şükela:  tümü | bugün
  • son derece değerli "aristoteles eğitim üzerine" ve kant'ın "eğitim üzerine" kitaplarını çevirmiştir.özellikle kant'ın kitabının önsözüne yazdıklarından bahsetmek gerek. basitçe duyarlı olmaktan öteye gittiğini ve gitmekte olduğunu gösterir burada aydoğan. yazdığı ilk önsöz aslında hepimizin her an duyduğu artık "..'ların değeri kalmadı, insanlara neler oluyor" şeklinde gayat sade dille yazılmış sözlerdir. söylediği sözleri o kadar duyar olmuşuzdur ki artık "bağışıklık" kazanmışızdır bunlara karşı. fakat nasıl olabilir böylesi bir bağışıklık? "bağışıklık" aslında olumlu birşey olarak bahsedilir biyolojide. gerçekten mekanik (bütünü-görmez) olarak düşündüğümüzde geçerlidir bu. ne var ki, insan zihinsel ve ruhsal yaşantısı için bağışıklık en ölümcül şeydir. örneğin, öleceğimiz bir gerçektir. böylesi birşeye karşı bağışıklık kazandığımız anda hayatımızın anlamı, yaşantımızın rotası tamamen değişecektir. ama bu bile kötüye kullanılmamışmıdır: "öleceksin, gününü yaşa". insan tanrısal bir varlıktır ve böylesi bir gününü gün et sözü insanı hayvana indirmeye vardıran bir uslamlamanın önemli bir halkasıdır.. aydoğan böylesi bir önsözü seçerken bizi sarsmak istemektedir ve böylesi bağışıklı olduğumuz bir dili seçmesi kesinlikle yanıltıcı olmaması lazım bizim için.

    ayrıca, aydoğan'ın bu taze iki çevirisinin yanında diğer birçok eseri de çevirmiştir. bunlardan da önemlisi kant'ın bütün eserlerini de çevirmeye başladığını duyurmaktadır. umarız, her açıdan olumlu bir şekilde sonuçlanır.
  • arthur schopenhauer'den çevirdiği bir dizi kitabın, özellikle de okumak, yazmak ve yaşamak üzerine isimli kitabın önsözüne yazdıkları da okunasıdır. kitaba ilişkin içeriği, ki okumak ve okumanın bir bütün olarak tartışılması burada esas alınan noktadır, ülkemizin bugünkü şartlarıyla ilişkilendirerek değerlendirmesinin yanısıra çevirmenlik üzerine yaptığı yorumlar da gayet doyurucudur.
  • hakkında ayrıntılı 'malumat' almayı şiddetle arzuladığım, enteresan çevirmen (sadece 'çevirmen' kelimesi bu şahsiyeti ne kadar karşılar bilemiyorum). derdi var adamın, ki bu, çok takdire şayan bir durum. "biraz zorlama var mı yer yer" dedirtmiyor da değil. yine de insanın zihninde pek de tanıdık olmayan ve çok hoş bir tad bırakıyor. fakat bu tanıdık olmayış da insanda merak uyandırır: "lan hangi felsefe bölümünden mezun, hangi hocayla beraber çalışmış?" şeklinde. zira bizde de dışardaki gibi (ne kadar olumlu bir durum olduğunu bilmiyorum ama) bölümlerin, hatta bölümlerin hocalarının ayrı ayrı gelenekleri oluyor. fakat ahmet aydoğan'ı insan bir yere oturtamıyor bir türlü...
  • yaptığı işlere saygı duyduğum çevirmen. say yayınlarından çıkan heidegger çevirilerini aldım. severek okumaya başladım ama bazı kritik kelimelere seçtiği karşılıkları anlamlandıramadım. ünlü "building, dwelling, thinking" makalesindeki dwell (almanca bilmediğim için almancasına girmeyeyim), kelimesini "iskan etmek" diye çevirmiş. iskan etmek bir başkasına yaptığımız bir eylemdir, "dere kenarına iskan ettim" diyemeyiz, birileri bizi iskan eder: "devlet, izmir ovalarında kışlayan yörükleri, ülkemizin çeşitli yörelerine iskan etti", "trakya civarına iskan edildiler" gibi. buna göre, ben dere kenarına ancak "meskun olurum".
    aydoğan, "meskun olmak"daki edilgen durumu tercih etmemiş olabilir ama "iskan etme"nin dwell yerine kullanımı da rahatsız ediyor (beni).

    buna ek olarak heidegger'in düşünmek üzerine yazdığı gelassenheit makalesinin çevirisinde serbest kelimesini kolaylıkla sermest'le ikame etmesi de ayrıca anlamadım.
  • thomas saunders'in schopenhauer'ine oyle guzel bir onsoz yazmis ki, ayri kitap olarak basilsa gider on tane alirim (bizde abarti yok). ne zaman bunalsam, yolumu sasirir gibi olsam, "ormanin derinliklerinde bir yerde baskalarinin da ayni amac icin calistiklari umudunu" ne zaman kaybetsem, acar ahmet aydogan'in yazdigi onsozu okur ve kendime gelirim. "kitabini a$an onsozler" diye bir klasor varsa, oranin zirvesi isbu yazidir.

