şükela:  tümü | bugün
  • dünya çapında tanınmış bir bestecimiz değildir. bizim dünya çapında tanınır, o lige girebilen bir bestecimiz yoktur. bunun sebebini ayrıca tartışırız. bir görüş (murat bardakçı gibiler) bunun sebebini bestecilerimizin yetersizliğine dayandırır, diğer görüş ise sırf türk oldukları için bu lige kabul edilmediklerini iddia eder. her ikisinin de doğruluk payı vardır. ilk iddiamı temellendireyim evvela. dünya çapında tanınan bir bestecinin tüm dünyada tanınır, bilinir, itibar görür yayın organlarında yer alması gerekir. saygun’un ismi ny times’da 4-5 kez geçmiştir sadece. çağdaşı alois haba’nın ismi ise 100’den fazla kez zikredilmiştir. haba çekoslavaktır ve hakikaten marjinal işler yapmıştır. popüler isimlerden değildir. spotify’da aylık dinleyici sayısı 200. varın siz düşünün. saygun’un 4000 küsur. ya da fin besteci uuno klami’yi ele alalım. eminim çoğunuz ismini bile duymadı. alper maral bile duymamış olabilir. önemsiz bir isimdir zaten. fakat onun ismi bile saygun’dan fazla geçiyor ny times’da. bu ne demek ve neden böyle? bunun en önemli sebebi ülkemizin bir klasik müzik okulu geleneği inşa edememesidir. ya da inşa edilen derme çatma şeyi bile ayakta tutacak iştahtan yoksun olmasıdır. bolu mustafa çizmeci anadolu lisesi çıkışlı bir dâhinin, robert kolejli bir vasatın karşısında şansı çok azdır. bundan daha doğal bir şey de olamaz. doyasıyla saygun’un tanınmamış ve yeterince takdir edilmemiş olması yalnızca saygun’un sorumluluğu değildir. saygun son derece maharetli, çalışkan ve hevesli bir adamdı fakat memlekette onun yeşereceği bir iklim yok. saygun’dan sonra iki kuşak daha geldi, geçiyor. hepsini toplasanız saygun’un yarısı etmiyor. eğer bu iki kuşağın içinde de saygunlar yetişseydi, ny times saygun’un ismini daha çok zikrederdi. bunun en iyi örneği polonya’dır. yetiştirdiği ilk büyük besteci chopin. sonraki kuşaktan zelenski ve szymanowski çıktı. daha sonraki kuşak gorecki’yi, penderecki’yi, lutoslawski’yi yeşertti. bunlar büyük bestecilerdir. lutoslawski’den devam edelim. 94’te öldü ve o zamana kadar 100 küsur kez yer bulmuş ny times’da. öldükten sonra 100 kez daha ismi anılmış gazetede. bu lutoslawski’nin ölümsüzlüğünün, yaşamaya devam ettiğinin beyanıdır. bir önceki kuşaktan szymanowski ise ölümünden sonra 200’den fazla kere yer bulmuş ny times’da. chopin’i saymaya gerek yok. şunu demek istiyorum; chopin’i büyük yapan szymanowski’dir, lutoslawski’dir. onlar olmasaydı chopin bir anıta dönüşmezdi emin olun. saygun’un cüce kalmasının sebebi ise saygun’dan sonraki kuşaklardır.

    şimdi saygun’a gelelim. önceki yazılardan birinde niçin ‘atalar’dan bahsettiğime dair izahat vermiştim (bkz: #104678411) saygun bizim derme çatma türk okulu'nun en büyük isimlerinden biridir ve büyük olmayı da hak eder isimlerdendir. solo viyolonsel için yazdığı partita tek başına bu ehliyeti verir.yo-yo ma çalmazdan önce tanıyan azdı. partita'yı kıymetli yapan yo-yo ma'nın teveccühü değildir. partita hakikaten de viyolonsel için yazılmış özel bir eserdir. zamanın ruhunu yakalayabilmiştir. britten'in, hindemith'in, kodaly'nin solo viyolonsel için yazdıkları eserlerden eksiği yoktur. çok övülen yunus emre oratoryosu magnum opus'u dur. bu eser hakkındaki fikirlerim çinuçen tanrıkorur'a yakın. eski usül kantat'ı da öyle. şimdinin türkiye'sinde verilseydi bu eserler efendisine yaltaklanan kölenin sesi gibi gelirdi bana fakat derme çatma okulun ilk meyvelerdir bunlar. o yüzden annesinin kıyafetlerini giydiğinde annesine benzediğini sanan çocuğun aptallığı gibi sevimli geliyor. haddimi aştığım, saygısızlık ettiğim sanılmasın; haşa. ahmed adnan saygun'a çok şey borçlu olduğunu düşünen, onu atası gören,hürmet eden bir talebe sayarım kendimi. onu tetkik ederek, tenkit ederek, didikleyerek, anarak bu borcu ödeyebileceğimi zannediyorum o kadar.
  • konservatuar koridorlarındaki görüntüsü, ağır merdiven çıkışı, gördüğü ve selam veren herkese gülümsemesi, elma yanakları, yaşlı gözleri hala saygıyla hatırlanan, dünyadaki en tatlı ihtiyar *, piyano edebiyatı'na çok önemli eserler katmış bestecimiz.

