şükela:  tümü | bugün
  • felsefeci olanı, büyük adamdır.

    hem de "fikrinde ısrar etmek değil, esas fikir değiştirmek erdemdir." diyebilecek kadar büyük adamdır.
  • ege universitesi felsefe bölümünün en nüktedan hocasıdır.
    cok karmaşık, cok zor konuları bile cok basit bir dille anlatır.

    "basit konus, sade/yalın açıkla, beni 8 yaşinda çocuk say ve anlat bakalım marksizmi veya herakleitos'u...bunu başarırsanız sosyolog yada felsefeci olabilirsiniz"
    diye cok azarlamıştır bizleri.
    konuşurken felsefi terimler, bilimsel kavramlar, kullanmamızla dalga geçerek ayar verirdi.
    "paradigmanın çöküşünü, mahallenizdeki çöpçüye anlatın ve anlamış olduğunundan emin olun" gibi vize/final soruları olurdu..

    o'ndan ders almak muhteşem bir doygunluktur.
    anlattıgı her konuyu, herkes anlar.
    sınavlarda tek soru sorar ve cok zordur soruları.
    sınav notlarında cimridir.

    fıkra veya anektod anlatmaya baslayınca ders bitti diye rahatlarsınız ama yanılırsınız.
    fıkraları ve benzetmeleri her zaman felsefi bir konuya baglanır veya konuyu özetler....
    dersini dinlerken, sohbet-söyleşi dinlemenin hafifliğinde olursunuz.
    ders bittiğinde başınız ağrır, yoğun bir bilgi bombardımanına tutulduğunuzu farkedersiniz.
    kantine doğru yürürken, eve giderken vd. ahmet hocanın anlattığı konuyu düşünürken yakalarsınız kendinizi.
    özetle ; felsefe yi şahane anlatır ve öğretir.
  • hocanın konuşmasını dinlerken notlar aldım: meraklısı okusun...

    - yunan felsefesi insanlık tarihinin gördüğü en büyük medeniyettir. kuşkusuz başka büyük medeniyetler de olmuştur ama yunan düşüncesi en büyük etkiyi yaratmıştır. bugün birçok kültür vardır ama tek medeniyet batı medeniyetidir. diğerleri de ona doğru akmaktadır, bugün artık batı medeniyeti dünyada tektir ve belki de öyle olmalıdır. yunan düşüncesi akılcılık, sanat, mimarlık, spor, müzik.... alanlarında başat unsur olmuştur. batı medeniyeti hıristiyan arka planından kalıntılar taşısa da artık bir hıristiyan medeniyeti olmaktan çıkmıştır.

    - aristo'nun sözüne bayılırım. insan bilmek ister. metafizikin ilk cümlesi. türkler hariç diye espri yapardım. batı medeniyetinin temeli olan bilgi, yasa, yunan düşüncesinin geleneğinden alınmıştır. sokrates hiç kimse bilerek kötülük yapmaz der. ben buna inanıyorum. bir şeyin kötü olduğunu söylemek başka bişey onun kötü olduğunu bilmek başka bi şeydir.
    bilgi temel davranış biçimidir. bunun yanında inanma vardır. haz vardır bir de.
    insan bilmek, inanmak ve haz almak ister. ama insanı insan yapan bilgidir. bilgi geldiğimiz yere gelmemizi sağlayan şeydir. o halde bütün insanlar doğal olarak bilmek ister. bu da çok doğal. bilgi haz da verir. bana veriyor. bilmenin aynı zamanda teknoloji, bilim gibi yönleri de var. bilmenin kendisi de mutluluk vericidir. mesela arkeolojinin faydası var mı. geçmişte olup bitenleri bilmek neye yarar. hiç. ama bu bilgi işte insan mutluluk veriyor. zaten felsefe nedir, bilgi sevgisi, sıradan bilgi anlamında değil anlam veren bilgi, gene de bilgi

