şükela:  tümü | bugün
  • mustafa inan tarafından yazılan makalenin metni ;

    '' her canlı içten ve dıştan birtakım yıpratıcı, yok edici tesirlere maruzdur ; bunlara karşı koyabildiği müddetçe hayattadır, yenilme ölüme delalet eder. hayat mücadelesi adı verilen, bu karşı koymanın belirli bir taktiği ve planı olması gerekir. taktiğin yönelticilerine hareketlerimizin ''rehberi'' adını veriyoruz.

    canlılar için tanınan belli başlı iki rehber vardır.
    a) iç güdü
    b) zihni faaliyet

    daha çok hayvanların hareket ve davranışlarını tanzim eden iç güdü veya eski adıyla ''sevki tabii'', doğuştan mevcut olan, sonradan öğrenilmeyen bir hayat düzeni ve kısaca '' kurulu düzen '' dir. iç güdüleri ile hareket eden hayvanlardan iradi ve serbest bir davranış beklenmez. muhtemel durumlar karşısında takınılacak hareket ve tavırlar önceden tesbit edildiği için, bu rehber sisteminde de yanılma bahis konusu olmaz.

    iç güdüleriyle hareket eden hayvan topluluklarının davranışlarında şaşmaz bir nizam ve tabiat kanunlarına uygunluk görülür. uzun yıllardır aynı ahenk ve nizam zerre kadar değişmeden devam edip gelmektedir.

    canlılar arasında insanın özel bir mevkii vardır, bu yaratık davranışlarını tanzim ederken, iç güdülerinden ziyade zihni faaliyetlerden faydalanır. akıl ve zeka gibi kelimelerle de ifade edilen bu rehber sisteminde esas yöneltme şöyle cereyan eder ;

    beş hisle, dış aleme ait tesirler ve intibalar zaptolunur, bunların üzerinde muhakeme yürütülür ve bir karara varılır sonunda bu karar icra edilir. bu tarz davranışta irade serbestliği mevcuttur. yalnız zihni faaliyetin bu çok cepheli hürriyetine mukabil hakaretlerdeki yanılma bu rehber sisteminin en karakteristik bir vasfıdır. denebilir ki insanlar, iç güdülerini terk ederek, hareket serbestliğini, yanılma pahasına satın almışlardır.

    bir canlıda bu iki ayrı tip ''hayat rehberi'' yalnız başına bulunmaz esas itibariyle iç güdüleriyle hareket eden hayvanların bir miktar da akıl ve zekaya sahip oldukları öteden beri bilinen bir husustur. yine aynı şekilde davranışlarının büyük bir kısmına, zihni faaliyetlerinin kumanda ettiği insanda da iiçgüdüler de mevcuttur.

    insanda bir takım iç güdü ve benzer kabiliyetlerin halen mevcut olması onların bu tip rehber sistemine, tekamüllerinin eski safhalarında daha çok sahip olduklarını ifade eder. insan nesli iç güdülerini ne vakit terk etti ve akıllı bir yaratık olmaya başladı ? bu sorunun cevabı güç olsa gerek. çünkü çok eski zamanlardan günümüze intikal eden yeter miktar ve kalitede vesika mevcut değildir. her şeyden önce şunu söyleyebiliriz ki iç güdüden akla geçiş sürekli olmuştur. canlılar alemine ait şu birkaç rakam tekamül zincirinin bazı halkaları hakkında basitte olsa bir fikir verebilir.

    - ilk canlı bundan iki milyon sene önce yeryüzünde görüldü.
    - ilk memelilerin zuhuru bundan elli milyon seneye ulaşmaktadır.
    - insan nesli ilk olarak dik yürümeye bundan iki milyon sene önce başlamıştır.
    - akıl ile hareket eden insan kalıntısının (kafatası) en eskisi afrikada tanjanikada 1959 da keşfedilmiştir. bunun yaşı bir milyon yediyüzeelli bin yıla çıkmaktadır. (zinj adamı)

    zinj adamı yaptığı basit ve fakat zekaya dalalet eden aletlerle açlık denen ve eski devirlerin büyük fakat beyinsiz hayvanlarının yok eden afete karşı koyabilmiş ve neslini devam ettirebilmiş. aletini geliştirdikçe ottan, et yemeye geçmiş ve yavaş yavaş aklını kullanarak çevresine intibak etmeye sonra hakim olmaya başlamıştır. şu birkaç tarih insan neslindeki zeka gelişmesinin tedriciliğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir :

    - insan neslinin ateşi bulabilmesi için, bir buçuk milyon sene geçmesi gerekmiştir.
    - ok-yay icadı için daha bir iki yüze elli sene zaman sarfına ihtiyaç hasıl olmuştur
    - ilk ateşli silahların icadı bundan elli bin sene öncedir.
    - top ancak beş yüz sene önce bulunmuştur.
    - belki bundan elli sene sonra da insanlar fezayı fethedecektir.

