şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: aile sergisi)
  • ruhsal sorunları anlamaya aile ve aile bireylerinin tarihini de katan bir ruhsal yardımlaşma, psikoterapi ekolü.

    bilinçdışı algı kısıtının ve/ya işlem sorununun çıktısı mı? bir mükemmel algı, bir süperişlemci beyin bilinçdışından kurtulabilir mi sanmalıydık? yok, bilinçdışı vardır, kaçınılmazdır ve ebedidir. hatta kendini gerekirse kuşaklar aşırı*, atlamalı biçimde kanıtlar. genetik geçiş fenotip özellikleri için geçerliyken, bilinçdışı temalar için de geçerli olabilir, genetik geçiş olmuyorsa sosyal sistemler* içinden de açıklanabilir. (bkz: bilinçdışı/@ibisile)
  • en az iki senelik bir eğitim süreci vardır. ben aldım, bireysel veya grup çalışmaları için mesaj gönderebilirsiz.(bkz: mrbrain) aşağıya sizin için biraz bilgi bırakıyorum,sevgiler;

    “konstelasyon” kavramı, bir sistem içersindeki ilişkili öğelerin, birbirine göre konumu, durumu ve birbirinden etkileşimi anlamına gelmekle beraber; psikoterapi -literatürüne dünyaca ünlü alman psikoterapist, filozof bert hellinger tarafından oluşturulan, orijinal adı “famillien aufstellung” olan ve uluslararası alanda ”family constellation work” olarak bilinen “aile konstelasyon çalışmaları” ile girmiştir. kendisi, 1970 ve 80’lerde batı dünyasının mevcut kaynaklarıyla eğitim görmüş ve çalışmıştır; freudyen psikanalitik yorumlama, janov’un primal çalışması, carl rogers’ın grup çalışması, eric berne tarafından benimsenen transaksiyonel analiz, virgina satir’in aile heykeli çalışma tekniği, grinder, bandler ve dilts sonrası nöro-lingusitik programlama… en sonunda moreno’nun aile dinamiklerini sahnelediği psikodrama tekniğinden esinlenerek, kendi aile konstelasyonu tekniğini geliştirmiştir.

    bu yöntem, daha önce bilinen ve uygulanan sistemik ve fenomenolojik yaklaşım ile temsilci algısı fenomeninin entegrasyonu sonucu oluşmuştur ve bu muhteşem bileşim sonucunda ortaya çıkan “bilen alan”, klasik psikoterapinin tıkandığı noktada, insan ruhuna derin ve” farkındalık” bir bakış sunmaktadır.

    bu yaklaşım, her ailenin kuşaklar boyu süre gelen yapı itibariyle bir sistem oluşturduğunu ve bireylerin anne karnında filizlenmesinden itibaren bu sistemin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyler.

    bert hellinger, başlarda bir misyoner olarak bulunduğu güney afrika’da, on altı yıl boyunca oradaki ilkel kabileler ile iç içe yaşamış ; bu insanların birbirleriyle, atalarıyla ve varoluşla ritueller aracılığıyla kurdukları ilişkiden derinden etkilenmiştir. sonrasında, bu deneyimleri,insan ilişkilerine fenomenolojik gözlem çerçevesinden baktığında onu, aile sistemi içersindeki bilinçdışı düzenin temel dinamiklerini kavrama noktasına getirmiştir . kısaca bahsedeceğimiz bu dinamikler sağlıklı işlediğinde, aile sistemi içersindeki sevgi akışı mümkün olabilmektedir:

    * sistemdeki herkes eşit aidiyet hakkına sahiptir ve hiçbir üye diğerinin yerini inkar edemez;aileleri tarafından dışlanmış veya unutulmuş aile bireyleri diğer aile üyelerini etkilemeye devam ederler, aile bireyleri suç işlemiş, aileye utanç vermiş ya da aile değerlerini çiğnemiş birini doğal olarak dışlama eğilimindedir, ancak başlangıçtaki gerekçe ne olursa olsun,herhangi bir üyenin dışlanması, sisteme sonradan gelenler için yıkıcıdır. üyeler kimin dışlanmış olduğunu unutabilir ama sistem asla unutmaz. aidiyet hakkı olanların dışlanması, aile sistemini alt üst eden dinamikler arasında en sık rastlanılanıdır. düşükler, kürtajlar, evlatlık verilen ya da alınanlar dahil tüm çocuklar, ebeveynler, ebeveynlerin eski eşleri de aile sistemi içerisinde yer alır.

    *bütünlüğü korumak; aile bireyleri, ancak aile çemberindeki herkese yüreklerinde onurlu ve saygın bir yer verdiklerinde, kendilerini tam ve bütün hissederler.

    *sistem içi hiyerarşiyi korumak; varoluş ve zamanın aşikar ve doğal yasaları aile sistemleri için de geçerlidir, varlık zaman ile nitelenir. ilişki sistemlerinde bu,sisteme önce girenin daha sonra gelenler üzerinde belirli bir önceliği olduğu anlamına gelir. ebeveynler sisteme çocuklardan, ilk doğan ikinciden önce gelir. zaman, ailede saygı gösterilmesi gereken doğal bir hiyerarşi oluşturur. bazen genç bir kişi, yaşlı olana ait sorumluluğu, işlevi, ayrıcalık veya suçu üstlenerek aile hiyerarşini alt üst edebilir, bu durum sistem için bir travmadır ve etkisi dalgalar halinde tüm aile sistemi içersinde hissedilecektir.