    - kant'ı sözü.: öğrenilebilecek felsefe yoktur: ancak felsefe yapmak öğrenilebilir, sözü ne anlama geliyor?
    bu felsefe ile bilimin farkını gösterir. bilim doğru, kanıtlanabilir, kesin bilgidir. bilimin özellikleri vardır. en temel özelliği doğru bilgi olmaktır. ben şu an konuşuyorum, bu doğru ama her doğru bilgi bilim değildir. bilim bir olgular grubu için doğru olan bilgidir. bilim olguların doğru olması durumudur.
    suyun kaldırma gücü böyledir. taşın düşmesi, ışığın yayılışı, gök cisimlerinin hareketi.
    değişmez, zaman dışı ilişkileri ifade ediyor genel ve tümel önermeler.
    felsefeye gelirsek, böyle bir bilgi yok. bu tip bir bilgi filozofların yorumları felsefi bilgiyi oluşturmuş görünüyor. doğrulanabilir bir bilgi söz konusu değil. herakles her şey akıyor. bi diğer hiç bir şey akmıyor. sokrates diyor ki erdem bilgidir. aristo diyor ki, yo erdem bilgiyle ilişkilidir ama o başka bişeydir. locke en doğru rejim rıza rejimidir. platon hayır diyor seçkinlerin ülkeyi yönetmesidir diyor. siyaset, ahlak, hepsi farklı görüşler. burada bir doğru yok. felsefe sanat eserine benziyor. kant bu durumda ne demiş oluyor, felsefe yapmak başka bir şey; felsefe yaptıktan sonra ortaya çıkan ürünün nitelikleri farklı bir şeydir. şimdi ilimde buna benzer bir durum yok. bilimsel sonuçlar birbirine benzer. bunun için yöntemler vardır. bir sonuca varırsınız. suyun kaldırma kanunu bulursunuz.
    evet felsefede de bir yöntem vardır önce dün yayı merak etmek lazım:
    dayanacağınız birtakım veriler olması lazım
    tarih felsefesi yapmak için ne gerekiyor, tarihin kendisi, varsa yasaları; siyasetse insan hakkında bilginiz olacak. geçmişte gözlenebilen olaylar olgular, bununla ilgili teoriler. yani gözleriniz kapatıp içinizden bir veri alamazsınız. bu malzeme deyim yerindeyse sınavdan geçmiş malzemeler olacak. demokrasi üzerine konuşacaksınız. ister locke gibi konuşun ister platon gibi. bunlar verilere dayanan cümleler. locke ne der. insan güven içinde olmak ister. yalan mı. doğru. ama ben buna itiraz etmek istiyorum. insanlar aynı zamanda güç de isterler. konuşmaya başladık işte. bana söyleyeceğin şeyler bana bazı verilerle karşı çıkacaksın. ortak verilerden bahsedeceksin. işte konuşma böyle başlar. kant diyor ki öğrenilecek felsefe yok ama felsefe yapmak öğrenilebilir. mesela biz bilmeyiz. felsefe yapmayı. çünkü konuşamıyoruz. son bir cümle konuyu kapatalım: felsefe nedir. düşünmedir. bilim de öyledir.
    doğru ama felsefeyi bilimden ayıran şey ne? kendini, akla dayanan, yani akılsal, yani gerekçelerle yani temellendirmelerle haklı çıkarma iddiasına ve imkanına sahip olan herhangi bir ilke felsefidir. iddian olacak, bir gerekçen olacak, rüyamda şunu gördüm, bu akla dayanır mı, neyle meşrulaştırıyor, rüya ile. akıl bizim şimdiye kadarki hayatımızdan ve bizden öncekilerden edindiğimiz tecrübelerin hepsi akıldır.
    rejimler rızaya dayanmalıdır. locke böyle demiş. basit bir cümle. rıza kavramı hakkındaki bu yargı mantıklı gelmiyor mu? felsefe budur. yapmak öğrenilebilir. bilimde değil ama insan hayatındaki her alanda takip edilmesi gereken tek düşünce tarzı olan şey felsefidir. akıl derken sadece mantığı kast etmiyorum sadece, akıl derken insanı duygu, gözlem, teşhis, sezgi, bilgi, geçmişin birikimiyle ortaya çıkan şeyi kast ediyorum.

