şükela:  tümü | bugün
  • felsefeci olanı, büyük adamdır.

    hem de "fikrinde ısrar etmek değil, esas fikir değiştirmek erdemdir." diyebilecek kadar büyük adamdır.
  • hocanın konuşmasını dinlerken notlar aldım: meraklısı okusun...

    - yunan felsefesi insanlık tarihinin gördüğü en büyük medeniyettir. kuşkusuz başka büyük medeniyetler de olmuştur ama yunan düşüncesi en büyük etkiyi yaratmıştır. bugün birçok kültür vardır ama tek medeniyet batı medeniyetidir. diğerleri de ona doğru akmaktadır, bugün artık batı medeniyeti dünyada tektir ve belki de öyle olmalıdır. yunan düşüncesi akılcılık, sanat, mimarlık, spor, müzik.... alanlarında başat unsur olmuştur. batı medeniyeti hıristiyan arka planından kalıntılar taşısa da artık bir hıristiyan medeniyeti olmaktan çıkmıştır.

    - aristo'nun sözüne bayılırım. insan bilmek ister. metafizikin ilk cümlesi. türkler hariç diye espri yapardım. batı medeniyetinin temeli olan bilgi, yasa, yunan düşüncesinin geleneğinden alınmıştır. sokrates hiç kimse bilerek kötülük yapmaz der. ben buna inanıyorum. bir şeyin kötü olduğunu söylemek başka bişey onun kötü olduğunu bilmek başka bi şeydir.
    bilgi temel davranış biçimidir. bunun yanında inanma vardır. haz vardır bir de.
    insan bilmek, inanmak ve haz almak ister. ama insanı insan yapan bilgidir. bilgi geldiğimiz yere gelmemizi sağlayan şeydir. o halde bütün insanlar doğal olarak bilmek ister. bu da çok doğal. bilgi haz da verir. bana veriyor. bilmenin aynı zamanda teknoloji, bilim gibi yönleri de var. bilmenin kendisi de mutluluk vericidir. mesela arkeolojinin faydası var mı. geçmişte olup bitenleri bilmek neye yarar. hiç. ama bu bilgi işte insan mutluluk veriyor. zaten felsefe nedir, bilgi sevgisi, sıradan bilgi anlamında değil anlam veren bilgi, gene de bilgi

    - kant'ı sözü.: öğrenilebilecek felsefe yoktur: ancak felsefe yapmak öğrenilebilir, sözü ne anlama geliyor?
    bu felsefe ile bilimin farkını gösterir. bilim doğru, kanıtlanabilir, kesin bilgidir. bilimin özellikleri vardır. en temel özelliği doğru bilgi olmaktır. ben şu an konuşuyorum, bu doğru ama her doğru bilgi bilim değildir. bilim bir olgular grubu için doğru olan bilgidir. bilim olguların doğru olması durumudur.
    suyun kaldırma gücü böyledir. taşın düşmesi, ışığın yayılışı, gök cisimlerinin hareketi.
    değişmez, zaman dışı ilişkileri ifade ediyor genel ve tümel önermeler.
    felsefeye gelirsek, böyle bir bilgi yok. bu tip bir bilgi filozofların yorumları felsefi bilgiyi oluşturmuş görünüyor. doğrulanabilir bir bilgi söz konusu değil. herakles her şey akıyor. bi diğer hiç bir şey akmıyor. sokrates diyor ki erdem bilgidir. aristo diyor ki, yo erdem bilgiyle ilişkilidir ama o başka bişeydir. locke en doğru rejim rıza rejimidir. platon hayır diyor seçkinlerin ülkeyi yönetmesidir diyor. siyaset, ahlak, hepsi farklı görüşler. burada bir doğru yok. felsefe sanat eserine benziyor. kant bu durumda ne demiş oluyor, felsefe yapmak başka bir şey; felsefe yaptıktan sonra ortaya çıkan ürünün nitelikleri farklı bir şeydir. şimdi ilimde buna benzer bir durum yok. bilimsel sonuçlar birbirine benzer. bunun için yöntemler vardır. bir sonuca varırsınız. suyun kaldırma kanunu bulursunuz.
    evet felsefede de bir yöntem vardır önce dün yayı merak etmek lazım:
    dayanacağınız birtakım veriler olması lazım
    tarih felsefesi yapmak için ne gerekiyor, tarihin kendisi, varsa yasaları; siyasetse insan hakkında bilginiz olacak. geçmişte gözlenebilen olaylar olgular, bununla ilgili teoriler. yani gözleriniz kapatıp içinizden bir veri alamazsınız. bu malzeme deyim yerindeyse sınavdan geçmiş malzemeler olacak. demokrasi üzerine konuşacaksınız. ister locke gibi konuşun ister platon gibi. bunlar verilere dayanan cümleler. locke ne der. insan güven içinde olmak ister. yalan mı. doğru. ama ben buna itiraz etmek istiyorum. insanlar aynı zamanda güç de isterler. konuşmaya başladık işte. bana söyleyeceğin şeyler bana bazı verilerle karşı çıkacaksın. ortak verilerden bahsedeceksin. işte konuşma böyle başlar. kant diyor ki öğrenilecek felsefe yok ama felsefe yapmak öğrenilebilir. mesela biz bilmeyiz. felsefe yapmayı. çünkü konuşamıyoruz. son bir cümle konuyu kapatalım: felsefe nedir. düşünmedir. bilim de öyledir.
    doğru ama felsefeyi bilimden ayıran şey ne? kendini, akla dayanan, yani akılsal, yani gerekçelerle yani temellendirmelerle haklı çıkarma iddiasına ve imkanına sahip olan herhangi bir ilke felsefidir. iddian olacak, bir gerekçen olacak, rüyamda şunu gördüm, bu akla dayanır mı, neyle meşrulaştırıyor, rüya ile. akıl bizim şimdiye kadarki hayatımızdan ve bizden öncekilerden edindiğimiz tecrübelerin hepsi akıldır.
    rejimler rızaya dayanmalıdır. locke böyle demiş. basit bir cümle. rıza kavramı hakkındaki bu yargı mantıklı gelmiyor mu? felsefe budur. yapmak öğrenilebilir. bilimde değil ama insan hayatındaki her alanda takip edilmesi gereken tek düşünce tarzı olan şey felsefidir. akıl derken sadece mantığı kast etmiyorum sadece, akıl derken insanı duygu, gözlem, teşhis, sezgi, bilgi, geçmişin birikimiyle ortaya çıkan şeyi kast ediyorum.

