şükela:  tümü | bugün
  • "bir de hatırla o vakti ki, o kendisine hem allah'ın nimet verdiği, hem de senin iyilik ettiğin kimseye: "zevceni kendine sıkı tut ve allah'tan kork!" diyordun da allah'ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanları sayıyordun.
    oysa allah, kendisini saymana daha layıktı. sonra zeyd o kadınla ilişiğini kestiğinde biz onu seninle evlendirdik ki, evlatlıklarının ilişkilerini kestikleri eşlerini nikahlama hususunda müminlere bir darlık olmasın. allah'ın emri fiile (pratiğe) çıkarılmış bulunuyor."
    not: kur'an ayetleri diyanet çevirisi dir
  • iki ihtimal var burada. birincisi, hz. muhammed iddia ettigi kisi olmasin, dolayisiyla bu ifadeleri kendisi ortaya koymus olsun. neden boyle bir ifadeyi ortaya koyacak? cunku, o gune kadar evlatligi olarak yaninda bulunan birisinin hanimiyla evlenmek istiyor. bunu da dogrudan yapamiyor, cunku icinden geldigin toplumun ananesine ters, tamamen zit, yanlis, ayip, buyuk bir problem. ikincisi, kadinla adamin evliligi var ortada. bu nasil olacak?

    sondan baslarsak, ayet ya da aslinda ilgili ayetler indiginde, zeyd bin harise'nin hz. zeynep'le evliligi zaten bitmisti fakat hadi mantiki olarak diyelim ki once bir sekilde aralari bozulup ayrilmalari saglandi, sonra bu ayetler getirildi ortaya. tamam. bu bir mantik. kabul. fakat, hz. zeynep, hz. muhammed'in zeyd bin harise ile evlenme surecinde taniyip, gorup begenip hasa "ah bunu ben alsaydim" diyecegi bir yabanci insan degil ki! kuzeni yahu kendi kuzeni. hem ortada daha tesettur filan da yok. hatta din ortada yok iken taniyor onu. beraber ayni ortamdan buyumusler. kaldi ki cahiliye adetinde, kuzeninle evlenemezsin diye bir sey de yok. bu durumda, iddia ettigimiz sey su oluyor, hz. muhammed begenmedi begenmedi hz. zeynep'i, tuttu zeyd bin haris ile, kendi eliyle evlendirdikten sonra akli basina geldi, uyandi, birden ona cazip gelmeye basladi, oyle olunca da bu senaryoyu ortaya koydu. bu arada da hz. zeynep'in yasi 35'i bulmus. aradan bu kadar zaman gecmis yani. bu simdi inanilacak, olur denilebilecek bir sey midir? yani ozetle, hz. zeynep hz. muhamed'in cok uzun zamandir bildigi, tanidigi kuzeni olmayip zeyd bin harise ile evlenmek uzere olan ve yeni tanidigi birisi olsa veya cahiliye araplarinda kuzenle evlenmek yasak olsa, bu mantik bir yere oturtulabilir. fakat bu durumda, bu ozel halde, bu mantigin yani hz. muhammed'in bu evliligi yapmak icin bu dolambacli yola girmis oldugu iddiasi bostur. kimse kusura bakmasin ama cok acik bir sey bu.

    bir tek ifade var, takildiklari insanlarin,

    "allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun"

    bunu, hz. muhammed'in hz. zeynep'e duydugu meyle delil sayiyor oryantalistler. peki, bu, zaten yukarida ifade edilen olaylar silsilesi ile celiskisi ortaya konulmus bir mantik ama o zaman olay ne? elmalili, ayetin tefsirinde, konuyu tafsilati ile soyle acikliyor:

    --- spoiler ---

    işte zeyd böyle çeşitli yönlerden allah'ın ve resulü'nün nimetine ermiş bir zat idi. burada bunun bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikkat çekmektir. yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebeb yokken diyordun ki eşini bırakma, kendi yanında tut. yani zeyneb'i boşama. burada tefsirler bu konudaki rivayetlerin arasına şöyle bir paragraf eklemişlerdir: güya resulullah (s.a.v.) zeyneb'i zeyd'e nikâhladıktan bir zaman sonra, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de "gönülleri çeviren allah'ı tesbih ederim" demiş. zeyneb de tesbihi işitmiş zeyd'e söylemiş, zeyd intikal etmiş ve bunun üzerine zeyneb'le beraberliği uygun görmeyerek resulullah'a gelmiş: "ben eşimden ayrılmak istiyorum" demiş. resulullah (s.a.v.)de: "ne var, ondan seni şüpheye düşürecek bir şey mi oldu?" buyurmuş. zeyd: "yok. vallahi ben ondan hayırdan başka bir şey görmedim. fakat şerefli bir aileden gelmesi dolayısıyla kendisini benden büyük görüyor." demiş. ve o zaman resulullah "hanımını kendine sıkı tut" buyurmuş. ansızın görülen bir güzelin güzelliğini son derece temiz ve ince bir biçimde duyup takdir ederek yaratanın yaratıcılık gücünü tesbih ve tenzih ile ilan etmekte peygamberlerin ismet (günah işlememe) özelliğine aykırı hiçbir durum olmadığından, bu hikayenin gerçekten olmuş olmasını varsaymakta aslında bir sakınca yoktur. bununla birlikte birtakım hırıstiyan yazarların dedikodu aracı yapmak istedikleri bu hikaye, hadis ilmi bakımından, gerçekten olmuş bir olay değildir. bir kere rivayet açısından sahih hadis kitaplarında, sahih bir yol ve sened ile rivayet edilmemiştir. sonra dirayet, yani hadisin mânâsı açısından, zeyneb'in güzelliğini resulullah'ın henüz yeni görüp anlamış olması aklen kabul edilemez. zira zeyneb resulullah'ın yakın akrabasından olmakla, ta çocukluğundan beri görüp bildiği ve özellikle tesettür edilmemiş bulunduğu için vücud güzelliğini yakından tanıyageldiği bir kadın iken, bunu ilk olarak bu defa görülmüş beğenilivermiş diye anlatmak kendi kendini yalanlayan bir hikayedir. doğrusu resulullah zeyneb'i önceden biliyordu ve bildiği için onu evlat gibi sevdiği zeyd'e nikah etmiş idi. fakat zeyneb onurlu bir kadındı. zeyd'i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. sırf resulullahın emrine itaatla ona varmış, fakat gereği gibi ısınamamıştı. ara sıra peygamber'e akrabalığından dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek zeyd'e karşı büyüklenmek istiyordu. gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan zeyd buna bir süre sabretti ise de resulullaha varıp zeyneb'den ayrılmak istediğini arz eyledi. resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygun gördüğü halde, birdenbire müsade etmeyip dedi ki: "hanımını kendine sıkı tut." ve allah'tan kork. yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün, çünkü "yani allah katında helallerin en çirkini boşamadır." bu nasihatlar güzel, fakat böyle derken içinde de allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun. boşamasını uygun görüyordun, yahut onu nikahlamayı düşünüyordun da söylemiyordun. taberî'de süfyan b. uyeyne kanalıyla ali b. hüseyn'den rivayet edildiğine göre, allah, peygamberine bildirmişti, zeyneb ilerde resulullah'ın hanımlarından birisi olacaktı. böyle iken zeyneb'den şikayete geldiği zaman, ona hanımını kendinde tut demişti. çünkü o halde halkı da sayıyordun. zeyd'in hatırını sayıyor ve insanlar dedikodu ederler diye çekiniyordun. oysa allah'ı sayman daha uygundu. eğer korkacak bir şey varsa, halkı hiç hesaba almayarak yalnız allah saygısını duyasın. yani sırf gizlemek sakıncalı değildir. allah için korkacak, allah'ın emrine aykırı olacak bir şey olsaydı, sade allah korkusuyla gizlemek de sakıncalı değildi. fakat allah için korkacak bir durum yok iken sırf insanlardan korkarak gizlemek veya allah korkusuyla birlikte bir de halk korkusu gözetmek, işte hatırlatmanın sebebi budur. halktan hiç korkmayarak yalnız allah korkusunu gözetmek gerekti. çünkü allah'ın ilahi mesajını tebliğ eden peygamberler açıklanacağı üzere allah'tan başka kimseden korkmazlar. "allah'tan korkarlar ve o'ndan başka kimseden korkmazlar." (ahzab, 33/39). deniliyor ki peygamber'e karşı en şiddetli âyet bu "içinde allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun" âyetidir. hz. aişe der ki: "resulullah (s.a.v.) allah'ın kitabından bir şey gizleseydi bu âyeti gizlerdi." "içinde de allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun." "insanlardan çekiniyordun, oysa allah'dan çekinmen daha uygundu." demek ki bu ayet bu şekilde resulullah'ın doğruluğuna ve pek yüksek olan huşu ve takvasına da açık bir delil oluyor. zeyd ondan tamamen ilişiğini kesince, yani senden nimet elde etmiş olan zeyd, sonunda o hanımı olan zeyneb'den muradına erince, onu tutmak istemeyip boşadı ve iddeti çıktı. ona hiçbir şekilde bir ihtiyacı kalmadı ve bu şekilde zeyneb açıkta mahrum kaldı. o zaman biz onu seninle evlendirdik, yani senin çekinmene rağmen nihayet onunla evlenmeni sana emrettik. demek ki peygamber insanlara karşı söylemekten bile kaçındığı bir fiilin açıktan açığa yapılmasına emir almış bulunuyordu. şüphe yok ki bu onun iman ve kesin inancını ortaya çıkaran büyük bir imtihandır.

