şükela:  tümü | bugün
  • 1970'lerin ve 1980'lerin en büyük yayınevlerinden birini sahibi. ayrıca sakarya caddesi'nde bir de kitabevi vardı*. ahmet tevfik küflü'nün meşrutiyet caddesinde bir kitap deposu vardı. ben bir kere girmiş ve şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuştum. yazarlara iki bin, üç bin bastım dediği kitaplar dağlar gibi yığılıydı bu depoda.
  • reel hayatta sürekli pot kıran bir insan olmam herkes tarafından bilinir ama ne yazık ki bir gün ahmet tevfik küflü bey de bunu öğrendiydi.

    peder beyin yayın dünyasında sadece antolojilerde yer almaktan sıkıldığı bir dönem benle beraber ahmet beyin yanına gittiydik. kendisi kabul etti , sağolsun beni çok şirin bulup (yaş 21 falan o sra) baya ilgilendi. babama da "ya sen bırak o dosyayı da bak sana ne anlatıcam. gene bir gün attila ilhan ile oturuyoruz , canımız sıkıldı mümtaz soysalı aradık." türünden muhabbet koymakle meşgulken zaman geçti ve ayrılık vakti geldi.

    tam ayrılırken bana dönüp "seni sevdim yahu , arada gel uğra tamam mı?" dedi

    peki ben ne dedim?

    "valla bizim okulda arkadaşkitabevi var , ben ordan alıyorum kitaplarımı. ama bakarım bazen buraya da"

    dedim. vallahi dedim , billahi dedim.

    işte o saniye babamın edebiyat dünyasında parlamak üzere olan yıldızı söndü , ben pot karneme bir tane daha ekledim.

    şoke olan babam , ben ve a. tevfik küflü üçlüsü şu an nelerle meşgul bakalım :

    1. babam : amatör yazarlığa devam etti , bir gazetede yazdı, gazeteyi yabancılara sattı , profesyonel dede oldu. hiç sevmediği işinde bugün ödül alıyor , sevdiği işten aldığı ödüller paslanmış halde.

    2. ben : askerlik , iş , işsizlik ve profesyonel pot kırma kariyerinde yükseliş

    3. a. tevfik küflü : vergi rekortmeni oldu!

    bazen düşünürüm , o potu kırıp adamı şoke etmeseydim gene vergi rekortmeni olur muydu diye?
  • sakaryadaki bilgi kitabevinde kendisini görmeniz mümkündür.
  • bilgi kitabevi, bilgi yayınevi ve bilgi dağıtım'ın kurucusu, edebiyatımızın duayen yayıncılarından. 13 şubat 2010 cumartesi günü vefat etmiştir. cenazesi 15 şubat 2010 pazartesi günü kocatepe camii'nde kılınacak öğle namazının ardından cebeci asri mezarlığı'na defnedilecektir. merhuma allah'tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır dileriz...
  • 1930 doğumlu ahmet tevfik küflü, kimilerine göre çok başarılı kimilerine göre de acımasız bir yayıncıydı; bu bilinen gerçek. gelgelelim çok daha az, neredeyse hiç bilinmeyeni bay küflü'nün başarılı da bir yazar olduğu... bildiğim, basılı bir kitabı yoksa da küçük yaşlarından beri günce tuttuğu... bu güncelerden kısa bir bölüm yıllar önce cumhuriyet kitap dergisinde yayımlandıydı. o günlerde kendisine de sorduğum şey, bu güncelerin ne zaman yayımlanacağıydı. hınzırca gülümsemekle yetinen küflü'nün bu gülümsemesinden benim çıkarttığım, ölümünden sonraya bırakılıyordu bu yayın işi. ellilerin başından beri türk yayıncılığının içinde olması, güncelerini birçok açıdan değerli, önemli hem de eğlenceli kılıyor olmalıydı: o güncelere aktarılmış anıları, olayları, kavgaları, dedikoduları bir düşünsenize.

    evet, küflü öldü. bakalım ardılları bu önemli günceleri yayımlayacak mı? biz o kitapları yüreğimiz hop hop beklerken yukarıda yazdığım dergide yayımlanan bölümle yetinerek küflü'yü analım (cumhuriyet kitap, 12 temmuz 2001; sayı: 595):

