şükela:  tümü | bugün
  • çoktur böyle arkadaşlar ne ailesini kırmak isterler ne de eşini iki arada bir derede kalmak bunlara denir herhalde.
  • hiç bir şekilde çözemeyeceği bir sorun ile sona doğru ilerleyen insan

    edit: ayrıca bunu yaşamadan yorum yapanlar nasıl bir sorun olduğunu asla anlayamaz ve bekara karı boşamak kolay lafı gibi atıp tutmak kolay uzaktan. davulun sesi uzaktan hoş geliyor sadece

    debe edit: entry'nin debe'ye girdiğinden bir arkadaşımın mesajı ile haberim oldu. demek ki çok insan, bu sorunu yaşıyor, yaşamış ya da yaşamaktan korkuyor. inşallah yaşamaz kimse, inşallah başka yuvalar yıkılmaz.
    aileni seç, herşeyini onlara borçlusun diyenlere;
    eşini seç, geleceğin o diyenlere de aldırmayın. çünkü kimi seçerseniz seçin, acıyı siz çekeceksiniz, diğer taraf sizi suçlayacak ve kimseye yaranamayacaksınız.

    inşallah bu durumda değilsinizdir; eğer böyle bir durumda iseniz. geçmiş olsun...
  • (bkz: çekerim emaneti sikerim adaleti) metodunu kullanması gereken insan. iki tarafa da başlarım sizin tafranıza moduyla girerse iki taraf da sus pus olur, birleşir biz bu adamı nasıl düzeltiriz diye kanka bile olurlar.
  • erkekliği test edilen insandır.
    ben evlendiğim zaman o kadar romantikdim ki eşimin ayaklarını yıkamak istiyordum. diğer hayalim ise çok iyi bir gelin olmak, eşimin ailesine hizmet edip eşimi mutlu kılmaktı. inanmıyorsunuz ya ben sadece gülüyorum. bakın sonra başıma neler geldi.
    evlendikten sonra eşimin ailesini ilk ziyaretimizde ben gel tatlı alalım dedim. eşim böyle şeyleri hiç akıl etmezdi. en küçük görümcem herkesin içinde ne dedi biliyor musunuz. adam olmuşta bize tatlı almış. herkes güldü tabi. eşim ne kadar üzüldü bir bilseniz. ama onlara belli etmedi keşke etseydi.
    bahar ayında senenin ilk karpuzunu beraber yiyeceğiz sevinciyle gittik karpuz aldık. meğer iki gün önce yemişler. biz daha yeni yedik gelin paraları çar çur ediyor dediler.

    ilk altı ay iyi gibiydi. ben o kadar utangaç olduğum halde kaynanamın misafirlerine hizmet ediyordum. beni çağırıyordu. kaynanam ilk evlilik kararında öfkeden ağlamış bir insandı. bizim komşumuzdu. ama ben hiç tanışmamıştım eşimin ailesiyle. hatta beni istemeye geldiklerinde utanmadan birde kuaföre gitmiş demiş benim için oğluna. halbuki ne kuaforü, o gün öyle heyecanlıydım ki ne giyeceğimi bile düşünmüyordum. neyse bu kulaklar kaynanamın 'ben gelinimden çok memmunum' dediğini duydu bir kere. bunun için elimden geleni yapmıştım onca sınavdan başarılı çıkmıştım.

    eşimin ailesi ilk evimize yemeğe geldiklerinde köfte yapmıştım. biz köfte sevmiyoruz dediler. bir allahın kulu yemedi. o günü bile idare ettim. bizim ev 35 metrekare sadece banyonun duvarları olan bir evdi. kaynanam yatak örtüsünü hiç beğenmedi ve söyledi. beyaz pamuk bir örtüydü. yemedi içmedi gitti pazardan bana naylon bir şey aldı. eşim yanlış anlamasın diye tuttum onu serdim. daha geçenlerde attım.

    ilk altı ay sakin ve güzel geçtikten sonra, tam evliliğimiz kabul görüyor diye seviniyorduk ki, her evlilikte olan ikinci dönem başladı. acaba oğlumuz kılıbık mı ve bu gelin çok cadı belli etmiyor biz onu çözeriz dönemi. ben cadı olmasam oğullarını nasıl tavlarım ki. mantık buydu.