    - sokrates sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez demek le ne kast ediyor. harika bi soru. buda bir tecrübeye dayanıyor, bir de tasavvura dayanıyor. yani he insan bunu makul görmez. ben görürüm. batı uygarlığı içinde yaşayan biri öyle görür.
    peki nedir insan olmanın değerini oluşturan şey? akla sahip olmamızdır. bilmeye ihtiyaç duymamız. eğer akıl böyle bi şeyse o zaman doğayı güneşi... insan bunları bilmek istediği gibi kendini de bilmek ister. ben neyim. ne istiyorum. yunan önce doğayı anlamaya çalışmış. ilkelerini bulmaya çalışmış. ama zamanla deyim yerindeyse insan aklı doğada tecrübe kazandıktan sonra kendisini de incelemeye çalışmış. ben neyim. diğerleri gibi bişey miyim. iyi ne kötü ne? toplumda kurumlar var. birçok insan köle mesela, yunan toplumunda yani, sofistler ne demiş, kölelik doğal değil demiş. kritias tanrıyı incelemiş. din nedir demiş. insanları disiplin altın almak için mi. bunların hepsi sokratın dikkat ettiği şeyler. sorgulanmayan düşünülmeyen bir hayat yaşanmaya değmez. bu bir tercih, tespit, tecrübe. bazı insanlar böyle düşünmez. yaşarız, doğar ve ölürüz. öbür tercih nereye götürür böyle düşünenler nereye gider. işte sokratın düşüncesi yunan düşüncesine götürür ama öbürü.. oraya götürür. ee hocam sorgulanmayan hayat da mutluluk getirebilir. evet ama bir bitki de yaşıyor ama insan böyle değil. senfoni yazıyor, spor yapıyor, ahlak inşaa ediyor. demek ki mutluluk insan için tek hedef değil. bilgi de mutluluktur. ben bu bakımından yunanlıyım. demek ki mutsuzluk veren bilgi bile bana iyidir öte yandan mutluluk veren cehalet beni mutsuz eder.

    - eğitimin amacı nedir? hangi eğitim? insanın alacağı birkaç eğitimi var. hayatta kalması için gerekli olan eğitim. ikincisi insanı toplumsal bir varlık olarak uyumlu bir varlık haline getirmek. bizim var mı böyle bişey. trafiğe bakın. insan ilişkilerine bakın. şiddete dayanıyor. medeni eğitim. fiziksel eğitim de var. bedenimiz. ama en önemlisi zihin eğitimi. ayrıcı vasfımız zihinse onu iyi eğitmek lazım. ahlaki eğitimi de içine alır mı, alır, çocuğa bazı hikayeler anlatılır, sufi hikayeleri, işe yarıyor mu! sanattan ve sanat eserlerinden zevk alma eğitimi verilmeli. şiirden, edebiyattan zevk alma klasik müzikten zevk alma eğitimi var mı bu ülkede. sonuca geçelim esas eğitimin akıl felsefe eğitimidir. duygu, sanat, algı, meslek eğitimi, dünya bunu yapıyor ve hayatları daha zengin, öyle topluluklar var ve bi de biz varız işte. illa herkes felsefeci olmayacak ama zihin eğitimi en önemlidir. teknik ve meslek eğitimi verilecek kuşkusuz ama patos eğitimi de belli oranda yapılmalı . bu topraklar farklı ama, çünkü inanma üzerine kurulu, kötü bişey değil ama inanmanın yanında zihin entelektüel kavrayışlara ihtiyaç var. bu konunun bile anlaşılması için bile intellek lazım. gelenek bizim varlığımızın sürdürücüsü: oysa felsefe buna karşı çıkar.
  • türkiye gibi mezopotamya ekolünü benimsemiş bir ülkede, felsefe kürsüsünün kurulmasına önayak olmuş urfa'nın incisi prof.

    virüs nedeniyle uzun süredir söyleşilerinden uzak kalmıştım, felsefenin karanlık geleceği üzerinden günümüz ilişkileri hakkında yine nokta atışı tespitler yapmış.

    teknolojinin birtakım faydalarını saydıktan sonra, insan hayatını oyalamacalarla nasıl esir aldığına değiniyor;

    - insanlar okumayı, yazmayı, konuşmayı ve birbirlerinin yüzüne bakmayı unuttular.

    - toplu taşımada kimse kafasını ekrandan kaldırmıyor.

