şükela:  tümü | bugün
  • sayın ahmet yaşar ocak, burada bir zamanlar yazan bir sözlük kullanıcısı* tarafından yaklaşık olarak şöyle tanımlanmış idi:

    "ahmet yaşar hoca son derece tarafsız bir yerden başlar söze. sonra yavaşça sağa doğru kayar, kayar, kayar.."

    kendisi hakkında şimdiye değin duyduğum en güzel tanım bu. zındıklar ve mülhidler üzerine yazacağını söyler misal ahmet yaşar hoca. hem de tümüyle belgeyle konuşacaktır. belgelerse yazık ki, yalnız, osmanlı'nın resmi anlayışını yansıtmaktadır.

    eğer bir konuda belge yoksa hiç sorun değildir. misal şeyh bedrettin. kendisi son derece haklı bir şekilde "sol cenahın" varidat'tan başka hemen hiçbir metne başvurmaksızın bir şeyh bedrettin imajı çizdiğini söylemektedir. zaten varidat'ın güvenilirliği de kuşku götürmektedir. halbuki şeyh bedrettin'in diğer (ortodoks geleneği temsil eden) eserleri ortadadır. bu veçhile, ahmet yaşar hoca şeyh bedrettin'in esasen iktidarla hiçbir sorunu olmadığı, esas niyetinin merkezkaç kuvvetlerin güçlenmesi istediği sonucuna ulaşır. belge mi? ne belgesi canım.. ahmet yaşar hoca bunu tamamen "sezgileriyle" dile getirmektedir..

    heterodoks islam'a gelecek olursak.. zaten bu halk dini dediğimiz şey, asıl islam'ın bozulmuş, tahrip edilmiş, sapkın bir şekilde yorumlanmış bir versiyonunundan başka bir şey değildir.

    eh be hocam.. sünni olduğunuzu biraz daha geriye iterek yazsaydınız daha "akademik" olmaz mıydı?
  • çalıştığı alan olan türk islam tarihi (ve özellikle sufilik) üzerine çok ciddi araştırmalar yapmış ve konun hassasiyeti ve çalıştığı mecranın ir-rasyonel konumuna rağmen akademik disiplinini korumayı başarabilmiş. nihayetinde tüm dünyada haklı bir şöhrete kavuşmuş olsa da; kimi tasavvuf erbabınn 'dışarıdan bakıyor', kimi kemalistlerin de 'atatürk ilke ve inkılaplarına karşı' diye eleştirdiği; bu tartışmalardan münezzeh kalmış; çalışkanlığı kadar resmiyeti ile de elinizi ayağınızı birbirine dolaştıran hacettepe tarih bölümünün ağır topu!
  • ahmet yaşar ocak beyefendiyi pek severim. daha doğrusu eserlerini ve daha da önemlisi bu eserleri yazma niyetine girmesini. kendisini bilmem ama yazdıklarını, çalışmasını, titizliğini severim. ve onun çalışması sayesinde bizim kafaların biraz olsun açılmasına imkan vermesinden ötürü severim. sevgimden doğan saygımı sunarak yazıya başlamak isterim.

    heterodoks islam hakkında ne öğrendiysem kitaplarının payı çok büyüktür. sunni islama yakın demişler haklılardır kendi açılarından amma lakin ben alanı bu kadar temizinden açmasına odaklanmak isterim. onun öncesinde hal pek hoş değildi çünkü. alan daha çok koyunların olmadığı yerde keçi, abdurrrahman çelebi. cidden uyurken zorla uyandırılmış olanların rehavetiyle yazan irene melikoff üzerinden giden, bektaşilik odaklı ama neredeyse ilmiye çığ gibi kafasındaki şablonu doğrulamaya çalışan, her şeyi birbirine, sonrasında da türklüğe bağlayan zihniyetlerden sorulan heterodoksi tarihi ki ben dervişliği tercih ederim terim olarak, beyefendinin sayesinde biraz daha ferah feza görülebilir hale geldi.

