şükela:  tümü | bugün
  • muhammed nur doğanın verdiği eski türk edebiyatı dersinden kalmam sonrasında tanıma fırsatı bulduğum hocadır.divan edebiyatının lisede öğretildiği gibi gül bülbül aşkından ibaret olmadığını gösterir.dersleri oldukça keyiflidir.bunu yoklama olmadığı halde bütün sınıfın dolu olmasından anlayabilirsiniz.
  • eğitim aldığım süre içerisinde ders saati gelsede gitsek dediğim yegane eğitimcidir. çok sıcak kanlı bir insan olmasının yanı sıra tarihin her olayına, her öğrenilmiş yeni bilgilere meraklıdır sanırım uzmanlığıyla alakalıdır. müthiş bir (bkz: eski türk edebiyatı) profesörüdür.

    zira bu hocadan ders alan öğrenciler, fuzuli'nin, nebi'nin vs. yazmış oldukları kasidelerin, gazellerin bir beyitini bir saatlik ders dilimi içerisinde çözümlemesini yaparken hocamızı can kulağıyla dinler, bir kelimeden öyle farklı bir mana çıkar ki ağzımız açık kalır hele o kelimenin diğer kelimelerle ilişkisi ve birde hocamızın bu güzelliği sunuş şekli ayrı bir güzelliktir.

    yani atilla hocanın dersinden çıktıysanız yeni bir bilgi öğrenmişsiniz ve çok mutlusunuzdur.
  • "16. asra kadar anadolu sahası mesnevilerinde edebi tasvirler" adlı kitabın yazarı.
  • molla aşki divanını yayınlamış akademisyen.
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    "günümüzde yanlış bir isimlendirmeyle daha çok 'dîvan edebiyatı' olarak adlandırılan, 'osmanlı şiiri', daha xvıı.yüzyılda klâsik dönemini tamamlamış, xvııı ve xıx.yüzyıllarda farklı bir mecraya sürüklenerek nihayet bulmuştu."

    "arapça'da 'aşk'ın esas itibarıyla sarmaşık kelimesiyle aynı kökten geldiği ve bir sarmaşık nasıl bulunduğu yeri sararsa, aşkın da arız olduğu kişiyi aynı şekilde sarması durumundan hareketle bu ismi aldığı öne sürülür. bu kelimenin bir diğer anlamı da 'sevgide ölçüyü kaçırmak' demektir. kulun allah'a duyduğu aşk ne derece büyük olursa olsun onun kudret ve azameti karşısında sevgide ölçüyü aşma gibi bir durum söz konusu olamayacağından, bu kelimenin allah'a duyulan sevgiyi ifade konusunda yetersiz kaldığını düşünen sûfîler, ilk zamanlarda bunu kullanmaktan kaçındılar. 'aşk' insanlar arasındaki sevgi için, 'hubb' ise sadece allah'a duyulan sevgi için kullanılır oldu."

    "... özellikle cüneyd-i bagdâdî (ölm.h.297/m.909) allah'a varmak için 'sahv' (ayıklık, aklı başında olma) yolunu tercih etmekle birlikte, horasan'ın büyük şeyhi bâyezîd-i bistâmî (ölm.h.234/m.848) 'sekr' (serhoşluk, kendinden geçme) hâlinin gerekliliğini ileri sürdü."

    "hz.muhammed'in hz.ömer'e söylediği 'ben sana herkesten daha sevgili olmadıkça iman etmiş sayılmazsın' sözündeki veya 'iman edenler allah'ı daha şiddetle severler' ayetindeki sevgiyi 'aşk' olarak yorumlayan ... mutasavvıflar allah'a ve peygamber'e âşık olmanın gerçek iman için gerekli olduğu kanaatine vardılar."

    "ibni arabî'nin sevgi kavramına getirdiği bir diğer boyut da 'dînü'l-hubb' yani sevgi dini kavramıdır. ona göre dinin de kıblesi sevgidir."

    "melâmîlik'in kurucusu olarak kabul edilen horasanlı hamdûn el-kassâr (ölm.h.271/m.884) 'kendi nefsini firavun'un nefsinden daha üstün zanneden kimse kibir ve gururunu yenememiş demektir' yahut 'sokakta sağa sola sallanan bir sarhoşla karşılaşırsanız, siz de onun gibi sallanın ki nefsinizde ibadetlerinizle ilgili bir gurur meydana gelmesin' gibi nasihatleriyle bu meşrebin ana hatlarını belirlemiştir."

    "erkekleri konu edinen şiirlerin arap edebiyatı tarihine girişi abbasîler döneminde oluşan aşırı refah ve saray çevrelerinde eğlenceye düşkünlüğün artmasıyla birlikte başladığı görülür."

    "'osmanlı şiiri'nin tipik bir özelliği de tek beyitte yerine göre allah, peygamber, zamanın padişahı, kendisine değer verilen büyük bir insan yahut karşı cinsten bir sevgiliye varıncaya kadar genişleyebilen hüviyeti meçhul, daha doğrusu herkese ve her meşrebe göre değişebilen bir sevgili yelpazesinin aynı anda oluşturulabilir olmasıdır."

    "bu edebiyatta yer alan insanı konu edinen her beyitte, insanın allah'tan bir parça olduğu gerçeği gizlidir."

    "... bir binayı beğenen ve öven insanlar aslında farkında olmadan o binayı yapan mimarı övmektedirler." (latîfî'den)

    not: "'osmanlı şiirinde aşk'a dair" başlıklı, şubat/04'te yayımlanmış bir makaleden yazımı aynen korunarak alınmıştır.

    bir de şu dipnot var:

    "eskiler belâgati 'sözün fasîh olmakla beraber muktezâ-yı hâl ve makâma mutâbık bulunması' diye tarif etmişler."
  • utanmaz bir adam, yaptığı çağrıya bak. öğrenci yetiştiriyor bir de bu: https://twitter.com/…mirr/status/630830486986883073
  • ben nedense kullandığı "indirilmeli" kelimesine takmış durumdayım.

    kim indirmeli? madem düşünce sana ait niye sen uygulamıyorsun? kimden bekliyorsun bu aksiyonu? götün mü yemiyor yoksa sıçmık düşünceni gerçeğe çevirmeye? klavye başında talimat yazmak kolay amk, yap da izleyelim hele bi küçük enişte.

    ayrıca;
    (bkz: arel üniversitesi ne lan?)
  • şimdi bu canlı formundan kendi tabirleri ile vatana millete hayırlı bireyler yetiştirmesini bekliyoruz öyle mi? iletinin altındaki yorumlara şöyle bir bakınca ''çoğunlukla'' beyaz bereli, koyunumsu bişiler yetiştirmiş gibi gözüküyor.. ayrıca arel ne hakkatten?
  • işini iyi yapan dolu dolu bir akademisyendi. edebiyat'ın ilber ortaylı'sı idi. ne oldu da bir anadolu çomarı seviyesine indi anlayabilmiş değilim. hocam sana ne oldu?
  • ogün samast'ın okumuş hali. değişen bir şey yok, eşek yine eşek.