    - sokrates sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez demek le ne kast ediyor. harika bi soru. buda bir tecrübeye dayanıyor, bir de tasavvura dayanıyor. yani he insan bunu makul görmez. ben görürüm. batı uygarlığı içinde yaşayan biri öyle görür.
    peki nedir insan olmanın değerini oluşturan şey? akla sahip olmamızdır. bilmeye ihtiyaç duymamız. eğer akıl böyle bi şeyse o zaman doğayı güneşi... insan bunları bilmek istediği gibi kendini de bilmek ister. ben neyim. ne istiyorum. yunan önce doğayı anlamaya çalışmış. ilkelerini bulmaya çalışmış. ama zamanla deyim yerindeyse insan aklı doğada tecrübe kazandıktan sonra kendisini de incelemeye çalışmış. ben neyim. diğerleri gibi bişey miyim. iyi ne kötü ne? toplumda kurumlar var. birçok insan köle mesela, yunan toplumunda yani, sofistler ne demiş, kölelik doğal değil demiş. kritias tanrıyı incelemiş. din nedir demiş. insanları disiplin altın almak için mi. bunların hepsi sokratın dikkat ettiği şeyler. sorgulanmayan düşünülmeyen bir hayat yaşanmaya değmez. bu bir tercih, tespit, tecrübe. bazı insanlar böyle düşünmez. yaşarız, doğar ve ölürüz. öbür tercih nereye götürür böyle düşünenler nereye gider. işte sokratın düşüncesi yunan düşüncesine götürür ama öbürü.. oraya götürür. ee hocam sorgulanmayan hayat da mutluluk getirebilir. evet ama bir bitki de yaşıyor ama insan böyle değil. senfoni yazıyor, spor yapıyor, ahlak inşaa ediyor. demek ki mutluluk insan için tek hedef değil. bilgi de mutluluktur. ben bu bakımından yunanlıyım. demek ki mutsuzluk veren bilgi bile bana iyidir öte yandan mutluluk veren cehalet beni mutsuz eder.

