şükela:  tümü | bugün
  • bu ayet hicab ayeti, perde ayeti gibi isimlerle de bilinir. fihristlerde perde, hicab, örtünme, tesettür konu başlıklarından birinin altında bulunur. namaz kılmıyorum ama kalbim temiz diyenlere de dokunduran bir kısmı vardır, "daha temiz" diyerek kalp temizliğinde hep daha fazlasının hedeflenmesi gerektiğine de inceden vurgu yapar.

    aslında kalp temizliği, islâm'da önemli bir mertebedir. "o gün insana ne malı ne de evlatları fayda verir, ancak selim bir kalple allah'a gelenler müstesna" ayetiyle kalp temizliğinin önemi de vurgulanmıştır tabi. kalp temizliğinin önemli bir kısmı kötü düşünmemekle başlar ve "şüphesiz ki namaz kötülüklerden alıkoyar" ayeti de namazın buradaki yerini gösterir. kendisine sayısız nimet bahşeden rabb'inin huzuruna çıkıp şükretmekten erinen bir bedene kan pompalayan kalp (aslında burada pompalama yapan maddesel kalpten bahsetmiyoruz ama neyse) ne derece temiz olabilir o da ayrı. ne diyordum, işte kalp temizliğindeki merhalelerden birini de bu ayet belirtiyor ve efendimizin hanımlarından bir şey isteyeceğimiz zaman perde arkasından istememizin, onları görmememizin kalp temizliği açısından iyi olduğunu söylüyor. mehmet akif'in miydi hatırlayamadım ama, "eskiden nüfus memuru bile kadının kimliğini soramazdı kapıdan" gibi bir söz hatırlıyorum. vay be koskoca islâm memleketi ne hâle geldi, dehşetle izliyorum.
  • (bkz: fast food)
  • tüm zamanlara indirilmiş bir kitabın buyruklarındandır. ama ben ne zaman hz muhammed'inn evine konuk olurum, hatice anamızdan ne vakit birşey istemek nasip olur da o bana perde ardından "alıver şunu" der bilemiyorum.
    bakıcaz artık bi çaresine.
  • mü'minlere peygamberin evindeyken zengin kalkışı yapmalarını tavsiye eden suredir.

    ben o zamanlarda yaşıyor olsam ve iman ettiğim dinin peygamberi gelip bana "ya böyle böyle bir vahy geldi" dese, çok bozulurum açıkcası.

    + bu nasıl vahy böyle arkadaşım, saf buldun yemliyorsun yeminle
    - ya vallaha bak, ben istiyorum ki oturalım muhabbet edelim saatlerce ama emir böyle.. n'apalım hacı, karşı mı çıkalım koca yaradana?
    + ya bırak açık açık de ki seni evimde istemiyorum. oturmayı bilmiyorsun kalkmayı bilmiyorsun. şakaları bilmezsin oyunları bilmezsin.. ama böyle kutsal kitap vahy falan ayıp oluyor.

    insan düşününce sanki bir sonraki ayet şöyle olabilirmiş gibi geliyor;

    "ey iman edenler! siz her hafta bir miktar (yarım olur, cumhuriyet olur) altın toplayıp peygambere verin. çünkü peygamber'in eli bu aralar biraz sıkışık (darda); o şimdi gurur yapar almam falan der; hemen "oh ne iyiymiş altın da cebime kalır" diye peygamberinize sırt çevirmeyin. evinin önünde ufak bir tas var ya, heh oraya sessizce bırakın altınları. şüphesiz ki (daha sonra) ben size geri döneceğim."

    ( menşe )
  • hiç tartışılmamasıyla büyük tartışma yaratan ayet...

    normalde tüm dini entrylerde "dinci-laik çatışması" ya da şiddetine göre "atesit-laik çatışması" varken söz bu ayete geldiğinde iman gücü yüksek gençlerin pek sesi çıkmıyor.

