şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ismine ilk defa pc! dergisinde rastladigim, grafik ve animasyon konularinda genis bilgi sahibi oldugunu dusundugum mimar insani. yildiz ve yeditepe universiteleri mimarlik fakultelerinde bilgisayarla tasarim dersleri vermekte ve pc world turkiyede yazilar yazmaktadir.
  • şaşkınbakkal'da atk adını verdiği bir tasarımcı dükkanı bulunmaktadır. atk'nin açılımı architecture technology and knowledge mış.
    mimarlar odasında 3ds viz dersi veriyor.
  • pc! dergisindeki html yazilari sayesinde web tasarim ve programlamaya adim atmami saglamis olan yazar.
  • aslen mimar olan tasarimci ve akademisyen insan. yildiz teknik üniversitesini bitirmiştir. ufakliginda fenerbahce spor kulübünde kürek çekmistir. mimarligin yanisira 3 boyutlu modelleme ve animasyon konusunda çalismalar yapmaktadir. su anda hayatinin buyuk bir bolumunu aile babasi ve yeditepe universitesinde ögretim görevlisi olarak geçirmektedir. bu üniversitenin gorsel iletisim tasarimi bolumunda verdigi dersler dikkat cekmektedir. gayet muhabbet canlisi, yerine göre süper geyik yerine göre "agir abiyim ben" tavirlari ile kendisini acaip sevdirmektedir. yeditepe üniversitesi mimarlik fakültesinde en bir çok sevilen hoca secilmistir ögrenciler tarafindan. sahsen bir oy hakkim olsaydi ben de ona verirdim. gayet caliskan olan bu ilim irfan kisisi yakin zamanda ayagini catlatmis ve bir ay boyunca seke seke ceylan misali yurumustur.

    bu super herifin en önemli ozelliklerinden birisi ortam ayirmaksizin calismasidir. yani "hocam ben 3dmax konusunda uzmanim kitabim var sözlügüm var ucarim kacarim" demesine ragmen "hayir evladim biz maya kullaniyoruz, cinema 4d kullaniyoruz" demesi durumunda "benim adim tomas bu durumlar bana komaz" şeklinde bir tavir segileyerek hemen o ortamda iş guc yapmaya baslar. su anda itu de doktorasi uzerinde calismaktadir (bkz: bu doktora bitmez)

    ulkemin bu tip insanlara sahip olmasi dahasi benim bu tip insanlar ile ayni ortamda yer aliyor olmam gerçekten buyuk sans. simdiye kadar hic bir yamugunu gormedim gorecegimi de sanmiyorum ama yine de edit hakkimi sakli tutuyorum (bkz: nazire)
  • kızıyla ilgili yazdığı bir tweet hem çok güzel, hem çok duygulandırıcı:

    canım kızım beni nasıl görüyor. bakalım ne zaman hayal kırıklığını tadacak...
    http://imgur.com/clzl0
  • unut beni pegasus başlıklı blog'un sahibi.

    http://unutbenipegasus.tumblr.com/
  • "sketchup - herkes için 3 boyutlu tasarım" isimli kitabı pusula yayıncılık'tan çıkan kişi. bildiğim kadarıyla sketchup için yazılmış ilk kitap.
  • bugünkü radikal'de erdoğan'ın mimari tercihleri başlıklı güzel bir yazısı yayımlanan mimar.

    ---alıntı---

    başbakan on yılda bir salon takımını değiştiren savruk ve kararsız bir dekoratör gibi her seferinde farklı bir mimari tarzı deniyor. ülkedeki kentleri kendi evinin salonu gibi görüyor, ulaşım kararları için üçüncü köprü sanki bir mutfak dolabı seçimi! haliç’teki süleymaniye görünümünü rezil eden ve siluetinin sadeliğini bozan garip taşıyıcılı köprü, yemek masasına karar verir gibi kabul edilmiş sanki; yayalaştırma projesi diye taksim’de yerin altına, yine tam irdelenmeden yapılan düzenleme de künk değişimi gibi görülüyor.

    ---alıntı---
  • ustra isimli sonra romanı timaş yayınlarından çıkmıştır.

    arka kapak metninide paylaşalım:

    “baba, neden uyuyorsun hep?”
    “bu uyku değil galiba kızım.”
    “ne peki?”
    “bir zekâ oyunu.”
    “zekâ oyunu mu?”
    “evet kızım. önceleri, sadece bir zekâ oyunuydu.”

    sinir bozucu zekâsına fazlaca güvenen mustafa ayas ofyaz (zatıâlileri aynı zamanda adını lütfetmedikleri bir üniversitenin mimarlık fakültesi dekanı ve rektör adayıdır) kendi kendine bir zekâ oyunu kurgular. kurgusunun temelinde tutkun olduğu şehir istanbul’un birkaç yüzyıl önceki halinde yaşamak vardır. zaten ziyadesiyle takıntılıdır çoğu şeye; ayrıca kimi psikiyatrik durumlarla baş etmeye çalışır. belki derdine deva olur diye geçmişe gitmeye bel bağlar ve bunun için lucid dream (açık rüya) ile ilgili çalışmalarını derinleştirir, bir yandan da harıl harıl 1800’lü yılların istanbul’unu anlatan kitapları hatmeder.

    beyhude çabalar bunlar diye kendi kendini ikna etmeye yakınken, uykusundan “çotannkk” sesiyle kafasına inen bir hamam tasıyla uyanır. hangi zamanda olduğunu bilmese de bir hamamın ortasında namüsait bir vaziyette tezahür etmektedir. o günden sonra hayatı, yeniçeri eskisi bekir usta’nın işlettiği hamam ile 2010’ların istanbul’u arasında gelgitlerle sürecektir.

    hiç inkâr etmesin, o artık bir garip mustafa’dır. kafasına yediği güdümlü sabunlar, bekir usta’nın geniş repertuarıyla bezenmiş bitmek bilmeyen azarları, bekir’in sağ kolu mehmet’in kaprisleri ve kurgu içinde sayıları beşi bulan mahmut’lar yetmezmiş gibi, bir de üstüne nizam-ı cedit ile yeniçeri ocağı arasındaki çekişmenin ortasında bulur kendini.

    hikâye ilerledikçe çetrefilleşir, hem yeniçerilerin hem cedit askerlerinin hem de tefeci izak’ın peşinde olduğu ama mustafa’ya emanet edilen altınlar, yangınlar, hastalıklar hatta bir izdivaç, hayatını epeyce renklendirir garibin. mustafa iki zaman arasındaki geçiş nasıl oluyor diye düşüncelere gark olurken biz sizi şöyle kurguya alalım…

    vücudunuza etkisinin nasıl olacağını bilmediğiniz şeyleri denemeyiniz, eğer ufacık bir külhanda ölümü beklemiyorsanız…