şükela:  tümü | bugün
  • ben filmin başinda yapilmiş olan enerji kaynaklari azaldi - tükenmek üzereydi geyiğine takildim... hayir, madem senin elinde sonsuza dek çalişabilecek robotlari yapabilecek teknoloji var, nasil olur da senin enerjilerin bitebilir? al o robotlardan bin tanesini, dik firatin kiyisina, kollarini suya sokup çirpsinlar, olsun sana keban baraji...
  • beklenen kubrick/spielberg ortak çalışmasının ürünü olan ve hayal kırıklığına uğratan film. kubrick'in soğuk stiliyle spielberg'ün hala odipyus kompleksinden çıkamamış cılkı çıkmış aile temalarının tezatlığı filme yarardan çok zarar getiriyor. kubrick'in gitmekten çekinmeyeceği yerlere spielberg bir dokunup geçiyor. filmin başındaki bilimadamlarına gösterilen robot sahnesini hatırlayalım. william hurt robata soyunmasını söylediğinde robot (robot yani sonuçta) gık demeden soyunmaya başlıyor. normalde bu sahneyi kubrick çekseydi sonuna kadar gider ve o robotu soyardı. üstüne 10 dakika çıplak bir robotun önünde bilimadamlarını konuşturur ve robotun insanların gözündeki değerini ortaya filmin başında sağlam bir şekilde koyardı. ama spielberg ne yapıyor? robot daha bismillah entarisinin kenarını sıyırırken dur dedirtiyor hurt'ün karakterine. bu kadar muhafazakar olunmaz ki kardeşim. ne demeye koydun o sahneyi o zaman? daha sembolik bir biçimde işleyebilirdin. yiyemiyceğin lokmayı niye ağzına atıyorsun. üstelik spielberg sonradan daha soğuk bir biçimde ele alınması gereken robot katliamı sahnesini resmen auschwitz kampı sahnelerine çevirerek robotlarla duygusal bağ kurmamızı bırakın tavsiye etmeyi emrediyor resmen. oysaki bu kadar karmaşık bir konuda iki kelam etmeden hemen tavrını koymak ancak yarı-cahil birinin yapabileceği bir iş. robotlarında duyguları vardır gibi köy melodramı tarzı bir anafikir filmi zedeliyor. arkada genç kızlar robotlar için ağlıyor eywallah. e nooldu? meseleyi hep robotların tarafından gördük. bir anne, bir çocuk ve laf salatası yapan bir pofesör dışında bir allahın kulu meseleye kendi yorumunu katmadı. insanlar 16. yüzyıl engizisyon mahkemelerindeki karikatür tiplere dönüşmüş. olmadı spielberg diyoruz ve haftanın rüküşü seçiyoruz.
  • stanley kubrick in hep çekmek istediği ama ömrünün el vermediği ve üzücü bir şekilde güzide hollywood'un en piyasa yönetmenlerinden biri olan steven spielberg'e kalan proje. benim asıl korkum ai olacak olan ufaklığı the sixth sensedeki ufaklığın oynaması, büyük ihtimalle de öyle olacak gibi bi altinci his var içimde
    (bkz: hollywoodda cocuk oyuncu sorunsali)
  • --- spoiler ---
    ağlaya ağlaya seyrettim, evet,
    hele de david'in kendini annesinin özlemiyle ve çaresizlik içinde denize attığı sahnede, ağladım, utanmıyorum, sezercikle büyümüş bir nesilden nasıl daha fazla direnç beklenebilir ki?
    --- spoiler ---

    (bkz: seviyorum işte var mı diyeceğin)
  • başrolünde "anneni mi daha çok seviyosun babanı mı?" sorusunu asla soramayacağınız bir robot var. neden ? çünkü kendisi anne sevgisi üzerine programlanmış. neden? çünkü babalar bugün olduğu gibi gelecekte de hıyar olacaklar.

    ey william hurt abimizin ustalıkla canlandırdığı profesor hobby! sen ki yüz yıldır(hatta sen benden 150 yaş kadar genç olduğuna göre 250 yıldır) okuduğun her kitapta izlediğin her filmde kutsal çekirdek amerikan ailesini görmüş, bu kavramlara boğulmuşsun, neden sadece anneleri sevebilen bir robot tasarlarsın. bir robot yap içine insan sevgisi koy. hadi o zor geldi en azından aile sevgisi koy. zor durumda olan yitirdiği evladının arkasından ağlayan hep anne midir? babalar bu durumda hep "tohumuna para mı verdik bi daha yaparız, olmadı hazır alırız sardırır evde yeriz" diye mi düşünür? bu robot ilk görüşte anneye duyduğu sevginin birazını da babaya duysa rami yetmez de crash mi olur? yoksa bu sadece bir beta sürüm müdür? ilerde babayı da sevebilecek olan (bkz: multitasking) modeler de piyasaya çıkacak mıdır?
  • bu sadece ağlak bir itiraf, o yüzden okumasanız da olur. o yüzden uzatıyorum buraları, gereksiz bu entry, okumayın boşverin...

