şükela:  tümü | bugün
  • anlam veremediğim bir durum.

    gerçekten de kendilerine öğretmen denilince çok sinirleniyorlar, hemen bir tripler, bir göz devirmeler alıp gidiyor, hatta sinirli bir ses tonuyla "biz öğretmen değiliz" diye de söylüyorlar açık açık. sanki öğretmen olmak kötü bir şeymiş gibi. öğretmenler gününü kutladığım için beni azarlayan akademisyen bile gördüm cidden.

    nedir bu tribin sebebi anlayan varsa beri gelsin. hayır saygısızlık etmek istemem ama yaptığınız işin öğretmenlikten farkı ne ki? tamam, siz daha uzun süre okumuşsunuz ama siz de derse giriyorsunuz, lise öğretmeni de. nedir yani bu kendinizi farklı yere koyma çabaları.

    ayrıca şunu da söyleyeyim ki bazı öğretmenler var, bin tane akademisyeni cebinden çıkarır. o da ayrı tartışma konusu.
  • öğretmen olmadıklarındandır.
  • kızılması bence yersizdir.

    fark konusuna gelecek olursak. öğretmen var olan müfredatı takip eder, hoca ise kendi müfredatını engin deneyimiyle oluşturur. öğretmenin öğretmenidir yani.

    bir alanda doktora sahibi olmak basit bir şey değildir. beğenmediğiniz hocaların alanda çok ciddi birikime sahip olduklarını unutmamanızı öneririm. tabii ki de iyi bir birikime sahip olmanın iyi bir eğitimci olmayla eşdeğer olmadığını hepimiz biliyoruz, o da ayrı bir başlığın konusu zaten.
  • bu durumun ülkemizde yaygın olmasının sebebi maalesef devlet politikasıyla sadece öğretmen olarak çalıştırılmalarıdır. pek çok ülkede bir akademisyenin haftada bir kaç saat dersi var ve geri kalan zamanını araştırmalara, projelere. yayınlara ayırıyor. bizdeyse durum akademisyen haftada 40 saat derse giriyor. o yüzden evet sadece öğretmenlik yapıyor olmak canlarını sıkıyor olmalı. durum böyle olmasaydı alınmazlardı. bi de şu var tabi o kadar öğretmen olarak görülüyorlarki akademisyenlerin de öğretmenler gibi yaz tatili yaptığını sanıyor çoğunluk. halbuki ders vermek ekstraya gitmek gibi. zaten birkaç üniversite ve birkaç bölüm haricinde lisans eğitimimiz de lisenin biraz gelişmiş hali gibi. o yüzden akademisyenin öğretmen olarak görülmesi de şaşırtmıyor.
  • öğretmenlik ve akademisyenlik farkını kavrayamayan öğrencilerinin varlığından dolayı kendilerine kızıyorlardır.

    eğitim fakültesi lisans mezunu öğretmen ile doktora yapıp lisansı üzerine enaz 6 yıl daha eğitim almış birini kıyaslamak her akademisyenin gücüne gider, kusura bakmayın.

    öğretmen millieğitim müfredatına göre ders anlatır, akademisyen kendi müfredatına göre ders verip bilimsel yayın yapar.

    ha öğretmen de doktora yapar, hatta prof da olur ama bu onu öğretmenden ziyade akademisyen yapar.

    kısacası her akademisyen öğretmen değildir, ama her öğretmen akademisyen olabilir.
  • öğretmenlik kutsal bir meslek olduğundan akıl sır erdiremediğim durum. "öğreten" sıfatını taşımaktan duyulan bu korku nedir?

    geçen sene fransızcada a1'deyken kursun ilk dersi geldi aklıma. hocamız bize lafı dönüp dolaştırmadan: "fransızca'da anaokulu öğretmenine de üniversitedeki profesöre de professeur denir." demişti.

    şimdi öğretmen olmayan akademisyenler düşünsün...
  • (bkz: akademisyen egosu)

    pabucumun arastirma gorevlisi bile profesor havalarinda saliniyor, ne sandiniz ki.
  • bir akademisyen olarak geçen 24 kasım'da 2 farklı üniversitede 3 farklı bölümde ders anlatmıştım ve buna rağmen bir kişi bile öğretmenler günümü kutlamamıştı. bütün gün öğretmenlikle geçtikten sonra bir tütün kolonyası bekliyor insan.

    başlıktaki iddianin aksine işin öğretme boyutunun bilim yapma kadar önemli ve eğlenceli olduğunu düşünenlerdenim. çoğu yerde ikisi de yapilamıyor, o ayrı.
  • lisans, yüksek, doktora derken tonla öğrenci, onca veli aynı ortama düştüm bir tane ne öğrenciden ne de ailesinden öğretmenim duymadım. alayı hocam der hep.
    yazar arkadaş nasıl dandik bir yerden bildiriyorsa oradaki bin akademisyen cebinden çıkaran bir öğretmene selam etsin. götü yiyorsa doktorasını alsın da cebinden çıkarsın.
  • avukatların kendilerini tanıtırken merhaba ben avukat x demeleri gibidir. çok da şey etmemek lazım.