    *zamanın sınırlarını kabul etmek;bütün bireylerin sistemde yerleri olması ve hatırlanmaları gerekmekle birlikte; ailenin, uygun zaman geçtikten sonra, geçmişte kalanı unutmasına izin verilmelidir. geçmişi geçmişte bırakmak ve geleceğe de geldiği gibi kollarını açmak sistemik dinamiğin gizidir ve kesinlikle zarafet gerektirir.

    şu an yaşadıklarımız bize hala yüzyıllar öncesinde yaşanan şeylerin mirası. iyi ya da kötü olarak ayırdığımız ve adlandırdığımız şeylerin sorumluluğunu taşıyoruz. bizler yeni çözümler bulmanın yanında, kadın ve erkek, fail ve mağdur, güç ve güçsüzlük arasındaki kutupları yeni bir bakış açısıyla anlamak durumundayız. gerçeği olduğu gibi görebilmek cinneti ortadan kaldırır ve iyileşmenin başlaması için zemin hazırlanır.

    aile içersindeki sistemik yasalar söz konusu olduğunda temel yönelim, dengenin sağlanması ve sistemin tüm elemanlarını dahil edilmesi yönündedir. bu yönelim sonucunda,sistemik kurallar her ihlal edildiğinde, aile bireyleri ve gelecek kuşaktan bireyler bu yükü taşıyacak yada bu enerjiye dolanık hale gelecektirler, bir grubun bütünlüğünü korumak için her bireyin hatırlanması gereği, daha sonra gelen kişinin dışlanmış kişiyi temsil etmesini talep edebilir. bu tür özdeşleşmeler, bireyin o an ki yaşam koşulları ile açıklanamayacak,sıra dışı yoğunlukta duygu ve davranışlar sergilemesine neden olur ve sistem kendince hatayı telafi etmiş ve kör bir adalet sağlamış olur.

    aile sistemi içerisinde, ilişkilerde sorunlara yol açan diğer önemli bir dinamik; doğal yönelimin kesintiye uğramasıdır, küçük çocuğun sevdiği birine (anne,baba,kardeş…) yönelmesi ölüm, hastalık ya da başka koşullar nedeniyle kesintiye uğramışsa, bu engellenmiş yönelime; incinme,reddetme, umutsuzluk, nefret, boyun eğme, acı gibi güçlü duygular eşlik edecektir. küçük çocuklar, sevdikleri kişiye ulaşamadıklarında, kendilerini geri çevrilmiş ve kusurluymuş gibi algılarlar. böylece bu yönelime son verirler.ilerde böyle kişiler, ne zaman başka birine yönelmek isteseler, yaralanmış olduklarının anısı, bilinçdışı bir şekilde ortaya çıkarak yönelimlerini kesintiye uğratır ve aynı eski incinmeyle tepki verirler.

    klasik aile konstelasyon yönteminin ilk aşaması, aileye toplu bir bakıştir.sisteme dahil olan,yani danışanı sistemik olarak etkileyen herkes belirlenir . konstelasyon kolaylaştırıcısı(uygulayıcısı), geniş ailede ölüm, intihar,ayrılık,boşanma,kaza,sakatlık ve yokluk gibi sistemde dolanıklık oluşturabilecek olayları sorar, cevapların net olması ve ayrıntı içermemesi için danışanı yönlendirir.daha sonra danışan,kendisini ve konuyla ilgili öneme sahip diğer aile üyelerini temsil edecek kişileri grup içersinden seçer.aile konstelasyon çalışması üç aşamada gelişir ve aile sistemine ilişkin, sırayla, iki içsel resim yaratır:

    * yıkıcı dinamiklerin su yüzüne çıktığı resim,

    * denge ,yerini bulma duygusu ile sisteme nefes aldıran çözüm resmi.

    konstelasyonun ilk aşaması, danışanın anı ve içsel imgelerini ortaya koyar.aile sisteminde işleyen saklı dinamiklerin son derece kişisel bir resmidir bu.temsilcilerin tepkileri danışanın söylediklerine ek bilgi getirir.onların tepkilerinin,konstelasyonun görsel öğeleri ve danışanın verdiği bilgi ile birleşimi,çözüm arayışında, tek başına danışanın anıları veya içsel imgelerinden daha değerli ve gerçeğe yakın bir temel sunar . saklı dinamik gün yüzüne çıktıktan sonra çözüm aramak mümkün hale gelir.bu resimden hareketle,adım adım,sistemik denge ve çözüm arayışına başlanır. çalışmanın son aşaması,aile sistemi içersindeki her bireyin,sistemde sevgi akışını sağlayacak şekilde, kendine ait yerde konumlanması(konstelasyonu) sonucunda oluşturulan çözüm resmidir,ki bu resim, dönüşüm ve farkındalık için insan ruhuna çok derin bir dokunuştur.