    bir film bazen sadece bir film değildir bazılarımız için. takılır izlersiniz, kafanız basıyor, teknik hadiselerden anlıyorsanız, rahatlıkla odağınızı daha "ilgi alanı" kısıtında tutup, senaryonun, kurgunun, alt metnin bombardımanından uzak tutabilirsiniz.
    ama yaşanmışlıklarınız, üzerini örtüp gizlediğiniz, görmezden geldiğiniz çirkin tatsız anılar, bazen böyle bir filmi izlediğinizde bir volkanın püskürmesi gibi o en derinden fışkırır ve beyninizi, kalbinizi, ruhunuzu tokat manyağı yapar. çoğunuzun yorumladığı gibi çok sıradan bir "pinokyo" hikayesi izlediğinizi unutup, neden hep bir piç kurusu gibi hissetiğinizi anımsarsınız.
    sonra o kocaman erkeklik içgüdüsü ile sinemada bir zavallı gibi ağlamak yerine, dudaklarınızı ısırır, derhal yalnız kalacağınız bir yere kaçmaya çalışırsınız. bir an önce o içinizde patlayan volkanı boşaltmaya ihtiyacınız vardır. soğuk terler akar sırtınızdan aşağı, sıcaklar basar, burnunuz sızlar...
    sonunda karanlık sokakta park ettiğiniz arabaya varır ve anıra anıra bir saat ağlarsınız...
    ve kıskanırsınız robot çocuğu, o tatlı uykuya dalabilme şansını yakalamasını...
    sizin asla sahip olamayacağınız...

    özetle basit bir bilim kurgu değildir...
    sıradan bir masal değildir...
    bazılarımız için...
  • ilk olarak bana göre spielberg kubrick ten aldığı mirası hakkıyla yerine getirerek gerçekten destansı bir film ortaya çıkarmış.
    film rolüne cuk diye oturmuş olan william hurt'ın konuşmasıyla başlıyor. ve film boyunca bir makineye sevmeyi öğretirsek neler olabileceğini anlatıyor. bunun yanında böyle bir durumda insan psikolojisini çok iyi irdeleyen film çocuk zalimliğini çok iyi gösteriyor. başlangıcında çocuğun eve gelmesiyle doğan gergin hava ve bu gerginliğin çok iyi derecede seyirciye yansıtılması gerçekten takdire şayan daha sonra filmin gelişimi içinde insan zalimliğini ve örneklerinin aksine makinelerin saflığını ve kötülükten yoksunluklarını anlatıyor ve bu yönüyle bence gerçekten doğru. başta duygusal bir anlatımda ilerleyen film daha sonraları masalsı br hava alıyor ve çocuğun mavi periyi arama serüvenine dönüşüyor. filmin sonunda çocuğun deniz altında mahsur kalmasıyla masalsı anlatım doruğa ulaşıyor ve bir makineye sevmeyi öğretirsek maiknenin sonsuza yada bozulana kadar seveceğini görüyoruz ki doğru bir saptamadır bu da bana göre.
    sonuç olarak gerek kurgu ve senayosu gerek çekimleri ve efektleri gerekse oyuncu performansıyla kült filmler arasına girmeye namzet bu film bana göre bir şaheser.
    kubrick ypasaydı daha mı güzel olurdu? sorusunun ise bir cevabı olamaz, kesin daha farklı olurdu diyebiliriz space odyssey tadında daha lirik bir film olacağı kesin burada
    2001 ve 2010 arasındaki farkıda düşünmek gerekir ve kubrick tadında filmi kimsenin yapamayacağı anlaşılabilir.*
    ama spielbergin onun etkisinde kaldığı kesin...
    yani gidilesi, görülesi, beğenilmese bile saygı duyulası bir filmdir bence.
  • icinde 3 ayri film iceren, $imdiye kadar izledigim en guzel film..
  • sonuna doğru darallar getirmiş bende boğucu bi etki yapmış film. bütün robotların kötü olmayacağını içinden melek gibilerinin de çıkacağını ayrıca jude lawun ne kadar ibişleştirilmeye çalışılsa da asla çekiciliğini yitirmeyeceğini bize göstermiş film. bi de ek olarak ben de bi teddy istiyorum, canyoldaşım olsun bana yarenlik etsin...
  • --- spoiler ---

    "mutlu" denilen son kısımda çok derin bir hüzün vardır. sonunu izlediğinizde ağlamaktan akmış olan sümüklerinizi geri çekip gülüyorsanız bir irkilin derim. duygusuzlar!

    --- spoiler ---