şükela:  tümü | bugün
  • çok pis birşey bu, insanın aklından çıkmıyor, hayatı gerçekten zehir edebiliyor. bu konuyla ilgili başımdan geçen bir olayı aktarayım.

    obsesif kompulsif bozukluğundan mustarip bir insanım. baya ilerlemiş olmasına rağmen henüz bir uzmana görünmedim, takıntı hayatımın her safhasında olan bir şey, ancak son zamanlarda gerçekten canımı sıkmaya başladı. herşey bundan 4 ay önce ateşim çıktığında başlamıştı, kondom kullanmadan hiç bir şekilde ilişkiye girmememe rağmen internetten okuduğum kulaktan dolma bilgilere dayanarak hiv pozitif olduğumu düşünmeye başladım. daha fazla dayanamadım ve test yaptırmaya gittim, daha sonra hastalığım geçtiği için sonucu almaya gitmemiştim. bundan 2 hafta önce kadar tekrar ateşlenmem, garip fantazileri gerçekleştirmek adına 3-4 ay önceki yaptığım aptallıklar aklıma geldi, telaşlandım, korktum. hastalık 1 hafta sürdü, kullandığım ilaçların yan etkisiyle ishal oldum ve internette ishalin hiv pozitifin bir yan etkisi olduğunu okuduğumda korku artık bambaşka bir hal almıştıki bu olay, bir cuma günü soluğu bir aids merkezinde almamla noktalandı. içeri girdiğimde sırada bekleyen 20 kadar kişi vardı, doğal olarak o psikoloji ile o insanları kafamda potansiyel hiv pozitif olarak damgaladım, sıra numarası alırken elimi kazağımın içine sokuyor, insanlarla aynı ortamda bulunmamak için koridorda bekliyordum. 5-10 dakika sonra dışarıdan gelen bağrışma sesleri ile kapının önüne çıktığımda gördüğüm sahne başımdan aşşağı kaynar suların boşalmasına sebep oldu. bir kız bir erkeğe tekmeler savuruyor, bana bunu nasıl yaparsın diye bağırıyordu. zaten yusuf yusuf olan ben anlık bir bilinç kaybının ardından oradan hızlıca uzaklaşarak kaçtım. eve geldiğimde başka şeyler düşünmek istememe rağmen o sahne aklımdan çıkmıyordu. cumartesi ve pazar günü kapalı olan merkeze gidemeyeceğimden dolayı bir arkadaşımı arayarak pazartesi günü onunda beraber gitmeye karar verdim. orada çalışan biri beni konuşmalarıyla iyice rahatlatmış olsa da kan vermeye kararlıydım. verdikten 1 hafta sonra sonuçları alacaktım. arkadaş o 1 hafta hiçmi ilerlemez, hiç mi geçmez o günler. her gece hayallerimde kendimi hiv pozitif yapıyor, hayatıma nasıl devam edeceğimi düşünüyor, aynı zamanda hiv virüsünü bir insan gibi düşünüp aklımda şekilden şekile sokarak işkence ediyordum. bugün sonuçları almaya gittiğimde çalışanın negatifsin demesiyle boynuna sarıldım çığlıklar ata ata insanlara selam vererek orayı terkettim.
    sonuç olarak lütfen korunalım, ayrıca tırnak yemeyelim ki ellerimizde yaralar oluşmasın.
  • hayatımın 26 gününü piç eden fobi. daha 64 gününü daha piç edecek fobi.

    fobi gibi fobi.

    böyle pencere döneminin amk.

    aslında hiv fobisi / aids fobisi demek, test sonuçları negatif çıksa da hiv+ olduğunu düşünmek demektir ama bence şüpheli temas gününden, kesin sonuçların alındığı güne kadar girilen stres ve sürekli pozitif çıkacağını düşünmek de benzer bişi. 90 günlük ızdırap.

    ben genel olarak evhamlı bir insanım. yani sadece sağlık konusunda değil, her şeyde. "seni 4 gibi ararım" diyen ablam 4'ü 5 geçe hala aramadıysa ve whatsapp'ta tee saatler önce online olduysa kesin başına bi iş gelmiştir mesela bence. yatmadan önce buzdolabının kapısı kesin kapalı mı, kapı kilitli mi, açık musluk varmı vs. kendi su içtiğim bardaktan 2 saat sonra su içememeler, sadece kendi kullandığım küveti fırçayla temizlerken eldiven takmalar falan. obsesif kompalsif bozukluk mu ne boksa.

