şükela:  tümü | bugün
  • murat bardakçı tarafından osmanlıca bilmediği iddia edilen tarih lisansı olmayan* tarihçi. koskoca cilt cilt osmanlı kanunnameleri diye eseri vardır. aslında eser de denemez sadece osmanlıca'dan latin harflerine geçirmiştir kanunnameleri. işte bu kanunnamelerden örnekler vererek osmanlıca'ya tam olarak hakim olmadığını söylemektedir bardakçı.
  • bu şahıs ve kankası said öztürk'ü yaratan şey bir toplumsal ihtiyaçtır.

    bizim muhafazakar kesimin osmanlı hayranlığı malum. fakat muhafazakar kesim denen şey pek bir heterojen olduğu için, içinde belirli ölçülerde de olsa eleştirel mesafesini koruyanlar çıkıyor. genel resmi çoğunlukla olumlu bulsalar da bilimsel etik, kişisel ahlak, sonuçlarının nereye varacağını bilememe gibi nedenlerden zaman zaman osmanlı imparatorluğu hakkında görece nesnel şeyler yazıp çizebiliyorlar.

    fakat anlaşılan muhafazakarlar içinden öyle bir grup var ki, bunlar en ufak bir nesnelliğe bile tahammül edemiyorlar, sürekli bir yüceltme peşinde koşuyorlar. işte ahmet akgündüz de böyle bir ihtiyaca cevap veriyor.

    sayfalar sayfalar dolusu yazmış, padişahların şarap içmediğini kanıtlamaya çalışıyor. hiç o yüce insanlar dinimizce haram sayılan bir şeyi içerler mi?

    harem müessesini, haremağalığını, osmanlı'da sanıldığından yaygın bir kurum olan köleliği meşrulaştırmaya çalışıyor, bin dereden su getiriyor. tabii asla ikna edici değil ama mühim değil, önemli olan zaten meyyal olan hedef kitle.

    denebilir ki bunlar popüler tarih kitapları, ona göre yazılmış. bir de bilimsel
    çalışmalarına bakalım:

    "mukayeseli islâm ve osmanlı hukuku külliyatı" diye bir eseri var. pek çok kanunu bir araya getirmiş. getirmiş ama kriteri ne? bir metin oraya niye alınmış, neden bazıları dışarıda bırakılmış, belli değil. ben orada 1858 arazi kanunnamesi'ne bakmıştım. arkasına araziyle ilgili başka kanunları eklemiş. yaptığı seçim hiç bilimsel değil, kanundan yaptığı göndermeler savruk ve keyfi.

    bir de magnum opus'u olan osmanlı kanunnameleri'ne bakalım: söylentiye göre, kendine arşiv'de özel bir oda verilmiş, her istediği, diğer kullanıcıların tabii olduğu kısıtlardan muaf tutularak ona sağlanmış. neyse, gözümüz yok ama ortaya çıkan ne? bu ciltlerdeki osmanlıca okuma hataları artık osmanlı tarihçileri arasında konuşulur olmaktan çıktı, son derece doğal bir şey olarak görülür oldu. zaten bu iş hakkıyla bu kadar sürede yapılabilir mi? ya doğru dürüst bir ekip kurarsın, kılı kırk yararak ilerlersin, ya da tek başına yaparım dersen bir ömür boyu emek gerektirir bu iş.

    son olarak ahmet akgündüz ve silah arkadaşlarının uzmanlaştığı anakronizmden örnekler vereyim. mesela vakıflarının (osmanlı araştırmaları vakfı) sitesinden şu: http://www.osmanli.org.tr/…yaara.php?bolum=1&id=367 neymiş efendim, osmanlı'da taaa onaltıncı yüzyılın başlarında tüketici hakları varmış. hem de dünyada ilk. acaba vakıf'da çalışan kim dünya tarihi literatürüne bu kadar hakim de dünyada ilk diye buyuruyorsunuz. bırakın diğer dilleri, ingilizce bilen adamları olup olmadığından emin değilim. yahu arapça'yı doğru dürüst bilin, ona da razıyım.

