*

şükela:  tümü | bugün
  • 19 haziran 1970 tarihinde manisa’nın gördes ilçesinde doğdu. 1997 yılında dokuz eylül üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi iktisat bölümü’nden mezun oldu. ölümsüz öyküler yayımevi’nin düzenlediği xasiork 2002 kısa öykü yarışması’nda “kayıp dua kitabı” isimli hikâyesi birincilik ödülü aldı. öyküleri, e edebiyat, adam öykü ve patika’da yayımlandı. sosyal ayrıntılar ansiklopedisi ve derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.
    yazarın yayımlanan ilk hikaye kitabı : izmir postası'nın adamları'dır.
  • "evli ve bir kedili". mahmuresi var bi de sevinci. uzak mesafeden kopartan, yazılarında yaralara tuzla nokta atışları yapan sade, öz, yoğun, komik, içten, içli insan. hocam mavi otobüs kalktı mı?
  • dnr'da dolasırken öykü kitabına rastlayıp irkilmeme, sonrasında kocaman gulumseyıp bir sure kitabı oksamama sebebiyet vermıs; en sonunda ben bu adamı bır yerden biliyorum ama nereden hıssıyle kendını uzun zamandan sonra yenıden okutmus yazar. daha doğrusu biyografisini okuyunca hatırladım ki internet dergiciliğinin en taze solugunu aynı catının altında almısız. bir de iki senedir benden gelip almadığı dort kitaplık bir telif emaneti* var ki şüphesiz unuttu.
  • biraz ansiklopedik bilgi gibi olacak ama izmir postası nın adamları kitabının yazarı ahmet büke, 19 haziran 1970 tarihinde manisa'nın gördes ilçesinde doğdu. 1997 yılında dokuz eylül üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi iktisat bölümünden mezun oldu. ölümsüz öyküler yayımevinin düzenlediği xasiork 2002 kısa öykü yarışmasında kayıp dua kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülü aldı. öyküleri, e edebiyat, adam öykü ve patika'da yayımlandı. sosyal ayrıntılar ansiklopedisi ve derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor. evli ve bir kedili.

    yazarla yapılmış kısa bir röportajı da copy paste ile buraya atarsak daha iyi tanıyacağız sanırım kendisini:

    izmir postası'nın adamları

    yazmaya başlama hikayenizi anlatır mısınız?

    aslına bakarsanız bu uzun bir hikâye değil. benden başka pek kimsenin bilmediği şiirlerimi saymazsak, ciddi ciddi diz kırıp yazmaya başlayalı iki yıldan fazla olmamıştır. vedat türkali'nin bir söyleşisinde, şiire yatkın olmadığımı erken fark ettim. bu düzyazıya geçişimi hızlandırdı, dediğini anımsıyorum. sanırım bende de böyle oldu.

    önceleri bir grup eski arkadaşın internet üzerinde çıkardığı sosyal ayrıntılar ansiklopedisinde ufak tefek yazılar yazıyordum. daha sonra derkenar.com da yazmaya başladım. bu, yazıya ısınma sürecimi giderek hızlandırdı. çünkü internet sadece yazınızı gönderdiğiniz bir ortam değil, diğer araçlarda olmadığı kadar da okuyucuyla aracısız ve kolay iletişim imkanı bulduğunuz bir dünya aynı zamanda.

    ama asıl dönüm noktasının xasiork-ölümsüz öyküler yayımevi nin 2002 yılındaki öykü yarışmasına katılmam olduğunu söyleyebilirim. sonra da adam öykü, e edebiyat ve patika gibi dergilere yollamaya başladım yazdıklarımı.

    zaten kitaptaki öykülerin hemen tamamı 2002 yılı ve sonrasına ait.

    öykülerinizde hep geçmişe dair, geri dönüşler var sık sık... kahramanlarınızı geçmişten almanın ya da geçmişe götürmenizin nedeni nedir?

    bunu tam bilmiyorum ama düşündüğümde çocukluğumla ilgili olduğunu sanıyorum. küçük bir ege kasabasında doğdum. herkesin birbirini tanıdığı, ihtiyar teyzelerin hükmünün sürdüğü, deli sayısının akıllılara yakın olduğu mahallelerde büyüdüm.

    o zamanlar uzun ve karanlık geceler yaşanırdı elektrik kısıntıları nedeniyle. erkekler kahveye gider, mahallenin kadınları ve çocukları aynı evde toplanırlardı. sobanın tavana vuran şavkının altında sırayla herkes eski günlerden bahsederdi. rum komşular, savaşlar, işgal günleri, çete hikâyeleri, iyi günler, zor zamanlar sonra ihtiyarlar sırayla uykuya dalar gecenin sonuna doğru teker teker uyanıp dağılırlardı. bu müthiş sözlü anlatım zenginliğinin içinde büyümemin etkisi olabilir yazdıklarımda.