    - bu olay nereye varacak? sokrates'in dediği gibi ''üzerinde düşünülmeyen hayat yaşanmaya değmez.'' bu artık üzerine düşünmediğimiz, günlük oyalamacalarla geçiştirdiğimiz hayatlar yaşamamız anlamına gelecek.

    - yani zevkler alacağız, acılarımız dinecek**, haz alanı genişleyecek ama değerler alanı ortadan kalkacak. şimdi ne konuşuyor bu adam diyecekler. 'bu dert ne? işte istediğimiz yere gidiyoruz, istediğimiz yemeği yiyoruz, istediğimiz gibi sevişiyoruz, daha ne istiyorsun falan?' ama ben buna alışık değilim. felsefenin de geleceğinin pek parlak olmayacağı belli. çünkü zaten felsefe, insan hayatının anlamı ve özgürlüğü ile ilgili en aktif olduğumuz bir alan. bilim bile değil. yani bilimi bu sözünü ettiğim şeyleri yaşamaksızın yapabilirsiniz ama felsefe yapamazsınız. felsefe insan varlığı olarak; değer yaratan, özgürlüğünü kullanan, soru soran, araştıran ve bunlardan haz duyan bir varlık olarak en değerli alanımız. o da yok. soru soracak insan kalmayacak, bu iyi bir dünya değil.

    ------------söyleşi sonu---------------

    şimdi düşünme ve tefekkür vakti.

    ya gerçek sevgiyi, aşkı, şefkati, sadakati, dostluğu ve ilişkileri tadarak sizi mesafelerden, fiziksel formlardan, toplumsal dayatmalardan, başta cinsel vs. çıkarlardan bağımsız olarak seven ve değer atfeden insanlarla olacaksınız. (modernitenin yarattığı tüketim toplumu nedeniyle bu artık çok çok az.)

    ya da teknolojinin ortaya adeta balık yemi atar gibi fırlattığı sosyal medyadaki gündelik sahte hezeyanların/kişilerin/ilişkilerin esiri olarak sizi içten içte çürüten;
    hayvani cinsel dürtülerin, hiçbir değer yargısı olmayanların, sadece mide bulandıran ve komik olmayan bayağı bel altı esprilerin, kendisini sadece vücuduyla/mesleğiyle/kariyeriyle ifade edebilen yetersizlerin ve sahteliklerin kurbanı olarak yaşadığınızı zannederek o boş yığınların kusturucu ve niteliksiz elemanı olarak kalacaksınız.

    ta ki...

    zaman her şeyin üzerinden silindir gibi geçip geriye sizden bir enkaz bırakana değin.

    tüketecek, tüketilecek ve tükeneceksiniz.

    yaşınız ilerledikçe yanında sandığınız herkes tüm sahteliğiyle defolup gitmiş olacak.

    jim carrey'nin jim and andy ile bir süredir anlatmaya çalıştığı da tam olarak bu.

    siz siz olun gerçeklerden kaçmayın, kaçtığınızı sanırken aniden duvara toslarsınız : )

    edit: bazı yazar arkadaşlar söyleşinin yer aldığı videoyu istedi, onun için tık tık.
  • "kendinizi silmekten korkmayın, ben bu yaşta bile her gün yenilemeye çalışıyorum kendimi. evde bir kedim var, kedimi anlamaya çalışıyorum şimdilerde" demişti bir dersinde.
  • cem boynerin başkanlık edip hemen sonra vazgeçtiği ydh nın kurucularından

    ege üniversitesi felsefe bölümünün kurucusu

    islam felsefe tarihi,özellikle de ibn-i haldun ve farabi üzerinde türkiye'de gerçek bir otorite.

    onun tasından su içmeyen bilemez.
  • ege üniversitesi felsefe bölümünde çalışmış olanı aşağıdaki metinleri bir makalesinde kullanmış şahsiyettir:

    "islam konferansı örgütü'ne üye olan 53 ülke var ve bunlardan yalnızca birinde demokrasi var. ... ancak buna da türkiye'nin ne gerçekten demokratik, ne de müslüman bir ülke olduğu yönünde itirazlar var."

