şükela:  tümü | bugün
  • kokoreççisine birahanenin yerini sorma gafletinde bulunduğum ilçedir.
    adam beni şöyle bir süzdükten sonra "bilmiyorum, bizim öyle yerlerle işimiz olmaz" dedi. kokoreci demek ki gece yarısında ailece gezenlere ve camiden çıkanlara satıyor.

    bu entryi şu an ilçenin 1515374 çay ocağından birinde efendi efendi çayımı içerken giriyorum.

    ekleme: dün de internet üzerinden satın aldığım otobüs biletini teslim almak için kamil koç yazıhanesine gittim. "beni neden zarara sokuyorsun? bileti benden almalısın." diye atarlandı eleman. dayak yemeden bu ilçeden sağ salim döndüğüme şükrediyorum.
  • bu yöre(ler)den fransa'ya vs göç oldukça yüksektir.
  • iç anadolu bölgesindeki geniş orman denilebilecek tek orman bu ilçededir. ilçe topraklarının ankara-sivas karayolunun güneyine düşen kısmının tamamına yakını ormanlıktır. bu orman çayıralan, gemerek, yıldızeli, şarkışla ilçeleri sınırlarına da taşar. kabaca 60x30 km lik bir alanı kaplar. (1.800 km2) içinde bir çok köy barındırır. yabani hayatın zengin olduğu bir bölgedir. ortalama rakım 1800 metredir. tabi çoğu yeri odun sağlama ve tarla, mera açmak için kesilmiştir. ama yine de anadolu'nun ortasında yemyeşil bir vahadır.
  • yozgat'a 90 km uzaklikta cok guzel ormanlarin oldugu kaynak sulari bolca (ki biz ankarada kurakliktan korkuyoruz her yerde oluk oluk buz gibi su akiyor) kucuk bir kasaba. ayni zamanda 7-8 temmuzda oryantiring turkiye $ampiyonasina ev sahipligi yapmi$tir.
  • soğuğu, ormanı, insanı, havası ile başka bir diyar. çıkın kadıpınarına kapayın kapılarınızı dünyaya değişimi hissedeceksiniz.
    ayrıca bakınız: nida tüfekçi
  • oldukça esrarengiz bir topluluğun yerleşim yeri olmuştur:

    "osmanlılar 1 856 fermanı ile din özgürlüğünü resmen kabul ettikleri zaman, aslında yeni dönmüş müslümanlar arasında hristiyanlığa geri döndürmek için girişimlerin yapıldığı örnekler vardı. çarpıcı bir örnek, istavri ya da stavriotae'lerin durumudur. istavriler, 1 7. yüzyıl sonundan itibaren çeşitli zulüm dönemlerinde islamı benimsemiş olan, ama aslında gizli-hıristiyan olarak kalan trabzon ve gümüşhaneli rumlardı. inançlarını açıkça ancak 1 856 ısiahat fermanı'ndan sonra dile getirebilmişlerdi. kimisi 1830'larda, yozgat'ın akdağ madeni kazasına yerleşmişlerdi.

    (...) şakir paşa, 1 897 yazında durumu bizzat incelediği zaman, lstavrilere "iki tür ibadeti birden yürüten bir halk" (iki aytiz icra eder ahalı) olarak gönderme yapıyordu. bu nedenle osmanlı düzenine tümüyle aykırı durumdaydılar. daha eski dönemlerde, dokunulmadan, öylece yanlarından geçilmişti; ama şimdi, imparatorluğun ayakta kalabilmek için kaynaklan son damlasına dek sıkmak zorunda kaldığı bu dönemde, kendilerini devletin hiç de memnun olmadıklan ilgisine mazhar olmuş buluyorlardı. bizzat akdağ madeni'nde "seksen dört hane"ye varan hatırı sayılır bir nüfus oluşturuyorlardı ve ayrıca çevre köylerdeki sayıları "yüz kırk hane"ye ulaşıyordu. müslüman adları almışlardı ve askerlik hizmeti yapıyorlardı, dolayısıyla "gizliden gizliye hıristiyan olarak kalmakla birlikte müslüman gibi görünüyorlardı." cemaat önderleri, trabzon'daki rum patrikliği'yle olan bağlantılarını sürdürmüştü; o kadar ki, aralarında mahmud efendi adındaki biri, yasadışı bir biçimde "patriklik temsilcisi" olarak anılıyordu. 1879'da açık açık hıristiyanlığa dönmekten söz etmeye başlamışlar, böylece askerlik hizmetinden muaf hale gelmişlerdi; ama izin verilmemiş ve şakir paşa'nın şu sözlerine neden olmuştu: "bu onları şeytanca entrikalara götürdü" (bir mecra-yı şeytan {ye sü!uk ile) . bu "entrikalar" doğum, ölüm ve evlilik kayıtlarını kütüklere kaydettirmemek ve ölülerini rum mezarlığına defnetmekten oluşuyordu. bundan başka, çocuklarına açık açık hıristiyan isimleri vermeye ve rum cemaati içinden evlilik yapmaya da başlamışlardı. şakir paşa, "böyle bir örnek öteki basit müslümanların kafalarında karışıklık yaratacağından" (tağşiş-i ezhan) tüm bunların çok tehlikeli olduğunu düşünüyordu. gene de, müfettiş-i umumi, cemaat liderlerinin geçici olarak sürgün edilmesi ve trabzon patriki'nin şiddetle kınanmasından daha ağır bir cezayı uygun görmüyordu. buna ek olarak. "güvenilir imamlar bunların köylerine gönderilmesi, çocuklarını okula göndermek ve onlara müslüman adları vermek konusunda ikna edilmeleri gerektiğine" dikkati çekiyordu." (selim deringil, iktidarın sembolleri ve ideoloji, ıı. abdülhamid dönemi, yky, s. 87)
  • bekir bozdağ'ın memleketidir.
  • istanbul dolaylarından gidenler için "sivas'a az kaldı" ilçesidir. rampaya aşşa akdağmadeni'ne inersin, ışıklı kavşak noktasında ecük yavaşlarsın, bi' bakarsın sağına, ilçenin girişine ve devam edersin. zaten ondan sonra ibrahim ağanın çiftliğini geçtinmiydi sivas il sınırına vardın sayılır gardaaaaş.
  • ayılma kazasıdır. havası, suyu zehir gibi soğuktur. inersiniz; şoför ayılır, arka koltukta sızmış çocuklar ayılır, yaşlılar ayılır ki yola devam edilebilsin. bir de kurufasülye tabii. kamyoncu lokantasının buğulu camlarına karşı kaşıklanacak kurufasülye.
  • (bkz: coşkun dinlenme tesisleri)

    bir de ipucu vereyim; sadece gidenler bilir (bkz: titanic)