şükela:  tümü | bugün
  • gerçek anlamda koşulsuz sevgi ve empatinin kitabı
    ben hiç ayrımcı değilim diyen bir insanın bile okumasını isterdim.

    "beter bir koku… nöbet dönüşü burnum bu ağırlığa dayanmakta zorlanıyor. belki bir fikir oluşur kafanızda diye tarif etmeye çalışayım: çürük sarımsağı, lahanayla karıştırıp haşlamışlar, sonra da bu karışımın buharını burnuma dayamışlar… çorap kokuları ve günlerdir balık istifi ranzalarda yatan, banyo bile yapmaktan aciz askerlerin kokularının karışımıyla hemen dışarı kaçma isteği yaratan bu iğrendirici şey insan kovar bir kimyasal karışım gibi.
    normalde daha rahatımdır. akşamları hep beraber koğuşa girdiğimizde pencereler açık bırakılmış olduğundan zorlanmam. sonrasında biriken ağır havaya koku alma duyularım da uyum sağlar. ancak nöbet dönüşü var ya… ah o nöbet dönüşü… burnum yeniden alışana kadar…
    bu kadar kaba saba, kokulu, eğitimsiz, kaslı adamın arasında benim gibi bir adamın işi ne? yataklarına bile sığmakta zorlanan 90-100 kiloluk insan azmanlarının tam ortasında 1,70 boyunda, 67 kilo ve gözlüklü biri olmak… genetik bozukluğu olan, radyasyona maruz kalmış ya da mutasyonunu tamamlayamamış bir yaratık gibiyim.
    fotoğraf bile çektiremiyorum bunların arasında, cüce gibi görüneceğim diye. babama nasıl gönderirim onu? nasıl göstersin bu benim oğlumun askerdeki fotoğrafı diye? üstelik bunu benimle dalga geçmek için kullanacağı-na da eminim.
    “bakın bu benim oğlumun fotoğrafı.”
    “hangisi?”
    “en küçük olan...”
    “şu sıska, cüce gibi olan mı?”
    sonra karşılıklı gülüşür, eğlenirler arkamdan.
    böyle bir konuşma geçeceğine ölürüm daha iyi. bir daha yüzlerine bile bakamam.
    burada ne işim var benim?
    şu butman’ın horlamasını da dayanıklılık testi için kullanabilirler. elimdeki yastığı fırlatacağım ama adamdan çekiniyorum. sinirlenirse fena hır çıkarır.
    koğuştaki kişisel varlığım bu denli etkisizdi işte. güç-süz, zayıf, gurur duyulamayacak biri gibi hissetmekten nefret ediyordum. bir de fotoğraf için ısrarcıydı evdekiler. tek başıma çektirsem, arkadaşlarımı soracaklardı.
    ah! bir dağa gidebilsem… kalsam bir hafta dağda... kapkara sakallı, kirli yüzle bir fotoğraf çektirsem o dağın zirvesinde. ne fotoğraf olurdu ama! düşünün, ne karizma…
    götürmüyor ki beni şerefsizler.
    “koğuş kalk!” diye böğüren bir sese eşlik eden bozuk paranın demir ranzaya vurulup çınlatılmasıyla uyandırılmaktan daha iğrenç ne olabilir?
    “uyandık ulan! vurma, a.ına korum senin!” diyen butman’ın gök gürültüsüne benzer sesi ve bir gorilin heybetiyle ortalık birden sessizleşiyor. sakince saatime bakıyorum.
    “saat beşi biraz geçmiş. hay…” diyecek oluyorum ama halen ağzım küfre alışamamış ki. butman yüzüme bakınca irkiliyorum. hakikaten korkutucu bir kişilik... bu adamın düşmanı falan olmak istemem. allah gazabından korusun."
  • farklı bir umut kısa kitabı.

    su gibi akıp gidiyor.