    temsilci algısı fenomeni

    modern fiziksel modele göre, 19. yüzyılın pozitivist felsefesinde düşünüldüğü şekliyle, dünyanın nesnel olarak kavranması mümkün değildir. bizim insanî anlayışımızla “nesnel” olarak tutabileceğimiz bir dünya yoktur. aksine gözlemleyen bir insan ve gözlemlediği arasındaki diyalogdan içgörü gelişir. bu süreçte gözlemci gözlemlediğini ve gözlemlenen de gözlemciyi yansılar. bilimsel olarak ölçülen her şey zaten ölçüldüğü için değiştirmiştir. ölçme ya da algılama yöntemini bilmediğimiz hiç bir şeyi tanımlayamayız. bilmek ya da hatırlamak istemediklerimize kör kalırız.

    bilginin insandan insana aktarımıyla ilgili normal algımızdan yola çıkarak anlamanın zor göründüğü şeyler, aile konstelasyonlarında belirli bir deneyim kazandıktan sonra açık ve aşikar görünmeye başlıyor. temsilciler ailedeki duygusal çatışmanın özünü sezgisel olarak kavrıyorlar. birkaç jenerasyonda çözülemeyen durumu büyük bir kesinlik ve netlikle yansıtıyorlar.

    dünyanın dört bir yanında insanların başkalarının konstelasyonlarında temsilci pozisyonunda deneyimledikleri durumlar bu iddiayı kanıtlıyor. konstelasyonlara bir şekilde ilgisi olan herkes bunu deneyimleyebilir. thomas shafer şöyle yazıyor: temsilcilerin tamamen yabancı olmalarına rağmen her seferinde aile hikâyesini bu kadar detaylı şekilde anlatabiliyor oluşları şaşkınlık verici. temsilciler gerçek aile üyelerinin hissettiği gibi hissediyorlar” (schafer, 2000). konstelasyon danışmanı mahr temsilcilerin şunları yapabileceğini söylüyor: “sistemdeki başka güçlerin ya da üyelerin durumlarıyla fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak empati kurmaya ya da onları temsil etmeye yardım eden kavramsal kabiliyetlerimiz … bir sistemdeki bilinçdışı dinamikleri hayret uyandırıcı bir kesinlik ve güvenilirlikle gözler önüne sermemize olanak veriyor” (mahr, 2003).

    konstelasyonlarda temsilcilerin davranışları danışana içsel benliğiyle ilgili pek çok bulgu yansıtır. hiçbir danışman çoklu ilişkilerdeki duyguların karmaşıklığını temsilcilerin danışana yansıttığı kadar açık ve net geri yansıtamaz. konstelasyonlar ayrıca ruhun pek çok düzeyini hiçbir uygulayıcının tek başına yapamayacağı kesinlikte gösterir.

    sistemik uygulamanın bir prensibine göre, sistem kendi kendisinin en iyi anlatıcısıdır ve çevreye uyum sağlama potansiyeline olduğu kadar kendi koruma potansiyeline de sahiptir. bu anlamda konstelasyon bir danışanın kendi odaklanmış sistemik anlatımı olarak görülebilir. konstelasyonlar böylece en girift duygusal karmaşıklıklara en deneyimli uygulayıcının bile öneremeyeceği çözümler bulabilir.

    ruhun ve maddenin birbirinden ayrı olarak var olmadığı yeni bir dünya modeli nasıl tanımlanabilir? laszlo’yu takip edersek aşağıdaki aksiyomlardan türeyebilir (laszlo 1997).

    evren gözlemlenebilir bir madde-enerji kuantumu ile kuantum-üstü bir alandan ve doğrudan ya da araçlarla gözlemlenemeyen bir sanal enerji alt-kuantumundan oluşur. bugüne kadar boş olarak düşündüğümüz uzay gerçeklikte doludur.
    maddesel olarak görülebilir veya ölçülebilir enerji cisimleri çevrelerindeki evrensel alanda kendilerini çoğaltırken arkalarında iz bırakan elektro-manyetik uzay/zaman modelleridir. bu enerji cisimleri kendilerini çevreleyen alt-kuantum alanlarını “ in-form” eder, yani kendi bilgilendirici içerikleriyle belirli bir biçim oluştururlar.
    enerji alanına yerleşmiş bilgi her yere dağılabilir ve maddesel cisimlerin enerji transferi limitlerine –zaman ve uzay mesafeleri ve dolayısıyla ışık hızı limitleri- tabi değildir.
    eğer bu varsayımlarla yola çıkılırsa maddesel dünyada olanlarla ilgili sonuçlar elde edilebilir:

    evrende olan her şey, her an alt-enerji alanına kaydolur. var olan ve yaşanan her şey için evrensel bir hafıza oluşur. her şey potansiyel olarak birbiriyle bağlantılıdır.
    enerji cisimlerinin elektro-manyetik zaman-uzay matrisleri bu sanal enerji alanında, kendileri için bilgi toplayarak yansılanırlar.
    eğer insan organizması bu sanal bilgi matrisleriyle ilişki kurarlarsa geçmiş zamanda olmuş olaylar şimdinin deneyimine taşınabilir.
    belirli koşullar altında, örneğin eğer sürecin işlemesi için yolu temizlersek, başka insanlar bizim içini doldurduğumuz enerji alanlarıyla ilişkilenebilir ve böylece bizim geçmiş deneyimlerimizle temas kurabilirler.
    geçmiş, maddesel dünyaya olan enerji akışıyla geri kazanılıp, yeniden şekillenerek deneyimlenebileceği gibi aynı zamanda aktarılabilir de.
    bu modele göre, bir konstelasyonda aşağıdakilerin olması mümkündür:
    herkes gibi, konstelasyon sorunu olan kişi de, ona nüfuz eden bir enerji alanının içindedir ve geçmişin ardında bıraktığı izlerle doludur.
    özellikle bağlanma ve dolanıklık duyguları kişinin sanal enerji alanında güçlü etkiler bırakmıştır.
    kişi o anki sorununu formüle ederken, ruhunun yapısını kendi geçmişiyle ilgili bir yansılama işlemine tabi tutar.
    konstelasyon çalışması sürecinde, temsilciler kişinin geçmişine ve geçmişinden o âna taşınan soruna tam olarak yansılanır.
    temsilciler kendi duyuşsal ve algısal yapılarıyla sanal enerji alanında depolanmış bilgiyi kendi deneyimlerine taşıyabilirler ve jestler ya da dil yoluyla ifade edebilirler.
    elbette bu varsayımlar sadece olası hipotezlerden birinin sonucudur. daha başka pek çok olasılık düşünülebilir. konstelasyon çalışması ve temsilci algısı fenomeni dünyaya bakışımızı yeniden değerlendirmemize sebep olur. temel insanî sorulara daha iyi cevap veren yeni açıklamalar bulmak atomlardan oluşmuş, sözde doğa kanunlarına uyan klasik, amaçsız, planlanmamış bir dünya modelinin ötesine geçmek demektir. bu dünya modelini geçerli bulan bir fizikçi herhalde kalmamıştır ama bazı insan ve sosyal bilim dalları için mekanik model hala tahayyül edilebilen tek dünya. yine de başka bazı alternatifler de var. eksiksiz bir dünya ve gerçeklik anlayışına henüz kesinlikle ulaşmadık.

    bu metodun imtiyazı ancak pratik deneyim sayesinde aktarılabilir. gelecekte, temsilci fenomenini kesin olarak açıklayabilecek teorinin ne olduğu meçhul. ama şu anda tatmin edici bir teori olmadan da bu metotla pek çok şey yapabildiğimizi görüyoruz. sadece tam olarak nasıl işlediğini bilmiyoruz. pek çok süreç için açıklamalarımız yüzeysel kalıyor. temsilci algısı fenomeni diye bir şey mevcut, bunda bir şüphe yok. ama temsilci dolanıklığın nasıl işlediğinden emin olmadığımız sürece pek çok yeni yorum mümkün olacağından alan açık kalmalıdır. (franz ruppert,2007)
  • yaklaşık iki ay önce kendi dizimimi açtırdım ve son 5 yıldır beynimi kemiren bir takım aile sorunlarından büyük ölçüde kurtuldum ve eğer bazı şeylerle yüzleşmeye hazırsanız şiddetle tavsiye ederim. bu tarz şeylere inancım o kadar arttı ki şimdi sırada diğerleri var.(bkz: theta healing ve bkz: emdr)
  • hellinger terapisi olarak da tanınan,familien aufstellung adıyla 90’lı yıllarda almanya'da ortaya çıkmış olan aile dizimi terapisi, ailenin kuşaklar boyu, birbirine görünmez bir bağla bağlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. bireyi, içinde doğduğu ailenin şekillendirdiğine inanan bu anlayış, ailenin belirli bir sistem oluşturduğunu ileri sürmektedir. durumda psikolojik rahatsızlıkların önemli bir kısmına, hatta belki de çoğunluğuna içinden çıktığımız kök ailede yaşanmış sorunlar sebep olmaktadır.

    psikolojik rahatsızlıkların önemli bir kısmına, hatta belki de çoğunluğuna içinden çıktığımız kök ailede yaşanmış sorunlar sebep olmaktadır.

    eğer aile içinde şiddet, intihar, cinayet, düşük, ana baba rollerinde uygunsuzluk gibi bir sebeple sistemde bir bozulma veya aile sıralamasında bir kopma olursa, bundan aile fertlerinin hepsi, hatta - etkisinin derinliği oranında gelecek kuşaklar da etkilenmektedir. ailenin bireyin psikolojik yapısı üzerine olan etkisinin kaçınılmazlığı fikrine freud'dan bu yana kimse itiraz etmemiştir. itirazlar bu etkinin niteliği, derecesi ve şiddeti üzerinedir. buna rağmen freud'dan bu yana aile ve sistemik aile terapileri çıkıncaya kadar herkes, ortaya çıkan marazın aileden bağımsız olarak kişilerin bireysel terapisini savunmaktaydılar.