    bu anlatılanlar gösteriyor ki aklın ve zekanın gelişmesi tedrici olmuştur. insanların zihni faaliyetleri geliştiği nisbette, iç güdüler bir redüksiyon'a uğramış, daha doğru geri itilmiştir. insanın ilk devirlerine ait iç güdülerin birçokları halen iz olarak mevcut ve fakat geciktirilmiş bir şekildedir. (retardation teorisi )

    iç güdülerin gerilemesi ve aklın gelişmesi ilim ve tekniğin doğmasına sebep olmuş, hayt mücadelesinde insan eksik beden kabiliyeti ve silahını aklı sayesinde temin ederek bugünkü seviyeye ulaşmıştı. insan ilk önce etrafını bilhassa cansız alemi inceleyerek bunların arasındaki değişmez münasebetleri (kanun) keşfetmiş bu şekilde tabii ilimlerden fizik ve kimyayı geliştirmiş, vardığı sonuçlardan tabiata gücü yettiği kadar hakim olmaya çalışmıştır.

    cansız alemdeki bu ilmi ve teknik gelişme yalnız aklın bir zaferi olmş ve insanlar bundan adeta sarhoş olmuşlardır. ne yazık, benzer gelişme manevi bilgiler alanında beklenildiği kadar olmamıştır. bugün biyoloji bile fizik kadar gelişmiş bir durumda değildir.

    psikolojiye ve sosyolojiye ait gelişmeler diğer pozitif bilimler yanında çok geri bir durumdadır. iktisadi hayatla ilgili kanunlardan ancak pek azı bilinmektedir.

    bu geriliğin ilk sebebi bu sahanın diğerine nazaran daha çetin ve olayların daha girift olmasıdır.

    uzun gözlem'e ihtiyaç manevi ilimlere ait olaylara yalnız akılla nüfuz etmek kabildir.

    diğer sahalarda büyük zaferler kazanan insan zekası bu sahada büyük bir yenilgiye uğramış, ve zaafını kapatmak için de çeşitli spekülasyonlara sapmak zorunda kalmıştır. ilim yoluyla çözemediği olaylar hakkında bir takım doktrin, prensip ve kaideler koymaya kalkmıştır. buna sebep, aklın kendinde olan hür tembellik ve kolaya sapma temayülüdür. zor gördüğü bilgi sahalarında yorulan akıl kurtuluşu ve ümidi basit olan prensiplerde bulmuştur. on sekizinci yüzyıldan itibaren bir çok filozoflar hemn her sahada içtimai ve iktisadi prensipler ortaya atarak meseleleri bu açıdan inceleme yoluna sürüklemişlerdir.

    hülasa sosyal ve ekonomik hayatta bugün başımıza gelen badirelere başta aklımız sebep olmuştur denilebilir.

    iç güdü yanında büyük hürriyet imkanını bahşeden akıl, insan neslinin hem haysiyeti ve hem de başının belasıdır.

    kendimizi davranışlarımızda, aşırı olaraki hür sayımız bizi çok cezalara çarptırmıştır ve çarptıracaktır. tabiatın bir parçası olduğumuzu düşünmemiz gerekir ve onun kanunlarına itaat etmesek ve onun nizamını tanımazsak bizi bu kanunlar nasıl olsa takip eder.

    hayat davranışında aklı daima öne alıp, an'ane ve bunca yıllık tecrübeleri terk ederek disiplinsiz ve şuursuz bir hayat srmek muhakkak bizi iyi yöne götürmez.

    kurtulma yolu, muvazeneli bir şekilde aklın ve diğer kabiliyetlerin uygulanması, tabiat kanunlarının aranması realiteye uymayan prensip ve doktrinlerden vazgeçme ile mümkün olacağı kanaatindeyim.

    yalnız akıl ve zeka ile bir alemin realitelerine erişmek kabil değildir, her mantıki olan muhakkat reel demek değildir, buna en güzel misal (çeşitli hadiselerin mevcut olması) dır. çok hendese var fakat bir reel alem var.

    aklın yanında hikmet dediğimiz yüksek bir bilgi kabiliyetine de yer vermek lazımdrı. hikmet bu alemin olaylarına, onun üstüne çıkmak, mütevazi bir şekilde bakmak, aralarında iç ahengi sezmek, aşk ile realitenin durumu gibi.

    bu anlamda, bir şairi bir hakim bir mutasavvıf ve veli alimden daha çok derin olarak realiteye ulaşabilir. kim iddia edebilir ki bugün einstein mevlana'dan daha çok tabiat sırlarına ermiştir.

    akıl hayatın manasını ve gayesini anlayamaz, onu ancak beden tekamülünden sonra gelen ve mütemadiyen gelişebilen ruh yükselmesiyle kavramak kabildir.

    ulu-mimarla aramızdaki mesafeyi azaltmak istiyorsak rehber olarak, aklı ve hikmeti seçmeliyiz. beden ve ruh kuvveti ile tamamlamalıyız, ayrıca iyiye ve güzele doğru yönelmiş olmalıyız.

    kısaca :
    akıl ve hikmet hareketlerimizin ruhları olsun :
    kuvvet onu tamamlasın :
    güzellik onu süslesin. ''

    03.05.1964.