    yani ahmet akgündüz'e sorarsanız, demokrasi osmanlı'da, hoşgörü osmanlı'da, yargı bağımsızlığı osmanlı'da, tüm padişahlar dahi ve çiçek gibi insanlar, modern kamu yönetimi osmanlı'da... hayır şu fakir de iyi kötü okuyor osmanlı belgelerini, ben niye bulamıyorum bu cevherleri, bu adamlar nasıl buluyor anlamıyorum.
  • (bkz: apologist)
  • 1955 yılında diyarbakır’ın çüngüş kazasına bağlı malkaya köyü’nde doğan bilim adamı.

    ilkokulu köyde tamamlayan akgündüz, gaziantep imam-hatip lisesi’ni ve gaziantep lisesi fen bölümünü bitirdi. 1980 yılında erzurum üniversitesi islami ilimler fakültesi’nden; 1982 yılında istanbul üniversitesi hukuk fakültesi’nden mezun oldu.

    dicle üniversitesi hukuk fakültesi’ne hukuk tarihi araştırma görevlisi olarak giren akgündüz, 1983 senesinde mastırını ve 1986 senesinde de “islam hukukunda ve osmanlı tatbikatında vakıf müessesesi” adlı teziyle doktorasını tamamladı. 1987 senesinin kasım ayında hukuk doçenti olan akgündüz, aynı yıl konya selçuk üniversitesi hukuk fakültesi’ne “hukuk tarihi ve islam hukuku doçenti” olarak tayin edildi.

    1986-1991 yılları arasında başbakanlık osmanlı arşivinde uzman müşavir ve devlet arşivleri danışma kurulu üyeliği sıfatlarıyla araştırmalarda bulunan akgündüz, 1993 eylül’ünde dumlupınar üniversitesi’ne hukuk profesörü olarak atandı. ekim 1993’ de aynı üniversiteye bağlı bilecik iktisadi ve idari bilimler fakültesi’ne dekan olarak tayin olunan akgündüz, aynı zamanda osmanlı araştırmaları vakfı mütevelli heyet başkanıdır. 1997-1998 ders yılında princeton üniversitesi’nde misafir profesör olarak araştırmalarda bulundu. arapça, ingilizce ve farsça bilmektedir. evli ve iki çocukludur.

    eserlerinden bazıları şunlardır:

    osmalı kanunnameleri ve hukuki tahlilleri / 12 cilt.

    mukayeseli islam ve osmanlı hukuku külliyatı.

    islam hukukunda ve osmanlı tatbikatında vakıf müessesesi

    şer’iyye sicilleri / 2 cilt heyet ile birlikte

    belgeler gerçekleri konuşuyor / 5 cilt

    eski anayasa hukukumuz ve islam anayasası

    islam’da insan hakları beyannamesi

    arşiv belgeleri işığında sayıştay tarihi

    arşiv belgeleri işığında somuncu baba

    arşiv belgeleri işığında eshab-ı kehf ve tarsus tarihi

    arşiv belgeleri işığında süleyman hilmi tunahan hazretleri

    osmanlı’da harem

    tabular yıkılıyor / 2 cilt

    .....

    (bkz: bilinmeyen osmanlı)
    http://www.osmanli.org.tr/yayinlarimiz.php

    (bkz: osmanlı'da harem)
    http://www.osmanli.org.tr/yayinlarimiz-10-53.html

    .....

    link: http://www.osmanli.org.tr/…azarlarimiz2-12-117.html
  • osmanlı'yı doğru anlamak üzerine tezlere sahip hoşsohbet, samimi ve yüksek enerjili yazar. bi nevi atom karınca formunda.

    .............

