmen avucunun icinde kalan son umut kirintilarini daha fazla didiklemeyerek duymak istemediklerini soyletmeyerek kaybetmek istemedi o elinde kalan son baba kirintilarini. bazen bazi seyleri duymak iyi gelmez ya onu duymamak icin caba harcamasi tanidikti epey. ‘eksikligin neyse sen, o’sun’ mesaji sanirim cok kisiye dokunmustur. soz tam olarak boyle miydi emin degilim ama yakin bir mesaj iceriyordu. evet, ne eksikse maddi anlamda degil; daha cok manevi bizi biz yapan sey, o sanirim. sinan’in istedigi gibi bir babasi yoktu ama ideal bir anneye de sahip degildi. esten sikayet ederken sinan’in evlenmeseydin o zaman lafi uzerine ‘en son soylenecek seyi ilk soyluyorsun, senin icin de boyle boyle soylediler ama ben biliyordum senin bir seyleri basaracagini’ demesi cok guzel bir sekilde bazen anne sevgisi bile kosulsuz degildir mesajini veriyordu. annelerin normalde kendiliginden, o dogalligi icerisinde evlatlarini sevecegi dusunulur ama bazen o da olmaz. bununla ilgili epey ornege sahibim, olay yerinden bildiriyorum. hic oyle aile kutsaldir, anne soyledir, baba boyledir diyemeyecegim. nbc de gayet guzel anlatmis aile icerisindeki o halleri. sanirim bir de babanin kiziyla olan iliskisine dair de birkac sey gormek isterdim. baba-kiz iliskisi ozeldir ve o kiz babasiyla ilgili ne dusunuyor ne hissediyordu hic bir fikir vermedi bize. tamam baba-ogul iliskisi yogunlugunda kurgulanmisti film ama az biraz citlatsaydi fena olmazdi. o kiz kardesin rolu neydi, neden oradaydi bilemedim dogrusu.

    dialoglara gelirsek sanirim imamlar ve sinan’in sohbeti en aklimda kalan kisimlardandi. orada da sinan’in elma agacinin tepesindeki imama tas attigi sahne sen aydınlatırsın geceyi filminde karakterlerin tepesine tas yagdigi sahneyi hatirlatti bana, epey guldum kendi kendime. imamin o ‘aslinda dogru olani biliyorum, anlattiklarini anliyorum, mesajini aliyorum ama isime oylesi gelmiyor’ anlami iceren hem mahcup hem yilisik bakisi gunumuz turkiyesi’nde o kadar tanidik ki. tam bir gercek dinci tipi. her haliyle her bakisiyla bana igrendigim insanlari animsatti. sinan’in her konuyu actiginda ve diger imam tarafinda karsilik buldugunda, ‘oo bunlar uzun, derin mevzular, simdi bunlari konusmayalim’ dedikce ben gerim gerim gerildim. hic sevmem oyle konusmanin engellenmesini ve ortada sorun varken bir sekilde uzerinin ortulmesini. o yokus asagi yurudukleri noktada sunu itekleyin de ikiniz o derin mevzuyu uzun uzun konusun diyesim geldi. orda olsam hic dusunmez iteklerdim o luzumsuzu. diger diyaloglar da inanilmaz keyifliydi kesinlikle.

    --- spoiler ---

    neyse daha da uzatmayayim. tekrar izleme firsatim olursa eminim baska baska noktalar da dikkatimi cekecek. ozetlersek; guzel film olmus, pek cok sevdim kendisini.
108 entry daha