    lakin başta genç piyanistlerimiz olmak üzre * müzisyenlerimiz tarafından eserlerinin çok sık seslendirilmemesi, eserleri için "ay çokk yıvvrançççç" yorumunun henüz opus numerosu 10'u geçememiş ve önünde duran boş porteyi doldurmaktan aciz bazı genç bestecilerimiz * tarafından yapılması ve hatta bu yorumların bazılarının da, bestecinin dinlenen en az 5 eserinin * sayılamaması durumunda bile yapılması utanç ve hayret vericidir.

    yaşadığı dönemde türkiye'de klasik müzik için yaptıklarına bakılması, bartok ile çalışmaları ve eserlerinin incelenmesi ve en azından hayatının bir kere dikkatli okunması, yetiştirdiği öğrencileri ve kazandığı başarıları, öğrencilerinin hepsinin geldiği ekole ve "çıktığı yere" olan saygı ve inançlarının gözlemlenmesi, ukala çenelerin kapanması açısından hayırlı olacaktır vatana ve millete. adnan dede'nin zincirlikuyu mezarlığı'nda bulunan kemikleri de sızlamayacaktır böylelikle. "ben neyim ki?" sorusunun akıllardan çıkmaması da tarafımdan tavsiye edilir.

    piyano eserlerinden bazıları:

    sonatina
    sonat
    aksak tartılar üzerine 10 etüd
    aksak tartılar üzerine 12 prelüd
    inci'nin kitabı
    tema ve varyasyonlar
  • her gun okulun 3uncu katindaki bustunu gordugumde tuylerimi diken diken edebilen insan. daha tum eserlerini dinleyemedim, eksikleri temin etmeye calisiyorum okulda insanlardan. ama muzik tarihi derslerinden bir tanesini adnan saygun hocamiza ayirmistik bir gun. ve o odadan ciktigimda gozlerimden yas aktigini farkettim ufak ufak, duyduklarimdan sonra. ve tam o sirada 3uncu kattan asagi inerken bir teyze cikiyordu yukari ve yanimdan gecerken saygun hocanin bustune bakti ve -ah canim benim- dedi tam da o dersin ustune. kimdi o teyze bilmiyorum. ama belki de gercek sanatcilarin degerini bilebilen azinlik grubun icine giren sanatseverlerden biriydi o da.

    tesekkurler saygun hocam, bana boyle bi duyguyla goz yasi dokturebildigin icin. tesekkur ederim ki, yugoslavyadaki o soguk yugoslav halkini bile soyledigimiz guzel coksesli turkulerinle mest etme sansini bize verdigin icin. tesekkur ederim ki frankfurtta,miltenbergde var olan alman ailelerinin turkler hakkindaki olumsuz dusuncelerini yikmamiza yardimci olan nedenlerden oldugun icin.