    öte yandan delileri atlamamak gerek. doğduğum yerde hâlâ daha deliler saygın bir yere sahiptirler. evimizin sürekli misafirleri olurlar, babamın manifatura dükkanından giyinirler, kuşanırlardı. onlar daha çok geçmişte ve kendilerine ait zamanlarında yaşarlar. en iyi müşterileri de bendim. kendilerini bıkmadan dinleyen tek akıllı olarak benden öykülerini hiç sakınmazlardı.

    ailemin büyükleri de hep iyi anlatıcılardı. konuşmaktan çok izlemeyi sevdiğim için sanırım kalemime vurdu bütün bunlar.

    kitabın başında arkadaş z. özger den bir alıntı yapmışsınız; ... sana toprağı ve aşkı öğretecek hayat denen anneye koş. bu alıntı öykülerinizi ve hayata bakışınızı da tanımlıyor mu?

    kuşkusuz. ilk olarak annemizi sonra da ailemizi sevmeyi öğreniriz. hayata karşı korkularımız yüzünden aslında. koşulsuz korunak sağlayan kolların biraz uzağı bizi ürpertir. bu daha sonraları da devam eder. ama galiba asıl anne, asıl öğretici hayat. yavaş yavaş suya girmeye ve yüzmeyi sevmeye benziyor yaşamak. yaralarımıza rağmen hayat bizi anlamlandırıyor ve var ediyor.

    yukarıda dizeleri seçmemin bir nedeni de kitabı adadığım murat çelik. murat çok eski bir arkadaşımdı ve 99 depreminde yıkıntı altında kaldığı haberini aldığımda gelibolu da askerdim. deprem bölgesine hareket emri aldık. gerçi bizim birliğimiz gitmedi ama o bekleyiş günleri boyunca murat ın altında kaldığı o apartmanı ve onu rüyalarımda gördüm sürekli. belki de oraya gitseydik onu ben bulacaktım. hayat böyle garip bir şey işte.

    öykülerinizde geçmişe özlemin yanı sıra, bir dede özlemi de seziliyor. dede imgesi birçok öykünüzde karşımıza çıkıyor...

    her dede torun arasında özel bir ilişki vardır. ama bizimki sanki biraz daha farklıydı. dedem ve ailesi, 1. dünya savaşı nı, ardından gelen işgal ve direniş yıllarını, o günlerdeki acıları tam göbeğinde yaşamış insanlardı. ancak onca sıkıntıya rağmen onun ağzından rum komşularına karşı tek olumsuz söz duymamışımdır.

    her zaman, o günler güzeldi, derdi. her fırsatta babasının atının kıçında gittiği rum meyhaneciyi, meyhanecinin dünya güzeli kızını anlatırdı.

    bugün dünyada yaşanan kıyımları ve düşmanlıkları gördükçe onu daha çok seviyorum ve özlüyorum.

    öte yandan dedemin son günlerini dakika dakika yaşadım. yavaş yavaş çökmesi, geceler boyunca süren astım nöbetleri, daralıp açılan nefesinin hırıltısı, aklını yavaş yavaş yitirmesi hep gözlerimin önünde oldu. kısa süreliğine evin dışına çıktığım bir anda öldü. galiba bu anı kolluyordu.

    ahmet büke nin bundan sonra okurlara sunmayı plânladığı bir kitap var mı? öyküyle mi devam etmeyi düşünüyorsunuz, yoksa farklı türde eserler de bekleyelim mi sizden?

    yazmayı seviyorum. daha doğrusu öyküyü çok seviyorum. dünyayı ve kendimi anlamak için kullandığım tüm referansların yittiği yerde öykü başlıyor benim için. o zaman hayatın zorla giydirdiği meşum deli gömleğinden biraz sıyrıldığımı hissediyorum. bu da yazmam için başlı başına bir neden.

    ancak hep öykü yazacağım diye de bir şartlanmam yok tabii. yazmak, çok kontrolüm dahilinde olan bir durum değil benim için.

    içimin dizginleri nereye çeker bilemiyorum.
    pınar tarcan, türkiye kitap, kasım 2004

    kaynak http://www.kanatkitap.com/…ostasi_yazarhakkinda.htm
  • metafor insanı(ymış).
  • bir kısım öyküsüne http://www.onceekmek.com/abuke/ sayfasından ulaşılabiliyor. memelerden sonra enseste sardırmış yeni kitapta da. "ahmet büke'nin öykülerinde meme faktöriyeli ve ensest figürleri" olarak revize ediyorum tez konumu.

    küçük insanın şarkısını yazıvermiş bi de, ne iyi etmiş.

    --- sıpoyler ---
    "...
    küçük insan, küçük insan, sensiz ne yaparız. iyi ki varsın. sonra nedensiz kalırdı korkularımız...
    ..."
    --- sıpoyler ---
  • onca öyküsünü okudum, en çok güldüğüm cümlesi "borç vardı işte o ara foça belediyesi öykü yarışması açmış ben de iki satır yazdım bi 30 dakikada filan... ordan gelen parayla kapattık borcu"dur.

    sonunda o da blogcu tayfasına katıldı, kıkırdatan hikayelerine şuradan ulaşılabiliyor: http://sessizkule.blogspot.com/

    "hepsi hikaye..."
  • notosun 18. sayısında yer alan öyküsünü bandistaya adamış olan yazar. okuyun bir şekilde artık ne diyim.
  • turkce bilmeyen, ingilizce bilenler de faidelensin diye;
    http://www.transcript-review.org/…turkey/ahmet-buke