    bu arada eşcinsel olduğumun daha bebekkene bile farkındaydım. tabi ben ilk gençlik dönemlerinde zannediyorum ki o zamanlar olmasa da 20 yaşında falan herkes gibi bi sevgilim olur, aşk hayatım olur falan sdfghjklş. nereye ilişki yürütüyosun acaba koduğumun nefret dolu dünyasında. bi de öyle yabancılarla seks yapmak, one night stand'ler, fuck buddy'ler falan bana bayaa bayaa ters o üniversiteye ilk başladığım dönemlerde. ilk ilişkimi gerçekten değer verdiğim biriyle yaşicam ya güya. hatta bir arkadaşım barda yeni tanıştığı bi adamla öpüştüğü için bi sürü azar çekmiştim sdfjkdf. yaş 17.

    neyse ki bu kezbanlık dönemim uzun sürmedi. "sekss sekss" diye kendini yiyip bitirirken sürtünmedik yerini bırakmayan ama bekaretini kocasına saklayan bu bellanur kafasından samantha jones kafasına ulaşmam apayrı bir entry konusu.

    19 yaşına geldiğimde artık bana yavaş yavaş aymaya başlamıştı: "senin en azından baya uzun yıllar sevgilim diyebileceğin birisi olmayacak, seks süper bişi, kendini bu duygusal olaylardan arındır, bi sürü hottie herifler var dünyada, 40 yaşında "ne bok yedim ben gençken" diye soracağına, vücudun max seksi olabileceği bu yıllarda doya doya seks bari yap."

    tabi ben çok eşli bir gençlik dönemi geçireceğimi, ve bu eşlerin genelde tanımadığım insanlar olacağını anladığımda aklıma gelen ilk şey: hiv. hakkında da bi bok bilmiyorum o zamanlar. tek bildiğim, cinsel yolla bulaşan bir illet. zannediyorum ki hiv kapan anında aids oluyor, birkaç yıl sonra ölüyor. neyse açtım okudum biraz işte şudur budur. tamam türkiye'de çok yaygın değil, kolay bulaşan bir virüs değil, korunmasız ilişkilerde bulaşma oranı yüzde bilmemkaç falan. benim için kötü bir olasılığın yüzde 99 olmasıyla yüz milyonda bir olması aynı şey. rakamlar önemsiz. vücuda girdikten sonra 5-10 yıl belirti göstermeyebilir diyor, kişi habersiz taşıyıcı olabilir diyor. yolda yürüyen herkes potansiyel hiv+'tı benim için o andan sonra. kaç kişi düzenli hiv testi yaptırıyor ki? sadece bu kadar okudum ve karar verdim: hayatım boyunca asla korunmasız cinsel ilişki yaşamayacağım.

    bütün hazırlıkları tamamladığıma ve kafayı da rahatlattığıma göre artık hayatımı yaşamaya hazırdım. yemin ediyorum mutlu bir insan oldum bu kararları alıp uygulamaya başladıktan sonra. hatta tek eşli olmak hiç bana göre değilmiş, düzenli ilişki mi yok ben almiyim falan modunda bir insanmışım meğersem yıllar içinde anladığıma göre.

    yanlış anlaşılmasın, "çok eşlilik süper bişi mutlaka deneyin, düzenli ilişki yaşamayın kaçın oradan" gibi bir şey değil demek istediğim. sadece kendim için mümkün görmediğimden. ben 25 yaşımı geride bırakmaya hazırlandığım şu günlere kadar hiç aşık olmadım mı, tabii ki oldum ve aşk hissettiğim en güçlü, beni hayata en sıkı bağlayan duygu oldu hep, ama önüne geçmeyi öğrenmeye çalıştım benim durumumda bir sona bağlanacağına inanamadığım için. eskiden sürekli üzülürdüm falan çünkü hiç mutlu bir ilişkim olmayacak diye, ağlardım hatta bazen. ama kafada bitirdikten sonra olayı, o süregelen üzgünlük hali yerini sadece arada bir gelip giden iç boşluğu hissine bırakıyor o kadar. onun dışında mutluyum genel olarak.
    neyse fobimi ve test sürecini anlatıcam derken drama queen'e bağladım amk.