    --- spoiler ---

    simdi ortaya bir oruntu cikiyor iste. tum bunlari, ahzab 53. ayetteki

    "çünkü bu hareketiniz peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. ama allah, hakkı söylemekten çekinmez."

    ifadeleri ve su (bkz: #22148341) girdide kurulan mantikla beraber inceleyince, nasil bir dusununce, nasil bir kimlik cikiyor acaba karsimiza? tanri'dan kendisine gelen emirleri uygularken, aktarirken, yasayarak ogretirken hassas hareket eden, incelik ve cekingenlik sahibi bir insan mi, yoksa cikari icin, cani istedigi icin kafasina gore kitap yazan bir adam mi? biraz insaf, sadece biraz insaf yeter gercegi gormeye.

    simdi gelelim asil meseleye. madem hz. muhammed'in kisisel arzulari, hevesleri icin yapilmiyor bu evlilik yani en azindan boyle olmadigina dair bir mantik kurabiliyoruz ve kurdugumuz mantikga gore, acik bir sekilde ortada hz. muhammed'in hayatina yonelik olarak bir kutsal mudahale (divine intervention, slayer sevenler icin) var. o zaman bunun, bu mudahalenin sebebi nedir? tefsire kaldigimiz yerden devam edersek:

    --- spoiler ---

    fakat bu ne için böyle oluyordu? ne idi? bu evlendirmede ümmet için önemli bir hüküm hikmeti vardı. şöyle ki oğulluklarının, hanımlarında ilişkilerini kestikleri zaman, müminler üzerine bir darlık olmaması hikmeti için. zira sûrenin başında geçtiği üzere, siz oğulluk edinmekle yüce allah onları gerçekten sizin oğullarınız edivermemiştir. şu halde, nisa sûresi'nde "öz oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz haram edildi." (nisa, 4/23) buyruğuna uygun olarak, öz oğulların hanımları ile nikâhlanmak haram edilmiştir, diye oğullukların hanımlarını da gerçekten onlar gibi saymak gerekmez. bir kimsenin oğul edindiği evlatlığının hanımını boşayıp iddeti çıktığı zaman, o adamın onunla evlenmesi şer'an caizdir, bunda hiçbir sakınca yoktur. işte cahiliyet devrinde kökleşmiş olan bu adetin bu darlığın islam'da kaldırılması için, ilâhî hikmet peygamber'in bizzat kendisinde tatbikini gerektirmiş ve bu hikmet için o evlenme emredilmiştir. allah'ın buyruğu yerine getirilmiştir. onun için bu emir de yerine getirilmiş, peygamber evlenmiş, zeynep de peygamber'in hanımı olmuştur. bu şekilde bu evlenmenin meşru olduğu tatbikatla gösterilmiştir.