    her persembe sitki tarcan odasinda cemal resit rey ile yan yana duran resminize bakip gulumsuyoruz beraber. umarim sizler de oralardan bi yerden gulumsuyorsunuzdur ve bize de guc veriyosunuzdur...
  • türkiye'de devlet sanatçısı unvanını alan ilk sanatkar. (yıl 1971)
  • bela bartok'un yakın arkadaşı olan, neredeyse her formda eser bestelemiş, birçok müzik otoritesi tarafından 20. y.y'ın en büyük bestecilerinden birisi olarak kabul edilen ve eser listesi en kabarık çağdaş türk müziği bestecisi.
  • gülsin onay 'ın da hocasıdır kendisi. onay hemen her konserinde mutlaka aksak tartılar üzerine prelüdlerden çalar.
  • türk beşleri'nin en popüler isimlerinden biri olan ahmet adnan saygun,7 eylül 1907'de izmir'de doğdu. izmir ittihat ve terakki idadisi'ndeyken, okulun müzik öğretmeni ismail zühtü bey'in kurduğu dört sesli koroya katıldı. onun önerisiyle rossati adında bir öğretmenden piyano dersi aldı. sonra macar tevfik bey'in öğrencisi oldu. okulu bitirince, üniversiteye girmeyerek kendini tümüyle müziğe verdi. 1923 sonlarında, o yıl izmir'e yerleşen hüseyin saadettin arel'den iki ay kadar armoni dersi aldı. daha sonra kendi kendine armoni bilgisini ilerletti ve kontrpuan çalıştı. 1926'da ankara musiki muallim mektebi'nde verdiği bir sınavdan sonra izmir lisesi'nde müzik öğretmenliği yaptı. 1928'de açılan sınavı kazanarak müzik öğrenimi görmek üzere, devlet bursuyla paris'e gönderildi. ünlü müzik okulu schola cantorum'da vincent d'indy, eugene borrel, bouberbielle, amedee gastoue gibi öğretmenlerin derslerini izledi. 1931'de türkiye'ye dönünce ankara musiki muallim mektebi'nde kontrpuan öğretmenliğine atandı. 1934'te kısa bir süre cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası'nı yönetti. 1936'da istanbul belediye konservatuarı'na (istanbul üniversitesi devlet konservatuarı) öğretmen atandı. aynı yıl türkiye'ye gelen bela bartok'un anadolu gezisine katıldı. 1939'da cumhuriyet halk partisi'nin müzik danışmanlığına ve halkevlerinin müzik müfettişliğine getirildi. 1940'ta birkaç arkadaşıyla birlikte ses ve tel birliği adlı bir dernek kurdu. bu dernek batı müziğini çeşitli dönemlerine ait kor yapıtlarının seslendirildiği birçok konser düzenledi, müzik konusunda kitaplar ve broşürler yayımladı.

    1946'da ankara devlet konservatuvarı'nda öğretmenliğe dönen saygun, bir süre sonra kompozisyon bölümünün başına getirildi. 1972-78 arasında trt yönetim kurul üyeliği yaptı. 1973'te istanbul devlet konservatuvarı'nda (mimar sinan universitesi devlet konservatuvarı) etnomüzikoloji öğretmenliği yaptı. uluslararası halk müziği konseyi'nde yönetim kurulu üyeliği yaptı, 1971'de kendisine devlet sanatçısı, 1985'te sanatçı profesör unvanları ve 1981'de de atatürk sanat armağanı verilmiştir.

    türk beşleri arasında yer alan adnan saygun, ritm ve melodi bakımından türk halk ve sanat müziklerinin etkilerini taşıyan yapıtlarında, zaman zaman izlenimci, zaman zaman da romantik estetiğe bağlı kaldı. çok sayıda beste yaptı.

    kaynak: http://guzelsanatlar.kulturturizm.gov.tr/…081ce0541
  • diğer eserlerinin içinde oldukça özel biryerde duran, inci'nin kitabı isimli muhteşem bir albümü yaratmış bestecimiz. eser piyano için olup, kocaman bebek, masal, rüya gibi birbirinden güzel 7 küçük ama kocaman parçayı içermekte. kim bunu hakkyla yorumlayabilir, ya da yorumlamış bilemiyorum. en iyisi oturup çalmaya çalışmak sanırım.
  • bugünlerde eski üslupta kantat'indan piyano eslikleri calisiyorum kendimce..
    nasil bir duygu patlamasi yasatabiliyor bu denli eserlerinde bilmiyorum ama cok buyuk bir insanmis.

    koro partilerini söylüyor insan, aglamak istiyor. piyano eslikli solo ses icin eserlerini söylüyor insan, biseyler bogaza dügümleniyor.

    konservatuvar yillarimda kendisine yetisemesem de, kendisiyle calismis pek cok insan hocam oldu. bu bakimdan yine de sansli hissediyorum kendimi. nur icinde yatsin.
  • orhan gencebay'ın leyla ile mecnun adlı şaheser niteliğindeki bestesini dinledikten sonra gencebay'ı arayarak; "orhan bey alanınız türk müziği değil de klasik batı müziği olsaydı dünya çapında bir bestekar olurdunuz" diyen türkiye'nin klasik batı profesörü.

    kaynak: itü tmdk hocalarından dr. ayhan sarı.