    o günlerden beri seks hayatımı gayet güzel idare ettim, taa ki 26 gün öncesine kadar. korunmasız ilişki yaşadığım o gün gelip çatana kadar. alkol falan da yok haa, gayet bilinçli yaptığım bir salaklık.

    fantezilerin amk. ya da niye fantezilere koyuyorum yaa, 20. yüzyılın ilk yarısında maymun avlayıp yiyen afrikalıların amk. tek eğlencemizi bok ettiler.

    o gece öğrendiklerim:

    bi kere bu konuda inanılmaz bilgi kirliliği var. daha doğrusu bilgi kirliliği değil de, dinamik bir şekilde gelişen bir araştırma konusu olduğundan mıdır bilemiyorum, sürekli bir "eski dökümanlarla kafanız karışmasın, en güncel bilgi bu" modunda bir sürü yazı. ama özet olarak şöyle;

    şüpheli temastan sonraki 21. ve 28. günler arasında hiv combo testi denilen, kanda hiv virüsü dolayısıyla üretilen antijen ve antikorları ölçen bir test yapılabiliyormuş en erken. kimisi diyor ki 2. haftada da yapılır, kimisi diyor ki illa 28. gün de geçmiş olmalıdır. ama yaygın olarak 21-28 arası her hangi bir gün yapılabilir şeklinde rastladım. bu testin güvenilirliği çok çok yüksekmiş ama %100 olmamasının sebebi de kemoterapi gören veya kanser hastası olan kişilerde bu testin negatif vermesiymiş.

    bir de 90. günden sonra yapılabilen elisa testi var, yaygın olarak bilinen test de bu. bunun için de aynı şekilde bazı yerlerde 45. günden sonra da yapılabilir diye okudum, 30 diyen de var, ortalama 25 kabul edilir diyen de. bunun sonucu pozitif çıkarsa, western blot adlı başka bir test daha yapılıyor doğrulamak için, çünkü yalancı pozitif çıkma ihtimali oluyormuş. negatif çıkarsa doğrulama testine ihtiyaç duyulmuyor.

    okuduğum onlarca türkçe kaynaktan en güncel gibi olanları:

    http://www.aidsturkiye.com/…-hangi-testi-olmaliyim/
    http://www.aidsvehiv.com/aids_test.htm
    http://pozitifyasam.org/tr/sss.html
    http://tahlil.com/…esinde-en-hizli-tani-testi-nedir

    kesin kaynak sunabilecek yetkili bi abi varsa eklemeyi borç bilirim.

    neyse ben ne zaman hangi testi olacağımı henüz kavrayamamışken bir kaç gün sonra google aramalarım;
    "hiv sağlık sigorta"
    "hiv+ yurt dışı çalışma izni oturma izni"
    "hiv çalışma hayatı"
    ...

    daha test olmadan kendimi pozitif olduğuma inandırmış, hayatımın geri kalanını ona göre planlamaya başlamıştım bile. evet, aids tablosu gelişmeden sadece hiv pozitif tanısı konulduğunda, ilaçlarla kontrol altında tutulabiliyor ve bu virüsün etkisi görülmeden kişi hayatına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor. ama daha test bile olmadan bu senaryoyu düşünüp, bu konuyu kimseyle de konuşamayıp gecelerce uykusuz kalıp kafayı sıyırmak hayatımdan bir kaç ay götürdü sanırım.

    neyse gittim cuma günü 23. günde combo test oldum ve negatif çıktı azcık rahatladım, yine de 91. günde elisa testi olana kadar bana rahat yok.

    korunmasız ilişkiye hayır.

    edit: elisa yaptırmaya ille de gerek yok, combo test dünya çapında standart kabul edilen bir test artık.
  • çok da anlamlı olmayan fobi dir.
    1-türkiye de aıds a yakalanma oranı baya düşüktür; http:http://www.who.int/hiv/data/artmap2014.png?ua=1
    2-aıds olsan bile eğer geç teşhis konulmadıysan normal bir insan ne kadar yaşıyorsa o kadar süre yaşayabilirsin.aıds'ten daha korkunç hastalıklar var onlara karşı fobi geliştirin bence.
  • kulaktan dolma bilgilerin verildiği fobi.

    şu #38107216 entry'mde genişçe yer verdim okuyabilirsiniz.

    burada da madde madde bildiklerimi aktarıyorum.

