şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sözlükte şimdiye kadar neden kendisinden bahsedilmediğini anlamadığım, bence sanatçı, ona göre tasarımcı. ahmet coka. bir şeyi çocuk çizgilerinde resmeder gibi gözüküp, bunca detayla anlatan, sanki hiç uğraşmadan çizmiş gibi gösterip aslında binlerce detaylar saklayan bir adam. her çizdiğinde kendine has bir dokunuşu olduğundan heralde, bir kere duyup takip edince, her işini kolaylıkla tanınır kılan bir tarzı var.
    bir fikriniz olsun diye flickr'daki hesabından rastgele seçtiğim tasarımlarından:
    1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22

    ayrıca internet sitesine, facebook ve twitter hesaplarına ve bloguna oralardan ulaşabilirsiniz.
    aşağıya bir de sitesinde de bulabileceğiniz bir röportajı ekledim gitti.

    kimdir?
    istanbul’lu bir tasarımcıyım…ne yapar?

    tasarım yapmayı, tipografiyi ve hayal kurmayı severim. son iki senedir de çiziyorum çünkü bir salyangoz bile ardında nefis bir iz bırakıyor…

    reklam/grafik tasarım/illüstrasyon… hayatında hepsi iç içe midir? yoksa hepsi onun için ayrı birer dünya mıdır?

    reklam, tasarımdan aldığım keyfi vermiyor. zaten iletişim dilinin tasarıma kaydığını görüyoruz. tasarlayarak her defasında yepyeni dünyalar kurabiliyorum… ama evet, kabul etmeliyim ki hepsi hayatımda iç içedirler. illüstrasyonu biraz ayırıyorum çünkü ardımda bıraktığım parlak bir izmiş gibi hissettiriyor ve beni mutlu ediyor.

    illüstrasyonları için ne tür bir teknik kullanır?

    sözcüklerimi yalın bir şekilde resmetmeye çalışıyorum özetle. bunun için seçtiğim dil %80 digital oluyor. kağıt kalem de benim bir enstrumanımdır ama kendimi buğulu bir cama çizim yaparken de yakalamışımdır.

    ahmet coka illüstrasyonlarının yer aldığı blogu için “resimli günlük” ifadesini kullanmış. illüstrasyonları için yalnız kendi hayatından/yaşadıklarından/duygularından mı beslenmeyi tercih eder?

    yaşadıklarım, duygularım, itiraf edemediklerim, nereye kadar dürüst olabilirim zorlamalarım, kedim, evde uçan iki sinek, beceremediğim pilav, hergün açma aldığım simitçi, birinin kariyerle ilgili sıkıcı konuşmasını yaparken başımın üstünden geçen iki martı… bir başkasının benim hayatımdaki duruşunun yaşamıma etkisi ya da bir diğerinin hayatındaki duruşum, bencilliklerim, korkularım… hersey beni besliyor…

    çalışmalarını yaparken nasıl bir ortamı olmalıdır?

    aslında bir önemi yok, genelde bilgisayarımın basında oluyorum… hem ofiste hem evde. çalışırken güzel ve yeni bir müzik duymayı tercih ederim sadece. dışarıda bir yerde isem defter kalem önem kazanır… ”tüh niye kursun kalem yok yanımda!” diye hayıflandığım anları da bilirim…

    ona kim/ne ilham verir?

    bazen bir şarkı, kesinlikle kedim, şu an oturduğum galata, sokaklar, bir apartman adı, tek bir kare fotoğraf, bir söz ya da bir tipografik figür.

    bugünlerde ne okur/ne dinler/ne izler?

    tekrar okumaya başladığım picasso konuşuyor’u tavsiye ederim. figen şakacı’nın bitirgen’i ve sema kaygusuz öyküleri severek okuduğum kitaplar. güney amerika filmleri, amerikan bağımsız sineması ve sesi başka çıkan, yeni şeyler anlatan her sinemayı izliyorum. kuzey avrupa sineması çok güçlü geliyor. kore sineması insana başka açıdan bakıyor. “i’m cyborg but that’s ok” önereceğim filmler arasındadır. sanırım iç güdülerimle seçiyorum izleyeceğim filmleri… bonobo, bon iver, cinematic orchestra, beirut gibi favori müzik gruplarım var. saltillo’yu atlamayayım. çalışırken çok ilham verici oluyorlar. şu an “rainbow – temple of the king” çalıyor mesela.

    bundan 20 yıl sonra nerede/ne yapıyor olmayı umuyor?

    bugünü yaşamak ama güzel yaşamak 20 yıl sonrayı da etkiler sanırım.
  • cokabook, hadibenkactım gibi bloglarını, çizimlerini görünce "ben de çizmeliyim" duygusunu hakim kılan illustrator.

    belli ki (hayvanları ama en çok da) kedileri, kadınları, rakı'yı seviyor. rembetiko dinliyor... çince biliyor(?) galiba ciddi bir sağlık problemi geçirmiş bir süre önce... istanbul'dan kaçmak istiyor, bodrum'a yerleşme düşleri kuruyor. ama istanbul'u çok güzel çiziyor. kedileri, kadınları, kuşları, rüyaları da öyle.

    buradan kendisine seslenmiş olayım: "eğer bir gün aklımdaki kitapları yazabilirsem, kapaklarını o çizecek!"
  • dünyadaki sayılı insanlardan olduğunu düşündüğüm şahane arkadaş.

    daha tanışmadan takip edebileceğim bütün sosyal ağlardan takip edip çoktan kafamda hikâyesini yazmıştım. iş tanışmaya gelince de heyecan kapladı tabii... acaba hülya var mıydı? bodrum'a ne zaman gidecekti? nasıl biriydi? bunları çizen, yazan biri kötü olamaz ki, ama ya bambaşka biriyse...

    sonra bir rakı sofrasında yanında sevdiğiyle muhabbetin dibine vurduk.
    hani kurumsal dünya palavralarına kendini kaptırmış, çok ahlâklı görünüp bahsettiği değer yargılarından bi' haber yaşayan sadece göstermelik olan insanlar vardır ve etrafımızı kuşatmışlardır ya; işte coka o kuşatmanın biraz ilerisinde tüm sakinliği, samimiyeti ile duran kişi bence.

    bana üretmeyi, üretmenin getirdiği heyecanı, bu dünyada hâlâ tatlı mı tatlı insanların var olduğunu gösterendir.
    hatta kendisinin en büyük hâyâli bodrum olsa da daha tanışır tanışmaz "tüh be neden gidiyorlar ki" dedirtendir. ama gitsindir, hayatını en istediği şekilde geçirsindir. daha çok çizip bol bol yazsındır.
    o yazdıkça, çizdikçe önce kendi dünyasını değiştiriyor ama bilmem ki ne kadar farkındadır sonra da başkalarının dünyalarını değiştiriyor. en azından benim dünyama dokundu. korkmadan kolları sıvayıp boya kalemlerimi elime aldırdı, hep tuttuğum kelimeleri daha çok bırakayim sayfalara diye tetikledi...
    bu dünya ona yetiyor mu bilmem ama o bu dünyaya fazla o kesin.

    içini döktüğü, bodrum macerasını adım adım yazdığı blogu için hadibenkaçtım diyoruz.
    çizgilerini, renklerini görmek için de cokabook.
  • yakaköy’ün john lennon’ı...