    osmanlı'yı anlamak

    prof. dr. ahmed akgündüz

    günümüzde, osmanlı devleti’ne cephe alan belli mihrâklar ve karanlık güçler, üç kol halinde, en uzun ömürlü islâm devleti olan osmanlı devleti’ne hücum etmektedirler: birinci kol, islâm'a düşmanlıklarını açıktan ortaya koyamayan ve bunu osmanlı düşmanlığı adı altında yürüten din ve tarih düşmanlarıdır. bunlar, kusurlarıyla birlikte, islâm’ı hayatın bütün safhalarında yaşayan ve yaşatmaya çalışan osmanlı devleti’ni tenkid etmekle, açıktan yapamadıkları islâm düşmanlığını böylece yapmış oluyorlar. ikinci kol ise, altı yüz sene, islâm'ı neşretme hizmetindeki osmanlı devleti'ne ayak bağı olmuş, islâm'ı kendi sâfiyetinden çıkarmaya çalışmış bir devletin fikir propagandalarına kanan ve tarihimizi tam bilmeyen bazı saf müslümanlardır. üçüncü kol ise, osmanlı devleti’nin bütün müslümanları kucaklayan ümmet ve osmanlı milleti anlayışına karşı çıkan ve yanlış olarak osmanlı devleti’ni türk düşmanı gibi göstermeye çalışan belli bir ekiptir. özellikle fâtih’in kapıkulu sistemini ve sokullu gibi başka ırklara mensup osmanlı devlet adamlarını acımasızca tenkit edenler bu grup içinde yer almaktadırlar. her üç kolun da ellerinde koz olarak kullandıkları en önemli mevzûlardan biri, osmanlı padişahlarının ve osmanlı devleti'nin, islâm dininin, içki yasağı ile alâkalı hükümlerini hiçe saymaları ve aşırı bir içki mübtelâsı olmaları şeklindeki iddiadır. harem mevzuu da bu tür iddialarla bezenerek ve süslenerek vatandaşın önüne çıkarılmak istenmektedir. işte bu kitapta, zikredilen ekiplerin kasden ortaya attıkları iddialar teker teker aydınlığa kavuşturulacaktır.

    osmanlı devleti, büyük bir devlettir. osmanlı tarihi konusunda kalem oynatmak da büyük bir iştir. büyük işlerde sadece kusurları gören cerbeze ile hareket edenler, hem aldanır ve hem de aldatırlar. cerbezenin şanı, bir kötülüğü sümbüllendirerek bütün güzelliklere galip getirmektir. bir adamdan bir sene içinde meydana gelen pis kokuları bir anda meydana gelmiş gibi hayal ederek o adama bakarsanız, o adam nazarınızda çok çirkin hale düşer. işte eğer cerbeze ile 600 yıllık zamanda 20 milyon km2’lik mekânda osmanlı tarihi içinde dağınık halde meydana gelen bütün kötülükleri toplar ve o siyah perde ile osmanlıya bakarsanız, o zaman kapkaranlık bir tarihle karşılaşırsınız. cerbeze, bütün çeşitleriyle garip şeylerin makinasıdır. gerçekten de cerbezeli bir âşıkın nazarında bütün kâinat sevgiyle oynaşmakta ve gülüşmektedir; ama çocuğunun vefatıyla mâtem tutan bir ananın nazarında umum kâinat hüzün içinde ağlaşmaktadır. halbuki ikisi de doğru değildir.

    tarih, bir olaylar ve insanlar bahçesidir. sizden biriniz, bir saatliğine gezinmek için bir bahçeye girseniz, noksanlardan beri olmak ancak cennet bahçelerinin özelliklerinden olduğundan ve her kemale bir noksan karıştırmak da bu dünyanın gereklerinden bulunduğundan, o bahçenin bazı köşelerinde pis ve murdar şeylere de rastlayabilirsiniz. tabi’atı bozuk olanların, sadece o bahçedeki çürümüş ve kokuşmuş şeylere gözü takılır. sanki o bahçede başka bir şey yok gibi, hayal ve vehminin de tahrikiyle bahçeyi kendi gözünde mezbeleye çevirir; midesi bulanı ve kusar. halbuki akıl böyle bir bakışı tasvip edebilir mi? güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen güzel görür; güzel gören hayatından lezzet alır.

    işte biz, girdiğimiz osmanlı tarih bahçesinde sadece kirli ve murdar şeylere değil; açmış çiçeklere ve kokan güllere de bakacağız. makam için fetvâ veren turşucu-zâdelerin yanında kanuni’ye karşı çekinmeden ‘padişah emriyle nâ-meşrû’ olan nesne meşrû’ olmaz’ diyerek haykıran ebüssuud’dan; torlak kemal ve mithat paşaların yanında molla fenari’den ve ahmed cevdet paşa’dan; devleti perişan eden tal’at-enver-cemal üçlüsünün yanında pîrî mehmed paşa ve köprülü mehmed paşa’dan; körü körüne ilmî gelişmelere karşı gelen kâdîzâde’lerin yanında lagari hasan çelebi ve ismail gelenbevî’den de bahsedeceğiz. biz tokadımızı antranik ile beraber enver paşa’ya ve venizelos ile beraber said hâlim paşa’ya vurmayacağız. nazarımızda vuran da sefildir diyeceğiz. kısaca tarihimizde görülen menfilikleri bir testi pis su olarak görüyoruz. bir testi pis su bir denize dökülürse, denizi kirletmeyeceğine ve hatta kendisinin de temizleneceğine inanıyoruz.