    - eğitimin amacı nedir? hangi eğitim? insanın alacağı birkaç eğitimi var. hayatta kalması için gerekli olan eğitim. ikincisi insanı toplumsal bir varlık olarak uyumlu bir varlık haline getirmek. bizim var mı böyle bişey. trafiğe bakın. insan ilişkilerine bakın. şiddete dayanıyor. medeni eğitim. fiziksel eğitim de var. bedenimiz. ama en önemlisi zihin eğitimi. ayrıcı vasfımız zihinse onu iyi eğitmek lazım. ahlaki eğitimi de içine alır mı, alır, çocuğa bazı hikayeler anlatılır, sufi hikayeleri, işe yarıyor mu! sanattan ve sanat eserlerinden zevk alma eğitimi verilmeli. şiirden, edebiyattan zevk alma klasik müzikten zevk alma eğitimi var mı bu ülkede. sonuca geçelim esas eğitimin akıl felsefe eğitimidir. duygu, sanat, algı, meslek eğitimi, dünya bunu yapıyor ve hayatları daha zengin, öyle topluluklar var ve bi de biz varız işte. illa herkes felsefeci olmayacak ama zihin eğitimi en önemlidir. teknik ve meslek eğitimi verilecek kuşkusuz ama patos eğitimi de belli oranda yapılmalı . bu topraklar farklı ama, çünkü inanma üzerine kurulu, kötü bişey değil ama inanmanın yanında zihin entelektüel kavrayışlara ihtiyaç var. bu konunun bile anlaşılması için bile intellek lazım. gelenek bizim varlığımızın sürdürücüsü: oysa felsefe buna karşı çıkar.
  • uzun süre çok fazla salak insana maruz kalmanın yarattığı bir rahatsızlık tıp dünyasında tespit edildi mi bilmiyorum ama bende semptomları açığa çıkmaya başladı. artık en küçük aptalca harekete hatta aptalca kurulmuş en basit cümlelere bile tahammül edemez durumdayım. nevrim dönüyor kan beynime sıçrıyor. başıma ağrılar giriyor. başlarda sorun bende sanıyordum ama akıllı bir insan konuşmaya başladığında dünyanın güzelleştiğine şahit olunca sorunun bünyemin salaklığı kabul etmediğinden kaynaklandığına emin oldum. şimdi rahatlamak için akşamları ahmet arslan hocamın söyleşilerini dinliyorum yemin ediyorum ilaç gibi geliyor. antidot gibi. tüm gerginliğim geçiyor. akıl ve mantıkta hayat var yahu hayat.
  • felsefenin değersizleştirilmesi, dil ile ilgilenmesi nedeniyle ortaya çıkan problemleri ve gazali hakkında yaptığı tespiti hayranlık uyandıracak derecede muhteşem olan çok kıymetli felsefe profesörü.

    eski tarihli teke tek programında konu hakkında yaptığı değerlendirme ve görüşünü yazıya dökerek paylaşmayı çok değerli buluyorum.

    **

    “bir ara felsefenin bir konusu yokmuş gibi bir durum ortaya çıktı. dil ile dilin analizi ile ilgilenmesi sonucunda bence felsefe ruhunu kaybetti. felsefenin dil ile alakası var. ama felsefecinin ve insanın derdi dil değildir. insanın derdi dilin içinde bulunan muhtevadır. o muhteva da ahlaktır, siyasettir, merhamettir, güçtür vb”

    şöyle diyorlar: “felsefenin konuşacak, söyleyecek dünya hakkında, insan hakkında bir şeyi yok. çünkü dünya hakkında, genel olarak eşya hakkında konuşması gereken ve konuşabilen sadece bilimdir. bilimin de önermeleri ya analitik ya da sentetiktir. analitikse mantıksaldır, sentetikse taklit edilmesi gerekir. taklit edilemeyen her türlü cümle de anlamsızdır!”

    bu biraz tuhaf oluyor ama felsefenin de böyle bir durumu var. iyi ki de böyle bir durumu var. mesela bu fethullahçıların çok işine gelirdi. daha tuhaf bir şekilde söyleyeceğim: bilim yapalım, felsefe yapmayalım! başka bir meseleye getireceğim konuyu. bilim, kesin ve sağlam, kanıtlanabilir şeyler ile uğraşır. e peki felsefe nedir? bilime benzemeyen bir şeydir! bu gazali’nin de söylediği bir şeydi, gazali bilime karşı değildi. e madem ki kesin bir şey yok, bilime benzemiyor, o zaman felsefeye ihtiyacımız yok. yerine ne koyalım? dini koyalım! işte gazali…

    insan ile ilgili olarak en düzgün dil, en anlamlı dil, en soylu dil felsefe dilidir. bilimle, doğayla her şeyle ilgilenebilir ama esas olarak konusu bu dünyadaki hayatın anlamı.

    bu arada hariri’nin söylediği çok güzel bir sözü hatırlayalım: “insanlar epey bir zaman anlamla ilgilendiler. fakat gücü ele geçirince anlama ihtiyaçları kalmadı” bu olağanüstü bir dil. anlamını çok değerli bir kavram olarak görüyorum.

    felsefe gündelik hayatımızda karşımıza çıkan yaşadığımız, hissettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz, birbirlerimizle ilişkilerimizde kullandığımız her şeydir! hayat bu zaten, hayat üzerine konuşmak”
  • ege universitesi felsefe bölümünün en nüktedan hocasıdır.
    cok karmaşık, cok zor konuları bile cok basit bir dille anlatır.