    "acaba bütün geri kalan diğer müslüman ülkelerin neden ötürü bir demokrasi olmadıklarını veya olamadıklarını açıklamak mı önemli ve esastır, yoksa türkiye'de elli seneden beri neden veya nasıl olup ta demokrasinin var olduğunu açıklamak mı? başka deyişle bu konuda anormal olan, yani kurala uymayan ve dolayısıyla asıl açıklama gerektiren konu hangisidir?"

    "...protestanlığın bireysel vicdanı, bireyin tanrı ile aracısız ilişkisini vurgulaması, protestan kiliselerin cemaatin üstünlüğünü vurgulamaları ve piskoposluk teşkilâtına hiç yer vermemeleri, nihayet protestanlığın ekonomik girişimi; burjuvazinin, kapitalizmin ve ekonomik zenginliğin gelişmesine teşvik edici rolü demokrasinin ortaya çıkışını olumlu etkilemiş olan faktörler olarak zikredilmiştir."

    "...demokrasinin varlığını ... modernite diye adlandırılan olgu içinde yer alan şartlara ve gelişmelere bağlamak daha makul görünmektedir."

    "eğer hristiyanlıkla veya onun protestan mezhebiyle demokrasi arasında gerçekten bir korelasyon varsa ve protestanlığın demokrasiye uygun unsurları olarak zikredilen şeylerde de bir hakikat payı varsa islam'ın da bireyciliği, eşitçiliği, anti-ayinciliği, hiyerarşiye karşıtlığı ile demokrasiyi teşvik edici nitelikte unsurlara sahip olduğunu söylemek mümkündür. yine islam'ın ticarete, ekonomik girişime, zenginliğe karşı olumsuz bir tutumu olmaması, hatta belli sınırlar altında onu teşvik edici bir din olması özelliği bakımından da demokrasinin ortaya çıkışı için olumlu şartlara sahip olduğu ileri sürülebilir. hatta yine bu bakımdan islam'ın belki hristiyanlığa göre biraz daha fazla olan cemaat vurgusu veya cemaatçiliğinin de böyle olmak bakımından demokrasiye karşı bir unsur olması gerekmediği kabul edilebilir."

    "...islam'ın demokrasinin kabulüne yönelik imkanlarının diğer önemli global bir geleneğe, bireye karşı grubu, özgürlüğe karşı otoriteyi, haklara karşı sorumlulukları vurgulayan, uyum ve işbirliğini uyuşmazlık ve yarışmadan üstün tutan konfüçyüsçülüğe nisbetle daha fazla olduğu bile ileri sürülebilir."

    "geleneksel islam dünyasında hakimiyetin temel kurumu olmuş olan halifeliğin, onu despotluktan ayıran temel sözleşmesel ve rızasal şartlara sahip olduğu bilinmektedir. bu sözleşmenin yöneten ile yönetilen arasında karşılıklı ödevler tesis ettiği, yönetilenin yöneticiye itaat etmek ve emirlerini yerine getirmek görevine sahip olmasına karşılık yöneticinin de ona karşı bir takım ödev ve sorumluluklara sahip olduğu bilinmektedir. bu arada hatta yöneticinin görevini yerine getirmemesi durumunda yönetilenin sözleşmeyi fesh etme hakkına veya daha doğrusu ödevine sahip olduğu konusu vurgulanmaktadır. böylece islam devletinde yöneticinin yönetilenin rızasına dayanarak onu yönettiği söylenebilir. bunun yanında demokrasilerin temel kavram veya değerleri olarak düşünülen seçim (ilk dört halifenin seçimi), meclis (yöneticinin müslümanlara danışma görevi ve icma kurumu), kanun önünde eşitlik, insan haysiyeti gibi şeylerin de islami karşılıklara veya paralelliklere işaret edilmekten her zaman hoşlanılmaktadır."

    "...demokrasi sadece iktidarın kaynağının kim olduğuna ilişkin bir rejim değildir. siyasal egemenliğin halka ait olması demokrasinin gerekli şartıdır, ama yeterli şartı değildir. bilindiği gibi onun diğer ayağı temel ve vaz geçilmez bireysel insan hakları kavramıdır."