    1) sanılanın aksine türkiye'de hele de son 1 yılda hiv pozitif vakaları ciddi derecede artmaktadır.

    2) zannettiğiniz gibi hiv, eşcinsellerde, pis insanlarda, seks işçilerinde bulunur diye bir şey yoktur. hiv, heteroseksüellerde de bulunur. eşi tarafından enfekte edilmiş önyargılarınızın aksine normal bir hayatları olan ev hanımları, genç kızlar, çocuklar, sapasağlam varlıklarıyla yine önyargılara rağmen yaşamlarını sürdürmektedirler. örneğin 30 yıldır hiv pozitif olup sapasağlam hayatta olan insanlar var biliyor muydunuz bunu?

    3) aids hiv'in tedavi edilmeyip yıllar sonra ulaştığı en sonki aşamadır. 10 sene yaşarsın diye bir şey asla yoktur. kullanılan anti retroviral ilaçlarla kişiler normal yaşam beklentisiyle yaşarlar. bu ilaçlar hiv virüsünü baskılayarak üremesini önler ve bir zaman sonra kanda saptanamayacak seviyeye düşürür. kişi artık undetectable olmuştur ve bulaşma riski kalmamıştır. korunmalı ilişkiyle hayatına devam eder. kişi yıllarca virüsü taşıyıp aids evresine gelmiş olsa bile etkin ve zamanında yapılan bir tedaviyle tekrar hiv pozitif evresine geri döndürülebilir.

    4) yapacağınız şey nedir? hiçbir şekilde kimseyi tecrit etmeyiniz. hiv virüsü kan yoluyla, korunmasız cinsel ilişkiyle (ki her cinsel ilişkide geçecek diye bir kural yoktur) ve anneden bebeğe emzirme yoluyla geçer. asla ve asla aynı tabağı, eşyaları kullanmayla, sarılmayla öpüşmeyle, tokalaşmayla geçmez. öyle ki kişi yaklaşık bir yıl önce enfekte olmuş ve eşiyle bilinçsizce seks yapmıştır. ikisine de test yapılır ve eşi negatif kendisi pozitif çıkar. yani böyle he denilince geçmez.

    5) tükürükte hiv virüsü yoktur. hiv, spermin gözün ve burun içindeki mukus tabakaya değmesiyle geçebilir. dikkatli olunmalıdır.

    6) dünya ve türkiye üzerinde yıllar boyu mutlu şekilde birlikteliklerini sürdüren pozitif-pozitif negatif-pozitif çiftler vardır ve sandığınız gibi değil aksine çok sağlıklı şekilde hayatlarına devam etmektedirler.

    7) kopyalanması durur. zaten modern tıbbın şu an çare bulamadığı kısım da dokulardaki virüsü yok edememektir. ancak çok çok umutlu ve köklü çözümler de yoldadır. bir gün tamamen vücuttan atılması beklenmektedir.

    8) hiv'in zor olan yanı kendisi değil yaratılan algısıdır. bu önyargılar nedeniyle pozitif bireyler gizlenmeyi tercih ederler.

    okuyun ve bilgilenin. bildiğiniz şeyden korkmazsınız. bir gün karşı karşıya kalabilirsiniz zira.
  • aids korkusu fobi değildir. fobi kişinin normalde korkulmayacağını bilmesine rağmen anlamsız şekilde belirli bir nesne ya da belirli bir durumdan korkması durumudur.

    aids korkulması gereken bir hastalıktır. daha doğrusu hiv pozitif korkulması gereken bir hastalık. zira aids hastalığın son aşamasıdır. hiv virüsünün nasıl geçtiğini sağır sultan bile biliyor; korunun, damar yolu şırınganızı* kimseyle paylaşmayın ve hiv pozitif iseniz doğurmayın. hiv pozitif kadınların çocuklarının bir kısmı kan değişimi ile enfekte olmadan doğabiliyor. ama hiv pozitif bir annenin kesinlikle emzirmemesi gerekiyor.

    bugün aids beraber uzun yıllar yaşayabileceğiniz bir hastalıktır. eskiden avuç avuç hap yutarken şimdi az sayıda hap, spor ve sağlıklı yaşamda hiv pozitif hastaları uzun yıllar sağlıklı yaşayabiliyorlar.

