şükela:  tümü | bugün
  • işkembe çorbasına
    kana kuvvet göze fer batna ciladır,
    muhibbi fukaradır
    bir mislü bahadır
    içene şifadır çorba
    şeklinde bir şiir yazmış olduğu için ülkemizdeki işkembecilerin bir kısmının ahmet rasim adını almasına neden olmuş bunun yanında büyük akşamcı, şair ve güftekar. (bkz: sakın gec kalma erken gel)
  • 19 ağustos 2000 tarihinde radikal gazetesinde zeki coşkun bey ahmet rasim hakkında şunları yazmıştır:

    şarkılar neyi söyler?

    zamanın alayı bu olsa gerek işte! basın ve edebiyatımızın en renkli kalemlerinden ahmet rasim'in unutulmasına, şimdilerde sadece o adı taşıyan işkembeci - meyhaneyle bilinmesine, anılmasına hayıflanıyordum. durum daha da betermiş meğer: şarkıları bile başkasına mal edilir olmuş. isim, adres belirtilecek kadar...
    ne denir? üstat vakti zamanında yazmış: "dünya, ne garip gurbet ülkesi!" ya da geçen haftaki yazının başlığına aldığım gibi zamanın alayı; istihzası.
    ahmet rasim'i anarken pek kimsenin ilgisini çekeceğini sanmıyordum. yanılmışım. epey söze, yoruma konu oldu o yazı. şaşırdım. yaklaşık yarım yüzyıl gazetecilik yapan ve galiba basınımızda ilk ve en renkli 'kişisel üslub'un sahibini anma, saygı yazısıydı o.
    okurlardan biri de "yeni kuşakları yanlış bilgilendiriyorsunuz" diye celallenmiş. sebep? ahmet rasim'in bestekârlığı da var. kimi kaynağa göre 60, kimine göre 70 dolayında şarkının sahibi. bu yanına da en ünlü şarkısını; "sakın geç kalma erken gel"i anarak değinmiştim.
    yeni kuşakları yanlış bilgilendirme iddia ve suçlaması buradan geliyor. okurumuz daha yakın dönem bestecilerinden birine mal ediyor şarkıyı. üstelik kaynak, adres de gösteriyor: yılmaz öztuna'nın türk mûsikîsi ansiklopedisi... aslında burada 'ansiklopedi' tırnak gerektiriyor; baştan sona öznel ve afaki bir çalışma bu sıfatı taşıyamayacağı için. onu geçelim. şarkının hikâyesini anlatayım.
    ahmet rasim'in 'işret'-içki sahasındaki şöhretini geçen yazıda anmıştım. (üstat, "rakı nasıl içilir" başlıklı bir yazı dizi de kaleme almıştır. yazdıkları dışında içki muhabbetiyle ilgili epey hatıra, hikâye nakledilir.) meclis, masa fasılları kimi zaman günler, haftalar, hatta aylarca eve uğramamacasınadır!
    rivayet o ki ahmet rasim yine böyle aylar süren fasıllardan birinden eve dönmüştür. eşi, tek bir aksi söz etmeden karşılar. yıkanır arınır, yatıp dinlenir. kalktığında kolalı gömlek, temiz, ütülü giysiler başucunda hazır.
    günler-aylarca eve uğramasa da 'hassas' adam ahmet rasim. hele kadınlara karşı!.. durumdan mahçup oluyor. çıkarken dönüp eşine "bir diyeceğin var mı?" diye soruyor. cevap yok. tam gidecek, kadından ses geliyor: "bu akşam..." bizimki dönüyor, kadın vazgeçmiş. "yok..." diyor, "yok bir şey." bu daha da etkiliyor bizimkini. ne diyecekti merakıyla yola koyuluyor ve sözü bütünlüyor kafasında: "bu akşam gün batarken gel - sakın geç kalma erken gel."
    gün boyu güfteyi kafasında kuran ahmet rasim eve erken dönmek üzere gazeteden çıkmıştı ki, arkadaşı ünlü kemani tatyos efendi'yle karşılaşır. olanları anlatır, güfteyi okur. yol üstündeki meyhanelerden birine girip meşk etmeye başlarlar. uşşak makamındaki beste böylece çıkar ortaya.
    bir başka rivayete göre, ahmet rasim üç ay eve uğramamıştır. fasıl aynı: banyo - hamam, kolalı-ütülü giysiler. ahmet rasim, "hanım, yolda selami paşa'ya tesadüf ettim. beni miltiyadi'nin gazinosunda bekliyor" der. tam çıkacakken kadın, "bey, sakın geç kalmayınız, bu akşam erken geliniz" buyurur.
    ilk beyit kadına aittir bu rivayete göre. gerisi gelir. ahmet rasim evden gazinoya ulaştığında güfte de tamamdır, beste de. girer girmez masadakilerle paylaşır bunu. hatta ilk icra gazinodaki laterna eşliğinde yapılır, defalarca tekrarlanır. selami paşa'nın önerisiyle laterna önde, onlar arkada bakırköy sokaklarını "bu akşam gün batarken gel" nağmeleriyle arşınlayıp ahmet rasim'i sabaha karşı eve teslim ederler.
    * * *

