şükela:  tümü | bugün
  • tibet yollarini tepmeden, ermis olmak isteyenler icin, kestirme otoban. hele de otuz yasindan sonra herhangi bir sebeple (tayin, bosanmak, looseriyet vb.) boyle bir arajmana girilmis ise.

    ogrenilecek ilk sey, agzindan cikan her lafi, en az iki kere tekrar etmeyi refleks edinmektir. sonra, mesela, "disarinin kirini iceri getirmemek icin", aksam kapidan girer girmez banyoya kosup ellerini bi guzel yikamak gibi tekliflere hem acik hem itaatkar olunmalidir. telefon konusmasi biter bitmez, kiminle ne konustugun tek cumlede ozetlenmeli, isten cikmadan yarim saat once gelen telefonda, annenin aksam menusu anonsu dikkatle dinlenmeli, diyette miyette oldugunu dusunmeden onune konan her yemek migdeye indirilmelidir.

    evlilik ile ilgili meseleler, televizyon dizileri ya da mefrusat, kap-kacak modelleri konulu muhabbetler acilarak derhal kapatilmali, sebepsiz stoklanan hali ve perde yigini icinde hayatini surdurmeye alisilmalidir.

    ozellikle kucuk kardesler varsa ve onlar da ayni evin icinde yasiyorsa, bos zamanlarda onlarla ilgili onemli bilgiler toplanmali (yasakli bolgelerde sigara icmek, recelli elleriyle dolap acmak) ve gerekli zamanlarda bu bilgiler ortaya dokulerek, hegemonyanin bir parcasi oldugun mesaji net olarak verilmelidir.

    ama en onemlisi, iki kilit soruya her daim hazirlikli olmaktir: evde sakin sakin otururken kapi caldiginda sana yoneltilen "kim geldi?" ile, kapiyi kendi anahtarinla acip eve geldiginde karsilasacagin "geldin mi? sorulari.
  • bu fiili aciklamak icin deniz kestanesi benzetmesi yapacagim. dusunun birer deniz kestanesisiniz. ailenizle beraber mutlu mesut yasamaktasiniz. ama buyuyorsunuz gorusleriniz kanaatlerinizle beraber dikenleriniz sivrilesiyor. yasam sizi daha sert hale getiriyor. o zaman farkediyorsunuz ki o cok sevdiginiz ailenize "batiyorsunuz". iste boyle bir seydir aile ile birlikte yasamak. aslinda biraz uzaklasabilmek gerekir. cok degil, karsilikli olarak dikenlerin batmayacagi bir mesafeye kadar.
  • universiteyi sehir dısında okuyup mezun olduktan sonra hic cekilmeyen bir olaymıs ben bugun bunu gordum. bilgisayar basında anlamsız saatler gecirirmenizi garipsememek gibi guzide ozelliklere sahip olan oda arkadası kavramı megerse ne ulvi bir kavrammıs.
  • yaşadığınız şehirde kazandığınız para ile değil ev tutmak aidat parasını bile karşılayamayacığınızdan ve tanımadığınız insanlar ile ev tutmak gibi bir risk almak istememenizden dolayı mecburen katlanılan kimi zaman kabus, kimi zaman tatlı rüya.
  • yaklaşık 6 sene boyunca sadece tatillerde eve uğramış biri için sıkıcı, boğucu, panik atak tetikleyici olabilir.
  • temizlik, ütü, yemek yapma derdi olmadan, paşalar gibi yaşamak..
    her ne kadar anne dırdırı, ev kalabalığı boğuyo dense de özellikle işe girdikten sonra anlaşılan nimettir..sabah kahvaltısı uyanınca hazır, kıyafetler yıkanmış ütülü, daha ne olsun bi de sıcacık aile ortamı..
  • yaşarken bazen sıkıntı veren tatlı zamanlar,ayrılıp kendi evinize yerleşince kendizi zaman zaman yalnız hissettiğinizde,yaptığınız hiç bir yemek annenizin ki gibi olmadığında,ve akşamları evin her odasından sessizlik yükseldiğinde özlemle burnunuzun direğini sızlatan durum.
  • muammanın dansikasıdır. ailemleyim ve ailemle olmanın "şu"suna bayılıyorum derkennn, birden bire sevdiğiniz o "şu" nefret edilesi bir sinek olup başınızda dönmeye başlar. durum aynı hissiyat hep farklı olduğunda da ebedi ve edebi kişilik karmaşası da hoplaya zıplaya kucağınıza yine atlar.

    aileniz çok cici de olsa, babanız japon, anneniz melek kardeşiniz beta balığı da olsa, zaman zamanya da her zaman akvaryumunuza, gölünüze, denizinize artık her neyinizse; işte ona dalış yapacaklardır.

    su da çözünmüş oksijeni de paylaşmak pek keyifli olmuyor, haliyle. aşkların en güzeli sizleri uzaktan sevmek deyip başka yaşam formatları arayışına dalmak daha bi şirin. gibii...