şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: malı arap faik'ten alıyorduk)

    edit : senii senii çokta çok da.
  • "mafya - siyaset ikilisinin tarihe gömülmesi"nden sonrasını okumadığım zırva.

    türkiye'nin en büyük mafyasının kim olduğunu hepimiz biliyoruz.

    not. madem tekrar actin başlığı biz de tekrar yazalım.
  • rezerve...
    diğerleri göz önüne alındığında açık ara en iyisidir hatta...
    uzun açıklama loading...
  • (bkz: ehven-i şer)

    akp milletin başına gelmiş çok kötü şeylerden sonra gelen kötü şeydir. hep söylediğimiz gibi onu başta tutan, kendi iyiliği, başarısı vs değil muhalefetin bir türlü aşamadığı çapsızlığı, ilkesizliği ve faşizanlığıdır.

    akp’nin bir menfaatçi yuvasına dönüştüğünü, ülkedeki adalet, liyakat ve sosyal yapıdaki bozulmaları seçmen de büyük oranda görüyor ve rahatsız. ama iş oy vermeye gelince yine kuzu kuzu akp’ye gidiyor el-mecbur.

    peki bu durum düzelir mi? zor... çünkü partiler için geçerli sıkıntılar aynen seçmeni için de geçerli. dolayısıyla layıkımız neyse o şekilde yönetiliyoruz, kimse kendinden başkasını suçlamasın.
  • akparti destekçisinin insanları partinin kötü olmadığına inandırmaya çalışma cümlesidir
  • "..90’lı yıllardan itibaren süregelen mafya - siyaset ikilisinin tarihe gömülmesi..."nden sonrasını okuyamadım. ne aklım ne midem kaldırdı. akp'ye güzelleme yapmak için genelde 'zihin emekliliği'ne ayrılmış ya da beynini kullanamayan bir insan olmak gerekiyor. elbette hiçbir hükumet tamamıyla iyi ya da kötü olarak nitelenmemeli. ama günahı, sevabını görmeyi engelleyecek kadar büyük olan akp iktidarına iyi demek için ya kafası çalışmayan ya da kötü niyetli, ahlaksız, değer yargısı olmayan bir insan olmak gerekiyor. türkiye cumhuriyeti bir hukuk devleti değil ya artık. bu tek başına yapılmış olan tüm iyi şeyleri siler.
  • bak son 10 yıldır bu ülkeye dışardan gelen para miktarı o kadar çoktur ki en kötü iktidar bile birşeyler yapar görünüyor. birde işi bilen, reform ve ana yasa yapabilen, demokrasi alanında gelişen, kimsenin çıkarını gözetmeden sadece halk için çalışan bir iktidar gelmiş olsaydı amerika’ya parmak atardık şimdi. ama zaten amerika bunu bildiğinden en kötüsünü koydu ki gelen paranın hayrını göremeden iade edelim. şimdi sıra dünya ekonomisine zarar verecek boyutlara getirmeden ekonomik krizi atlatacak çalışkan, bilgili ve tecrübeli bir lidere koyma ihtiyacı var ama olmuyor bir türlü bulamıyor.
  • fetö” dediğiniz dinci hainle, yıllar yılı devleti bölüştünüz. sırt sırta verip; cumhuriyetçi, laik-demokrat kadroları süründürdünüz, ekmeklerini gasp edip, intiharlara sürüklediniz. ocakları söndürüp, çocukları yetim bıraktınız, anaların babaların bağrını yaktınız. 17-25 aralık 2013’e kadar ülkeye hangi kötülük yapılmışsa, altındaki imzalar ikinize aittir…

    sahi 17-25’de ne olmuştu; ortalığa saçılan neydi?

    ortaklık bakımından her şey güllük gülistanlıkken, ikinci ortağın, iktidarın yarısıyla yetinmeyip tamamını istemesinden sonra, taraflar arasında “17-25 savaşı” meydana geldi, ipler koptu ve “hain darbe kalkışmasını” yaşadık! demem o ki, siz, fetö’nün hain bir dinci ve abd ajanı olmasına değil, memleketi satmaya kalkmasına da değil, iktidarın tamamını istemesine itiraz ettiniz. fetö’nün tüm ihanetlerine göz yumuyor hatta destek oluyorken, iktidardan gidecek olmanızın ihtimali bile çıldırmanıza yetti!

    halen, “olguyu” yani dinci-gericiliği büyütmeye, yeni hıyanetlere “yatırım” yapmaya devam ediyorsunuz. ki, hem de ne yatırımlar, nasıl deli paralar! nerdeyse her gün bir yobazın uç verdiği diyanet’e 10 bakanlıktan daha büyük bütçe ayırıyorsunuz. ditib, almanya’da müslüman kardeşlerle birlikte, “gizli” olduğu söylenen “konferans” topluyor. kaynak öso dediğiniz kelle kesen yaratıklarla birlikte, suriye’nin laik rejimine örtülü savaş ilan ettiğiniz için 3,5 milyon şeriatçıyı beslemek zorunda kalıyor, faturayı da, %40-50’lerde seyreden enflasyona karşın, maaşına %10 zam yaptığınız dul ve yetimlere, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ettiğiniz emeklilerin sırtına yüklüyorsunuz.

    ayıptır, ayıp… günahtır yahu!