    "daha xıv. yüzyılda büyük müslüman tarihçi ve siyaset bilimcisi ibni haldun emevilerden itibaren müslüman devletlerin bir teokrasi olmadığını, saf, çıplak, dünyevi bir güç devleti olduklarını bilmekte ve ifade etmekteydi."

    "türkiye'de demokrasinin geleceği hakkında kehanette bulunmanın imkanı yoktur."

    not: "islam, demokrasi ve türkiye" başlıklı, mayıs/98'de yayımlanmış bir makaleden, yazımı büyük ölçüde korunarak alınmıştır.
  • önyargıları yıkıp atan insan. kitapları en yakın zamanda alıyorum. bu da bizim ayıbımız olsun! :/

    celal hocaya da helal olsun. bide burjuva dersiniz adama, burjuva adam şive nedeniyle böyle bi adama saygı göstermez. celal hoca ise ahmet hoca her konuştuğunda lafını bölmeden elini bağlayarak saygıyla dinliyor. ve neredeyse tüm düşüncelerinin tamamına katılıyor. neden cevabını size bırakıyorum. bilmem anlatabildim mi? :)
  • kendisi geçen hafta çıktığını teke tek programında yaklaşık olarak şunları söyledi;

    "ben urfa'dan felsefeye geldim. hissediyordum ki benim geleceğim orada. gerçi bir sene epey zorluk çektim çünkü felsefecileri anlamıyordum. konuşuyorlardı kendi aralarında anlamıyordum. fakat beni kurtaran bir şey oldu.
    platon'u anlıyordum da platon'u anlatanları anlamıyordum. o zaman dedim ki burada bir bozukluk var.
    aristotales'i anlıyordum ama onu anlatanları anlayamıyordum.
    bu bizim türk kültürünün veya türkün felsefeyle ilişkisiyle alakalı. dünya'da da böyle.
    ama bizim de bu durumumuzun bir nedeni de bizim fransızlardan biraz bunları almamız. fransızlar çok seviyor böyle şeyleri."

    altın madeni bulmuşum gibi dikkat kesildim adama.
    felsefe üzerine olan güncel yazın kültürümüzü çok yerinde bir tespit ile özetlemiş.

    açık konuşmak gerekirse yakın dönem ve günümüzde yazılmış felsefe üzerine kitaplara pek aşina değilim. epey makale okudum aslında türk akademisyenlerinden ancak yine de pek takip etmiyorum. günümüzde yayımlanmış felsefe üzerine kitaplara pek aşina değilim. bu sebeple ahmet arslan'ın eserlerinin de hiç okumadım.
    ama çok yerinde bir konuya parmak basmış.

    felsefe çok garip bir alan. ağzı olanın ileri geri konuşup atıp tutmasına ve hatta zırvalamasına dahi müsaade edebilecek bir tolerans aralığına da sahip.
    felsefe üzerine yazılan ya da felsefe hakkında konuşan insanlara az buçuk baktığımız zaman gördüğümüz temel bir durum var.
    insanlar anlaşılmaz bir dil ve üslup konuşarak felsefe yapılabileceğini zannediyor. hatta kendi sığ fikirlerini, tek düze anlayışlarını, felsefe tarihini tekrar eden anlatımlarını bir şekilde gizlemek için türlü dil hınzırlıklarına girebiliyorlar.

    felsefeyi elitist bir uğraş olarak görüp bunu anlaşılmazlıkla sağlamaya çalışıyorlar. sonra bir de üstüne hiç utanmadan insanların yüzeysel davrandığını, düşünmekten yoksun olduğunu, felsefeyi özümsemediğini söyleyip toplumdan yakınıyorlar.
    yesinler seni.

    felsefe denilince bir kaç felsefi terim kullanmak, marjinal bir üslup kullanmak anlaşılıyor.
    basit bir deney ile ekşi sözlükte bile felsefe üzerine açılan başlıklarda kullanılan cümleleri, terimleri falan incelersek ne demek istediğimi anlayabiliriz sanırım.

    bir sürü felsefi terim kullanılınca çok süper şeyler söylediğinin düşünüleceğini zannediyor insanlar.

    felsefe yayınlarının ciddi ikilemlerinden bir tanesi de sanırım bu.