    türkiyedeki kafalarda siyasal otoriteye karşı islamı, derviş akımlarını bektaşiliğin küfelik tarzından, bir kaç içkici çapulcudan, selçuklu'nun pagan anlayışıydı o yahu, osmanlı geldi, iş değişti havasından ve eninde sonunda din yok allah yok peygamber yoğa kadar götüren abartılı laik anlayıştan kopardı. hakir görecek olursak neyzen teyfik kafasından çıkartması ve bektaşiliğinin temellerini ve bektaşilik dışında daha neler neler vardı göstermesine ben saygılarımı sunuyorum. o yazmasa ben belki bilemezdim.

    yazdığı, editörlüğünü yaptığı pek çoğu okudum sanırım. en sevdiğim iki tanesi: biri elbet islâm-türk inançlarında hızır yahut hızır-ilyas kültü, kültür bakanlığı yayınlarından, bembeyaz kapak üzerinde büyük puntlarla yazılıdır. ne sevmiştim bu kitabı. mircea eliade sonrası birinin tarihsellik içinde dini figurleri bu kadar geniş yorumlayabilmesi, her şeyi aynı kabın içine koymadan sunmasını pek beğenmiştim. ferahlayıvermiştim.

    asıl gönlümü fetheden ise: osmanlı imparatorluğu'nda marjinal sufilik : kalenderiler ; (xiv-xvii yüzyıllar). türk tarih kurumu yayınları. 1992 basımı olmalı. bu kitabı ilk gördüğümde çok sevdiğim birini hiç ummadan sokakta görmüş gibi sevinmiştim. kalenderleri ayrı bir severim. birinin tutup da derli toplu araştırması, piyangodan para çıkması gibiydi. bunun öncesinde benim okuduğum sadece yapı kredi'den çıkma tanrı'nın kural tanımaz kulları diye bir kitap vardı. o kitap da nedense benim içime sinmemişti. garip kategorizasyonları vardı.

    unutmamak lazım ki türkiye'de derli toplu hz.ali makale derlemeleri onca soruna, onca engele rağmen kendisinin editörlüğünde çıkmıştır. güzeller güzeli turkuaz bir kapakla.
  • ahmet yaşar ocak hacettepe tarih'in üç profesöründen biridir, ama diğer ikisinden daha profesördür.

    öğrenciler arasında korkulan bir hayali kahraman meslektaşları içinde disiplinli, tutarlı bir kişi olarak bilinir. öğrenciyken her odasına gidişte ölüp ölüp dirilinen bir hoca iken yıllar sonra karşılaşıldığında içten tavırları ve bağrına basan edasıyla şaşırtır (isim vermiciiim, kimmiş bağra basılan).

    yedi yıl ankara ülkü ocakları başkanlığı yaptığı ile ilgili bir tevatür vardır, ama henüz ispatlanamamıştır. öğrenciyken tarihçileri sağcı ve solcu olarak ayıran bizler tüm dersleri boyunca aportta derse siyaset karıştırmasını beklemiş ve umduğumuzu bulamamışızdır.

    verdiği, osmanlı tarihi derslerinde "padişah kimdir" sorusuna verilen "zevk ü sefa içinde yüzenlere padişah denir", "istediği kadını götürendir padişah gibi cevaplar karşısında direnci kırılmamış "padişah kimdir" sorusunun tarihini de layığı ile anlatmıştır, büyük bir sabırla.

    korka korka odasına gidip, "bir üç barajına takılmak üzereyiz, acaba bize bir kolaylık, eee üüüü" diyen bizlere "çocuklar hayatınız boyunca başarılı olamazsınız, neden kendinize bu kadar yükleniyorsunuz" demiştir bizim aynı ısrarlı amatörlükle "ama biz aileden ayrı okuyoruz paraydı masraftı, ıvırdı zıvırdı" cevabımıza karşılık olarak da "aileleriniz de bunu kabul etmeli herkes her zaman başarılı olamaz" demiştir. biz tüm bunları dışarı çıkınca "bırakçak, evet kesin bırakıcak, napçaz, nası sölicez anneye babaya" diye aynı salaklığa devam etmişizdir.

    biraz sert biridir (bak hala korkuyorum), kestirip atar sizi de konuyu da, ama hasılı kelam yaptığınız işle, bulunduğunuz yerle daha da ötesi nerede ne yaptığınızla ilgili sizi düşünmeye zorlayan bir yanı vardır.