    ilk defa bert hellinger, sistemik aile terapisi çerçevesinde ve fenomenolojik psikoloji anlayışı içinde, bireyi ailesine geri götürüp, ailesiyle içrek dünyada barıştırarak; aile sistemi içinde var olan mevcut yerini göstererek, sistemin yıkılan, bozulan yanlarını onararak geleneksel terapi anlayışlarına ciddi bir fark attı.

    ikincisi ve belki de daha önemlisi: ailesiyle "ruhunun derinliklerinde buluşturulacak" olan bireyin yaşı, yaşadığı mekan, zaman ve ortam, ait olduğu ailenin diğer üyelerinin yaşıyor olup olmadığı da önemli değildir. bu proses bireyin tamamen kendi iç dünyasında yaşanmaktadır. gerçek hayatta böyle bir barışı yaşamaya kalkışmak belki on yılları kapsayacak, belki de hiç mümkün olamayacaktır.

    aile dizimi çalışmasından geçen kimselerde eşleri, çocukları, ebeveynleri ve kardeşleriyle ilişki yeni baştan, yeni doğan bir bebeğin saflığı ve sıcaklığıyla kurgulanmakta, derin bir içsel huzura kavuşulmaktadır. korkular, zayıflıklar, özgüven sorunları, öfke kin, soğukluk ve katılık gibi duygular müteakip bir yıl içinde yerini kendine güvene, güçlü duruşa ve kararlılığa; sıcak, yumuşak ve uyumlu davranışlara terk etmekte, böylece yaşam yeni baştan daha enerjik ve dış dünyayla barışık halde yeniden yapılanmaktadır.

    tüm bu içsel yenilenmenin sonunda kaygılar, duygusal bozukluklar, takıntılar ve çok çeşitli bedensel şikayetlerden kurtulmak çoğunlukla mümkün olmaktadır.ağır kaderbert hellinger’in türkçe’ye “sevgi düzenleri” adıyla çevrilen “ordnung der liebe” adlı kitabından tam tercüme edilmiş olan

    “ağır kader” (schwere schiksal)

    soyağacında yaşanmış travmatik vakaları içeriyor:intihar,cinayet,şehadet,zulüm etmek, zulme uğramak, tecavüz, taciz,terk etme, aldatma, istenmeyen- gönülsüz, çocuk uğruna beraberlik,boşanma, ayrılma,evlatlık edinme- verme,ilk aşklar veya evlilikler, o ilişkilerden olan çocuklar,evlilik dışı doğumlar, neshebi bilinmeyen hamilelikler,düşük, çocuk aldırma, ölü doğum, doğuştan gelen sakatlıklar vb

    .diyelim büyük babanın işlediği bir cinayetten hiç haberi olmayan torun, kurbana karşı duyulması gereken suçluluğu taşıyor ve kendi hayatını kısıtlıyor, kronik depresyon yaşıyor, hatta intihar ederek kendi dahli olmadan yaşanmış bir haksızlığı yaşamıyla “ödüyor”.

    bir başka örnek: kadın ya da erkeğin kurduğu sıkı bir aşk ilişkisi hiçbir zaman tam olarak kopmuyor; daha sonraki evliliklerinde doğan çocuklar, geçmişteki sevgili ya da nişanlıyı temsil ediyorlar. bunun çok acı sonuçları yaşanabiliyor. eğer kadının bir tek kız çocuğu olmuşsa, nişanlı veya sevgili veya ilk eşi, yani bir erkeği aile içinde kız çocuk temsil ediyor ve o çocuk hiçbir zaman tam bir kadın olamıyor. veya tersi; oğlan çocuk babanın ilişkisini temsil ediyor ve tam bir erkek olamıyor; örneğin erken yaşta prostat sorunu çıkıyor böylece kadınlardan uzak duruyor veya çoğunluk eşcinsellikte karar kılıyor.

    tek çocuklu bir ailede anne de baba da çocuk henüz küçükken başka sevgililer buluyor ayrılıyorlar. bunun sonucunda çocuk çoğunlukla bedensel hasta oluyor, “siz durun, sizin yerinize ben gideyim” deyip, örneğin lösemi oluyor ve ölüyor.

    soyaçekim; güzel bir cilt, fazla kilolar, kanser v.b. genetik unsurlarla sınırlı değildir. ‘babasına çekmiş’, ‘annesi kılıklı’ gibi terimlerin bahsettiği huylarla da… aile büyüklerinin yaşadıkları ve yaşananların bıraktıkları etkiler de kuşaktan kuşağa aktarılan/üstlenilen miraslar arasındadır. ruhsal gelişim süresince; ruhun bedenlendiği ailede; tüm bireyler birbirlerini karşılıklı olarak seçmişlerdir; çünkü birbirlerinden öğrenecekleri vardır.