    *

    bir yayıncının günlüğü

    temmuz 1941 - söğüt

    okullar tatil oldu. ilkokul dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçtim. annem ve babamla birlikte ankara garı'ndan gece trenine binerek on iki saatte bilecik'in köyü karaköy'e geldik. buradan otobüsle memleketimiz söğüt'e geçeceğiz, istasyonda arabayı bekliyoruz. sabah alacası, yüzler gölgeli, sesler kısık, fısıltı gibi. 2. dünya savaşı bütün şiddetiyle devam ediyor. ülkemiz savaşa girmedi ama sanki savaşın içindeyiz. her yer karanlık, trenle geçtiğimiz bütün şehirler, kazalar karartma içinde. istasyon lâmbalarını mavi kağıtlarla sarmışlar, yüksek sesle bile konuşulmuyor. yer yer askeri birlikler görülüyor.
    otobüs geldi, yolcular yerlerini almaya başladılar. fötr şapkalı, iyi giyimli bir zatın peşinde 2-3 kişi koşturuyor, eşyalarının taşınmasına, yerleştirilmesine yardımcı oluyorlar. istasyon memurları, çevredekiler bu yolcuya karşı gayet saygılı, özenli ve dikkatliler, "mebus bey" diyorlar.
    biz de biniyoruz, annemle babam ikili boş bir kanepeye oturuyorlar. önlerindeki kanepenin bir kişilik yeri boş, diğerinde mebus olduğu söylenen muhterem kişi oturuyor. benim ayakta kaldığımı görünce babama yanına oturabileceğimi söylüyor. babam teşekkür ediyor, ben de boş yere oturuyorum. otobüs biraz sonra söğüt'e hareket ediyor.
    bir hayli yol aldıktan sonra yanımdaki güleç simalı, nur yüzlü, bir çocukla konuşmasını gayet iyi bilen "mebus",
    - sen kaçıncı sınıfa gidiyorsun? diye soruyor.
    - beşinci sınıfa geçtim.
    - hangi okuldasın?
    - necatibey ilkokulu'nda.
    - demek ankara'da oturuyorsunuz.
    - tabii efendim. ışıklar caddesi'nde.
    - o zaman eviniz okula yakın.
    - karşı karşıya. ben zil çalınca koşup yetişiyorum.
    - necati bey'in kim olduğunu biliyor musun?
    - elbette. maarif vekilimiz mustafa necati bey.
    - sen söğütlü değil misin?
    - annem babam söğütlü. ben ankaralı'yım.
    - canım öyle şişinme. ankara cumhuriyetimizin başşehri ama, söğüt de osmanlı imparatorluğu'nun kurulduğu yer. ilk padişah osman bey'in babası ertuğrul gazi'nin türbesi söğüt'te.
    - biliyorum efendim.
    - ders kitaplarının dışında neler okuyorsun?
    o sırada, hemen arkamda oturan babam konuşmaya giriyor:
    - beyefendi, eline ne geçerse okuyor. ders kitaplarını bir yana atıyor, gazete, mecmua ne bulursa okuyor. nisan ayında almanların yugoslavya ve yunanistan'a saldırdığını, girit'in düştüğünü, ingilizlerin suriye'yi işgalini, on gün önce de almanların sovyetler'e savaş açtığını bana hep ilk o haber verdi.
    sonra beyefendi harçlık veriyorum, suluhan'a inen merdivendeki sergici kitapçılardan nat pinkerton, şerlok holmes alıp alıp okuyor. bendenizin yanında[ki] dükkân kesekâğıdı satıcısı mahmut nedim bey'e aittir. geçen gün, onun sattığı gazete kâğıdından yapılma kesekâğıtlarını okuyormuş. kıvrılan yerlerini okuyamayınca, bozmuş, yırtmış öyle okumuş. fark edince çok kızdım.
    - belki dövdünüz.
    - yok dövmedim, kulağını çektim.
    - aynı kapıya çıkar. bırakınız okusun. herkes çocuğum okusun diye zorlar, sizse okudu diye kulağını çekiyorsunuz.
    - efendim, ders kitaplarını okusun, kuran-ı kerim okusun. geçenlerde hacı bayram camii imamı cemil hoca'dan rica ettim, eve teşrif ettiler. bunlar 3 kardeştiler. en büyükleri kız, 2 oğlan. yanınızdaki en küçükleri ahmet. hoca elif bayı, alfabeyi öğreteyim demiş. peltek z'ye gelince 3 kardeş hocayla alay edercesine gülmüşler, o da dersi bırakıp kızgınlıkla camiye dönmüş.
    mebus zat saçımı okşuyor. o zaman babam geri çekilip arkasına yaslanıyor.
    - sen, diyor mebus zat, kısık bir sesle, bildiğinden şaşma, eline geçeni oku. hep oku. okumaktan güzel şey var mı?
    susuyor, bir süre sonra yine kulağıma doğru eğilip fısıldıyor:
    - var, var. okumak kadar güzel şey, yazmak yazmak.
    sonra da arkasına yaslanıyor. bir hayli gittikten sonra söğüt'e varıyoruz, herkes iniyor. mebus bey'i karşılıyorlar, eşyalarını alıyorlar. beni tekrar okşuyor, annemle babamla vedalaşıyor.
    bizi de akrabalarımız karşılıyor. sarmaş dolaş oluyoruz. daha önce söğüt'e gönderilen ablam ve ağabeyim de var. teyzemin kocası dünya tatlısı kâmil eniştem elimden tutuyor, beraber yürüyoruz. epey uzaklaşan mebus beyi göstererek, kim olduğunu soruyorum:
    - ha o mu, diyor. bilecik mebusu memduh şevket esendal.

    *

    cumhuriyet kitap dergisinin editörleri yazının sonuna şu tümceyi eklemiş:

    "tam 42 yıl sonra, ilkokul beşinci sınıf öğrencisi ahmet tevfik küflü, memduh şevket esendal'ın (mşe) yayıncısı olmak onuruna kavuşacak."
  • 2004 yılında okuldan çıkmış sakarya'da bulunan bilgi kitabevi'ne doğru yollanmıştım. daha evvel kendisinden söz edildiğini duyduğum bu adama yaklaşıp "ben de turgut özakman'ın öğrencisiyim" demiştim. sonra sohbet oldukça koyu bir hal almıştı. "biz de peyami safa'nın öğrencisiydik" demişti. sonra turgut hoca'ya azıcık övmüş rahmetli, efendi çocuktu falan demiş.
    birkaç gün sonra okulda hoca bu durumu anlattı, senin için efendi çocuk dedi diye ekledi. ben de "tanımıyor ondan" dedim. epey gülmüştük.

    yazarlar gidip ıstanbul'da sürünmesin diye ankara'da yayınevi kuran ve türlü imkansızlıklara meydan okuyan bu değerli insan sayesinde nice önemli eser okurla buluştu.
  • ahmed arif'in kitabını yayımlamak için iki sene bekleyen yayıncı. ahmed arif anılarında kendisi için " adını vermeyeyim" dediği kişi. şevket süreyya aydemir'in sansüründen olumlu olarak geçerek kitabının yayımlandığını anlatıyor. "refik durbaş'ın ahmed arif'le ilgili yazdığı kitaptan."