    ancak ilaçlar çok ağır ve yaşam kalitesini bozuyorlar. insanın kendisinin hastalık taşıyor olması ve insanları enfekte edebiliyor olması, sağlıklı uzun yaşam istatistiklerinin yanında ciddi psikolojik sıkıntılar beraberinde getirebiliyor.

    nüfusun geneli için; korunun ! eğer tek partner ile korunmadan ilişki yaşamak istiyorsanız ve kendinize & partnerinize tek eşlilik konusunda güveniyorsanız öncesinde std testlerinizi pencere dönemlerini de göze alarak yaptırın.

    hiv'in fobisi olmaz, korunması olur.
  • fobi demenin pek doğru olmadığı iğrenç bir durumdur. hiv korkusu demek daha doğrudur, zira hiv ile aids aynı şey değildir ve hiv kapan birinin aids olması günümüzde bir zamanlar olduğu gibi kesin ya da kesine yakın değildir. ingilizce literatürde bu durum genellikle "hiv anxiety" olarak tabir edilir.

    bu korkuyu yaşayan bir insanın hiv kapmamış olsa da psikolojik çöküntüye sürüklenip sağlığını bozma riski bulunmaktadır, bu bağlamda insan böyle bir halet-i ruhiye içine girdiğinde atacağı adımlar çok önemlidir. ben de bu korkuyu yaşayıp atlatmış biri olarak bu başlık altında deneyimlerimi paylaşmak istedim.

    ilk yapılacak şey gerçekçi, sağlıklı bilgilere ulaşmaktır. bu bilgilerin en önemlisi de şudur: hiv'in bu kadar ürkütücü olmasının nedeni kolay bulaşması değil kapıldığında kurtulmanın olanaksız olması ve kapan kişiyi yaşam kalitesini yavaş yavaş düşürerek oldukça kötü bir biçimde öldüreceği kanısıdır.

    oysa ki o son kısmı da son 15-20 yıldır pek geçerli değildir. üstü çizilip "insanı ömürboyu ilaç kullanmaya mahkûm etmesidir" diye yazabiliriz. yani diyabetik olmakla hiv+ olmak arasında bulaşıcılığı dışında çok büyük bir fark yoktur günümüzde. en kötü senaryo gerçekleştiyse ve kaptıysanız bile bundan sonra sürekli ilaç kullanacaksınız demektir, sürünerek öleceksiniz diye bir şey artık yok.

    kolay bulaşmaz demişken, hiv+ birinden kan nakli yaptırdıysanız bulaş olasılığı %85'in üzerindedir. ben burada daha ziyade korunmasız cinsel ilişkiye girip de arkasından korku yaşayan insanlar için yazıyorum bu yazıyı. o bağlamda eğer tanımadığınız biriyle cinsel ilişkiye girip de hiv kapmış olmaktan korkuyorsanız ilk bilmeniz gereken şey şudur ki nasıl bir ilişki olursa olsun, partner kim olursa olsun, her zaman için *kapmamış* olma olasılığınız kapmış olma olasılığınızdan çok daha yüksektir.

    kapıp kapmadığınızı kesin olarak anlayana kadar yapabileceğiniz pek bir şey yoktur ancak asla yapmamanız gereken bir şey vardır: internetten belirti aramak. hiv yeni bulaştığı insanlarda belirti vermez, genellikle yıllarca belirti vermez. bulaştığı insanların yaklaşık yarısında gribal enfeksiyon benzeri bir rahatsızlık yaptığı düşünülmektedir, ancak bunun da kaptıktan sonra ne kadar sürede görüleceği ve olup olmayacağı net değildir, kişiden kişiye değişir. o yüzden hiv söz konusu olduğunda belirti sağlıklı bir tanı yolu olarak kullanılamaz. kısacası şüpheli bir ilişkiden 1 hafta ya da 1 ay sonra grip benzeri belirtilerle yatağa düştüyseniz bunun nedeni hiv olabilir ama çok büyük olasılıkla değildir. internetten bakarak kısa vadede tek elde edeceğiniz nur topu gibi bir anksiyete rahatsızlığı olacaktır. uzun vadede cybh uzmanı olmanıza da neden olabilir, bana öyle oldu. değer miydi derseniz asla değmez, zira cybh uzmanı olmak isteyenin yapması gereken tıp fakültesine gitmektir. o yüzden cybh söz konusu olduğunda doktor olmakla sıradan hasta olmak arasında kalan bir şey yapmayın, çok sakıncalı.