    hocam size güzelleme yazdım burda, haberiniz yok.
  • 2004 yılı türkiye bilimler akademisi* sosyal bilimler bilim ödülünü almış akademisyen.
  • bir yazıda kendini şu şekilde tanıtmıştır;

    " ben ahmet yaşar ocak... 1946 yılında yozgat'ta, osmanlı döneminin ünlü ayan ailelerinden çapanoğulları'nın kurduğu ve kendilerine bir tür başkent yaptıkları bu güzel kasabada doğdum. ilkokuldan sonra, yozgat imam hatip okulu'na girdim. o zamanlar 7 yıl olan bu okulu 1963'te bitirdikten sonra, lise mezunu sayılmadığımız için, ilahiyat fakültesi'ne giremediğimizden, bizlere açık tek yüksek tahsil kurumu olan istanbul yüksek islam enstitüsü (şimdiki m.ü. ilahiyat fakültesi)'ne girdim. burada bir yandan da zamanın önemli hocalarından hariçten dersler alarak tahsilimi takviye etmeğe çalıştım. 1967 yılında ilahiyat lisansını tamamladıktan sonra, tarih tahsili yapmayı çok istediğimden, hariçten lise sınavlarına girip istanbul bakırköy lisesi'nden mezun oldum.(bu arada, imam-hatip okulu mezunu olduğum için, sınava girmek amacıyla başvurduğum bazı liselerden hakaretlerle kovulduğumu da üzülerek belirteyim.).aynı yıl üniversite sınavını kazanarak istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi tarih bölümü'nde tarih lisansına başladım ve 1971'de mezun oldum. 1972’de hacettepe üniversitesi sosyal ve idari bilimler fakültesi (şimdiki edebiyat fakültesi) tarih bölümü'ne asistan olarak girdim. aynı yıl, istanbul'dan da hocam olan (merhum) prof. nejat göyünç yönetiminde başladığım yüksek lisansımı 1974'te bitirip fransız hükümetinin verdiği bursla strasbourg üniversitesi beşerî bilimler fakültesi'ne gittim ve türkoloji bölümü'nde prof. irene melikof yönetiminde doktora çalışmasına başladım. 1978'de la revolte des babais: un mouvement socio-religieux en anatolie au xiiie siecle isimli tezimle doktora eğitimimi tamamladım. o yıl eski üniversiteme dönerek tarih bölümü'nde öğretim görevliliğine atandım. 1983'te doçent,1988'de profesör oldum. halen aynı yerde öğretim üyeliği görevimi sürdürüyorum. çalışma alanım olarak türk tarihi çerçevesinde islam gibi, az çalışılan, çok problemli bir alanı tercih ettim. sebebi, günümüzle olan canlı ve problemli bağlantısıdır; başka bir deyişle türkiye'de sürüp gitmekte olan iki kültürlülüğün altındaki islam faktörünün türk tarihindeki rolünü ve bu rolün değişik alanlardaki yansımasını anlayabilmektir. bu alanın özellikle selçuklu ve osmanlı dönemleri yoğunluklu olarak yayınlarımın konusunu teşkil ediyor. bununla beraber günümüzdeki gelişmeleri de takibe ve geçmişle bağlantısını kurmaya çalışıyorum. bu büyük problematikin daha çok popüler yanı benim ilgimi çekiyor. heterodoks meselesini bu yüzden önemsiyorum. alevîlik ve bektaşîlikle bu çerçevede ilgilendim, ilgileniyorum.1983'ten beri türk tarih kurumu ve türk kültürünü araştırma enstitüsü, 1997'den beri ekonomik ve toplumsal tarih vakfı üyesiyim.1993-1997 arası h.ü. türkiyat araştırmaları merkezi başkanlığı'nda bulundum. ayrıca 1998'den bu yana, brill (leiden) yayınevi'nin halil inalcık ve suraiya faroqhi yönetiminde yayımlamakta olduğu the otoman heritage dizisinin ve 1997'den beri journal of the history of sufism dergisinin danışma kurulu üyesiyim.(ahmet yaşar ocak)
  • "efsaneler ve gerçekler osmanlı devletinin kuruluşu" adlı, odtü tarih topluluğu'nun düzenlediği bir panelin bildirilerinin toplandığı kitaptaki osmanlı'nın kuruluşu ile ilgili rüya mitlerinin analizi (çınar ağacı, vs) efsanevidir. osmanlıcı-muhafazakar takılan ibişler sadece bazen hoşlarına giden şeyler söylüyor diye yaşar ocak hoca'yı pek severler ama bu analizlerle karşılaşsalar yüzleri ne hale gelirdi bilmiyorum. neyse ki okuma yazma alışkanlıkları yok da kafaları hala rahat...

