şükela:  tümü | bugün
  • ilk orta ve lise öğrenimini memleketi olan kayseri'de tamamlamış ve istanbul'da da mühendislik okumuştur. devamında ise hayatını medya ve iletişim üzerine okuyarak/yazarak/konuşarak geçirmiştir. malumat ı füruş demek deyim manasıyla densiz kaçacak ama çok gezdiğinden* ve gazetecilik-yayımcılık yaptığından çok bilen bir insandır. muhtemelen kıymeti daha sonraları bilinecek olan bir yazarımızdır.
  • bir din seçtiyseniz onu da bizim istediğimiz gibi yaşayacaksınız dayatmasını gören sahip olduğu duruşu korumasını bilen yazar adam, araştırmacı, programcı...
  • bugün "bir metafor olarak jeep" başlığıyla kaleme aldığı yazısı okunası, düşünülesi olan yazardır.
    akif emre her daim süper yazılar yazmamaktadır belki amma sabırla izlendiğinde farkı farketmemek elde değildir.
    dünyabülteni'nin ediötürdür kendiler aynı zamanda
    yazı için: http://yenisafak.com.tr/…r/?t=26.02.2009&y=akifemre
  • geçen günkü yazısında haftasonu yaptığı paris seyahatinden aklına takılan birkaç şeyi yazmış. ben de rastlayınca bir okuyayım dedim. her neyse, akif bey bu yazısında montmartre tepesindeki sacré-coeur'den yola çıkarak, geleneksellik-modernlik, din-akıl-sanat, vs. türünden düşüncelere dalmış gitmiş. bir tepeden paris'i izlemek, kendisinin beynindeki nöronların uyarılmasına neden olmuş ki; "geçen hafta sonu, sokak ressamlarının arasından geçerek tepeden aşağıda alabildiğine uzanan paris'e baktığımda mekan, zaman ve zihniyet ilişkisini, değerlerin dönüşümünü bir mekanın bu kadar yoğun olarak taşıyabileceği fikri aklıma bile gelmemişti." http://yenisafak.com.tr/…zarlar/?i=15820&y=akifemre satırlarını karalamış.

    pek iyi güzel de, yazının tamamını okuduğunuzda farkına varıyorsunuz ki, akif emre sacré-coeur'ün en iyi ihtimalle modernlik-öncesi fransa'sında yapılmış, örneğin notre dame gibi eski bir mimari olduğunu düşünüyor. halbuki belirtmek lazım, sacré-coeur, hobsbawm'ın "avrupa başka hiç bir yüzyılda bu derece modern olmadı" dediği 19. yüzyılda, hatta 3. cumhuriyet'in 3. yılında yani 1873'te alınan bir millet meclisi kararıyla yapılmaya başlandı. binanın tamamlanması ise 1914'te sona erdi. ilginçtir ki, yine hobsbawm'ın "age of empire" olarak adlandırdığı ve kapitalizmin küresel genişleme sürecini kapsayan, emperyalizm dönemi diye de bilinen 1875-1914 zaman aralığının tamamını kapsayan bir konstrüksüyon macerası var yapının.

    ama bazilikle ilgili bu basit tarihsel gerçek, akif emre'nin bilgi dağarcığında olmadığında, "çıktım sakre kör'eee, baktım ovayaaa" diye aktardığı "réflexion"larını bir anda dumura uğratacak güce sahip olur; bulunduğu mekândan gerçekleştirdiği "çevreyi izleme" işi düpedüz bir aşırı-okuma olma yoluna girer. sacré-coeur hem modern dönemde yapılmış bir yapıdır, hem de ortaçağ skolastisizmini hatırlatan hiç bir iz taşımaz -mimari anlamda da. tarihsel olarak, 3. cumhuriyet döneminde yapılmış olması ve 20. yüzyılın da ilk çeyreğinin sonuna doğru bitmiş olması onun "yeni"liğini gösterir.

    bir başka şey de, yapının bulunduğu mekanın isim olarak sacré-coeur şeklinde geçmemesi, montmartre olarak geçmesidir. yani, yapı bulunduğu yeri adlandırmamıştır. dolayısıyla, montmartre ressamları, kilisenin elinden bir dünyevi iktidar almış değillerdir. o iktidar çoktan alınmıştır; tam da sacré-coeur'ün yapılış sürecinin başlarında, mesela jules ferry'nin getirdiği "laik, parasız, zorunlu eğitim" (1880'li yıllar) vasıtasıyla.

    bunlar bir takım düzeltmeler. bilinmesi çok önemli değil belki, ama yazılmasının sebebi şu: bir entelektüel kafasındaki kurmacayla bir takım çıkarımlar yapıyor ve bunları okuyucusuna anlatıyor (her zaman için takdire değer bulurum). ama öbür taraftan, entelektüelin kafasındaki kurmaca gerçekle uyuşmadığı için, daha da önemlisi, kafasındakinin gerçek değil kurmaca olduğunun farkında olmadığı için --ve üzücü olan taraf da şu ki, bunun sahihliğini araştırmadığı için-- yapmış olduğu yorumlar aşırı-okuma örneklerinden biri haline gelir. bu yalnızca akif emre'nin sorunu değil elbette, çok daha büyük ve özellikle de türk entelijansiyasında sıkça rastlanan bir problem. bu tür aşırı-okumalara kaçmakta beis görmüyoruz, hemen akabinde yapmış olduğumuz okuma bizi yanıltıyor ve gerçekle olan bağımızı zayıflatıyor. akif emre'nin yazısında doğru olan tarihsel gerçeklikler de var mesela ama öyle bir durumda o tarihsel gerçeklikler bir anda başka tarihsel gerçekliklerle uyuşmadığı için kendini geçersizleştirmiş hâle geliyor. bu türden hatalara eli kalem tutan her insan bir şekilde kapılıyor ama akif emre'nin bu yazıyı haketmesi, onun ulusal bir gazetede yazıyor oluşudur.