    sağlıklı tanı yolu test yaptırmaktan geçer. dünyada hiçbir web sitesi, hatta doktor ya da klinik, size test yapmadan size hiv+ olup olmadığınızı söyleyemez. bu testin de pencere süresi dediğimiz bir bekleme süresi vardır. yani sağlıklı sonuç virüse maruz kalındığı sanılan ilişkiden hemen sonra alınamaz. elisa ve pcr adlı iki test vardır. diğerleri şu aşamada pek yaygın değil ve genellikle önerilmez. eczaneden alınan testlerinse yalancı pozitif ve negatif oranları biraz fazla olduğu için pek akıl kârı değildir. elisa ve pcr'a gelince, iki testin de doğruluk oranı çok yüksek olmakla birlikte yöntemleri çok farklı olduğu için yapılma zamanları da farklıdır. özellikle pcr'ın doğruluk oranı %100'e çok yakındır, ancak onun da zamanlaması önemlidir. ilişkiden 1 hafta sonra yapılan bir testin negatif çıkması, özellikle de elisa testiyse, hiçbir şey ifade etmez. olsa olsa o ilişkiye girdiğiniz sırada virüs taşımadığınızı gösterir, ki düzenli cinsel yaşamı olan biri için bu bile kesin bilgi sayılmaz. şöyle ki elisa testi virüsün kendisini değil antijenini ve/veya antikorunu arar. yani kişiye virüs bulaştıktan bir süre sonra ortaya çıkacak "yan ürünlerini". bunların kimde ne kadar sürede ortaya çıkacağını net olarak belirleyebilen bir teknoloji günümüzde yoktur ancak sıklıkla 3 ayı geçmediği, 1 yılı geçmesininse son derece sıradışı bir durum olduğu varsayılır. pcr testiyse doğrudan virüsü arar ve ekstrem durumlar dışında olası bulaş senaryosundan sonra 1 ay içinde kesin sonuç verir. daha önce kesin sonuç vermemesinin nedeniyse virüsün kanda yeterince çoğalamamış ve yayılamamış olmasıdır, bu durumda test virüsü bulamayabilir ve bu da yanıltıcı olabilir. nitekim aynı test virüs bulaştığı kesin olan hastalarda da kullanılmakta ve bu test virüsü tesbit edemediğinde virüs sayısının yeterince azaltıldığı ve hastalıkla mücadelenin iyi gittiği düşünülmektedir.

    kısacası şüpheli bir cinsel ilişki yaşadıysanız yapmanız gereken en mantıklı şey 1 ay bekleyip pcr testi yaptırmaktır. bu test negatif çıktığında hiv kapmamış olduğunuzu varsayabilirsiniz ancak %100 emin olmak için birkaç ay sonra tekrarlamanız önerilir. bunu bekleyebilecek kadar mantıklı düşünmekte zorlanmanızsa anlaşılabilir bir durumdur, bu durumda ne yapacağınıza da biraz aşağıda değineceğim.

    gelelim ekstrem durumlara... diyelim ki birlikte olduğunuz kişinin hiv+ olduğunu ve/veya size bulaştırmak istediğini düşünmek için çok geçerli nedenleriniz var. ki bu gerçekten ekstrem bir durumdur, çünkü şırıngayla eroin kullandığını bildiğiniz bir travesti size anal yolla tecavüz edip gözünüzün içine bakarak "artık sen de hiv taşıyorsun" dese bile test sonucunu görmeden tam emin olamazsınız. elbette bazı durumlar bu düşünceyi taşımak için diğerlerinden daha geçerli nedenler sunar ve bu durumda derhal bir doktora başvurmalısınız. bu durumda pep diye kısaltılan profilaksi şeklinde bir tedavi uygulanır. bu tedaviye şüpheli ilişkiden hemen sonra başlamanız gerekir, çünkü gecikirseniz bir işe yaramaz. bu tedavide hastaya yoğun biçimde anti retroviral ilaçlar verilir ve kabaca virüsün palazlanmadan tepesine binilmesi amaçlanır. sonuç alınıp alınamayacağı bir çok parametreye bağlıdır ve asla kesin olarak bilinemez. kabaca şöyle örnekleyelim, diyelim ki ölümüne dövüşen çok güçlü bir boksörsünüz ve ringe çıkarken kalabalık bir grubun saldırısına uğradığınız. bu saldırıda ölebilirsiniz, ya da ringe dayak yemiş olarak çıkacağınız için ringdeki rakibinizden ağır dayak yiyip ölebilirsiniz. ama icabında o dayağa rağmen rakibinizi de dövebilirsiniz. işte bu profilaksi de temelde böyle bir şey, yani sonucu, pek bilimsel bir yaklaşım gibi görünmese de, belli olmaz. ayrıca unutmayın ki bu ağır bir tedavidir ve virüsün vereceği kadar olmasa da vücudunuza zarar verir. o yüzden doktoru ikna etmeniz gerekir, her doktorun her zaman uygulayacağı bir tedavi değildir.