    tarihe bakış açımız, 600 yıllık osmanlı tarihinin iyiliklerini de kötülüklerini de görebilecek bir gözlükle olacaktır. yoksa kötülük bulunmayan hiç bir tarih devri mevcut değildir. iyilik tarafı bulunmayan tarih devri de yoktur. tarihe böyle bakanlar, kendileri yanıldıkları gibi, başkalarını da yanıltırlar. allah etmesin, böyle bakış açısı olanlardan biri bin sene yaşayacak olsa, hayalindekine uymadığından hz. ömer’in idaresini bile tenkit edecektir. bu hayalin neticesi olarak, yapıcı değil, yıkıcı bir nazarla tarihe bakacaktır. unutmayacağız ki, tarih boyunca, iyilikleri kötülüklerine ve sevapları hatalarına ağır basanlar, her zaman mağfiret ve affa müstahaktırlar. allah’ın haşirdeki adaleti de böyle hükmedecektir.

    osmanlı devletini teşkil eden fertler ma‘sûm ve günahsız değillerdir. içlerinde i. murad, ii. murad, fâtih, yavuz ve ii. abdülhamid gibi “veliyyullah“ mertebesinde fertler bulunduğu gibi, içki ve benzeri günahları irtikâb eden şahıslar da bulunabilir. osmanlı tarihi boyunca nazarî plânda islâm'ın bütün düsturlarının kabul edilerek tatbik edildiği bir vâkı'adır. ancak tatbikatta bu esaslara muhâlefet edenlerin bulunduğu da bir vâkı'adır. her ikisini de inkâr etmek mümkün değildir. her şeyde olduğu gibi, osmanlı devleti'nin iyilikleri de vardır, hataları da vardır. ancak 600 sene boyunca hasenâtının seyyiâtına ağır bastığı içindir ki, kader-i ilâhi bu uzun süre içinde islâm'ın bayraktarlığı ünvanını onlara ihsân etmiştir. seyyiâtı hasenâtına ağır basınca da, bu şerefli ünvan yine kaderin hükmiyle ellerinden alınmıştır. en kötü zamanlarında bile, değil içki gibi islâm'ın açık bir hükmüne muhâlefet, içtihadî meselelerde dahi şer'î hükümlere ri‘âyet etmek için elden gelen gayreti gösterdiklerini, sayıları milyonları bulan arşiv belgeleri isbat etmektedir. nitekim bir hatt-ı hümâyûnda osmanlı sultanı şer‘-i şerife bağlılığını şöyle açıklıyor:

    “cümlemizin başı şeri’at-ı mutahharaya bağlu oldığından kâffe-i ef‘al ve harekâtımızı ana tatbik etmeğe sa‘y eder isek, ol vakit ruhaniyât-ı peygamberî dahi hoşnud ve razı olarak cenab-ı hayr’un-nâsırîn devlet-i aliyyemiz’de fevz ü nusret ü tevfikât-ı samedaniyesine mazhar edeceğine kat‘â şüphe yokdur”.

    elbette ki tarihe tenkit gözüyle de bakacağız. ancak insanı tenkide sevk eden sebep ya tenkit ettiği şeye duyduğu nefret hissinin tatminidir; düşmanın ayıbını görerek tenkit etmek gibi. yahut da tenkit ettiği kişiye karşı beslediği şefkatin tatminidir; dostun aybını görüp tenkit etmek gibi. işte özellikle tarih alanında, doğru veya yanlış olması muhtemel olan aleyhteki bir konuda (yıldırım’ın intihar etmesi ve içki içmesi iddiaları gibi), iddiayı kabule meyletmek nefretten ve reddetmek ise şefkattendir; ancak lehte olan bir konuda (yıldırım’ın intihar ettiğini ve içki içtiğini reddetmek gibi) kabule meyletmek şefkatten ve reddetmek ise nefrettendir. önemle ifade edelim ki, tenkide insanı sevk eden şey, sadece ve sadece hakka taraftarlık ve gerçeği ortaya çıkarmak arzusu olmalıdır.