    "pis atesitler, zındık laikler; kafanıza göre yorumlayıp yalan söylemeyin; meselenin aslı budur" diyen de yok... yoksa???
  • iman edenlere hitap edilen bir ayettir. imandan nasipsizlerin sanki kendilerine hitap ediliyormuş gibi havaya girmesi enteresan olsa da, verilen diğer örneklerde bile yine muhatap iman edenlerdir.
  • (bkz: pray obey die)
  • "ey iman edenler! size izin verilmedikçe peygamberin evine girmeyin..." ümmetin peygamber ile ilgili durumu iki şekildedir: birisi peygamberle başbaşa olduğu durumdur. o zaman vacip olan onun rahatsız etmemektir. işte bu sûrenin 53. âyeti olan "ey iman edenler! peygamberin evlerine yemeğe çağrılmaksızın vakitli-vakitsiz girmeyin" emri ile bu, beyan buyuruluyor. ikincisi ise peygamber (s.a.v.) insanların arasında bulunduğu esnadadır. o zaman vacip olan da ona hürmet göstermektir. yine bu sûrenin 56. âyeti" olan "ey iman edenler! siz de ona salat ve selam getirin" ayetiyle de bu beyan buyruluyor. nur sûresi'nde de "ey iman edenler! kendi evlerinizden başka evlere izin alıp sahiplerine selam vermeden girmeyin." (nur, 24/27) buyurulmuş, kendi evlerinizden başka evlere sahiplerinden izin almaksızın girmeyiniz diye yasaklama getirilmişti. bu hüküm genel nitelikli olduğu için, elbette peygamberin evlerini dahi kapsıyordu. fakat "peygamber müminlere canlarından ileridir. onun eşleri de müminlerin anneleridir." (ahzab, 33/6) buyurulmakla, peygamberin müminlere canlarından daha ileri ve hanımlarının onların anneleri olması, müminlerin resulullahı'ın evine kendi evleri gibi izin almaksızın girebilmelerine caizlik verecek zannedilebilirdi. işte bu ayet hem böyle bir zanna yer olmadığını anlatıyor, hem bu vesileyle resulullah'ın eşlerine "hicab"ı (tesettürü) emrediyor, hem de müminlerin anneleri olmalarının mânâsını açıklıyor. âyetten anlaşıldığına ve ibnü abbas'tan rivayet olunduğuna göre, birtakım kimselere zaman zaman resulullah'ın evinde yemek yediriliyordu. bunlar bazen, yemekten önce yetişinceye kadar bekliyorlar, yemekten sonra da hemen çıkıp gitmiyorlar, resulullah (s.a.v.) sıkılıyordu, bu ayet nazil oldu. hz. zeyneb ile evlendiği zaman yapılan düğün yemeğinde nazil olduğu da buharî, tirmizî ve başka kitaplarda hz. enes'ten rivayet olunmuştur. sizin için yemeğe izin verilmedikçe, denilmeyip denilmesi, izin kelimesinin içine davet manasını da yüklemek içindir. beydâvî'nin ifadesine göre bu mânâ yüklemenin sebebi de, izin verilse bile yemeğe çağrılmadan varmanın güzel olmayacağına işaret etmek içindir. yemek zamanına bakmaksızın veya yemeğin olmasını gözetmeksizin veya gözetmemek üzere girmeyin.

    inâ, bir şeyin zamanı gelip çatmak, yahut bir şey kemaline erip yetişmek mânâlarına gelir. burada ikisiyle de tefsir edilmiştir. bu "bakmaksızın" kaydı "girmeyiniz" fiilinin fâilinden haldir. yani zamanı gözetmemeniz, beklememeniz üzere, size yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. fakat çağrıldığınız zaman da girin. zamanından önce de olsa girin. fakat yemeği yediğiniz zaman da hemen dağılın. hiç durmayın. söz dinlemek veya sohbet etmek üzere izin verilmedikçe girmeyin. bu da üzerine atfedilmiştir. bizim anlayışımıza göre, bu kaydın yararı, yemekten başka maksatlar için de izinsiz girmenin yasaklığını genellemektir. çünkü o izinsiz, zamansız giriş ve duruş peygambere eziyet veriyordu. evini daraltıyor, ev halkını sıkıyordu; fakat sizden utanıyor, girmeyin çıkın demekten sıkılıyordu. halbuki allah gerçeği söylemekten çekinmez, sıkılmaz. yani nûr sûresi âyeti gereği, başkasının evine izinsiz girenlerin ve ihtiyaçtan fazla duranları çıkarılması bir haktır. o halde allah'ın söylediği gibi söylemekten sıkılmamak gerekir. şayet size "geri dönün' denilirse dönüp gidin. bu sizin için daha temizdir." (nûr, 24/28) izin ile girdiğinizde de kadınlara bir meta, gerekli bir şey soracağınız veya isteyeceğiniz zaman artık onlara bir "hicab", yani görülmelerine engel bir perde, bir siper arkasından sorun. bundan böyle "harem", farz kılınmışıtır ki, o zamana kadar araplar da adet değildi. öyle yapmanız, izinsiz girmemek, çabuk dağılmak, hareme soracağınızı perde arkasından sormak hem sizin kalbleriniz, hem onların kalbleri için daha fazla temizliktir. şeytanî düşüncelerden, vesveselerden uzaklaşırsanız, hem kadınların, hem erkeklerin iffet ve ismet hisleri daha fazla yükselir, edeb, nezihlik, takva, hürmet gösterme artar. hem resulullah'ı üzmeniz, incitmeniz sizin için doğru ve caiz olamaz. ona hak ve yetkiniz olmadığı gibi, size yaraşmaz ve hakkınızda iyi olmaz. onun için onu incitmesi düşünülen durumların ve hareketlerin hepsinden sakınmalı hiçbirini caiz görmemelisiniz. onun arkasından, yani vefatından sonra hanımlarını nikahlamanız asla olamaz. işte onların müminlerin anneleri olmalarının asıl mânâsı budur. öz anneler gibi nikahlarının ebediyen caiz olmamasıdır. çünkü o günah, peygamberi üzmek, buna dahil olmak üzere o vefat ettikten sonra hanımları ile nikahlanmak günahı allah katında çok büyük bulunuyor. peygambere kasten eziyet etmek inkâr olduğu gibi, hanımları ile nikahlanmayı, helal saymak da öyledir. resulullah, vefatında da allah katında öyle muazzam ve öyle saygı gösterilmesi vacip olandır.

    http://www.biriz.biz/kuran/ahzab/33ahzab.htm#53