    aynı yazıda başka türden eleştirilecek meseleler de var ama hiç girmek istemedim. mesela yine aynı "réflexion"undan aklına gelenler şunlar emre'nin: "kutsal yürek (sacré-coeur'ün türkçesi -kzgnlş) tepesinin kutsiyetinden kaçarak paris'e tepeden bakmayı mümkün kılan eyfel kulesi bir başka modern-kutsallığın temsili yapısı değil midir? çelik konstrüksiyonun temsil ettiği teknolojik ve maddi güçle bu kadar yükseklikte inşa eden mühendislik bilgisi ve becerisi…"

    burada da alışılagelmiş, neredeyse klişe bir eşitlemeyle karşı karşıyayız: ortaçağ'ın kutsallıklarının yerine, akıl ve teknolojinin geliştirdiği modern fiktif kutsallıklar... feyerabend'in bilimin dinselleşmesiyle ilgili yaptığı çığır açıcı eleştirilerin bir nevi uzantısı. ama akif emre'ye hatırlatmak gerekiyor ki, bu eleştiri tarzının da büyük ölçüde vadesi doldu veya dolmak üzere. türkiye'de bir grup entelektüelin yürüttüğü teorik tartışmalar, dünyayı onbeş-yirmi yıl geriden izliyor olabilir ama bu söylemlerimizi çağımızla orantılılaştırma çabalarının da önüne geçmemeli. feyerabendci bu eleştiri türkiye bağlamında hâlâ anlam ifade eder ve bir süre daha edecektir ama sözkonusu olan "batı medeniyeti" olduğunda bu eleştirilerin muhataplarını çoktan bulduğunu ve artık başka konulardan bahsediliyor olduğunu hatırlatmanın faydası var.

    falan filan.
  • akif emre'in yazı işleri müdürü olduğu world bulletin turkey adlı web sitesininin ingilizce yayınlanan bölümündeki bir haberde adı geçen arzu çakmakcı adlı türk kadının ''hollanda'da başı örtülü olduğundan dolayı öldürüldü" diye yazıyor.

    "in recent months first egyptian merve shirbini in germany and then turkish arzu çakmakçi in holland were killed due to hostility against women with head covers."

    gerçekte bir namus cinayetine kurban giden bu kadın, evli olduğu müslüman kocası tarafından hollanda'da sokak ortasında öldürülmüştür.
  • yeni şafak gazetesinde yazmış oldugu köşe yazılarından mütevellit göstergeler isimli kitabında çok başarılı sosyolojik tespitler yapan gazeteci, yazar. bu tespitlerden bazılarını örneklemek gerekirse :

    " ......cumhuriyet'i kuran, kurtuluş savaşında kurmay heyet arasında yer alan kadrolara baktıgımızda, özellikle savaş sonrası uluslararası ilişkilerdeki sergiledikleri tavırlar açısından hiç de böylesi özellikler ( tarihta iz bırakacak çapta çıkışlar, deha ile delilik arasında gidip gelmeler) taşımadıklarını görüyoruz. makulün de ötesinde çok uysal karakter sergiliyorlar. bu liderlerde hiç de bir halkı " harimi ismet"ine saldıran düşmana karşı harekete geçirmiş, ateşin insanlarına özgü tavırlar, uygulamalar görünmüyor bağımsızlık sonrasında.

    bu uysallığın iki tür "zayıflık"tan kaynaklandığını düşünüyorum.dünya paylaşımında ulus devletlere yer veren güçler, dünya sistemi açısından sorunsuz siyasi kadrolara ihtiyaç duyarlar....halkın değerlerine yabancı, halktan kopuk kadrolardır bu çoğu üçüncü dünya ülkeleri liderler....

    ......ikinci zayıflık ise kişisel birikim ve donanımdan kaynaklanır. onun için bu tür liderler genellikle cüce insanlardır. okudukları kitap listesine bile bakmak yeterlidir bunu anlamak için...."

    " .....batı karşısına islam öncesi kültürlere öykünerek çıkma isteği tüm islam dünyasındaki laik modernleşmeci eğilimlerin ortak özelliğidir. örneğin mısır eliti için yunan medeniyeti hatta firavunlar dönemi batıya karşı komplekslerini tatmin ettikleri kimlikleridir.ne var ki görsel ve işitsel medyaya yansıyan bu kimliksizliğin pragmatist yaklaşımları haklı çıkaracak bir alışverişe dönüştüğüde su götürür. her taklit orijinalinin kötüsü olmaya mahkum oldugu gibi, mukallitlerin de saygınlıga hakları yoktur.."
  • yitik medeniyetimiz endülüs ile ilgili bir belgesel hazırlığı içindeymiş. biz de merakla bekliyoruz.

    http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=6238
  • her daim sesine kulak verilesi.
  • köşe yazarlığı kavramını içini doldurarak yeniden inşa ediyor. yeni şafak'ta yazdığı her bir köşe yazısı neredeyse bir kitap konusu olacak kalibrede oluyor. dili, üslubu, yazarlığı kendini okutan cinsten. akif emre'nin yazılarını her okuduğumda yeni bir pencere açılıyor zihnimde.