    "basit konus, sade/yalın açıkla, beni 8 yaşinda çocuk say ve anlat bakalım marksizmi veya herakleitos'u...bunu başarırsanız sosyolog yada felsefeci olabilirsiniz"
    diye cok azarlamıştır bizleri.
    konuşurken felsefi terimler, bilimsel kavramlar, kullanmamızla dalga geçerek ayar verirdi.
    "paradigmanın çöküşünü, mahallenizdeki çöpçüye anlatın ve anlamış olduğunundan emin olun" gibi vize/final soruları olurdu..

    o'ndan ders almak muhteşem bir doygunluktur.
    anlattıgı her konuyu, herkes anlar.
    sınavlarda tek soru sorar ve cok zordur soruları.
    sınav notlarında cimridir.

    fıkra veya anektod anlatmaya baslayınca ders bitti diye rahatlarsınız ama yanılırsınız.
    fıkraları ve benzetmeleri her zaman felsefi bir konuya baglanır veya konuyu özetler....
    dersini dinlerken, sohbet-söyleşi dinlemenin hafifliğinde olursunuz.
    ders bittiğinde başınız ağrır, yoğun bir bilgi bombardımanına tutulduğunuzu farkedersiniz.
    kantine doğru yürürken, eve giderken vd. ahmet hocanın anlattığı konuyu düşünürken yakalarsınız kendinizi.
    özetle ; felsefe yi şahane anlatır ve öğretir.
  • türkiye gibi mezopotamya ekolünü benimsemiş bir ülkede, felsefe kürsüsünün kurulmasına önayak olmuş urfa'nın incisi prof.

    virüs nedeniyle uzun süredir söyleşilerinden uzak kalmıştım, felsefenin karanlık geleceği üzerinden günümüz ilişkileri hakkında yine nokta atışı tespitler yapmış.

    teknolojinin birtakım faydalarını saydıktan sonra, insan hayatını oyalamacalarla nasıl esir aldığına değiniyor;

    - insanlar okumayı, yazmayı, konuşmayı ve birbirlerinin yüzüne bakmayı unuttular.

    - toplu taşımada kimse kafasını ekrandan kaldırmıyor.

    - bu olay nereye varacak? sokrates'in dediği gibi ''üzerinde düşünülmeyen hayat yaşanmaya değmez.'' bu artık üzerine düşünmediğimiz, günlük oyalamacalarla geçiştirdiğimiz hayatlar yaşamamız anlamına gelecek.

    - yani zevkler alacağız, acılarımız dinecek**, haz alanı genişleyecek ama değerler alanı ortadan kalkacak. şimdi ne konuşuyor bu adam diyecekler. 'bu dert ne? işte istediğimiz yere gidiyoruz, istediğimiz yemeği yiyoruz, istediğimiz gibi sevişiyoruz, daha ne istiyorsun falan?' ama ben buna alışık değilim. felsefenin de geleceğinin pek parlak olmayacağı belli. çünkü zaten felsefe, insan hayatının anlamı ve özgürlüğü ile ilgili en aktif olduğumuz bir alan. bilim bile değil. yani bilimi bu sözünü ettiğim şeyleri yaşamaksızın yapabilirsiniz ama felsefe yapamazsınız. felsefe insan varlığı olarak; değer yaratan, özgürlüğünü kullanan, soru soran, araştıran ve bunlardan haz duyan bir varlık olarak en değerli alanımız. o da yok. soru soracak insan kalmayacak, bu iyi bir dünya değil.