    zurnanın zırt dediği yerse mantıklı düşünme kısmı. insanın en yakalanmak istemeyeceği hastalığa yakalanmış olabileceği korkusu ona yanlış şeyler yaptırabilir, o yüzden her şeyden önce panik yapmamanız ve internetten alacağınız bilgilere kayıtsız şartsız güvenip bilinçsiz sonuçlara varmak yerine işi bilen birinden yardım istemeniz gerekmektedir. işi bilen kişi elbette bu konuda uzman bir doktordur ancak başvurmanız gereken tek kişi doktor değildir. doktorun size sunacağı bilimsel veriler mantıklı düşünebilen bir insanı rahatlamaya ve test zamanı gelene kadar sabretmeye yöneltecek olsa da mantıklı düşünmek işin temelidir ve yapması zor olandır. binanın temeli gibi düşünün, temel yoksa bina yıkılır. peki bu mantıklı düşünebilme temelini nasıl kuracağız? şöyle... bu korkuyu yaşayan ne ilk ne de son kişisiniz. daha önce yaşamış insanlar var. böyle birini bulup danışabilirsiniz. birçok kişi de cybh söz konusu olduğunda kimseyle konuşmak istemez. işte bunu yapmayın. sağlığınız her şeyden önemli. fuhuşa gittiğinin bilinmesini istemeyen bir erkek olmak, kocasını aldatan ya da evlilik öncesi ilişki yaşayan bir kadın olmak, eşcinsel ilişki, birçok nedeni olabilir bu konuları konuşmaktan çekinmenin. ama bunları düşünmeyip ilk aşamada gelen korkuyu yenmeniz için korkuyu daha önce yaşamış birinden destek almalısınız. sizi doktora gitmeye de en iyi o ikna eder. gözünüze girmek üzere olan kirpiği kendinizin göremeyeceğiniz gibi bu durumda sizin için doğruyu da karşınızdaki deneyimli kişi görür. böyle birini bulmak sandığınızdan kolay. bu durumda kalmış birini tanımıyorsanız internetteki bazı forumlara bakarak bulabilirsiniz, o da yoksa pozitif yaşam derneği diye çok güzel bir kuruluş var. hiv kapıp da hayatının kaydığını düşünen insanları hayata döndüren kişiler bunlar. uzmanlık alanları gerçekten kapmış olanlara destek vermek ama kapmış olma korkusu yaşayan insanlara da yardımcı oluyorlar. aradığınız zaman size "türk'e bir şey olmaz merak etme sen"mantığıyla yaklaşıp boş konuşmazlar, ancak korkunuzun gereğinden çok daha büyük olduğunu nedenleriyle anlatıp doğru yönlendireceklerine şüpheniz olmasın.

    tüm bunların yanı sıra başka bir noktaya da dikkat çekmek istiyorum: diğer hastalıklar. hiv oldukça zor bulaşan bir miktoptur ancak bu tüm cybh türleri için söylenemez. aşısı olan hepatit b ve kesin tedavisi olan frengi ve bel soğukluğu gibi hastalıklar hiv'den çok daha kolay bulaşabilir ve teşhis edilmediğinde ciddi sıkıntı yaratabilirler. teşhis edilmeleri hâlindeyse, hastalığına göre değişmekle birlikte, çoğuna karşı çok etkili tedavi yöntemleri mevcuttur. şüpheli cinsel ilişki sonrası hiv korkusu yaşayan insanın genelde farkında olmasa da esas korkması gereken hastalıklar bu diğer hastalıklardır. günümüzde tıp bilimini biraz zorlayan hpv dışında tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklar için bulaş ve teşhis sonrası yol haritası üç aşağı beş yukarı bellidir ve sonuç her zaman garanti olmasa da vakaların ezici çoğunluğunda yapılan müdahale hastalığın hastaya kalıcı bir hasar vermeyeceği şekilde etkili olmaktadır. bu hastalığın seyrinin kontrol altında tutularak baskılanması ya da tamamen tedavisi şeklinde olabilir. bunun için de ön koşul hastalığın teşhis edilmesidir. hiv'e odaklanıp diğer hastalıkları göz ardı ederseniz kendinizi turp gibi zannederken karaciğer nakliyle ya da kısırlıkla burun buruna bulabilirsiniz.

