şükela:  tümü | bugün
1103 entry daha
  • (bkz: #72196710)

    geçen gün yeğenlerle konuşurken, gülse birsel'i bir zamanlar ne kadar sevdiğimizden bahsetmiştik. daha doğrusu, onlar kendisini -özellikle de kitaplarının hatrına- hâlâ sevdiklerini söylediler, ben ise eskisi gibi hayranlık duymadığımı ifade ettim. bugün ise, nihayet şu filmini izleyince, neden eski ilgimi ve sevgimi yitirdiğimi daha iyi anladım...

    gülse birsel, kanalların vs.nin bu kadar mantar gibi bitmediği ve ironik mizah konusunda pek kimsenin zekâsını konuşturmadığı bir zamanda gag gibi bir programla dikkatleri çekmiş, akabinde kaleme aldığı kitaplarla da "farklı" bir bakış açısı olduğunu ayrıca göstermişti. kendisini nitelikli bulup sevmemi(zi)n sebebi buydu. lakin sonra kendini tekrara düşmeye başladı, özellikle de yalan dünya'da "ya ben zaten kültürlü bir insanım, o kadar film falan izlemişim, neden o kültürümden süzdüğüm parçacıkları yazdığım işlere aktarmayayım ki" düşüncesine kapıldı. ** hâlbuki gayet espritüel ve kıvrak bir zekâsı varken, bilinen ve sevilen filmlerden "esintileri" kalemine katmaya ihtiyaç duymaması ya da oluşturduğu karakterleri alabildiğine abartıp karikatürize etmeye çalışmaması gerekirdi, ona ilk zamanlardaki gibi özgün kalmak yakışırdı. lakin olmadı, yeteneğinin rotasını o çizgiye çevirmeyi tercih etti. ki bu filminin fragmanını görünce o yorumu "aman olmasın lütfen, yanılmış olayım" diyerek yazmıştım, ne yazık ki yanılmış falan çıkmadım.

    tahlili ve tasavvuru çoğunluktan farklı olan insanlar kendi yeteneklerini kendi elleriyle köreltip vasata doğru yönelince yakıştıramıyorum sanırım.

    ha, filmde komik detaylar yok muydu? elbette vardı. örneğin fiko'nun haşmet'in bürosunu bastığı sahneler on numara beş yıldızdı. bunu burhan altıntop'a ebedi sürecek antipatime rağmen diyorum, zira yiğidi öldürsem de hakkını teslim etmem gerekir. lakin işte, birkaç detay ne beklentiyi karşılıyor ne de çizginin eski zirvesine yaklaşabilmesini sağlıyor.