    örneğin, anneannesi şiddete maruz kalmış bir kişi, ‘anneannem nasıl dayak yediği halde dedemi sevip, onunla evli kalmaya devam edebilmiş?’ dediyse, çocukken şiddete maruz kalmamasına rağmen, eşinden dayak yemeye başlayabilir. bunun bir sebebi de, kabullenemediği olayı, evrenin aynısını kişiye yaşatarak karşısına çıkartmasıdır. üstlenmenin altında yatan, kişinin anneannesine duyduğu sevgidir ama anneannesinin hayat deneyimini kabullenip onaylamak yerine, saygısızlık göstermesidir. freudyen psikilojik terapi 20. y.y.’ın özellikle ikinci yarısına önemli farkındalıklar getirse de, 0-6 yaş dönemini baz aldığından, bu tip olaylar karşısında tıkanır. çocukken şiddet görmemiş kişi, psikoloğa başvurarak olayın kaynağını bulamadığından, sorunu kökünden çözümleyemez. çünkü sorunların kökleri sadece bizde yatmamakta, gerilere, hatta yedi kuşak öncesine kadar uzanabilir.

    diğer bir örnekte, maddi durumu iyi bir aileden gelen, eğitimli bir kişinin maddi sıkıntı içinde olmasına karşılık yapılan bir aile dizimi çalışmasının çıkarımını anlatmak istiyorum size. görünürde bolluk içinde yaşaması gereken bu kişinin, yaklaşık yüz yıl önce savaş yüzünden topraklarını, mal varlıklarını bırakarak, hayatta kalabilmek için göçmüş bir ailenin 5. kuşak bireyi olarak, aile büyüklerine olan kuvvetli sevgi bağı ile, ‘atalarım için önemli olan köşkleri, altınları değil, hayatta kalabilmekti, yaşayabilmek için parasızlığı göze aldılar, ben de onlar gibi sıkıntı çekerek onlara olan bağımı kanıtlamalıyım, param çok olursa onlara ihanet etmiş olurum’ düşünce ve hissine bağlanmış olduğu ortaya çıktı, o çalışmaya kadar kendisi de böyle bir düşünceye bağlı yaşadığını bilmiyordu.

    türkiye'de yeni tanınmaya başlayan bir terapi yöntemi. adı: aile dizimleri. amacı, yaşamın herhangi bir alanında 'kriz' ya da 'kilitlenme' yaşayan kişilere, sorunlarının kökten çözülmesinde yardımcı olmak. bu terapi başrolde, 'siz' ve 'koltuklar' var!

    sevgisini dile getirmeyen, yüzünde en ufak bir tebessüm göremediğiniz, babanız... sizi sürekli eleştiri bombardımanına tutan, hep gözönünde olmanızı isteyen, anneniz... çocuk sahibi olmayı bir türlü kabul ettiremediğiniz, eşiniz... kızdığınız, kırıldığınız ya da red ettiğiniz, aile bireyleriniz... onları yargılamadan önce bu davranışlarının, bilinçsizce üstlenilen model, rol ya da kilitlenmelerden kaynaklanabileceğini düşündünüz mü hiç? aslında belki de hiç tanımadıkları büyükaane ya da büyükbabalarının, hatta kuzenlerinin kaderlerini devraldıklarını... ve kızgınlık, red gibi olumsuz duygulara dayalı ilişkilerinize devam ettiğinizde aynı portreyi sizin de çizmeye başlayacağınızı... veya, siz... özel ilişkilerinizde neden hep başarısız olduğunuzu düşündünüz mü? peki ya cinsel soğukluğunuzun altında yatan neden? kimbilir, belki siz de halanızın kaderini devralmış olabilirsiniz pekala! işte bu noktadan yola çıkan dünyaca ünlü psikoterapist bert hellinger, "aile dizimi" adlı bir psikoterapi yöntemi geliştirdi. bu yöntemin metodu ise bir hayli ilginç; aile bireylerinizi temsil eden 'koltuklar'la çözüme ulaşmak!

    psikoterapist bert hellinger'e göre, ilişkilerde yaşanan sorunlar ve psikolojik rahatsızlıkların kökeninde "soyağacımız" yatıyor. bu sorun, bazen babanız, anneniz, bazen de halanız, ya da atalarınızla ilgili olabiliyor. yani siz, belki de hiç tanımadığınız, evlatlık verilen bir kuzeninizin kaderini devralabiliyorsunuz. dolayısıyla tüm yaşantınız boyunca kendinizi "evlatlık verilen" bir çocukmuş gibi hissedebiliyor, sevgisizlikten yakınabiliyorsunuz. ancak kalbinizde ait olmanız gererken yere ulaştığınızda "kilitlenme" ortadan kalkıyor, kuzeninizle aynı kaderi yaşamaktan kurtuluyorsunuz. işte bu noktadan yola çıkılarak gerçekleştirilen bu terapi yöntemi de 'güncel' ya da 'köken' ailenizinin temsili olarak dizilmesi esasında dayanıyor. aile dizimi, soy ağacınızdaki ağır yaşanmışlıkların farkına varmanızı, kendinizi o insanların yerine koyarak davranışlarının altında yatan nedeni ve neler hissettiklerini daha iyi görmenizi sağlıyor.