    son olarak da bulaş olasılıklarına değinelim. korunmasız anal seksteki pasif partnerin hiv+ olduğu kesin bilinen aktif partnerden hiv kapma riski cinsel ilişkiler içindeki en yüksek risktir ve ortalama %30 cıvarında hesaplanmıştır. dikkatinizi çekerim, burada diğer partnerin hiv+ olduğunun kesin olması gerekiyor. bu olasılığı hesaplamak elbette çok güç, ancak tanzanya'da falan yaşamıyorsanız her halükârda %50'nin çok altında diye düşünebiliriz. yani olabilecek en riskli cinsel ilişki türünü yapan birinin *tek ilişkide* hiv kapma olasılığı reelde %15'in altında. anal seksteki aktif partnerin riski bundan da az. vajinal seksteki pasif partnerinki de kâğıt üstünde çok düşük, vajinal seksteki aktif partnerinkiyse %1'in bayağı bir altında. elbette bu yüzden ben önüme gelenin koynuna gireyim bir şey olmaz diye düşünmemek gerek, çünkü o düşük yüzde sizi ilk seferde de bulabilir. gel gelelim gördüğünüz gibi bilimsel olarak risk gerçekten çok düşük. peki bu kadar düşük risk varken anal seks bile yapmadan insanlar bu mikrobu nasıl kapıyor? bu da pek bilimsel bir yaklaşım gibi görünmeyecek, ama kısaca bu bir piyango. dünyada neler oluyor bir düşünsenize... birileri büyük ikramiyeyi tutturuyor, birilerinin bindiği uçak düşüyor, birilerinin bindiği uçak düşüp de oradaki herkes ölürken o biri sağ kalıyor. bunların hiçbirinin kime ne zaman olacağını kolayca hesaplayabilmemizi sağlayan bir bilim dalı yok. matematik biraz yardımcı oluyor tabi ama "niye o?" sorusunda genelde o da tıkanıyor. bu sorunun yanıtını aradığımızda devreye çok müthiş ayrıntılar girebiliyor ki bunların çoğunu bilemiyoruz, zaten büyük kısmını da ancak şansla açıklayabiliriz.

    kısaca toparlamak gerekirse, yapılacaklar şöyle:
    - partnerimizden çok emin değilsek korunmasız cinsel ilişkiye girmemek (özellikle de tanımadığınız biriyle para karşılığı ilişkiye giriyorsanız)
    - bir halt edip de korunmasız ilişkiye girdiysek bulaş riskleri konusunda kendimizi eğitmek, gerekli gereksiz stres yapmamak
    - partnerin hiv+ olduğundan kesin emin olmanızı sağlayacak bir durum varsa derhal bir doktora başvurup durumu açıklayarak profilaksi talebinde bulunmak
    - böyle bir durum yoksa test yaptırma süresi gelene kadar (en az 1 ay) sâkin olmaya ve bu konuyu pek düşünmemeye çalışmak
    - internetten belirtilere bakma dürtüsü geldiğinde bu dürtüyü yenmek ve test yaptırana kadar asla internetten hiv belirtileri konusunda bir arama yapmamak
    - daha önce bu korkuyu yaşamış birine ulaşıp destek almak
    - doktora gidip durumu anlatarak hiv *ve diğer cybh* konusunda bilgi almak ve muayene/tahlil istemek (bazı cybhların teşhis süresi oldukça kısa, o yüzden doktora gitmek için 1 ay beklemeyin, 1 hafta uygundur. bu süre zarfında cinsel organ çevresinde bir lezyon olursa fark eder etmez gidin ki doktor sürüntü alıp ne olduğuna bakabilsin. bunun dışında ne yapılması gerektiğini de zaten doktor anlatacaktır.)

    bol sevişmeli, bol sağlıklı, az korkulu günler dileğiyle...