şükela:  tümü | bugün
  • en az üç çocuklu ruh kökleri açısından güçlü aileler yaratması beklenen bakanlıktır...
  • 8 haziran itibarı ile kurulmuştur. şurda 71 kadın örgütünden oluşan eşitlik mekanizmaları platformunun kaleme aldığı basın açıklamasının haberi var.

    haberde de altı çizilen bu yeni düzenlemenin götürdüklerini buraya da not düşmekte fayda var:

    " böylece;

    - kadın bakanlığı tarihe karışmış oldu.

    - kadının statüsü genel müdürlüğü (ksgm) ile aile, çocuk, özürlü ve yaşlı hizmetleri ve sosyal yardımlar genel müdürlükleri ile şehit yakınları ve gaziler dairesi, aile ve sosyal politikalar bakanlığı altında toplandı. kadın erkek eşitliğini güçlendirmek konusunda politikalar üretmekle görevli tek resmi mekanizma olan ksgm de bakanlık altında etkisiz ve yetkisiz bir birim haline getirildi.

    - "kadının statüsu uzmanlığı" kalkarak ksgm de görev yapacak uzmanların adı aile ve sosyal politikalar uzmanı oldu. böylece üniversitelerde açılmış ve kadın politikaları konusunda uzman yetiştiren kadın çalışmaları bölümleri ve merkezleri de yok sayılmış oldu.

    - valilikler bünyesindeki kadın çalışmalarını organize eden kadının statüsü birimleri, il özel idarelerine bağlandı.

    - sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu (shçek) kapatıldı, merkez teşkilatı tasfiye edildi, taşra teşkilatı il özel idarelerine bağlandı.

    - kadınların bir cins olarak yaşadıkları özgül sorunların yanı sıra, nüfus olarak da yarısını oluşturduğu yaşlılar, engelliler, çocuklar gibi kesimlerin, parasız, nitelikli, erişilebilir, kamusal hizmetlere ulaşım hakkı biraz daha budandı. sosyal hizmetlerde özelleştirmenin önü daha da açıldı; "sosyal hizmet"in, "sosyal sadaka"ya dönüşüm sürecine yeni bir ivme kazandırıldı."

    bu da böyle bir anı oldu...
  • kadın örgütleri, yapılan değişikliğe karşı ortak bildiri yayınlamış:

    http://www.marksist.org/…e-cismi-de-rahatsiz-ediyor
  • ilk bakanı fatma şahin olacak bakanlık.

    demedi demeyin.
  • birgün de hakkında harika bir yazı kaleme alınmış ...
    haberin başlığı "hoop aile bakanlığı var". yazının girişi herşeyi özetliyor. şöye diyor:

    "nikahsız birliktelikleri ve kadınların iş gücüne katılım oranının artmasını aile kurumuna tehdit olarak gören akp, yeni kuracağı bakanlıkla nikahsız çiftleri evlendirip, kadını çocuğuna 'sevgi ve şefkat veren anne' haline getirmeyi amaçlıyor".

    yazının ilerleyen bölümlerinde feminist aktivist nilgün yurdalan şunları söylüyor:

    "yükselen muhafazakarlık ve herkesi bu muhafazakar anlayış içinde yaşatma isteğini hükümet giderek güçlü biçimde dillendirmeye başladı. herkesi aynı kalıplar ve aynı ahlaki kurallar içine sıkıştırmak istiyorlar. ancak herkes için aynı ahlaki anlayış geçerli olamaz. üstelik bu ahlaki anlayış bireysel özgürlükleri gasp etmeye çalışan, özellikle kadınlar ve lgbt bireyler söz konusu olduğunda onları kapatmaya ve üzerinde baskı kurmaya yönelik bir anlayıştır. ancak ne kadınlar ne lgbt bireyler susmayacağız ve erkek egemen ahlak anlayışına karşı bireysel özgürlükleri, toplumun her kesimi için farklı yaşam biçimleri olduğunu hele ki, devletin bu yaşam biçimlerine karışması konusunda mücadele vereceğiz. kadından sorumlu bakanlığın kapatılması da bu raporla direk ilişkilidir. bir yandan kadını yardıma muhtaçlar arasında sayacaksınız bir yandan da istemediği evliliklere zorlayacaksınız. üstelik kadının en çok aile içinde şiddete uğradığını, öldürüldüğünü, tecavüze uğradığını düşündüğümüz zaman hem kadından sorumlu bakanlığın kapatılması hem de bu hedefler, kadınları olduğu gibi kapamaya, erkek egemen baskının ve şiddetin yoğunlaşmasına sebep olacaktır. hükümet tarafından hedeflenen şeylerden biri de kadınların yükselen özgürlük mücadelesini engellemektir. son yıllarda toplumda top yekün bir kadın başkaldırısı vardır.tabi bunlarda erkek egemen zihniyetin temsilcisi akp'nin işine gelmiyor."

    avukat selin nakipoğluise konuyla ilgili şöyle konuşmuş:

    " devlet, bireylerin tamamen kişilik haklarını bertaraf edip bir polis yada bir jandarma gibi 'sen ahlaklısın, sen ise ahlaksızsın' diye insanları kategorize ediyor. bütün uluslararası sözleşmelere, anayasa maddelerinin eşitlik ilkesi başta olmak üzere maddelerine aykırı olarak bunu pervasızca ve kendinde sınırsız bir hak görerek yapıyor. ben evliyim, meşru bir ilişki yaşıyorum diye 'ahlaklıyım' sizde evli değilsiniz, meşru olmayan bir ilişki yaşıyorsunuz diye 'ahlaksızsınız' denilmesi eşitlik ilkesinin ihlalidir. kadından sorumlu aile bakanlığı'nın kaldırılmasıyla kadın diye birşey olmadığını söylemişti hükümet. bütün yapılan uygulamalar kadının özgürlüğünü sınırlamak için var. imam nikahına karşı olmakla birlikte şöyle düşünüyorum: insan istediğiyle beraber olabilir ancak aynı özgürlük imam nikahında kadına verilmiyor. kadının özne olduğu imam nikahı örneği hiç duyduk mu? bütün kısıtlamalar kadın bedeni ve kadın cinselliği üstüne yapılıyor. bu yüzden yapılan uygulamaların bireye özel değil eşitlik ilkesine ve evrensel ilkelere göre yapılması gerektiğini düşünüyorum. türkiye'nin imza altına aldığı uluslar arası sözleşmeleri bertaraf etmemek lazım. zaten kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlığı'nın kapatılmasıyla "kadın yoktur aile vardır" diyor hükümet bize. kadın aile için, çocuk doğurmak için vardır. ama kadının yaşamı, cinselliği, özgürlüğü hiçbir şekilde görülmüyor. üzülerek söylüyorum ki, bu uygulamaların devamı gelecek.

    http://www.birgun.net/…58&year=2011&month=06&day=28
  • "kadının adı yok" bakanlığı olmasının yanı sıra sosyal politika denen şeyi de aile politikalarıyla birleştirerek türkiye'yi zar zor elde ettiği kazanımlarında üç-beş adım daha geri götüren bakanlık.

    kadın meselesi zaten çok konuşuldu, söylenebileceklerin neredeyse hepsi söylendi, getirilebilecek haklı eleştiriler getirildi. ancak sosyal politika meselesi biraz havada kaldı gibi. zira aile politikalarıyla sosyal politikaları aynı bakanlık çatısı altına topladığınız anda, sadece kadın meselesini değil, çocuklar, yaşlılar, engelliler hatta ve yoksullar ve yoksunlar gibi devletin elini taşın altına sokması gereken birçok meseleyi de ailenin alanına atmak için zemin hazırlamış oluyorsunuz.

    böylece artık devlet "en az 50 çalışanı olan iş yerlerine kreş açma zorunluluğu"nu kaldırıp, "süt izni"ni kısaltıp "anneannesi bakar toruna, olmadı kadın çalışmayıversin" diyebiliyor. yaşlılar için bakım evleri açmak yerine "anamıza-atamıza bakmak görevimizdir" diyerek yaşlıları bir sonraki neslin sorumluluğuna bırakabiliyor. yoksulluğa ve yoksunluğa çözüm bulmak için uygun bölüşüm politikaları geliştirmek yerine, "komşusu tokken aç yatan bizden değildir" diyerek herkesi en yakındakinin refahından mesul tutup işin içinden sıyrılabiliyor.

    ve belki de en can sıkıcısı devletin yürütme erki hükümette bütün bunlar bir kadına, hatta kabinedeki tek kadına bırakılıyor. böylece güya kadının "hassasiyeti", "şefkati", "yumuşaklığı", "severliği" övülüyor, "kadın işleri" kadınlara bırakılarak ilerici bir tavır sergilenmiş oluyor. halbuki böyle uygulamaların kadınlarla ilgili stereotiplerin yeniden üretilmesinden başka bir işe yaramadığını herkes biliyor.

    elbette ki kadından sorumlu bakanın kadın olmasından daha doğal bir şey yok. ne var ki bayındırlık ve iskan bakanının kadın olması da aynı oranda doğal olmalı.

    neyse... konuyu daha fazla dağıtmayayım da... özetle aile ve sosyal politikalar bakanlığı ustalık dönemi hükümetinin daha işe başlamadan hayal kırıklığı yarattığı bir uygulama oldu. umuyorum hem bakanlık hem de sayın bakan fatma şahin beni yanlış çıkarırlar.
  • kadının yerinin aile olması, anne ya da eş değilsen kadın olmanın bir manasının olmaması gibi durumları kurumsallaştıran bakanlığımız. aferin çok iyi düşünmüşsünüz sayın hükümet yetkilileri. ama şöyle bir güzellik de var ki mesela former selma "ailey" kavaf gibi biri benim gibilerin bakanı olmayacak. bana belediye bakacak mesela. çok hoş.
  • kadın ön ekine yeniden yapılandırmadan sonra niçin ihtiyaç duymadığını, çiçeği burnunda bakanın demeçlerinden anladığımız kurum:

    “feminizmden bugüne kadar kimse fayda görmemiştir bundan sonra da görmeyecektir”

    http://homoinsurrectus.com/…eksuel-olmak-kosuluyla/
  • bugun "yine" koca siddeti yuzunden olen bir kadin haber okudum. oldurulen kisi 19 yasinda. hayatinin baharinda bir hic ugruna olen "bir baska" kadin.

    sayin bakanimiz fatma sahin'e hatirlatmak isterim; bu sekilde hayatini kaybeden, kaybetmek uzere olan, kaybetme ihtimali bulunan her kadin uzerinde sorumlulugunuz bulunmakta. bu sorumlulugun altinda celik olsa dayanmaz... umarim bunun farkindasinizdir...