    aile diziminin amacı; yaşamın herhangi bir alanında, "kriz" ya da "kilitlenme" yaşayan kişilere, sorunlarının çözümünde kökten yardımcı olamk. ale dizimleri, hem "bireysel" hem de "grup" terapisi çerçevesinde uygulanıyor. bu süreç, terapiye katılan gryp içindeki "bireylerle" ya da temsili olarak kullanılan "koltuklarla" gerçekleşiyor. cinsellikten ilişki sorunlarına, hoşnut olmadığımız anne baba rollerimizden ruhsal hastalıklara kadar pek çok sorunda başvurulabilen aile dizimi; 8-10 seansta, hastalığa yol açan "duygusal kilitlenmeleri" çözüyor. yüreğinizi özgür bırakmanızı sağlayarak gerçek kişiliğinize kavuşmanıza yardımcı oluyor.

    bireysel terapilerde aile dizimi koltuklarla gerçekleştiriliyor. aile hikayeniz, terapistin verdiği ev ödevleri aracılığıyla, bir nebze soyağacınız araştırmaya dayanıyor. ve, aileniz hakkında verdiğiniz bilgiler doğrultusunda 'anne', 'baba', 'teyze', 'ölen kardeş', veya 'anneanne' gibi bireyleri temsil eden koltuklar seçiliyor. peki, bireysel terapide aile bireylerinin yaşadıkları içsel sıkıntılar nasıl dile getiriliyor? burada önemli olan, koltukların temsil ettiği kişiler ve sizin bu koltukları nasıl dizdiğiniz. örneğin; babanızı temsil eden koltuğu diğer koltukların dışında, uzak bir yere yerleştirdiğinizde, bu sizin babanızla ciddi bir sorun yaşadığınıza işaret ediyor. siz, terapide yine de az ve öz konuşan tarafsınız. aile diziminin geleneksel terapilerden farkı, sorulara kısa yanıtylar verilmesi ve telkinde bulunulmaması. bireysel aile dizimi terapisinde, aile bireylerinizi temsil görevini terapistiniz üstleniyor.

    bir bakıyorsunuz annenizi temsil eden koltuğa oturuyor; davranışlarını bir türlü kabullenemrdiğiniz annenizin duygularını, iç sıkıntısını ve ağır kederlerini içten bir şekilde adeta yaşıyor. diğer koltukta ise babayı temsil ediyor. bu kez, biraz dışarıda kalan, aslında sevgisini kendi içinde yaşayıp belli etmekte zorlanan pasif babanın çaresizliği yerleşiyor terapistinizin yüzüne. veya, küçük kardeşinizin bunalımları, kanserden ölen ağabeyin verdiği özlem duygusu, terapistinizi sarıp sarmalıyor. ve siz ilk kez, ailenizde hiç görmediğiniz ve hiç anlam veremediğiniz yaşanmış ağır olayları bir film gibi izlemeye başlıyorsunuz adeta. bu yaşanmışlıkların, red ettiğiniz ya da kızgınlık duyduğunuz kişinin ruhsal yapısı üzerine nasıl bir etki yarattığını şaşkınlık içinde izliyorsunuz. bu kez yorumcu farklı bir kişi, o kadar.

    terapi, aile bireylerinizin yaşadıkları ağır olaylar karşısında neler hissettiklerini, korkularını ve kaygılarını terapistiniz aracılığıyla görmenizi sağlıyor. aile bireylerinizin yerine geçrek, onların temsil eden koltuğa oturarak, neler hissettiğinizi aktarmanız isteniyor.

    burada sarfettiğiniz kelimeler, hastalığınızı çözen ve hiç kimsenin değişmesini beklemeden "kabul ederek" oluşturacağınız ruhsal özgürlüğe doğru yol almanızı sağlıyor: " seni artık olduğun gibi kabul ediyorum!"

    artık her şey değişime uğruyor... öyle ki kendinize özgü bir insan, kendinize özgü bir kişilik olmaya başlıyorsunuz ve kendi çözümünüzü üretiyorsunuz!

    kaynak: aile dizimi terapi yöntemi nedir?
  • psikoloji ile ilgisi olmayan, daha dogrusu şöyle diyeyim "sadece ilgisi olan ama lisansı olmayan" sacma sapan insanların bu etkinliği "para" için kullanıyor olmalarıyla gülse birsel pek güzel dalga geçmiş:

    https://youtu.be/nqcedtxvl90
  • (bkz: kör sevgi) ; bizler çeşitli sistemlere aidiz. bir insan pek çok sisteme birden aittir. öncelikle aile sistemine aitizdir. ayrıca ailemizin de dâhil olduğu sistemler vardır. ülke gibi, etnik kökenimiz gibi, din gibi…

    bireyler de başka gruplara dâhil olabilmektedirler. hizmet edilen bir şirket, bir kurum, bir kulüp üyeliği, taraftarlık vs. gibi..

    ancak, bizlerin kaderi üzerinde büyük etki sahibi olan aidiyetlerimiz yaşamımız üzerinde en büyük etkiye ve güce sahip olanlardır. bu durumda elbette en önemli ve yaşamsal bağımız hayatımızı aldığımız anne babamız ve onların hayatlarını borçlu oldukları kendi anne babalarıdır, yani ailemizdir.

    bunun gibi örneğin, savaş sırasında birlikte mücadele edilen ve yaşamda kalmanın onlara bağlı olduğu silah arkadaşları da aile bireyleri kadar önemli hale gelirler. yahut bir insanın hayatını kurtaran kişi de kurtarılan için aile bireyleri kadar önemli hale gelir. bunun ardında olan şey biyolojik olarak hayatı sürdürmenin öneminin davranışlarımızı belirlemesi prensibidir. bunu netleştirdikten sonra ilerlemek daha doğru olacak. çünkü yaşamsal bağlarımızı anlamadan devamını anlamak zor olurdu.