    muûsikîden açıldı söz, oradan sürdürelim.
    ahmet rasim ilk müzik derslerini darüşşafaka'da öğrenciliği sırasında zamanın büyük bestecilerinden zekai dede'den almıştır. onun etkisiyle mevlevîhane'ye de devam etmiş, ayinlere katılmış, sikke giyip mutribe çıkmıştır: yaşadığı dönem şehir müziğini tüm usul ve makamlarıyla öğrenmiş, icra etmiş, meşk etmiştir. dinsel ve din - dışı (ladini) müziği bilir ve uygular.
    öyle ki bu bilgi ona hem geçim, hem aşk, hem dert kapısı olmuştur. işte bir örnek: ahmet rasim gençlik yıllarında bir ara ii. abdülhamit'in ünlü merkez komutanı sadullah paşa'nın konağında (çemberlitaş'ta) cariyelere müzik dersi verir. öğrencileri arasında nigar adında biri var; çok güzel, çok yetenekli ve cariye! tehlikeli bir elektrik de var galiba aralarında. ve kız veremden ölür. üstat şarkısını, ağıtını, mersiyesini yazacaktır ardından:
    ben böyle gönüller yakıcı bestenigârım
    başlamadan biten imkansız aşkı ve o kırık nağmeyi ölümüne dek içinde taşıyacaktır ahmet rasim.
    tanpınar anlatıyor: "ahmet rasim'le bir defa karşılaştım. heybeliada'da deniz kıyısında bir meyhanede sabah rakısını içiyordu. senelerden beri içimde birikmiş duyguları söylemek istedim. kızarmış ve bulanık gözlerle bana baktı. ve büsbütün başka şeylerden bahsetti. yalnız bir ara beni dinler gibi oldu ve hemen arkasından 'bestenigârım'ı sever misiniz?' diye sordu. biraz şaşırmakla beraber, 'hem de çok...' dedim. bilmem şaşırmaya hakkım var mıydı? ben muharriri aramıştım, karşıma mûsikîşinas çıkmıştı. müverrih de (tarihçi) çıkabilirdi. bestenigâr'ın hikâyesi eski hayatımızın bütün bir tarafıdır."
    öyledir. sadece bestenigâr'ın değil, hemen bütün şarkılarının. ahmet rasim'n son günlerinde evindeki bir içki - meşk meclisinde oradaki genç tamburi üstadın ünlü şarkısını geçer: "bir kendime, bir hali perişanıma baktım."
    üstad şarkıyı tekrarlatır. meclis dağıldıktan sonra kalan yakın arkadaşlarına (mahmut yesari de aralarında) anlattığına göre şarkı, zamanında büyükada'da bir kadınla yaşadığı aşkın ürünüdür.
    ayrılıktan nice sonra vapurda karşılaşırlar. ahmet rasim çökmüş, erken yaşlanmıştır. kadın, "ahmet rasim bey ne hale gelmiş böyle" der. ve bu sözü yakınları ona ulaştırır. yıllar sonra yine vapurda karşılaşırlar. bu kez kadın sararmış solmuştur. oturur son hali de şarkılaştırır:
    sen böyle ne oldun, yine vare mi kaldın
    candan sevenin kalmadı, ağyare mi kaldın
    şaştım, seni gördüm de perişan ve mükedder
    benden beter oldun, daha biçare mi kaldın
    evet, hayatın, zamanın, şarkıların hikâyesinin ötesinde "mukabele"si; karşılığı vardır. şimdi pek rastlanmasa da!
  • acemilik devremizde kostum kravat, grantuvalet, insanlari ahmet rasim cikisinda gordugumde, allah allah bu insanlar buraya gelmek icin mi bu kadar suslenmisler diye kendi kendime sordugum, bir zamanlarin favori iskembe mekani.
  • ayrica bir sonlarina yakin bir donem sarnic adiyla isletilmistir burasi.
  • heybeliada mezarlığının tam girişinde, hüseyin rahmi gürpınar'ın mezarını da görecek şekilde konumlanmış bir mezarı olan değerli edebiyatçımız. keyif ehli bir insan olduğu rivayet olunur. portresini içeren mezar taşı, sofu bir meczup tarafından dine aykırı görülüp tahrip edilmiştir. kendisinin, çilingir sofrasını paylaştığı kadim dostlarına, mezarımın başında bir gün rakı sofrası kurun, diye vasiyet ettiği, bu vefakâr dostların gönül borçlarını ifa etmeye geldiklerinde bekçi - polis işbirliğiyle sille tokat dağıtıldığı da kulaktan kulağa aktarılır.
  • 1864 - 1932 yılları arasında yaşamış yazar ve gazetecilerimizdendir..

    anı, fıkra, makale, hikaye, roman, tarih türlerinde yazılar yazmış olsa da bilimsel konularda da yazıları vardır..
  • bir dönem istanbul milletvekilliği yapmış nüktedan kişi.
    kitabe i gam, adlı bir romanı vardır. ilk sevgi, bir sefilenin evrak ı metrukesi, meyl i dil, afife, tecrübesiz aşk, asker oğlu, ömr i ebedi, hamamcı ülfet, fuhş i atik önemli öykü kitaplarıdır.
  • agah sırrı levendin kitabının adı. adından da anlaşılacagğı üzere ahmet rasimin hayatı anlatılmaktadır.
  • ankara'da, cankaya semtinde bir sokagin adidir.