    (bkz: respect)

    edit: bunu geyik sananlar olmus. oyle degil abi. surekli kakara kikiri diye entry yazdigim icin sanirim, ciddiye alinmaz olmusum artik. bu adam benim icin motivasyon kaynagi olm. entry'deki cumleler yalan dolan degil, ironi mironi hic degil. yanlis olmasin.

    edit 2(012): zamanla fikirler biraz degisti (ahmet aydogan'la degil schopenhauer'le ilgili). ama olsun, yine de "ayri kitap olarak basilsa" bi tane alirim. :)
  • schopenhauer'e yazdığı önsözden sonra çevirilerinde yaşadığım afallamaların sebebinden emin oldum artık. ortaya koyduğu işle bir ihtiyacı karşılayan insanlara oldukça sakınarak eleştiri getiririm genelde. ama söylemek lâzım, türkçesi sorunlu. almanca bilmiyorum, ona bir şey diyemem.
  • uc noktasi aziz yardimli olarak gosterilebilecek turk felsefe cevirilerindeki icler acisi gelenege karsi tek basina kant ve schopenhauer (ve yer yer heidegger sanirim) cevirileriyle savas veren biri benim gozumde. gonul istiyor ki, koca koca schopenhauer ve kant kitaplarinin hepsini cevirsin, hepsine de birer onsoz kondursun.
  • schopenhauer'ı en iyi çeviren çevirmen. çevirdiği bir yazıyı diğer çeviriler ile kıyasladığımda kendine has tarzı çok açık olarak ortaya çıkıyor. kullandığı kelimelerden, çevirideki cümle yapılarından ve yazdığı önsözlerden elindeki metni derinden kavradığını okuyucu anlayabiliyor. galiba yayın evleri, ahmet aydoğan tarafından çevrilmeyen schopenhauer kitaplarını artık basmıyorlar. say yayınlarından çıkan schopenhauer kitaplığındaki 11. kitabı çevirmiştir. gönül ister ki schopenhauer ne yazdıysa hepsini eksiksiz olarak çevirsin.
  • schopenhauer'ın sadece eserlerini değil, ruhunu da türkçeye çevirebilmiş olan değerli büyüğümüz. filozofları aktarabilmesi için muhtaç olduğu felsefi derinlik bahsi geçen önsözde kendini iyice belli etmiştir.

    ahmet aydoğan - schopenhauer tadını alanlar nihal yalaza taluy - dostoyevski ve ayda yörükan - stefan zweig tatlarını da muhakkak alacaklardır.
  • arthur schopenhauer kitaplarının çevirisini yapmış kişidir.ayrıca schopenhauer'in okumak,yazmak ve yaşamak üzerine adlı eserinin sunuşunda okumak insana ne kazandırır isimli çok güzel ve kaliteli bir yazı yazmıştır ve düşüncelerine hayran olmamı sağlamıştır.
    ama gel gelelim çevirilerine.güzel cümle yapılarıyla,akıcı bir anlatımla çevirileri yapmış.fakat kullandığı o eski sözcükler sinirimi o kadar bozmuştur ki beni aşk ve kadınlara dair adlı kitabı kendim bir daha türkçeleştirerek yazmak zorunda bırakmıştır.evet,elimle bütün kitabı tekrar yazdım.çünkü gerçekten rahatsız oldum.kitabı açıyorsun;2-3 satır okudun;hemen eski,günümüzde kullanılmayan,eski türkçe dediğimiz dilde bulunan osmanlıca-arapça tarzı kelimelerle karşılaşıyorsun.büyük türkçe sözclüğü açıp sözcüğü buluyorsun; kitaba notunu alıyorsun;sözlüğü kapatıyorsun ve 2-3 satır sonra aynı şey.ve bu sayfalarca devam ediyor.önce dedim ki tek tek bütün bilmediğim kelimeleri arayıp bulayım;sonra hepsinin anlamlarını bulup kitabın üstüne not edip öyle okuyayım;öyle de olmadı.tam yazıya,düşünceye odaklanırken bilmediğin bir kelime ve onun yanda not edilmiş türkçe anlamına bakmak.sonra tekrar odaklanmaya çalışmak vs.düşünün ki kitabı türkçeleştirip elimle kendim yazmak daha kolay geldi.bunu yapmasının nedenini de hala çözebilmiş değilim.kullandığı sözcükler daha derin anlam içeriyor diye yapmış olamaz mı diye düşünmedim değil içimden;ama sözcüğün çevirisine bakıyorsun o da tek kelime, bildiğimiz türkçe bir sözcük.özet olarak; eski türkçe ile arası olmayanların çevirilerini okumasını önermediğim çevirmen.