    --- spoiler ---

    ve yine, konunun izah edildigi asagidaki linkten alinti yaparsak:

    "aradan bir süre geçtikten sonra bu defa sıra başka bir kötü âdedin kaldırılmasına gelmişti. bu ise evlatlıkların hanımlarının öz evladın hanımı kabul edilip öz gelin muamelesine tabi tutulması idi. bu sırada islâm hukukî bakımından evlatlık müessesesini temelden değiştirmiş ve bir kişinin sadece öz babasına nisbet edilebileceğini ilkesini getirmişti."

    kaldi ki ahzab 37'den sonra ahzab 38'de su ifadeler var:

    "38. allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. önce gelip geçenler arasında da allah'ın âdeti böyle idi. allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir. "

    buradaki ifadeyle de bu cahiliye adetinin tasfiyesinin gaye edildigine dair cikarima ek bir mesnet gelmis oluyor.

    yani evet, eger takilmak, kalmak istenilen nokta eger "evlatliklarin bosandiklari esi ile evlenmesine izin verilmesi" ise isteyen burada kalabilir, bu noktada durabilir, bu noktanin isaret edildiginden, oturtulan kavramin bu oldugundan dem vurabilir. zira kitap da ifadeleri bu noktada bitirmistir. fakat, ister hz. muhammed'in iddia ettigi kisi olmadigini varsayalim, istersek de peygamberligine kani olalim, kendisine evlilik konusunda verilmis bu kadar hak varken, sadece kendisine yonelik olarak kadinlarin kendilerini o'na hibe etmeleri durumunda hicbir kurala bagli kalmaksizin bu kadinlari alabilecegine dair bir ruhsat verilmisken (bkz: #30641330), zaten kucuklugunden beri tanidigi kuzenini, once evlatligi ile evlendirip sonra -oyle ya da boyle nasil dusunursen dusun- bosanmalarindan sonra, bu kuzeni ile evlenmesinin, boyle dolambacli yollara girmesinin bir mantigini ortaya koymak mumkun degil. yani sirf, sadece, evlatliklarin eski esi ile evlenmek icin boyle bir sey yapmanin bir mantigi yok. sirf boyle bir izni vermek icin de. e peki o zaman olay ne? bunun da arkasinda bir sebep var, bu evlilik izni de bu sebebe bagli olarak meydana gelen bir sey. peki o zaman olay ne? getirilen, oturtulan kavram ne? iste o, tam ifadesiyle:

    "oturtulan kavram, evlatliklarin esi ile evlenilebilecegi degil, aslinda, evlatlik gibi bir kavramin olamayacagi, olmasinin mumkun olmadigi. neden bizim evlatlik olarak adlandirigimiz kisiler ile evlatlar tamamen ayni baglamda degerlendirilmez dersen de o surada (bkz: #30536702) var. yani, bir kere konu ne, onu anladik mi bir? evlatlik kavrami cahiliye donemi araplarinda yerlesmis bir kavramdi. allah, hz. muhammed'in hayati uzerinden gerceklesen bir uygulama ile bu adeti kaldirmistir. sizinle kan bagi olmayan bir insan (kucuk bebekken evlat edinilmisler disinda), kim olursa olsun, sizin namahreminizdir. yabancidir. namahrem olmasi durumunda da yani yabanci olmasi durumunda da bosanmis olan bir insanin eski esi ile evlenilebilir. velev ki bu kisi gencliginden beri sizin yaninizda bulunmus bir insan olsun. uygulamali egitimin, hele hele orgun egitim kavraminin daha ortaya cikmamis oldugu bir zaman diliminde onemini burada tartismak gerekir mi bilmiyorum."