    demokrasi gürültünüz ise baştan aşağı yalan… “demokrasi sizin için sadece bir tren istasyonu” değil mi; istediğiniz yerde iner, islami düzenin trenine binersiniz. acele etmiyor, “dindar-kindar” kuşakların çoğalmasını, toplumun dönüşmesini bekliyorsunuz. arada bir atatürkçülüğü anımsamanızın nedeni ise sadece zaman kazanmak... neyimiz var neyimiz yoksa tamamını siyasal islamcıların ayağına sermenizin nedeni de o. zamanı geldiğinde islamcı diktatörlüğü resmen ilan edip, karşı çıkanlara kapıyı göstereceksiniz! zamanını bekliyorsunuz…

    ama mesaj çoktan alındı; genç beyinler ülkeyi terk etmeye başladı bile!
    bunu herkes görüyor, biliyor… hüloooğ!
    duyuyor musun?
    sermaye kaçıyor, genç beyinler gidiyor!

    sermayenin, burjuvazinin kaçtığı, beyin göçünün yaşandığı, sanatın kovulduğu, sanatçının susmaya mahkûm edildiği, gazetecilerin içeri tıkıldığı, ağır sansürlere tabi olduğu, yargının siyasallaştığı memlekete yabancı sermaye gelir mi; olur mu, inanılır mı? milli gelirin; saray çevresine, silaha, güvenliğe ve din sektörüne ayrıldığı bir ülkede refah, barış, kalkınmak mümkün olur mu?

    gelecek vaat eden gençlerin, evini, köyünü, hısımını akrabasını, doğduğu çevreyi, ülkeyi, anılarını terk etmesi, ülkesinin geleceğine olan umudunu kaybedip gitmesi, daha doğrusu kaçması, insan için nasıl aşağılık bir zulümdür! çocuklarımız ülkeyi terk ederken, islam ülkelerinden gelen ışid kafalı insanların türkiye’ye üşüşmesi ve bunun devlet tarafından teşvik edilmesi, nasıl bir trajedidir, nasıl bir etkidir, düşündünüz mü?

    sokağa çıkamıyor, itiraz edemiyor, seslerini duyuramıyorlar! eğitimli evlatlarımız; “vaatlere-yalanlara karnımız tok, yeter artık” diyor, size inanmıyor, kaçıyoooor!!!

    çünkü siz ne yalan uydurursanız uydurun yetmiyor. artık sanal bilgilenme var. global ve küresel bir evren var. her türlü bilgi elimizin altında… “17-25 nedir” dediğinizde binlerce bilgi geliyor. “bu 3,5 milyon suriyelinin derdi ne, neden buraya üşüştü, kim teşvik etti; neden? neden artık dönmüyor” dediğinizde, internet ortamında sorguladığınızda binlerce bilgi geliyor. gerçeği kaçıramıyor, niyetinizi örtemiyorsunuz! dolayısıyla gençler ne öğrettiğinize değil, ne yaptığınıza, nasıl yaşadığınıza, vaatlerinize, keskin dönüşlerinize, inkârlarınıza, yalanlarınıza da bakıyor.

    bakıyor, görüyor, inanmıyor, kaçıyor!!! size bakıp, dinden imandan çıkıyor, ateist, deist oluyor

    siz, hırsızlığa, yolsuzluğa, adaletsizliğe itiraz eden yurttaş değil, “eeyyt” dediğinizde gelen, “heyt” dediğinizde giden, açlığını-yoksulluğunu, çaresizliğini “kader” diyerek karşılayan sürü istiyorsunuz. gütmek, ağzından lokmasını kapmak, için sürü istiyorsunuz! sürü: çinli düşünür lee kuan yev diyor ki; “hırsızlar yolda güvenle yürümüyorsa bunun iki nedeni vardır; ya yöneticiler hırsızdır ya da halk aşırı aptaldır.”

    her şeyiniz yalan; vallahi de, billahi de çevrenizden başka herkesten nefret ediyorsunuz. ! icraatlarınıza, hükmetme hırsınıza bakılırsa, türkiye’yi; suriye’ye, ırak’a, pakistan’a benzetmek, yaşanmaz, durulmaz bir ülke haline getirmek istiyorsunuz.

    çağdaş eğitimi, kurumlarını, okulları, eğitim-öğretim kalitesini ortaokul seviyesine indirdiğiniz üniversiteleri suya-sabuna muhtaç edip, velilerin himmetine bırakırken ve bu okulları mok götürürken; camiye, diyanet’e, kuran kursuna yağdırmanızın nedeni o…

    umudunu kaybedip kaçanların büyük nedeni o…

    murtaza demir
  • tamam senin dediğin olsun. (bkz: peki dersek kavga çıkmaz)

    ama sadece çok basit bir örnekle birlikte bir soru soracağım ve samimi bir cevap rica edeceğim. anlaştık mı?

    bugün iş yerime bir erkek bir kadın girdi. kadın olanın hal ve hareketleri aynen şöyle: yataktan kalkmış üstüne ne bulmuşsa giyinmiş, evin temizliğini , yemeğini yapmış ve o yemek kokuları üzerine sinmiş. birden aklına '' ay ben denetime gidecektim''gelmiş ve kendini bizim iş yerinde bulmuş.

    erkek olan ise: yine sabah kalkmış, pijamasının üzerine pantolonunu giyinmiş, kahvaltısını yapmış ama gömleğini iliklemeyi unutmuş ve günlerdir sevişmemiş gibi gelen gideni yiyecek gibi kesen, otururken bacaklarını iki metre açıp yayılan bir tip.

    bunların ikisi de denetçi ve bizi denetlemeye gelmiş, arada çay, kahvenin haddi hesabı yok. 20 dakikalık işi 2 saatte bitirdiler falan.

    işte ak partinin bize kazandırdığı en yegane model bu insanlar. o kadar çoklar ki artık alıştık. eğitim yok, hitap becerisi yok, üslup yok....

    sadece şunu soruyorum bu doğru mu? iş bilmeyen, torpille bir yerlere hatta her yere adam yerleştirmek doğrumu?

    elini vicdanına koyup cevap verirsen sevinirim.