    asrımızda özellikle de osmanlı tarihi konusunda, en büyük hastalığımız, cerbeze ve gurura dayanan tenkittir. gerçekten de tenkidi, insaf düsturu işletirse, gerçeği ortaya çıkarır, berraklaştırır; ama gurur ve cerbeze kullanırsa, tarihi tahrip eder ve parçalar. mesela son zamanlarda piyasaya çıkan osmanlı tarihi ile ilgili bazı eserler, bu manada tarihi tahrip vazifesini yapmaktadır. biz ise, tarihi tahrip etmeyi değil, tashih ve tamir etmeyi amaçlıyoruz. biz, ecdadımıza dostuz; onun için nefret duygusuyla değil; şefkat duygusuyla, ama hakkın ortaya çıkması için tenkit edeceğiz.

    son 100 yıldır türkiye’deki yayın organlarının çoğunluğu, her devirde farklı kelimeler üreterek, avrupa’nın güzelliklerini bizim kötülüklerimizle ve asırların birikimi olan medeniyetin güzel meyvelerini tarihimizdeki bazı şahısların kötü halleriyle mukayese ederek, cerbeze ile tarihimizi çirkin göstermektedir. hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti tamamen ona mal ederek ve islâmiyetin düşmanı olan geri kalmayı islâm’a dost göstererek feleği ters çevirmeye çalışmaktadır. işte biz bu eserle, bu yanlış kıyasları düzeltmeye çalışacağız. halbuki tarihle günümüzü mukayese ederken, birbirine benzeyen şeyleri kıyaslayıp kıyaslamadığımıza dikkat edeceğiz. çünkü ancak birbirine benzeyenler mukayeseye girerler. mesela osmanlı’daki saltanatı, ancak ortaçağ avrupa’sındaki krallık ile mukayese edebilirsiniz; osmanlı hukuk sistemini, ancak siyahlara ayrı ve beyazlara ayrı kanunları tatbik eden avrupa kanunları ile kıyaslayabilirsiniz; osmanlı haremini ancak beraber olduğu yüzlerce kadınların heykellerini saraylarının duvarlarına diktiren avusturya krallarının hayatıyla kıyaslarsanız, o zaman doğru sonuçlara varabilirsiniz.

    eğer avrupa’ya çok şiddetli bir bağlılık ve kendi milletinin tarihine ise derin bir nefret duygusuyla, avrupa’nın nâ-meşru veledi gibi davranırsanız, o zaman, tahrip fikri ve aldatıcı cerbeze ile, geçmişine isyan eden bir hicivci; ecdadına iftira eden bir müfteri ve kendi milletinin haysiyetini yerle bir eden hayırsız bir evlat olursunuz. artık böyle davranan kalemlerde, gurur ve benliğin de etkisiyle, milletine karşı dinen ve aklen mükellef olduğu şefkat hissi yerine tahkir duygusu; sevgi yerine nefret; benimsemek yerine hafife almak; saygı yerine geçmişini cahil göstermek; merhamet yerine böbürlenmek ve nihayet hamiyet yerine asılsızlık ve soysuzluk alâmetleri görülmeye başlar. maalesef her gün misâllerini basında görmek mümkün olan bu tip kalemler, paris’te gayr-ı meşru eğlence aleminde çıplak bir kadının giydiği elbiseyi överler; tarihe altın sayfalar yazdırmış olan muhterem bir hocanın veya kâdî’nin elbisesini yererler.