    peki kur'an niye bunu acikca yazmamis? kur'an bunu ahzab 5'te, yani ayni surenin ta basinda acikca yazmis, burada da aile ici iliskiler uzerinden gerekli duzenlemeyi de ekleyerek kurumsallastirmistir.

    yani ozetle, allah sirf evlatliklarin esilerini helal kilmak icin indirmemistir ilgili ayetleri. bu ayetlerin ikinci dereceden ve en onemli etkisi, mahremiyet, namahremiyet noktasinsa oraya cikar. evlilik izninin verilmesinden sonra da bu ana etkinin ve sonucun cikariminin yapilmasi, kitabinda namazin nasil kilinacaginin dahi yazilmadigi ama ilk emri, oku demiyorum bak "iqra" olan bir dinin mensuplari icin olmazsa olmazdir. kitap her ince ayrintiyi sanki robotik bir yasanti beklermis gibi insanlara dikte etmez. baglam, uslup, icerik bu sekilde tanimlanmamis, bu sekilde ortaya konulmamistir. bazi seylerin cikariminin yapilmasini dinin mensuplarindan bekler. aslinda, burada, bu noktada baglanti ise zaten cok aciktir. yeter ki siz turan dursun'culuk oynamakta israr etmeyin.

    http://www.kuranikerim.com/telmalili/ahzab.htm
    http://www.sorularlaislamiyet.com/…lar-misiniz.html

    (bkz: allah/#31520052)
    (bkz: allah/#31568231)
  • belirli bir mantiki cikarimlar silsilesi uzerinden bir sonuca ulasmak icin varsayima dayanarak,

    "zeyd bin harise'nin hz. zeynep'le evliligi zaten bitmisti fakat hadi mantiki olarak diyelim ki once bir sekilde aralari bozulup ayrilmalari saglandi"

    diyorsunuz, insanlar diyor ki (ozetle)

    "vay efenim bu zeyd'e nasil yapilir"

    simdi bu noktada, dinin kendi jargonu uzerinden cevap verme hakki dogar. yani, hz. zeynep'ten, hz. muhammed kendisine esine sabretmesini soylemesine ragmen ayrilan, ayrilmakta israr eden zeyd bin harise. ayrilik gerceklesmis, iddet suresi bitmis. sonra bu evlilik gerceklesiyor. ama daha onemlisi su, bu, verilen kaynaklarin da ortaya koydugu gibi hz. muhammed'in hayatina tanri tarafindan dogrudan bir mudahale ile meydana geliyor. allah'in bir emri, bir adetin yikilip gitmesi icin ornek olarak gonderilmis kisi uzerinden yaptigi bir uygulama ile ortaya koyuyor. uygulama ile mudahale ediyor ki kalicilik saglansin. peki bunun insani yonu yok mu? var. nereden biliyoruz? ayetten biliyoruz. ne diyor ayet:

    "(resûlüm!) hani allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: eşini yanında tut, allah'tan kork! diyordun. allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. oysa asıl korkmana lâyık olan allah'tır."

    bunun da aciklamasi, sebebi, isin insani boyutu ile ilgili tamamen. yukarida, tefsirden yapilan alintiyla da verildi. yani bir tarafta tabii bu insani boyut var ve bunun hz. muhammed tarafindan olan penceresinden haberdariz ayet uzerinden. siyerlere bakilirsa da orada zeyd bin harise ile ilgili boyutu gorulebilir. isteyen bakar. ama bir tarafta da allah'in emri var. o yuzden, yine tefsirden alintiyla dememis midir ki hz. ayse:

    "resulullah (s.a.v.) allah'ın kitabından bir şey gizleseydi bu âyeti gizlerdi."

    ve devaminda tefsirde gecen ifadeler,

    "içinde de allah'ın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordun." "insanlardan çekiniyordun, oysa allah'dan çekinmen daha uygundu." demek ki bu ayet bu şekilde resulullah'ın doğruluğuna ve pek yüksek olan huşu ve takvasına da açık bir delil oluyor."