    bu noktada platonu platondan daha ağdalı bir dille anlatmaya çalışan sahte entelektüellerden geçilmiyor ortalık.
    ahmet arslan'ın isyanı tam da buna sanırım.
    n'olur fularlarınızı azıcık gevşetin beyne oksijen gitsin biraz.
  • - geçen yüzyılın başlarında avusturyalı bir birimlim tarihçisi 10. yüzyılda islam dünyasında ortaya çıkan gelişme, eğer eşari ve gazali tarafından, daha doğrusu bu zihniyet tarafından engellenmemiş olsaydı müslümanlar galileleri keplerleri yetiştirebilirdi.
    buradan gazalinin ve onun gibilerin islam dünyasında menfi bir sonuca sebep olduğu yargısına varıyoruz.

    - buna benzer değerlendirmeler 19 yüzyıldan itibaren ve günümüzde de yapılıyor.
    sadece onlar da değil mutezile hakkında da buna benzer yargılar var. 19 asırda batı bunları tanıyınca mutezileyi alkışlamışlardır.
    hatta o yıllarda yazılan bir kitabın adı özgür düşünürler, akılcı düşünürlerdir.
    oysaki mutezile - evet bir bakıma akılcı oldukları doğrudur- ama özgür düşünceli olduklarını söylemek zordur.
    mihne olayı nı hatırlayın.

    'abbasi halifesi memun'un mutezile'nin kur'an mahluktur öğretisini zorla benimsetmek amacıyla 833'te başlattığı ve bazı âlimlerin sorguya çekilerek eziyet edilip hapsedilmelerine ilişkin olaylara verilen ad.'

    bunun belli ki özgür düşünceyle ilgisi yoktur. hatta aynı şeyi ibni rüşdçüler için de söylerler.

    - şimdi tahmin edeceğiniz gibi müslüman dünyasında yapılan tartışmalarda ibni rüşd ile gazali'yi uzunca bir süre birbiriyle karşışatırılmıştır.
    tırnak içinde konuşuyorum, gazali gericiliğin ibni rüşd de akılcılığın temsilcisi olarak konuşuluyordu. türkiyede bu tartışmalar yapılırken bunlar konuşulur.
    bu iki sembol üzerinden konulur.
    bu fazla basit şemadır.
    orta çağ islam dünyasında yapılan yüksek düzey bir tartışmanın iki temsilcisi

    - gazali ünlü bir eser yazar: filozofların tutarsızlığı bu kitapta ibni s,ina ve farabi yi ve onların gerisinde aristotelesin - yunan düşüncesini- yargılar. polemik eser. 20 mesle vardır. bunlardan üçünde ibni sina ve diğerlerini tekfir eder.
    üç konu:
    evrenin kıdemi ( evren zaman içinde yaratılmamıştır )
    tanrının bilgisinin evrendeki cüziyatı bilemeyeceği yargısı
    meâd denilen mesele. cesetlerin kıyamette yeniden haşrolması

    ruh? orada sorun yok, ruha hepsi inanıyor.

    bunlar üç konuda islama aykırıdır diyor gazali.

    -hukuki bir görüştür aynı zamanda. ama bunlara bakıp da kimsenin idam edildiğini düşünmeyin.
    islam dünyasında görüşlerinden ötürü idam edilmiş bir filozof yokturmutasavvıf vardır.aradan uzun zaman geçmeden bir başkası` ibni teymiye de gazali yi tekfir eder.

    -bunların islam dünyasında bir kıymeti yoktur
    çünkü papalık gibi bir otorite yoktur.
    birbirlerini tekfir etmesinin bir sonucu yoktur.
    açıklamalarının hukuki bir sorunu yoktur. bireysel görüşleridir.
    batı'da orto-doksa vardır ve uygulama güçleri vardır.

    gazali'nin böyle kötü bir şöhreti var. ama yazdığı kitap da islam dünyasında yazılan en aklı başında kitaplardan biridir. (bkz: tehafütü'l- felasife)

    en yüksek felsefesi tartışmaların içinde cereyan ettiği kitaplardandır.