    ------------söyleşi sonu---------------

    şimdi düşünme ve tefekkür vakti.

    ya gerçek sevgiyi, aşkı, şefkati, sadakati, dostluğu ve ilişkileri tadarak sizi mesafelerden, fiziksel formlardan, toplumsal dayatmalardan, başta cinsel vs. çıkarlardan bağımsız olarak seven ve değer atfeden insanlarla olacaksınız. (modernitenin yarattığı tüketim toplumu nedeniyle bu artık çok çok az.)

    ya da teknolojinin ortaya adeta balık yemi atar gibi fırlattığı sosyal medyadaki gündelik sahte hezeyanların/kişilerin/ilişkilerin esiri olarak sizi içten içte çürüten;
    hayvani cinsel dürtülerin, hiçbir değer yargısı olmayanların, sadece mide bulandıran ve komik olmayan bayağı bel altı esprilerin, kendisini sadece vücuduyla/mesleğiyle/kariyeriyle ifade edebilen yetersizlerin ve sahteliklerin kurbanı olarak yaşadığınızı zannederek o boş yığınların kusturucu ve niteliksiz elemanı olarak kalacaksınız.

    ta ki...

    zaman her şeyin üzerinden silindir gibi geçip geriye sizden bir enkaz bırakana değin.

    tüketecek, tüketilecek ve tükeneceksiniz.

    yaşınız ilerledikçe yanında sandığınız herkes tüm sahteliğiyle defolup gitmiş olacak.

    jim carrey'nin jim and andy ile bir süredir anlatmaya çalıştığı da tam olarak bu.

    siz siz olun gerçeklerden kaçmayın, kaçtığınızı sanırken aniden duvara toslarsınız : )

    edit: bazı yazar arkadaşlar söyleşinin yer aldığı videoyu istedi, onun için tık tık.
  • konuş hocam, ağzına sağlık. umarım sağlıktan sıhhatten kesilmez, halil hoca gibi 100 yaşına kadar ilim üretmeye, cahil tokatlamaya devam edersin ahmet hocam. çünkü hocanın müthiş bilgisinin yanında en kıymetli özelliklerinden biri, lafı hiç çekinmeden laps diye yapıştırmak. e ülkede bu kadar mal varken, birilerinin —özellikle de hoca gibi bilgili insanların— taşı gediğine koyması gerekiyor.
  • bir söyleşide (bkz: bir ömür düşünmek) "niye inanmıyorsunuz?" sorusuna,
    --- spoiler ---
    şu âna kadar sahip olduğum bilgi, duygu ve tecrübelerimin sonucunda, şu anda içinde bulunduğum bilgi, duygu ve ruh hâli, zihin hâli içinde hiçbir şeyle, yani ne politika, ne sanat, ne ahlak, ne bilim vb. ilgili herhangi bir tanrı'nın veya ölümsüz ruhun varlığına bir ihtiyaç duymuyorum. durumumu napoleon'a dünya sistemi hakkında yazmış olduğu kitabı takdim eden, napoleon bu kitabı okuduktan sonra kendisine "bayım, kitabınızı dikkatle okudum. ama içinde bir nokta dikkatimi çekti. onda hiçbir yerde tanrı'nın adının geçtiğini görmedim" deyince "haklısın majeste, iyi okumuşsunuz. onda hiçbir yerde tanrı'yı zikretmedim, çünkü açıklamamın hiçbir yerinde onun varlığına ihtiyaç hissetmedim" diyen ünlü fransız bilgini laplace'ın durumuna benzetebiliriz. ben geçmişte, insanlık tarihinin başlangıçlarında ve en büyük bir dönemi içinde bir toplumun kurulmasında tanrı'nın ve dinin gereklikliliğini ve önemini kabul ettim. ancak şu anda kurulmuş olan ve epeyi zamandan beri kendi ayakları üzerinde durma başarısını gösteren bir dünyada yaşamaktayım ve bu dünyanın varlığını devam ettirebilmesi için artık tanrı'ya bir ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. hatta geldiğimiz noktada eski dünyayı özlemenin, onun devam ettirilmesini istemenin dünya için ciddi bir problem teşkil edebileceğini, fiilen de ettiğini düşünüyorum.
    --- spoiler ---
    şeklinde cevap veren kıymetli felsefecimiz.
  • "kendinizi silmekten korkmayın, ben bu yaşta bile her gün yenilemeye çalışıyorum kendimi. evde bir kedim var, kedimi anlamaya çalışıyorum şimdilerde" demişti bir dersinde.
  • cem boynerin başkanlık edip hemen sonra vazgeçtiği ydh nın kurucularından

    ege üniversitesi felsefe bölümünün kurucusu

    islam felsefe tarihi,özellikle de ibn-i haldun ve farabi üzerinde türkiye'de gerçek bir otorite.

    onun tasından su içmeyen bilemez.
hesabın var mı? giriş yap