    seklinde olmustur. yani biraz okuma yapmak konu hakkinda ve dusunmek, sadece "acaba zeyd ne hissediyordu?" ya da "hz. muhammed ne dusunuyor, ne hissediyordu?" gibi tum bu sorularin cevaplanmasina yol acmayip, hz. muhammed'in soyledigi kisi olmamasi durumunun kabulunde ortaya cikacak tezatlari da ortaya koyacagina, bakiyorsunuz insanlar hala uzun yazildigi icin kivrildigindan ya da konuyu anlamadiklarindan "nasil inanirsiniz" demekten imtina etmiyorlar.

    hayir, zaten, zeyd acaba o gece ne dusunuyordu, ne hissediyordu empatisini(!) kurabilen bir kafanin, durup dururken birgun bir insanin oz kuzenine baska bir gozle bakmaya baslayabilecegini iddia edebilmesi kadar abuk bir sey olabilir mi bilmiyorum. bir de bu insanlar cikar, gozlerdeki perdeden filan bahsederler.

    simdi iste bir seyler anlatilmaya calisilan kafa bu.

    not: emir deniyor, uygulama deniyor, ornek deniyor, adamlar hala zamansalliktan dem vuruyor (ara: akil fikir) (bkz: allah/#31520052).
  • bizim anlayamayacagimiz bir olay. zamanin sartlari bunu gerektiriyordu. bence yazilirken cok aceleye getirilip yazilmis, biraz uzerinde oynamalar yapilsa mantiga uydurulabilir.
  • sozlukteki din dusmanlari anlamiyormus. yoksa cok anlasilirmis. konu kapandi valla yine cok mantikli bir aciklama geldi dindar cepheden.
  • birisi diyor ki ayete ve tefsire göre "evlilik allah'ın emriydi, yapçek bir şey yok!" iman eden için yolun sonu burası. adam daha ne desin?

    ama bence şunu demesin: "hayir, zaten, zeyd acaba o gece ne dusunuyordu, ne hissediyordu empatisini(!) kurabilen bir kafanin, durup dururken birgun bir insanin oz kuzenine baska bir gozle bakmaya baslayabilecegini iddia edebilmesi kadar abuk bir sey olabilir mi bilmiyorum. bir de bu insanlar cikar, gozlerdeki perdeden filan bahsederler."

    evlilik durumunda boynumuz kıldan ince. argümanın kralı birisinde çünkü "allah'ın emri" diyor, onun iradesi diyor. bunu da tüm çapraşık insani/ailevi/duygusal değerlendirmelerin tepesine lönk diye indiriyor. lakin, insanlık tarihindeki örnekler ve sonsuz psikolojik ihtimalleri saniyede çöpe atıp nasıl "ilk başta çekici gelmeyen insanın sonradan çekici gelmeye başlaması"nı saçma addediyor; nasıl zeyd'le empati kurmak isteyen bir kafayı küçümsüyor anlayamıyorum, kabul edemiyorum.

    hz. muhammed bu birisi için allah'ın resulu, bir diğeri içinse tarihsel bir kişilik olabilir. e bir diğeri olan kişi dalga da geçmemiş. "böyle bir resulu ben kabul etmiyorum" diyor. neyin hakaretindeyiz anlamadım ki?

    elindeki argüman "allah'ın emri", elindeki argüman "hz. muhammed halkı sallamadı çünkü allah'tan korkmalıydı, halktan değil". birincinin kafa burada, insani boyutu umurunda değil ki zaten. ne için daha laf yetiştiriyor, hakaret ediyor diğerine?

    birincisi değil ikincisi tahlil ediyor. hatırlatayım dedim.

    iman etmeyenin, iman edenle dalga geçmesi kadar yanlış olan şey bence argümanı "allah'ın emri" olan kişinin tahlil edenin tahliline, karşı bir tahlil sunmadan, bok atmasıdır.
  • ne yazdığı zerre kadar sikimde olmayan ayettir.
    ulan bir mit uğruna bunca sayfa yazı mı yazılır?