    (bkz: dost ateşi)

    kalemi ve analiz yeteneği kuvvetli, baba tarihçilerimizden biridir. babinger'den aşırdığını satmaya çalışanlardan değildir netekim...
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    "uzak ve yakın tarihe bakıldığında, resmî ideolojilerin çoğunlukla yönetici elitin varlığının meşrûiyet temeli olarak kullanıldığını, dolayısıyla bir anlamda yönetilen kesimi baskı altına aldığını söylemek her zaman mümkündür."

    "kanaatimizce osmanlı devleti'nin sadece 'nizâm-ı âlem' anlayış ve uygulaması bile, 'resmî ideoloji'sinin başlı başına yeterli bir kanıtıdır."

    "osmanlı 'resmî ideoloji'sinin, o zamana kadar gelip geçmiş hiçbir islâm devletinde olmadığı kadar sistematize ve kurumsallaşmış olduğunu da söylemek gerekir."

    "'osmanlı resmi ideolojisi'nin belki en önemli özelliği, bir inanç ideolojisi, dolayısıyla osmanlı devleti'nin bir inanç devleti oluşudur. bu inancın bel kemiğini islâm teşkil eder. safevî devleti şiîlik'ten nasıl bir siyasal ideoloji çıkarmışsa, osmanlı devleti de ehl-i sünnet inançlarından mukabil bir siyaset ideolojisi yaratmış, iran'ın ideolojisini 'râfızîlik' olarak tavsif ve mahkûm etmiştir."

    "din ancak devlet sayesinde ayakta kalabileceğine göre, bir anlamda devletin bekasına hizmet eden bir araç olmaktadır."

    "dikkat edilirse, şeyhülislâmlık gibi, islâm'ın osmanlı imparatorluğu'ndaki en yüksek makamı hiçbir zaman bir ruhanî otorite merkezi olmamış, devlet buna kesinlikle müsaade etmemiştir. bu yüzden şeyhülislâm divan-ı hümâyûn'a bile üye kabul edilmeyen bir bürokrat olarak kalmıştır. onların azil ve tayîni padişahların yetkisindedir. bu, osmanlı imparatorluğu'nda islâm'ın devlet hâkimiyet ve kontrolünde olduğunu gösterir. o hâlde inanç olarak islâm'ı kuvvetle öne çıkaran osmanlı devleti, sıra onun kurumlaşmasına geldiğinde, onu devletin hâkimiyetine sokmakta tereddüt etmemiştir. bu yüzden, 'osmanlı devleti'nde her şey devlet içindir; din de devlet içindir' ifadesi, yanlış bir ifade değildir. hattâ islâm, yerine göre hem iç hem de dış politikada bir siyaset aracı olmuştur."

    not: "osmanlı 'resmî (yahut imparatorluk) ideolojisi' meselesi" başlıklı, nisan/04'te verilen bir röportajın aranjmanı ile ağustos/04'te yayımlanmış bir makaleden yazımı aynen korunarak alınmıştır.
  • politik olarak tamamen zıt kutuplardayız.
    ama dersine ilk kez gireceğim gün böyle heyecandan damağıma kadar kurumuştum. resmen nefes alırken güçlük çekiyorum, ellerim falan titriyor. en öne oturdum aman tek kelime kaçırırım diye.
    islam tarihinden f3 ile kalan ben islam medeniyeti'ni a1 ile verdim. sırf ahmet hocadan alma fırsatını elde ettiğim dersten kötü not alamam diyerek.

    sözün özü hiçbir zaman çizgisini bozmayan, beyefendi ve muhterem hocamızdır. bir dönem bile olsa öğrencisi olduğum için gurur duyarım.