şükela:  tümü | bugün
  • kayserinin yetiştirdiği değerli büyüklerden biri.
  • bir rivayete göre fatih sultan mehmed'in hareminden bir güzele gönül kaptırınca haliyle padişahın gazabına uğramış, yedikule'ye atılmıştır. orada da kerem kasidesi ile af dilemiş ve akabinde affedilmiştir.

    demiş ki ahmet paşa:

    "bizi hak etti heva yoluna sevda nidelim
    pay -mal eyledi bu zülfü seman-sa nidelim
    kul edinmezdi güzeller bizi illa nidelim
    vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vay gönül.."
  • kendisinin divanı üzerine harun tolasa'nın yaptığı [motifler ve tasnif anlamında son derece] kapsamlı bir çalışma olan ve ilk baskısı atatürk üniversitesi yayınları'ndan (1973), ikinci baskısı ise uzun süre sonra akçağ yayınları'ndan çıkan (2001) "ahmet paşa'nın şiir dünyası" adlı eserin önsözünden:

    "bu araştırmanın ahmet paşa üzerine oluşu, şairin klasik edebiyatımızın tam olarak başladığı bir devrede eser vermesi, devrindeki diğer şairlerin ona karşı takındıkları tavır ve edebiyat münekkitlerinin (tezkireciler) hükümlerine göre, bu edebiyatın ilk büyük merhalesi sayılması, bu münasebetle kendi devrinin edebi zevkini en güzel şekilde temsil eden bir şahsiyet olarak görülmesine dayanmaktadır."
  • "dedim artırdı gamın hânını hicrin gecesi,
    dedi nimet çoğ olur çünki şeb-i rûze gele"
    ahmet paşa

    çevirirsek:
    dedim ki: "ey sevgili, ayrılığının gecesi, gam soframı zenginleştirdi! "
    dedi ki: "oruç geceleri gelince nimet elbette çok olur! "

    günümüz türkçesi ile:
    "abazanlık başa vurur,
    sabreden sonunda mala vurur. "
  • sen can ile can oynamacuk hoşça değül mi
    yar ile nihan oynamacuk hoşça değül mi

    demişliği vardır
  • "firak-ı yare sabr olmaz gidelim bari şehrinden. gönül çün sındı cevrinden gidelim bari şehrinden." demiş zat.
  • hâli sevdasında gönlüm düşdü zülfi bendine
    murg-ı miskindir düşer dâne görüp dâm üstüne

    dâm: tuzak
    dâne: kuşları yakalamak için kullanılan yem
    hâl: yüzdeki/yanaktaki ben
    zülf: sevgilinin kıvrım kıvrım saçları
    bend: bağ, düğüm
  • 15. yüzyılda yaşamış şiirdeki üstün yeteneğiyle iran şiirine türk elbisesi giydiren kişi olarak nam salmış divan şairidir.
  • fatih sultan mehmet'in hocalığını yapmış divan edebiyatı şairlerindendir. kendi çağında şairler sultanı olarak bilinir, dini ve tasavvufi konuları fazla işlememiştir, beşeri konulara ağırlık vermiştir. 19.yüzyılda ziya paşa, üç şairi, ahmed paşa, necati ve zati'yi, "türki suhana temel komuşlar" olarak tarif etmiş ve ahmet paşa'nın "şeyhi ile necati arasında yetişen şairlerden en büyüğü" olduğunu ifade etmiştir. şairin ünü osmanlı imparatorluğu'nun sınırlarını aşmıştır.

    sor dil-i bîçâremin hâlin perîşan zülfüne,
    hâlini bilmez perîşânın perîşan olmayan.

    (zavallı gönlümün halini perişan saçına sor, perişan olmayan perişanın halini bilmez.)

    mürûr-i vâ'de-i yâre inanma sen ahmet,
    gama inan inanırsan ki eski yârindir.

    (ahmet! sen sevgilinin vadini tutacağına inanma, inanırsan gama inan ki, o senin eski dostundur. )

    lebi lebine erişmeğe çâre yok ahmet,
    meğer ki toprağına kıla rûzgâr kadeh.

    (ahmet! senin dudağının onun dudağına erişmesine çare yok; meğer ki, zaman , senin toprağın kadeh yapsın.)

    cânıma bir merhabâ kıldı ezelde çeşm-i yâr,
    şöyle mest oldum ki gayrin merhabasın bilmedim.

    (sevgilinin gözü, ezelde( zamanın başlangıcında) gönlüme bir merhaba dedi, öyle kendimden geçtim ki, başkalarının merhabasını duymaz oldum.)

    ahmed ol kamet-i dil-cûya hevâdar olalı,
    nerde bir serv görürse yakasın çâk eyler.

    (ahmet! o gönül çekici usul boylunun havasına gireli, nerde bir selvi görse (onu anıp) yakasını yırtar (dövünür). )