    eşim için kılıbıklık sınavı o kadar zordu ki ben bir gün şunu teklif ettim. bana onların yanında kızsan, beni azarlasan belki daha iyi olur. eşim yanaşmadı çok sonraları dedi ki onlar anlarlardı. biz başlarda böyle kendi aramızda dayanışma içindeyken öyle şeyler yaptılar ki bu dayanışma da bitti.

    her görüştüğümüzde inşa ettiğim iyilik güzellik bir sonraki görüşmemizde yıkılmış oluyordu. şüpheler kuruntular varsayımlar yine başetmem için ortadaydı. ama ben öyle görüyordum onları. eşim duygu sömürüsü, kılıbıklık ve hayırsız evlat görüyordu. kaldıramıyordu.

    en kritik anlarda küstüler. ilk doğuma yanlız gittik. halbuki ben bebeği dedesinin kucağında görmeyi çok isterdim. susuyayım kaynanam bana meyva suyu versin. ben emzirmek istiyeyim ondan utanayım. o da bana kızım niye benden utanıyorsun desin. hayaller hayaller. hiç bir doğumda böyle olmadı

    eşiminde buna benzer hayalleri varmış gerçekleşmedi. o da bana küstü. ama canım onlar seninle tartışmamış mıydı. gözümün önünde seni evlerinden kovmamışlar mıydı. üstelik mesele ben bile değildim. yoksa kesin özür dilerdim. mesele senin onların gözündeki erkekliğindi. benim yardım edemeyeceğim bir şey.

    eşimin bana gizli küslüğü küçük görümcemin kına gecesinde bitti. o askerdeydi. kına gecesi için gelmişti. kızımla gidip onu aldık havaalanından. iki ay olmuştu görmeyeli. ben çok süslenmiştim eşim beni güzel bulsun gurur duysun diye. kına gecesine gittik. öyle bir gergin öyle suratsızlardı ki, eşim içti, içti sonra basit bir meseleden tartıştık. o gece beni sokakta evire çevire 'tekmeleyerek' dövdü. tam üç saat!. onlara sinirini benden çıkarıyordu

    sabah kalktı ağlıyoruz. ne yapsam beni affedersin diye defalarca sordu. aklıma bir şey gelmiyor bir türlü. en sonunda ben 'git bana ne yaptığını ailene söyle seni affedeceğim' dedim. içimde artık bu sınavların biteceği ümidi vardı bedeli hiç önemli değildi. gitti söyledi. sevinçlerini farketti. düğün günü bana nasıl soğuk ve alaylı baktıklarını gördü. ve onun bana içten kırgınlığı bitti. birde düğünde beni kuaföre çağırmadılar. ben de artık öğrenmiştim. bu kuaför olayını her söylediğimde susuyorlardı.

    evliliğimiz sekizinci yıla yaklaşırken annesi oğluna bu kadın sana büyü yaptı dedi. tam üç hafta önce bizim eve gelmişlerdi. ben kendimi paraladım güzel yemekler hazırladım. kaynanama, çok istediği bir şey vardı almıştım onu hediye ettim. tamam kabul hediyeyi vermek için davet etmiştim. görümceme de bir bluz hediye ettim. biz kalkalım dediklerinde durun gitmeyin kahve yapayım dedim. iki saat daha kaldılar. çok güzel bir gündü benim için. niye öyle dedi hiç anlamadım.

    ben biraz sinirliyim. niye öyle dedin diye sormak için bastım evlerini. ilk lafı şu oldu. evet dedim. sen niye görümcelerini kıskanıyorsun?. bir şey diyemedim ben çok yanlış gelmiştim.

    sonuç iki yıldır küsüz. sebebi: sen niye büyüyü eşine söyledin diye kayınpederimin oğlunu azarlaması sen erkek misin lan diye belki 5. defa sorması ve benim çoluk çocuğumun yakasından artık düş demesi. neyse eşim artık erkek oldu, gururu var ve özür dilemezse kimseyle barışmam diyor.