    özetlemek gerekirse bir insanın hayatındaki en önemli insanlar varlığını borçlu olduğu kişilerdir.
    bu sebepten ötürü bizler içine doğduğumuz aile üyeleriyle çok derin bağlar oluştururuz. görünürde ilişkimiz zayıf olsa bile anne babamız bizim için en önemli insanlar olmaya devam ederler. bunu aile dizimi yaklaşımındaki karşılığı şudur: aile sisteminde önce gelenin daha büyük önceliği vardır.

    aile (eskiden kabile) bireylerin yaşam sürelerinin ötesinde bir vicdani sistem oluşturmaktadır. bunun anlamı şudur: örneğin geçmişte yapılmış olan bir haksızlığın bedeli doğru şekilde ödenmemiş ise aile vicdanı bunu tamamlamak zorunda kaldığından, sonradan gelen aile bireyleri bu rolü üstlenmekte ve atalarının ödememiş olduğu bedeli ödemek durumunda kalmaktadır.

    inanılması güç gibi gelse bile eskilerin “ilahi adalet” dedikleri mekanizma bir şekilde çalışmaktadır. geçmişte tamamlanamayan, aksayan bir hareket, gelecekte konu ile doğrudan bir alakası olmayan bireyler tarafından tamamlanmaya çalışmaktadır.

    burada haksızlık olarak görülen ve isyan edilmek istenen şey bir yanlış anlamadan kaynaklanıyor. çocuklara kaderlerinden kaynaklanan bu gibi geçmişten kaynaklı yük bir zorunluluk olarak verilmemektedir. çocuk bunun üzerinde mantıken düşünüp taşınmadan ve elbette doğal olarak bunu yapmaya istekli olmaktadır. bunu yaptıran yegâne güç sevgi ve bağlılıktır. çocuğun kör sevgisidir bunu yaptıran şey.

    vicdanen, ailede yerine gelmemiş olan adaletin yarattığı dengelenme talebini çocuk kendisi üstlenmektedir ve bunu bilinçsizce yapmaya çalışmaktadır. aile dizimi çalışmasında bilinçsizce üstelenilen ve aslında duruma faydası olmayan bu gibi davranışlar bilince getirilmektedir. ve bu gibi işlevsiz olan davranış ve derin inançların derininde yatan esas sebep olan sevgi ve bağlılık bilinçli olarak ortaya çıkarılmaktadır. ayrıca bilinç dışının anlayacağı şekilde simgesel bir biçimde bu esas sevgi ve bağlılık alakalı kişiye ifade edilmektedir.

    sonuç olarak ortada rahatsız edici bir şey yoktur. esas rahatsızlıkların kaynağı olan aile bireyleri arasındaki (bkz: kör sevgi) ve bağlılık daha bilinçli hale getirilmektedir. atalarımızla ilgili olarak ters giden her şeyin sebebi bu sevgi bağlılığın bilinçli bir şekilde yaşanamaması sebebiyledir. doğal olarak yaşanamayan ve akamayan sevgi enerjisi doğal akış haline gelebilsin diye bu çalışmalar yapılmaktadır.

    meselenin kaynağı çok büyük ihtimalle soruyu soran kişinin atalarıyla her zaman var olan derin bağlarının farkında olmamasıdır.
  • tam üç kere aile dizimine katıldım. şöyle oluyor çözülmesi istediğin problemi söylüyorsun o problemle ilgili olarak gruptan kendini ve alakalı olan kişileri temsil edecekleri seçiyorsun.seçilen kişiler adım atarak aile diziminde morfik alan denilen alana giriyorlar ve kendileri temsil ettikleri kişi gibi hissetmeye başlıyorlar. ( amaçta tam olarak bu) bu kişiler temsilen duygular yaşayarak durumlarını anlatıp rahatlıyorlar. burada ağlama, suçluluk, utanç, pişmanlık, gibi duygular açığa çıkmalı böylece dizimin kırıldığı düşünülüyor. problemi atalarını temsil edenlerle çözmüş oluyorsun. çünkü atalarına ulaşma şansın yok.en sonunda liderinde yönlendirmesiyle bir adım geri atarak morfik alandan çıkıyorsun.
    bu noktada ortamdaki herkesin şifalanması bekleniyor. suçluluk duygusu ortaya çıktıysa gruptaki diğer suçluluk duygusu yaşayanda nasibini alıp şiflandığına inanılıyor. ağlayan, rahatlayan bir sürü kişi oluyor.
    güzeldi değişik bir deneyimdi.
  • aslında bir yere kadar mantıklı. ancak genlerden aktarılan şeyleri abartmış. örneğin sevip de sevdiğine kavuşamayan ve başkası ile evlenen aşık babanın oğlu eşcinsel olur.. filan gibi.