    edit : http://i.imgur.com/fku0q.png .. hala sikimde değil müdür.
  • bir iki noktaya isaret edip birakacagim. birincisi, eger,

    "bu allah'in emridir, boyledir, uyarsan uyarsin, uymazsan uymazsin"

    diyerek kestirip atmakla,

    "hz. muhammed ayetle de sabit oldugu uzere, kendi icerisinde yetismis oldugu toplumun bir adetini dogal olarak yapmasi kendisi icin de kolay olmadigi halde tanri'dan gelen kesin bir emirle yikmistir"

    demenin ayni noktaya ciktigini, ikisinin ayni arguman oldugunu ve buna dayanarak da bir tarafta bir inanmislik, diger tarafta ise bir sorgulama var demenin ne mantigi var bilmiyorum. eger mantiki birtakim cikarimlar yaparak hareket ediyorsak, ayrik matematikle bu iki ifade yazilsa ikisi ayni seyi ifade etmeyecek, dolayisiyla ayni surecler olarak da gorulemeyeceklerdir. zira birinde bir hukum varken, digerinde bir hukme ait bir sonuctan cikan yeni bir durumdan* bahsediyoruz. fakat sorun da zaten burada basliyor. basitlestirme, kolaylastirma adina bilginin kaybi hatali cikarimlara yol aciyor. bu bakis acisinin yazilanlari uzun uzun bir kivirma ve konuyu dagitma araci olarak gormesi de sasirtici degil. zira, bu sekilde teker teker, mumkun oldugunca acikca anlatilmaya calisildigi halde, hala ortada acik mantiki hatalar varsa ne soylenebilir? bunun, boyle bir tartisma seklinin de neden hakaretamiz bir uslup olarak algilandigini da anlamak mumkun degil. eger cikarimlarda hata varsa, bunun yanlisligini ortaya koymak neden hakaret olsun? ortada kisisellestime olmadiktan sonra.

    ve evet, 50 kusur yasindaki bir adamin, 35 yasina gelmis ve bu sure icerisinde beraber ayni ortamda bulundugu oz kuzenine baska bir gozle bakmaya baslayacagina ihtimal vermiyorum. hele hele bu kisinin elinde daha once ifade edilen imkanlar ve olanaklar varken boyle bir seyle ugrasmasi da mantikli degil. tum bunlar daha once surada (bkz: muhammed'in evlatlığının eşi ile evlenmesi) tartisilmisken, tekrar tartismanin bir anlami oldugunu da dusunmuyorum. hayir zaten ortada boyle bir iddia, durum, olay da yok. tarihi deliller olarak yok. velev ki olsun denildi is nereye geldi.

    yine, evlatlık edinmenin nesi yanlış? filan denilmis. yahu once bir yazilanlari okuduk mu? belirli bir yastan sonra yani zaten anasi babasi baska kimslere oldugu belli olan bir insanin namahrem olmasi asil konu. isin bir boyutu da bu kisinin olabilecek istismarlardan korunmasi. yoksa mal verme, mulk verme diyen yok. bilakis ver diyor kitap. seveceksin tabii, sevmeyeceksin olur mu? surada (bkz: #31520052) var hepsi ki defalarca da bu link verildi. daha bunu anlamadan, etmeden yok kimsenin babasi degildi, sonra soyle soyle oldu... yani hakikaten ilginc. uzun uzun yazilinca okunmuyor, kisa yazilinca yanlis anlasiliyor. teker teker izah edince vay efenim kivrilmis edilmis denilip cevabi coktan verilmis sorular tekrar tekrar temcit pilavi gibi seriliyor. ne diyeceksin ki?

    evet, hakikaten kur'an dersi zorunlu olsun, okutulsun. hem inanan, hem inanmayan neyin ne oldugunu ogrensin. boylelikle en azindan kimin neyi neye dayanarak reddettigi neye dayanarak inandigi ortaya cikar, daha da onemlisi yapilan islerin dine uygunlugu tam olarak ortaya cikar da herkes rahat eder. hemfirikirim.