    ama ben kaynanamı çok özledim. bana kızım demesi için dünyaları verirdim.

    edit: kadınlar biraz sakin olun. buyrun siz de yazın. hatta salak kadın diye başlık açın mesajlarda demek istediklerinizi iyice bir irdeleyin. allayıp pullamadıkça bu toplumda kadınlık da, erkeklik de ve aile de ilkel bulduğumuz değerlerle yönetilir. napiyim bu anlamda ben çok ilkelim.

    edit: dostlar bu başlığın bu kadar populer olacağını bilmiyordum. ben beni tanıyanlara yazmıştım. yazıdan alınması gereken mesaj bir tanedir. eşin ailesi problemi kesinlikle vardır evliliklerde. çok önemli problemdir. iyi niyetli davranışlar, fedakarlıklar olayı çözmeyebilir.
    erkekler eşinizin yanında olun. onu iyi dinleyin ona inanın. beraber davranın. kadın dövmüyorsunuz ama ona inanmamanın çok daha büyük bir şiddet olduğunu bilin. hele hamile ya da yeni doğum yapmış eşlerinize yaptığınız manevi şiddet var ya, bebeğinizi dövmüş gibisiniz benim gözümde. kaynanalar özellikle bu dönemlerde
    marifetlerini gösteriyorlar. sizde güya 'suçsuz'un yanındasınız ama zalimlerden olduğunuzu bilin.
  • ailesine eşcinsel olduğunu söylememiş, gey ve lezbiyenlerin tamamıdır.
  • bu duruma sonradan hayatına dahil olan insanın sebep olmasından mütevellit;
    orta yolu bulamazsa ve bir çıkmaza girmişse dolayısıyla tercih yapmaya zorlanırsa, tereddütsüz ailesi lehine hareket etmesi gereken kişidir.
  • evliligi birlikteliktelikten farklı kilan noktayi fark edememiş/ihmal etmis insandır; evliliğin amaci yeni bir aile kurmak değil, aileyi genişletmektir. bu saniyeden sonra ya anadan ya yardan gececektir, ikisinden de gecmezse candan geçer.
  • fesat anasının ve fesat bacısının çenesini kapatmayı bilmeli, eğer erkekse ve yeni kurduğu aileyi önemsiyorsa.
    yoksa, daha çok sıkışır. zaten sıkışsın ve sıkıştığı yerde de kalsın, bir zahmet.
    öyle birine pek de ihtiyaç yok zira, bostanlar korkuluk kaynıyor.
  • doğru bildiğini yapması gereken insandır.

    cesaret + özgüven + emin olma gibi şeyleri barındaramayan her kişi en ufak sorunda dahi bu ikilemde kalmaya mahkumdur.

    öyle anlar gelir ki kritik biçimde doğrultunuza yön vermeniz gerekir, o bildiğiniz doğru da belki aile, belki eşiniz size sırtını dönüp bir daha yüzünüze de bakmayacaktır.

    ancak doğru bildiğinizi gerçekleştirmekten çekinmemeniz gerekiyor. bugünün yarını da vardır, yapmaya çekindiğiniz şeylerin doğru olduğunun farkındaysanız ve yarın kötü olacak kesin gibi bir düşüncedeyseniz o halde yapın, çünkü bugün olmazsa yarın olacaktır, bazı şeyler olsun ki yarına bir şey kalmasın.

    ayrıca (bkz: hatasız kul olmaz), onlar hata yapıyorsa, sende yapabilirsin, bu hatalar büyük hatalar haricindekilerdir elbette.
  • anasını atacak adam karısını önde atar. bunu bilmeyen bununla ana kuzuluğunu karıştıran bir sürü (10 milyondan fazla) akılsız kadın var bu ülkede. anamı atan biriysem bil ki senden habersiz gangbangden gangbange koşuyor, çocuğun ayakkabılarını biberonunu satıp kumara veriyorumdur.

    öğrenilmesi gereken sadece 2 kavram var.

    (bkz: aile)
    (bkz: sevmek)

    gerisi zaman kaybı.