şükela:  tümü | bugün
  • "biri bizi hasta ediyor" isimli kitabin yazari. "hapi yutmak icin ne yapmali?". kendisi aslen gogus hastaliklari uzmanidir. bu kitapta tip'in tamamen ilac firmalarinin denetiminde ilmasindan yakinmis. http://www.kitapyurdu.com/…ap/default.asp?id=434331
  • türünün az sayıda kalan örneklerinden, bilim adamı gibi bilim adamı, doktor gibi doktor. öyle mucize tedavilere falan pabuç bırakmayan, insan sağlığını gerçekten göz önüne alan, bildiği doğruları da cesurca söyleyen göğüs hastalıkları profesörü. ayrıca dünya şekeri bir insan, çok iyi bir hoca ve çok da iyi bir müzisyendir. ud çalar ve türk musikisi icra eder, konserlerin sıkı takipçisidir kendisi. yalnız sevgili hocamı ilaç firmaları pek ziyaret etmiyordur tahminim, zira kendilerine pek ekmek çıkmaz oradan:))
  • grip aşılarının (domuz gribi dahil) pek de etkili olmadığını, endüstrinin bir pazarlama stratejisinin sonucu olduğunu anlatmaya çalışan değerli bir bilimadamı.
  • domuz gribi aşısı hakkında yazdıkları çok çok önemli:

    "domuz gribi aşısındaki gizli tehlike"

    ingiltere’ de bin 500 hemşire ile yapılan bir araştırmada hemşirelerin üçte birinin domuz gribi yaptırmak istemediği, yüzde 33’ ünün kararsız oldukları ve yüzde 37’ sinin ise aşıyı yaptırmak istedikleri ortaya çıktı. aşıya karşı çıkanların yüzde 60’ ı buna sebep olarak aşının yan etkilerini göstermişler. bu araştırma doktorlar arasında yapılmış olsaydı sanırım sonuç bundan pek de farklı olmazdı.

    aşının hem gerekliliğine hem etkinliğine ve hem de yan etkilerine karşı ciddi endişeler var.

    her şeyden önce domuz gribinin her yıl görülen olağan grip kadar öldürücü olmadığı ortaya çıktı. olağan gripten her sene 250-500 bin kişi ölürken, domuz gribinden tüm dünyada ölen insan sayısı 1.500 kadar. bir başka deyişle domuz gribinden ölüm ihtimali binde 4.

    ikincisi domuz gribi aşınsın ne ölçüde koruyucu olacağı bu aşamada kesin olarak bilinmiyor. domuz gribi ciddi bir mutasyona uğrarsa aşının etkinliği de o nispette azalacak ve hatta belki de tamamen etkisiz kalacak.

    üçüncüsü de domuz gribi aşısının çok ciddi yan etkileri olabileceği ileri sürülüyor. bugün bu aşısının ülkemizde hiç dile getirilmeyen çok önemli bir sakıncasından bahsetmek istiyorum.

    grip aşılarına tıp dilinde adjuvan adı verilen ve vücudun aşıya daha fazla tepki vermesini sağlayan maddeler ekleniyor. alüminyum ve skualen bunlar içinde en çok kullanılanlar.

    aşılara adjuvan eklenmesi teorik olarak mantıklı, çünkü bu sayede kısa zamanda az sayıda virüsle aşı üretmek ve böylece de daha az virüs antijeni ile daha çok insanı aşılamak mümkün oluyor.

    ancak bu işlemin çok tehlikeli yan etkileri var. bu sebeple de avrupa’ da üç çeşit aşıda skualen kullanılıyor olsa da amerika’ da bu maddelerin aşılara eklenmesine kesinlikle müsaade edilmiyor.

    oysa medyada domuz gribi aşısı üreten şirketlerin en az ikisinin (novartis ve glaxosmithkline), hazırladıkları aşıda adjuvan kullanacakları haberleri yer aldı.

    iyi skualen kötü skualen

    skualen aslında vücudumuz için yabancı bir madde değil. karaciğerde yapılıyor ve kolesterol metabolizmasında da rolü var, sinir siteminde ve beyin dokusunda bulunuyor. skualen ayrıca zeytinyağı, köpekbalığı karaciğeri ve birçok doğal besin desteğinde var olan ve antioksidan özelliklere sahip bir yağ molekülü. isterseniz buna ‘iyi skualen’ diyelim.

    vücuda enjekte edilen skualenin ise karaciğerde sentez edilen veya besinlerle alınan skualen gibi faydalı değil, aksine oldukça zararlı olduğunu gösteren pek çok bilgi var. bu yüzden isterseniz ona da ‘kötü skualen’ diyelim.

    iyi skualen ve kötü skualen arasındaki en önemli fark bunların insan vücuduna giriş yolları.

    skualen besinlerle sindirim sisteminden vücudumuza girerse hiçbir sorun olmuyor, ama bunun aşılarda olduğu gibi derialtına veya kas içine zerk edilmesi bağışıklık sistemini vücuttaki tüm skualene saldıracak şekilde harekete geçmesine yol açabiliyor.