    - öbür yandan ibni haldun u biliyorsunuz. haldun gazali yi kelamın içine felsefeyi sokmakla suçlar.
    bazıları onu islam dünyasından felsefeyi kovmakla suçlarken - `ibni haldun tam tersini söyler:` islam dünyasında felsefenin kelama girmesinin sebebi gazali'dir` ki ben de böyle düşünüyorum

    -islam dünyasında felsefenin tasavvufa girmesinin sorumlusu da gazali dir

    - islam dünyasında kelamın felsefeleşmesi olayının müsebbibi gazalidir.

    o zaman kelam felsefe değil miydi. evet ama o zamana kadar kelamın tek derdi savunma yapmaktı. kullandığı yöntem de aristoteles mantığı değil fıkıhtan alınma tikelden tikele geçen basit analoji yöntemdi.

    gazali ile enteresan bişey olur, gazali yunan filozoflarına karşı çıkarken öbür taraftan da eleştirdiği ibni sina nın görüşlerini islam dünyasına sokan ve yayılmasına sebep kişi oluyor. bunun sonucu şudur. gazali sonrasından söz ediyorum.
    yunan felsefesi gitgide daha fazla islam düşüncesinde yer sahibi olmaya başlar.

    gazali sonrası kelamından örnek verelim. fahreddin razi, nasıreddin tusi.
    el-iyci klasik kelam el kitabı yazarıdır. onun şerhini yapan cürcani. dar anlamda kelama ait spesifik konular onda birdir. gerisi felsefeye giriş kitaplarınınki gibidir.
    artık kelam yoktur. filozfoların tezleri vardır. ve devam eder. yan yana dururlar. töz varlık...
    ibni haldun haklıdır. çünkü teoloji felsefe değildir. teolojinin konusu amacı doğrudur. savunmadır. tanrının islamın savunması. akıl yoluyla söz yoluyla argümanla savunulmasıdır.

    ve zaten artık bunlara karşı da çıkan olmadığı için kelama da yer kalmamıştır diyor haldun. yapacak bişeyi kalmadığı için de felsefeyle meşguldür.

    - gazali islam dünyasında felsefeyi ortadan kaldıran biri mi yoksa tam tersi islam dünyasında felsefeyi çok daha geniş bir alana yayan biri mi. ben ikincisine katılıyorum
    aynı şey tasavvufta da var. tasavvuf yaşam biçimiydi. nazari bişey değildi. gazali ile birlikte onun içine de felsefe girdi. vahdeti vücud teorisi felsefi teoridir. tasavvufun metafizikleşmesi olayı var.
    böylece felsefe tasavvufa dilini vermiştir
    tasavvuf da felsefeye toplumsal zeminini kazandırmıştır

    - şimdi birkaç konuda gazali üzerine görüşümü belirtmek istiyorum. onu bir fıkıhçı olarak değerlendirmeyeceğim. onun felsefi olmayan cihetleri beni şu anda ilgilendirmiyor.
    gazali modern bir adam. gazali deyim yerindeyse bilgi teorisinde daha modern din felsefesinde daha modern - din konusunda değil - hem de felsefe konusunda daha modern.
    felsefenin ne olduğuna dair görüşü bize daha yakın
    dinin ne olduğuna dair görüşleri bana daha yakın
    `ilimin -bilim- ne olduğuna dair görüşleri daha modern`

    gazali yunan tarzı felsefe yapanlara nispetle daha modern demek istiyorum

    ibni sina, farabi felsefe hakkında çok holist* çok monolitik bir anlayışa sahiptirler. felsefe ilimdir derler. bu doğru değildir mesela. çok ayrı şeylerdir.
    ikincisi filozoflar arasında herhangi bir görüş ayrılığı mümkün değildir. halbuki biz bu gün bunu doğru bulmuyoruz. hepsi farklı şeyler söylemiş. gazali bunu biliyor işte.
    üçüncüsü, platon alem sonradan yaratılmış diyor, aristoteles alem kadimdir diyor. razi, valla bilmiyorum diyor. hangisi doğru?

    * holizm; bütünün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazla olduğunu savunan felsefe görüşüdür. ayrıca sistem kuramı içerisinde de değerlendirilen bir yaklaşımdır. vikipedi

    yayın burada kesilmiş.... yandaki hoca da tıkınıp duruyor. bitse de gitsek diyor. birçok misafir de kaşındı durdu.