    önemle ifade edelim ki, tarihine ve dinine taraftarlık içinde olanlara mutaassıp tabiriyle hücum eden bu çeşit avrupa kâselisleri, kendi mesleklerinde, en az tenkit ettikleri dindar ve vatanperver kalemlerin yüz katı kadar mutaassıptırlar. bunların shakespeare’i överken yaptıkları aşırılıkları, tarihini ve dinini seven insanlar abdülkadir-i geylani veya fâtih sultân mehmed hakkında yapsalar, herhalde bu çeşit kalemler tarafından tekfir bile edilirler. işte bu kitabı kaleme alırken, son zamanlarda aşırı derecede artan bu tarih yobazlığını da nazara alacağız ve onlar gibi davranmamaya çalışacağız.

    link: http://www.osmanli.org.tr/…yaara.php?bolum=4&id=281
  • hollanda rotterdam islam üniversitesi rektörüdür.
  • ***
    ahmed akgündüz’ün kitabında 300 vahim hata var

    bir sonraki eleştiriniz ise “bilinmeyen osmanlı” kitabına... rottherdam’daki islam üniversitesi rektörü prof. dr. ahmed akgündüz ve doç. dr. said öztürk’ün popüler tarih kitabına... oysa bu kitap tarihi kolaylaştırdığı için çok sevilmişti, sizin itirazınız nedir?

    hasan celal güzel, bu kitabın 240 bin sattığını söylüyor. ben de bu yüzden dikkatle inceledim. öncelikle bu kitapta son derece ilginç bir format kullanılmış. okuyuculardan geldiği söylenen 5 bin soru bankasından seçilen sorulara yanıt verilmiş. ama nedense hep de aynı sorular sorulmuş! evet millet sormuş ya da sormuş gibi yapılmış, onlar da yanıt veriyor. bu iki tarihçinin temel tarihi bile bilmemek gibi bir özellikleri var.

    ne gibi?

    halife abdülmecit’e, ii. sultan abdülmecit demek gibi. talat paşa’nın albay olduğunu söylemek gibi. gerçekten, abartmıyorum. “talat paşa kimdir” diye soru soruluyor ve şöyle cevaplanıyor: talat paşa zeki, cin gibi kurnaz, dini duyguları zayıf, ittihatçı bir albaydı. oysa ki, talat paşa, ittihat terrakki’nin önde gelen kadrosunun tek sivil önderiydi. ii. abdülhamit’i ii. mahmut’un oğlu sanma, gazi osman paşa’yı plevne’de öldürmek gibi... hele gazi osman paşa’nın plevne’de yaralanmasını, gazi unvanını almasını, rusların eline esir düşmesini, ama rusların kılıcını “bu kılıcı en iyi siz taşıyorsunuz” diye vermesini ilkokul çocukları bile bilir.

    ***

    http://pazarvatan.gazetevatan.com/…13276&yaz=güncel
  • kendi ismi altinda yayinladigi bütün kitaplari okudum. ceviz kabuguna cikmisti seneler evvel. add'nin x subesi baskani "osmanli devleti donemi turk tarihinin üzerine atilmis kara bir $al gibidir" gibi skindirik bir cümle kurmus. bu cümle ve cümle sahibinin kendini bilmez hirildayislarina karsi itidalli bir tavirla cevaplarini verdi. bu kadarlik bir veri ile hosuma gitmisti.

    bir kac zaman önce rotterdam'da yardim isteye dileye kurdugu, sonra yardim istedigi birim ve kuruluslari saf disi ederek basina gectigi rotterdam islam üniversitesi'nde izledim, dinledim bu adami. sanki kayzer gibi, sanki kücük daglari ben yarattim der gibi tevazu'dan islamin alcakgönüllülügü nasil tesvik ettiginden bahsetmesi, kürsüdeki vaazcigini tiyatral bir sekilde vermesi ve de dinleyenlerin ne igrencti allahim.. daha da igrenci, hollanda'lilara karsi zafer kazanmis bir türkle tanismanin gururunu yasadigini sanan $ak$akcilardi tabi..
  • osmanlı devleti'nde gayrimuslimlerin yönetimi isimli kitabında "prof. dr." mertebesine sahip olan bir yazar olarak şu cümleyi nakşetmiştir:

    "allah'ın yardımıyla 1514 tarihinde kazanılan çaldıran zaferi ile, şah ismail'in anadolu üzerindeki hakimiyetine son verildi" (s.120)

    görüldüğü üzere müthiş bir materyalist tarih anlayışına sahiptir. dehşete kapıldım okurkene diyebilirim. ayrıca, aynı kitap içerisinde kürtler'e ayrılan kısımda ise said-i kürdi'nin kürdi olmadığını bikaç quote ile kanıtlama çabasından başka bir işle uğraşmamıştır. komiktir ve şaşırtıcı olmadığı üzere ermeni düşmanıdır.