    bağışıklık sistemi vücutta sinir sisteminde tabii olarak bulunan ve sağlıklı bir hayat için elzem olan ‘iyi skualen’ de dâhil tüm skualen moleküllerini tahrip etmeye başlayabiliyor.

    körfez savaşı’ na katılan sayısız amerikalı askerde ortaya çıkan ve körfez savaşı sendromu adıyla bilinen hastalığın da bu kişilere yapılan ve skualen ihtiva eden şarbon aşısından kaynaklanabileceği düşünülüyor.

    körfez savaşı sendromu, vücudu tahrip eden oto-immun bir hastalık. bu kişilerde eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, vücuttaki kılların dökülmesi, iyileşmeyen deri yaraları, hafıza kaybı, sara nöbetleri, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi, ateş ve daha pek çok rahatsızlık gelişiyor.

    burada vurgulanması gereken çok önemli bir şey de bu hastalığın çok müphem belirtilerle başlayıp uzun bir sürede (yıllar içinde) gelişmesi. bu sebeple de skualenin birkaç haftalık dönemde herhangi bir yan etki göstermemesi onun güvenilir olduğunun bir kanıtı değil.

    savunma bakanlığı skualen ile körfez savaşı sendromu arasındaki ilişkiyi reddetse ve bunun başka sebepleri (sinir gazları, kimyasal silahlar, zehirli gazlar, uranyum…) olabileceğini iddia etse de, bu hastalığa tutulan askerlerin yüzde 95’ inin kanlarında skualene karşı antikorlar oluştuğunun gösterilmesi her şeyi apaçık ortaya koyuyor.

    tavşanlarda yapılan araştırmalarda da tek bir kez zerk edilen skualenin bile oto-immun bir hastalık olan romatoit artrite sebep olduğunun belirlenmesi de bunu destekleyen bir başka kanıt.

    gelelim neticeye

    aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren sağlık bakanlığı’na birkaç sorum var.

    bir: aşı hangi firmadan alınıyor ve bunun için kaç lira ödenecek?

    iki: sağlık bakanlığı’ nın ısmarladığı aşıda amerika’ da yasak olan bu adjuvan madde (skualen) var mı?

    üç: eğer varsa sağlık bakanlığı’ nın skualenin emniyeti konusundaki fikri nedir?

    cevap bekliyorum.
  • ekşi sözlük'ü pubmed'e tercih ediyor :

    (bkz: http://www.saglikaktuel.com/…tercih-ederim-6487.htm)
  • nesillerinin tukendigine sevindigim "bilim adamlarindan".

    bekleyin kizim, dedim kizlarima, ama nefesinizi tutmadan bekleyin, oturmadan, dinlenmeden dur durak bilmeden bekleyin, yatacagiz kalkacagiz, yatacagiz kalkacagiz, ve cok degil, birkac nesil sonra

    "‘.....bilim adamı’ kavramının bu kadar yaygın olmasını da bilim adamlarının neredeyse tamamının erkek olmasına bağlayan prof. küçükusta, “sadece ülkemizde değil tüm dünyada çok az sayıda bilim kadını var. mesela, fizikte, kimyada veya tıpta nobel almış kaç kadın vardır dersiniz? ya da müzikte, edebiyatta, sosyolojide sivrilmiş, deha, virtüöz seviyesine erişmiş kişilere bakarsanız, bunların içinde de parmakla sayılacak kadar az kadın çıkar."

    diyecek profosorler nihayet miadlarini dolduracaklar ve yerlerine sizi sayacak, insan muamelesi yapacak gercek bilim insanlari gelecek. ama daha biraz daha yatacagiz kalkacagiz, yatacagiz kalkacagiz, yata.....
  • lawrence summers tarzi bir laf etmis, tabii ki kaybedecegi bir harvard rektorlugu olmadigi icin bu beyefendi rahat olabilir.
  • 2011 yılında, talihsiz açıklamalar yapan biliminsanı olmadığı muhakkak kimse.

    “mesele kadınların başının altından çıkıyor olmalı. çünkü çevremden biliyorum; bilimle uğraşan kadınlar kendilerine bilim adamı değil ‘bilim kadını’ densin istiyorlar. açıkçası, bilim adamı teriminden ‘kıllanıyorlar... "

    "...hadi, madem bilim insanı var, o zaman ‘bilim hayvanı’ da olmalı diye cinslik yapmayalım ama yarın oğlanlar, lezbiyenler, travestiler, onun bunun çocukları ve daha bilmem kimler ayaklanırlarsa ne olacak? ‘biz ne bilim adamıyız ne bilim kadını. biz ‘bilim lezbiyeniyiz’ veya biz ‘bilim transseksüeliyiz’ diye herkes kendi terimini yaratırsa kim ne diyebilir?”’
  • lezbiyenler, oğlanlar ve onun bunun çocukları isyan edecek diye korkular içinde olan bilim adamı . humoruna tüküreyim http://www.ntvmsnbc.com/id/25224826/

    (bkz: bilim adamı)
    (bkz: pabucumun)