    kulaklarımın algıladığı kadarıyla, kitabını karıştırken fonda çalan ilahi tonunda bir parça tarafından taciz edildim sürekli olarak. timaş yayınları işi bayağı ilerletmiş anlaşılan.. şu parçanın nakaratı lav yu türkiş sıtayl off akademya mıydı neydi, tam hatırlayamadım şimdi..
  • tarih-lenklere cevaplar isimli bir kitap yazmış. bu kitabın girişinde ben 6 yaşımdan beri * ekolünün yılmaz bir temsilcisi olduğunu gösterivermiş. ama bu kadar da olmaz be kardeşim. aynen şöyle yazmış: "ben ilkokul 4. sınıfta barkan'ın kanunname maddesini okudum ve kendi kendime şu sözü verdim: ya rabbi! bana imkan ver, ecdadımla alakalı bu yanlış bilgileri tashih edip bütün dünyaya ilan edeyim. işte osmanlı kanunnameleri adlı eseri bunun için telif eyledim." atma recep din kardeşiyiz demek istiyorum. ilkokulu köyde okumuş olan ahmet'in islam ansiklopedisi'nin ilgili cildine ulaşmış olduğunu düşünelim. barkan gibi ağır yazan bir hocanın metnini daha dördüncü sınıfta algılamayı sağlayacak tedrisat hangi köy okulunda veriliyormuş?!? haydi onu da geçtim, bu metni anladın, algıladın. bir de osmanlı tarihi bakımından yorumlayıp, verilerin yorumlanmasında hatalar olduğunu ortaya koymuşsun be ahmet'im! edeb ya hu!

    güya bu açıklamayı kendisine kanunnameler kitabıyla ilgili teklifler sunan doksan yaşlarında bir şahsın bahsi geçen teklifleri üzerine yapmışmış. neymiş efendim, bu kitaptan hareketle osmanlı devleti'nin laik bir devlet olduğunu ifade eden popüler bir yazı yazarsa (1) kitabı dört dilde yayınlanacak, (2) üç türk şirketi'nden maaşı kadar danışmanlık ücreti alacak, (3) istanbul hukuk'a tayin edilecek aksi takdirde pişman olacakmış. üstelik doğal olarak bu şahıs sofra ehliymiş. zaten ahmet'in ismini vermediği bu pis, ayyaş herif sofra ehliymiş ya, kendisini kandırmak için ağzından bazı şeyler de kaçırmış. barkan, köprülü rejimlerini halka meşru göstermek için yazıp çizmişler.

    nasıl bir hayal-gücü var bu ahmet'in ben anlamadım gitti. hayır bir de bu adama inanıyorlar ya. ne diyeyim. yalnız ben size şunu söyleyeyim, bir makalede kanunnamelerine gönderme yaptığınız zaman, okuyan hangi görüşten olursa olsun, ilgili kanunname metninin aslını görüp görmediğinizi sorar. çünkü transkripsiyonu güvenilir değildir. ayrıca üstünde ahmet'in ismi olmakla beraber, büyük bölümünün asistanlar tarafından çalakalem transkript edilip, ahmet tarafından kontrol bile edilmeden metne alındığı dedikodusu vardır. ama sadece dedikodudur bu. doğru olup olmadığına şahit olmadığım için bir şey diyemeyeceğim.

    edit: link vereyim de yukarıda yazan cümlelerin benim hastalıklı kafamdan çıktığı zannı oluşmasın. çünkü bu adamın yazıp çizdiklerine iman eden zevat; kimliği meçhul, 90 yaşında bir ayyaşa yapılan göndermeye inanır da, ahmet abilerinin böyle garabetler çıkacağına inanmazlar. okumazlar da. halbuki ahmet abileri, bak ne kadar muhteşem. dördüncü sınıfta islam ansiklopedisi maddelerinin eleştirel okumalarını yapıyor...
    http://www.kitapyurdu.com/…59311&sayfa=459311-1.gif
    http://www.kitapyurdu.com/…59311&sayfa=459311-2.gif